Alternatifim Cafe

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1

Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da HINZIR diye geçen ve DOMUZ diye tercüme edilen kelimenin, bazı kişiler tarafından farklı anlamlar verilmesi konusu üzerine olacaktır. Bizler ne yazık ki bizlere öğretilenleri, kendi inançlarımıza uydurmak adına, ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, toplum arasında tedirginlik yaratmaktan, yanlışa nefsimizin etkisiyle meyletmekten hiç çekinmiyoruz. Allah öyle bir yol gösterici rehber göndermiş ki, her kim bir ayette geçen kelimeye farklı bir anlam verse bile düşünen, aklını kullanan Kur’an ı rehber alan bir Müslüman, Kur’an ın diğer ayetlerinden gerçekleri hemen fark edebiliyor. Gelin bu konu da, iki farklı düşünce neler söylüyor ona bakalım, daha sonrada Kur’an dan doğrusunu bizler anlamaya çalışalım.


Önce ayetlerde geçen, HINZIR kelimesinden kast edilen, DOMUZ anlamında olduğunu ve bu şekliyle tercümenin doğru olduğunu söyleyen düşüncenin söylemlerine bakalım.


“Bugün Arap İslam âleminde, Arap denilen milyonlarca insan vardır. Bunlar “domuz”a ne diyorlar? Eğer “hınzır” BOZUK ET İSE, o zaman domuzun Arapça’da hiçbir karşılığı yok mu? Oysa bugünkü bütün Araplar “domuz”a “hinzir / hınzır” diyorlar. Bunu inkâr etmek, dünya-âleme maskara olmaktan zevk alma duygusuyla ancak izah edilebilir.”


Şimdide bu düşüncenin doğru olmadığını savunan ve HINZIR kelimesinin ayetlerde, DOMUZ anlamında olmadığını iddia eden düşünce ve inancın söylemlerine bakalım.


“Şimdi aklımızı kullanarak düşünelim. Yahudi lobisinin güdümündeki magazin gazeteciliğine kulaklarımızı tıkar ve ciddi sağlık araştırmalarına kulak verirsek uygar dünyanın araştırmalarında domuz etine dair diğer hayvanların etlerine kıyasla fazladan herhangi bir risk bulunmuyor. Ama ayet ne diyor? "hınzır eti yemeyin, o pis"


Hınzır domuz ise "domuz eti yemeyin, o pis" diyen ayet ile bilimin verileri birbiri ile bir çelişki oluşturmuyor mu? Domuz eti "pis" olsaydı bilimde ileri ve her türlü teknolojiyi üreten toplumlar, kendi çocuklarına domuz eti yedirmez, yasaklamazlar mıydı?


Eğer ki Arap dilinde hınzır konusunda tek seçenek olsaydı sıkıntı yaşardık. Ama bu sözcük iki anlamlı. Bir anlamı bilim ile çelişik bir noktada iken diğer anlamı bilimi doğruluyor ve bilim ile aynı şeyi emrediyor. Nedir bu emir? "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME."


Şimdide bu düşüncelerin hangisinin, doğru olabileceğini anlamaya çalışalım. Hatırlatmak istediğim çok önemli bir gerçek var Kur’an dan. Birçok insanın ya da çoğunluğun, domuzu yediğini söylemek, onun yenmesinin doğru olduğuna kanıt gösterilemez. Çünkü Allah çoğunluğa uyarsan, seni yoldan saptırırlar uyarısını yapmıştır. Bilimde ileri olduğu toplumlara örnek verenler, içkinin sağlığa zararlı olduğunu bile bile, ailecek içki içmiyorlar mı?  Önce domuz gerçekten söyledikleri gibi, diğer yediğimiz hayvanlar gibi temiz mi? Yani Kur’an da bu kelime domuz diye geçiyorsa, bilimle çatışıyor mu ona bakalım.  Bilim bu konuda domuzu araştırdığında, bakın nasıl bir hayvan olduğunu tespit etmiş, diğer yediğimiz hayvanlardan farklı olarak.


“Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğer hastalıklı canlıları yiyor ve etini yiyenler için, 4 saat sonra kasapta parçalara ayrılıyor ve yemeye hazır hale geliyor. NE KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE DEĞİL Mİ?


BURADA Kİ SORUN, TOKSİNLERİN TAMAMEN TEMİZLENMEMİŞ OLMASIDIR. Diğer taraftan diğer hayvanlardan inek, koyun ve benzerleri, bu hayvanların hepsi TEMİZ BESLENEN VEJETARYENLERDİR. Onların sindirim sistemleri, domuza göre, çok daha ileri seviyededir.


İneklerde 3 mide vardır ve taze temiz sebzeler SİNDİRİM SİSTEMİNDE İŞLENDİĞİNDE, 12 SAAT SÜRÜYOR. KIYASLADIĞIMIZDA BİR TARAFTA 4 SAAT, DİĞER TARAFTA 12 SAAT. Pislik çöp yiyen bir hayvanı mı tercih edersiniz, yoksa taze temiz beslenen hayvanımı tercih edersiniz? Zayıf sindirim sistemi olan, toksinleri depolayan mı? Yoksa toksinlerden tamamen temizlenmiş olanı mı?"


Şöyle savunma yapabilirsiniz. Eti iyice pişirirseniz, toksinler, zararlı mikroplar ölür. Bu düşünce ancak, gerçeklerin üstünü örtmekten başka bir işe yaramaz. Allah yol gösterir, kulu Allah ın gösterdiği yolu ister izler, isterse kendi nefsinden bahaneler bulur. Allah Enam 145. ayette özellikle Hınzır yani domuz etinin pis olduğunu söylüyorsa, Allah ın önerisine uymak en doğru olandır. Çünkü Kur’an rehberdir, bu rehberin yolundan gitmekte bir seçimdir. Allah yarattığı bu hayvanın etini yemeyin diyorsa, elbette bu hayvanı yaratmasının da bir sebebi vardır. Yaradan hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Bizler bunun arayışı içinde olmalıyız.  Şimdide HINZIR yani domuz diye çevrilen ayetlerden bir örnek verelim ve üzerinde birlikte düşünelim.


BAKARA 173: Allah, size ancak LEŞ, KAN, DOMUZ ETİ VE ALLAH’TAN BAŞKASI ADINA KESİLENİ HARAM KILDI. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet meali)


Allah ayette haram kıldıklarını sayarken, dikkat ettiyseniz ilk saydıkları arasında LEŞ var. Leş bildiğiniz gibi, kendiliğinden ölmüş ve bir müddet zaman geçerek eti çürüdüğü için bozulmuş, kokmuş hayvana denir. Peki, HINZIR kelimesinin ayetlerde DOMUZ anlamına gelmediğini savunan arkadaşlar bu kelimeye ne anlam vermişti hatırlayalım.  “BOZUK, ÇÜRÜMÜŞ ET.” Ama Allah zaten bu anlama gelen LEŞ kelimesini bozuk, çürümüş et anlamında kullanıyor. Bu durumda ayetin devamında geçen HINZIR kelimesinin de bozuk çürümüş hayvan ya da bozuk yiyecek anlamında olması mümkün görülmüyor. Çünkü Allah özellikle HINZIR yani domuz canlı olarak temiz göründüğü için, bu hayvan temiz değildir sizler için diyor. Nedeni çok açık, ayetin sonunda ne diyordu? “MECBUR KALIRSANIZ, SINIRI AŞMAMAK KOŞULU İLE YİYEBİLİRSİNİZ.” Bu ayette bu hüküm aslında, HINZIR kelimesinin bozuk çürümüş et, yiyecek olmadığının çok açık kanıtıdır. ÇÜNKÜ BOZUK ÇÜRÜMÜŞ ET YA DA YİYECEK ZORDA BİLE KALSANIZ YİYEMEZSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZİ ZEHİRLER, ÖLÜRSÜNÜZ. Demek ki ayette geçen HINZIR, tercüme edildiği gibi bir hayvan yani DOMUZ, bozuk çürümüş et ya da yiyecek değil. Bu hayvanı, ya da diğer saydıklarını zorda kaldığınızda, Allah sınırı aşmamak şartıyla, yiyebilirsiniz diyor.


Eğer bu tercümenin doğru olduğunu kabul edersek, Allah haram kıldıklarını sayarken, aynı anlamı hem LEŞ hem de HINZIR kelimesiyle vermiş oluyor ki, buda elbette mümkün değildir. Ayette bahsedilen LEŞ kelimesiyle Allah zaten, kendiliğinden ölmüş, kokmuş bozulmuş hayvandan bahsediyor. Benzeri anlamda bir kelimeyi, daha sonra sayması, tekrar etmesi de zaten mümkün değildir. Bu konuya açıklık getirecek bir başka örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Bu ayette kullanılan kelime aynı kökten (hinzir/henazir) olarak kullanılıyor.


Maide 60: De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından MAYMUNLAR, DOMUZLAR ve tâğûta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır. (Bayraktar Bayraklı)


Bakın Allah yoldan sapmış inkârcıları, kimlere benzetiyor. MAYMUNLAR VE DOMUZLAR. Allah böyle insanları, öyle hayvanlara benzetiyor ki onların davranışları, yaşadıkları ortam ile bir bağ kurduğunuzda ancak bu gerçek anlaşılıyor. Burada geçen kelime HENAZİR yani HİNZİR kelimesinden geliyor. Onun içinde bu ayette de domuz diye çevrilmiş. Eğer bu kelimeye söyledikleri anlamı verirsek, ayeti kendimizce şekillendirmiş oluruz ve ayette çelişki yaratırız. Onun içindir ki, HINZIR hayvan ismidir ve domuzdur. Hınzır kelimesinin bozuk et olduğunu söyleyen kardeşlerimiz, ayetin son bölümünü kendilerince tercüme ederek, şöyle bir cümle kurmuşlardı hatırlayalım. "AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME." Bununda mümkün olamayacağını, çürümüş etin insanı zehirleyeceğini, zarar vereceğini zaten söylemiştim.


Dilerim cümlemiz, Kur’an ile gönül gözleri açık, Allah ın Kur’an da önerdiği yolda yürüyen, Kur’an ı düşünerek anlayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

2
Yerli Sanatçılar - Gruplar / Celal Öztürk - Anladım Şarkı Sözleri
« Son İleti Gönderen: clloztrk Ağustos 31 2019, 00:20:29 »

Anladım büyünmüyor,yalnız kalmadan
Bütün merasimlerini gördüm ömrümün ve yüzün yüzümdü
İsmin hiç geçmiyor ucundan aklımın,tek bir şarkıda bile
Anladım kabullendim dönüş yok bir daha geriye


Soğuk şehirlerin arasında
Kaybolmuş resimler
Ve bu yağmurlarla giden kadının bavulunda
Hep soğuk mevsimler Anladım...



https://www.youtube.com/watch?v=HM5TylevDg8


https://open.spotify.com/track/2ZyNm0RkVKl0ejg9TZQbGp?si=KRlPVAF-SeecEN8TeuhoRA
3
Yararlı Bilgiler / Jambonlu Kaşar Peynirli Milföy Tarifi
« Son İleti Gönderen: Can Ayvaz Ağustos 30 2019, 15:12:20 »



Jambonlu kaşar peynirli milföy tarifi ile beş çaylarına özel pratik ve lezzetli bir tarif yapabilirsin.


Malzemeler


300 gr jambon


250 gr kaşar peyniri


10 adet milföy hamuru


1 adet yumurta


Susam


Yapılışı


Jambonları şeritler halinde kaşar peynirini ise küp şeklinde doğrayın. Oda sıcaklığında çözülen milföy hamurlarının arasına harcı koyun ve üçgen şeklinde kapatın. Milföylerin üzerine yumurta sürün ve susam ekleyin. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında peynir kızarana kadar pişirin. Afiyet olsun.
4
İslam Dünyası / ÇOK EŞLİLİK VE KUR'AN IN ÖNERİSİ.
« Son İleti Gönderen: halukgta Ağustos 28 2019, 11:36:48 »

Bizler Kur’an ı anlamaya çalışırken, eğer nefsimizin esiri olarak, beşeri batıl inançlarımıza delil aramak adına Kur’an a bakıyorsak, ondan doğru bilgiyi almamızda, asla mümkün olmayacaktır. Çünkü Allah bizlere, niyetlerimize göre cevap verecektir. Kur'an ı doğru anlamak istiyorsak, ayetleri rivayet ve batıl bilgiler ışığında değil, Allah ın ayetleri ışığında anlamaya çalışmalıyız.

Kur’an da Nisa suresi 3. ayette geçen, bazı kelimeler öne sürülerek, Allah bir erkeğin dört eşe kadar evlenmesine izin veriyor denmektedir. Gerçekten Allah, birden fazla eşle evlenmemizi öneriyor mu, yoksa Allah indirdiği ayetleriyle, o günün çok özel bir durumuna işaret ederek, SORUNLARA ÇÖZÜM BULMAK ADINA DERMAN MI OLUYOR, gelin birlikte ayeti anlamaya çalışalım. Ama önce, Nisa suresi 3. ayeti daha iyi anlayabilmemiz için, bir önceki ayeti de yazalım ki, ayetlerin özellikle kimlerden ve ne maksatla bahsedildiği daha iyi anlaşılsın.

Nisa 2: YETİMLERE MALLARINI VERİNİZ; temizi pis olanla değiştirmeyiniz, onların mallarını sizin mallarınıza katarak kendi helâl ve temiz malınızı kirletip yemeyiniz; çünkü bu, büyük bir günahtır.

Nisa 3: ŞAYET YETİMLER HAKKINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEYECEĞİNİZDEN KORKARSANIZ, size helâl olan başka kadınlardan İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER ALINIZ. O kadınlar arasında da adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, BİR TANE ALINIZ; yahut ellerinizin altında bulunanlarla yetininiz. Zulüm ve haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur. (Bayraktar Bayraklı meali)


Nisa 2 ve 3. ayete baktığınızda, ilk önce bahsedilen konu yetimler ve bu yetimlerin ailelerinden kalan malları ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Dikkat ederseniz, belki savaşlardan belki de başka nedenlerden dolayı, anne ve babalarını kaybetmiş, yada bakacak kimsesi olmayan kadınlar ve onları koruma altına alan kişilerin durumlarından bahsediliyor ve böyle bir ortamda nasıl davranılması gerektiği açıklaması yapılıyor ayetlerde. BU UYARIYI ALLAH, YETİMLERİ KORUMA ALTINA ALMIŞ, KİŞİLERE ÖZELLİKLE YAPTIĞI ANLAŞILIYOR.

Sakın yetimlerin mallarını, kendi mallarınıza katmayın diyor. Onların malları için onlarla evlenmeye kalkarda, adaletsiz bir durum yaratırsanız, bu yanlış bir yol olur diyor bizlere. Adaleti koruyamama şüpheniz varsa eğer, sizin korumanız altındaki yetimlerle değil, size helâl olan (başka) yetim kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Bu sözleri söyledikten sonrada bakın ne diyor ayette.

"EĞER ADALETLİ DAVRANMAYACAĞINIZDAN KORKARSANIZ, O TAKDİRDE BİR TANE ALIN."

Lütfen ayetin indirilme amacının dışına çıkartmadan, ayette bahsedilenleri anlamaya çalışalım. Allah size emanet edilen yetimler hakkında, adaletli olamayacaksanız dedikten sonra, tavsiye ettiği başka kadınlardan bahsederken, eğer yetimler için indirilen ayeti, normal kadınlardan alın diye anlarsak, ayetin özünden sapmış oluruz. Ayrıca ayetin sonunda Allah ın tavsiyesinede ters düşmüş oluruz. Allah ne diyordu, adaleti sağlayamayacağından korkarsanız bir tane alın.  Ayette Allah, size helal başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın derken, yetim olupta malı ve mülkü için meyletmediğiniz, ancak beğendiğiniz, sevdiğiniz diğer yetimler ile evlenip, onları O zor durumlarından kurtarın diyor.  Nisa suresi 19. ayette bu konuya açıklık getirmek adına Allah şu ikazı yapıyor. "EY İMAN EDENLER! KADINLARA ZORLA VÂRİS OLMANIZ, SİZE HELÂL DEĞİLDİR."

Tekrar hatırlatmak isterim. Bu ayet ve ayette anlatılanlar, normal koşullarda geçerli olan hükümler değildir. Çünkü ayette yapılan uyarı ve ikazlar , sahipsiz kalmış yetimlerin mallarına göz dikmek adına onlarla evlenmeyi yasaklıyor. Bu durumda izlenmesi gereken yolu gösteriyor, tavsiyede bulunuyor. Allah birden fazla evliliği yasaklamıyor bu açık, ama tavsiyesi tek eşlilik. Eğer çok eşliliği birden bire yasaklamış olsa, toplumun neredeyse tamamının böyle bir evlilik yaptığı ortamda, sizce bu yasak nasıl karşılanırdı toplum tarafından? İşte Kur’an ın güzelliği ve toplumu ikna ile eğitim şekli.

Şunu da belirtmeliyim ki, ayette 4 eşe kadar evlenin demiyor. İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER TABİRİ, NET BİR SAYIYI BELİRTEN CÜMLE DEĞİLDİR. Daha açıkçası, belirli bir sınırlama yoktur. Söz gelimi şöyle denir, fazla yemeyin BİR KAÇ TANE ALIN. Bakın sayı belirtilmemiş ama çok fazla olmasın anlamındadır. Peki bu emri neden, hangi sebeple, hangi şartlarda  veriyor Allah, burası önemli. Çünkü Allah bu ayetin dışında, birden fazla evlenebilirsiniz dediği hiç bir ayet yoktur. ALLAH BU AYETTE, İKİŞER ÜÇER DÖRDER EVLENİLECEK KİŞİLERİN, SAHİPSİZ KALMIŞ KİMSESİZ KADINLARDAN YAPILMASINI İSTİYOR. BAKIN TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM, BU ÖNERİ, SAVAŞLARDAN DOLAYI, ERKEK SAYISININ AZALDIĞI DURUMLA İLGİLİDİR. NORMAL ŞARTLARDA DEĞİL. Böyle bir şartta dahi, adaleti sağlayamazsanız aralarında, TEK EŞLE EVLENİN DİYOR.

Kur'an bu ayetle, toplumların aynı zor şartlar oluştuğunda uygulanması gereken bir ruhsat, izin veriyor. Böyle bir açıklama olmasaydı Kur'an da, toplumların böyle zor durumlarında, kadınlar sahipsiz kalabilir, hatta fuhuş ve zina artardı. Çok eşlilik konusu, Arapların geleneklerinde çok önemli bir yeri tutmaktaydı. Tek eşli olan erkekler, toplumda saygın bir insan olamama ile neredeyse eş değerdeydi. Lütfen o dönemin gerçeğini hayal edelim. Çünkü Peygamberimizde çok eşliydi. Gerçi onun çok eşliliği, aldığı görevi yerine getirebilme adına yaptığı evliliklerdi bir çoğu. Oun için Allah çok eşlilik konusunda yasaklama getirmeyip, özel şartlar haricinde, uyarı ve önerilerle tek eşliliğe, özellikle bundan sonraki toplumları özendirmiştir. Allah Nisa suresi 129. ayetinde bizleri birden fazla evlilik için, bakın nasıl uyarıyordu ayeti hatırlayalım.


"NE KADAR UĞRAŞIRSANIZ UĞRAŞIN, KADINLAR ARASINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEZSİNİZ."

Allah bunu söylerken, acaba bizlere ne anlatmak istiyor, işte burası önemli. Bizler eğer nefsimizin etkisiyle, Kur’an dan delil arıyorsak, buluruz ve deriz ki, bakın Allah çok eşliliği yasaklamamış. Doğrudur yasaklamamıştır, ama birden fazla eşle evlenme ruhsatını, hangi şartlarda vermiştir, onu nefsimizin etkisinde kalmadan, Kur'an dan doğru anlamalıyız.

Allah ın önerisi, adaletin sağlanabildiği, tek eşliliktir. Sizce bizler adaletin asla sağlanamayacağı, bir evlilik yaparak mı mutluluğu, huzuru buluruz, yoksa adaletin sağlanabileceği tek eşliliği seçerek mi huzurlu ve mutlu bir yuva kurarız? Elbette Allah seçimi bizlere bırakmıştır, ama doğru yolu göstererek.

Örneğin nisa suresi 3. ayetin sonunda, tek eşle evlenin dedikten sonra,  o devrin bir gerçeği olan, bir öneride daha bulunuyor Allah, şimdide ona bakalım.

"YAHUT ELLERİNİZİN ALTINDA BULUNANLARLA YETİNİNİZ. HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN EN UYGUN OLAN BUDUR."

Dikkat ederseniz Allah ayette, adaletin sağlanması için tek eşliliği önerdikten sonra, sahip olduğunuz, ellerimizin altında bulunan daha önce evli olduklarınız ile yetinin diyor. Aslında bu uyarı ile Allah, artık evlilik sınırının olduğunu, birden fazla evliliğin adaletli olmadığı uyarısını sürekli yapıyor ama Allah ın tavsiyesi tek eşlilik olduğunu da açıkça bildiriyor. Daha da dikkat çekici olanı, ayetin sonunda Allah ın önerdiği güzelliğe bakar mısınız ne diyor Rabbimiz bizlere. Tabi gören gözler, duyan kulaklar için.

"HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN EN UYGUN OLAN BUDUR."

Bakar mısınız lütfen, Allah ın önerisine. Neymiş daha uygun olanı? Tek eşle evlenmek, sizler için daha uygundur dediği halde bizler, hala nefsimizin etkisiyle nelerin peşinde gidiyoruz ve neler söylüyoruz. Karar sizlerin.

Tekrar etmek gerekirse, Allah çok eşliliği yasaklamamıştır, çünkü ÇOK EŞLİLİK GEREKTİĞİNDE LÜZUMU OLDUĞUNDA, KULLANILMASI GEREKEN BİR RUHSATTIR, İZİNDİR. Dünya ülkelerinde savaşlar ve hastalıklar sonucunda, kadın erkek dengesinin bozulması durumlarında, KADININ KORUNMASI, KOLLANMASI ADINA, zaten ülkeleri yönetenler tarafından,  birden fazla evlilik bazen özendirilmiş ve uygulanmıştır. Bu konuda dünya tarihinde örnekleri vardır.

Allah Kur’an ın indirildiği devirde yanlış olan, toplumun alışık olduğu birçok konuya, indirdiği ayetlerle düzenleme getirmiştir, tavsiyelerle vazgeçmelerini sağlamıştır, adeta eğiterek.  ÖRNEĞİN KÖLELİK, CARİYELİK GİBİ. Köle azat etmeyi özendirmiş, hatta köle azad etmeyle, yapılan bir yanlışın, günahın affını sağlayarak, kölelik ile İslam ın yanyana olamayacağını anlatmıştır. Cariyelik konusununda kapısını kapatarak, savaşlarda esir almayıp, ya bedeli karşılığı yada bedelsiz salıverilme koşulu getirilmiştir.

Kur’an bizlere en güzel yol ve yöntemleri, önümüze sunmuştur ve imtihanda olduğumuzu hatırlatarak, seçimi bizlere bırakmıştır. NEFSİMİZİN ARZULARINI MI, YOKSA ALLAH IN TAVSİYELERİNİ Mİ SEÇTİĞİMİZ, ÇOK ÖNEMLİDİR. Allah tek eşlilik konusunda, aşağıdaki tavsiyede bulunduysa, sizce bu konuda ki son nokta ne olmalıdır? Karar ve seçim sizlerin. "BU, ADALETTEN AYRILMAMANIZ İÇİN DAHA UYGUNDUR."

Ülkemiz kanunlarında da evlilik, tek eşlilik üzerinedir. Evli kadının tüm hakları kanunlarla korunmaktadır. Eğer ülkemiz kanunlarının dışına çıkarak, birden fazla evlilik yaparsanız, Allah ın Kur’an da ikaz ettiği, uyardığı adaletsizliğin en büyüğünü kadına yapmış olursunuz. Koca vefat ettiğinde, geride bıraktığı mal ve mirastan, diğer eşler yararlanamaz. Böylece diğer eşler, çok zor durumda kalırlar. Buda eşler arasında çok büyük adaletsizlikler yaratır. Bunun mahşerde bir hesabının olacağını da bilmeliyiz.

HİÇBİR KADIN, EŞİNİ BİR BAŞKA KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEZ. NASIL BİR ERKEK EŞİNİ, BAŞKA BİR ERKEKLE PAYLAŞMAK İSTEMİYORSA, BU DUYGULAR KARŞILIKLIDIR. Lütfen yaradılışın gerçeklerine ters düşen bir yaşamı seçmeyelim, ne huzur nede mutluluk bulamayız. Hayvanların bile bir kısmında, tek eşlilik vardır. Bu örnek bizlere ders olmalıdır. Bir erkek candan, gönülden sevdiği eşini, kimseyle paylaşmak istemiyorsa, aynı duyguları kadınlarında paylaştığını VE EŞİNİ HİÇBİR KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEYECEĞİNİ UNUTMAMALIYIZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK






https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
5
İslam Dünyası / AHZAB SURESİ 50. AYETİ NASIL ANLAMALIYIZ?
« Son İleti Gönderen: halukgta Ağustos 25 2019, 15:17:20 »

Bu makalemin konusu, Ahzab suresi 50. ayet olacaktır. Bu ayete birçok yanlış anlamlar verilmekte, hatta bu ayet örnek gösterilerek, bu ayet delildir ki, Kur’an ı Muhammed in kedisi yazmış, kendi çıkarlarına uydurmuştur iftirasını bile atmaktadırlar. Ayeti tercüme edenlerinde bir kısmı, bu ayeti kendi batıl inançları doğrultusunda tercüme etmesi, ne yazık ki Kur’an ve İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüştür. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte Kur’an merkezli ayet üzerinde ayrı ayrı düşünelim.

Ahzab 50: EY NEBİ! (ŞU SAYILANLARI) ÖZEL OLARAK SANA HELAL KILDIK: Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana FEY olarak verdiğinden hâkimiyetin altında olanı, SENİNLE BERABER HİCRET EDEN amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve eğer nikâhlamak istersen kendini sana hibe eden kadını, DİĞER MÜMİNLERE DEĞİL, SADECE SANA HELAL KILDIK. Müminlerin eşleri ve yönetimleri altındaki esirlerle ilgili hangi hükümleri koyduğumuzu elbette biliyoruz. BÜTÜN BUNLAR SANA BİR SIKINTI OLMASIN DİYEDİR. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur. ( Süleymaniye vakfı meali)

Bu ayeti dikkatle okuduğunuzda, ayetin özellikle Allah ın elçisine has bir ayet olduğunu anlıyoruz.  Bu ayeti farklı tercümelerden lütfen okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ayete dikkat ederseniz, özellikle EY NEBİ diye başlıyor. Hâlbuki bizlere bir ayet tebliğ edeceği zaman Allah, RESUL ismini kullanarak ayeti indiriyordu. Demek ki bu ayetin daha başında, bizleri değil özellikle görev verdiği NEBİ yi ilgilendiren konular olduğu anlaşılıyor. Ayetin daha iyi anlaşılması için, bahsedilen konuları tek tek sıralayalım.

—Mehirlerini verdiğin eşlerin.
—Allah ın sana FEY olarak verdiğinden, hâkimiyet altında olanlar.
—Seninle beraber hicret eden, amcanın kızları, halaların kızları, dayının ve teyzenin kızları…
—Eğer nikâhlanmak istersen, kendini sana hibe eden yani mehir istemeyen kadınları. DİĞER MÜMİNLERE DEĞİL, YALNIZ SANA HELAL KILDIK.

Ayetin en son bölümünde,  bu ayette sayacaklarımız sana kolaylık olsun, yardımcı olsun diye özellikle diğer müminlere değil, SADECE SANA, SENİN BULUNDUĞUN ÖZEL ŞARTLARA UYGUN HALE GETİRDİK DİYOR. Demek ki bu ayette saydıkları konular, diğer müminler için, Kur’an ın diğer ayetlerinde çok daha farklı anlatılıyor demektir. Sana helal kıldık sözünü, lütfen Kur’an ın aynı konuda bahsettiği, ayetlerle birlikte anlamaya çalışalım, yoksa doğru anlayamayız.

Gelin şimdide, ayette bahsedilenlere göz atalım. Bu ayetin önce ne zaman ve hangi şartlardan dolayı Allah ın bu hükümleri verdiğini, Nebisine hangi durumlarda kolaylık sağladığını, göz ardı etmeden konuyu anlamaya çalışmalıyız. Demek ki bu ayet ile Allah görev verdiği elçisine yardımcı oluyor ki, bu ayette bahsettiklerim sana sıkıntı olmasın, yalnız senin içindir diyor.

Bizler bu ayetten, Peygamberimizin normal koşullarda olmadığını çok net anlıyoruz. Onun içinde normal olan şartlardan, daha farklı koşullar olduğundan, Allah elçisine bu ayetle kolaylıklar sağlamaya çalışıyor. DEMEK Kİ ALLAH IN ELÇİSİ SAVAŞ, SEFERİ, YA DA HİCRET ETME GİBİ, GÖÇ DURUMUNDA. Böyle bir durumda olduğunu, Ahzab 51. ayetten çok daha net anlıyoruz. Çünkü bu ayette, “ONLARDAN DİLEDİĞİNİ GERİ BIRAKIR, DİLEDİĞİNİ YANINA ALIRSIN.” Diyor.

Ayetin ne maksatla indirildiğini Kur’an bütünlüğünde doğru anlarsak, ayette bahsedilenleri de doğru anlamış oluruz. Ayetin başında elçisine helal kıldıklarını sayarken, aslında çok düşünmemiz gereken, düşünmediğimiz takdirde asla anlatılanı fark edemeyeceğimiz hükümler veriyor. İlk cümlede, Mehirlerini verdiğin eşlerinden bahsediyor. Yani peygamberimizle birlikte hicret edenler, Mehirlerini tam olarak verdiğin eşlerinden olsun diyor. Şöyle düşünebilirsiz, evlenirken zaten Mehirlerini vermemiş miydi? Bundan neden bahsediyor olabilir sizce? Şöyle düşünün lütfen, evlenirken mehir olarak söz verdiklerinizi, tam olarak kendilerine hala vermemiş olabilirsiniz bir kısmına. O günkü toplumu düşünün, bizdeki gibi tek eş değil. Verilmiş birçok mehir adına sözler olabilir. DEMEK Kİ ALLAH ELÇİSİNE UYARIDA BULUNARAK, HİCRET EDERKEN, MEHİRLERİNİ TAM VERDİĞİN EŞLERİNDEN YANINA AL DİYOR.

Devamında ise ayette, Allah ın sana FEY olarak verdiklerini de sana helal kıldık diyor. Bu ayette geçen bu kelimeye, bazı yazarlar ayeti tercüme ederken, SAVAŞ ESİRİ YA DA CARİYE yi de sana helal kıldık şeklinde tercüme ediyorlar. En önemli yanlış bu bölümde yapılıyor ve Peygamberimizin isterse, kadın esirlerden cariye yaparak, onlardan istifade edeceği anlatılıyor. Bunun mümkün olamayacağını zaten Kur’an ın diğer ayetlerinden anlıyoruz. Çünkü kölelik yani cariyelik, Kur’an ile kaldırılmış, esirlerde ister kadın, ister erkek olsun, ya bedeli karşılığı ya da karşılıksız salı verileceği hükmü getirilmiştir. Bu ayette bu cümle öne sürülerek fıkıhta, köle cariyelerin evlenmeden birlikte olunabileceği anlatılmaktadır. Hâlbuki ayette Allah savaş dışında ya da sulh, barış durumunda Allah ın elçisine savaş dışı verilen ya da savaşmadan çekilen yerlerden elde edilen ganimetler, hediyeler anlamına geliyor FEY kelimesi. Bu maksatla Peygamberimize, evlenmek üzere kadın sunulmuştur, akrabalık bağı kurmak isteyenler tarafından.

Bu kelimeye detay verilmeden yalnız ganimet anlamı verilerek, yanlış mana verilmiştir. Fey kelimesinin gerçek anlamını,  Haşr suresi 6–7–8. ayetlerden, daha doğru anlayabiliriz. FEY ler yani savaşmadan elde edilen ganimetler kamuya, devlet yönetiminde ihtiyaç sahiplerine de vermek amcacıyla dâhil edildiği, Haşr 7. ayette belirtiliyor. Savaşarak alınan ganimetlerin dağıtımı konusunda da, farklı ayet örnekler vardır Kur’an da. Ayette Allah bu konuda elçisine kolaylık sağlayarak, onun iznine, isteğine bırakıyor yasaklamıyor. Rivayetlere göre Peygamberimize birçok kadın sunmalarına rağmen, yine rivayetlere göre bir kadınla bu şekilde evlenmek zorunda kaldığı rivayet ediliyor. Çünkü o günkü toplumun gelenekleri, bazı durumlarda evlenme mecburiyetini getiriyordu. Ahzab 52. ayette de Allah, elçisinin evlenme konusunda son noktayı koyuyor ve bakın ne diyor.” ARTIK BUNDAN SONRA, BAŞKA KADINLARLA EVLENMEK SANA HELÂL DEĞİLDİR.“

Ayetin devamında ise senin kabul etmen şartıyla, senden mehir almadan evlenmek isteyen kadınlarla evlenmeni, senin için helal kıldık diyor. Hâlbuki diğer ayetlerde evlenmek isteyen erkek, mutlaka kadına mehir vermek zorundaydı. Tüm bunlar Elçisinin özel durumunda, ona kolaylık sağlamak adınadır. Şöyle düşünebilirsiniz, Peygamberimiz neden çok eşle evlenmiş, bu kadar da olur mu diyebilirsiniz. Hz. Muhammed 25 yaşında Hz. Hatice ile evlenmiş ve Hz. Hatice vefat edene kadar başka kadınla hiç evlenmemiştir. Çok eş sevdalısı olan bir insan böylemi yapar. Çok eşliliğin nedeni, o günkü toplumun töre ve geleneklerinden kaynaklanıyordu. Kabileler Peygamberimiz ile akrabalık oluşturabilmek adına, onunla kızlarını evlendirme yarışına girmişler, hatta mehir dahi istemiyorlardı. Bu zorluğa Peygamberimiz, İslam ı tebliğ edip, yaya bilmek adına katlanmıştır.

Yine ayetin devamında, çok düşünmediğimiz takdirde fark edemeyeceğimiz bir konuda, elçisine yardımcı oluyor Allah ve diyor ki; SENİNLE BİRLİKTE HİCRET EDEN AMCANIN, HALANIN, DAYININ, TEYZENİN KIZLARINIDA SANA HELAL KILDIK. Kur’an ı anlayarak okuyan, biraz düşünen Müslüman, hemen şu soruyu kendisine sorar. İyide amcanın, halanın, dayının, teyzenin kızları ile evlenmek haram değil ki. Evet, evlenme yasağı yok ama Allah özellikle bu ayeti indirerek, ALLAH IN ELÇİSİNİN TÜM YAKINLARINI ADETA, PEYGAMBERİMİZİN YANINA HİCRETTE, DAYANIŞMA DESTEK ADINA, SEFERBER ETMİŞ OLUYOR. ÇÜNKÜ ALLAH BU AYETİYLE, ŞU HÜKMÜ VERİYOR ASLINDA. AMCANIN, HALANIN, TEYZENİN, DAYININ KIZLARI, EĞER SENİNLE HİCRET ETMEDİYSE, YANİ SENİN ZOR DURUMUNDA SENİNLE BİRLİKTE DEĞİLLERSE, SENİN ONLARLA EVLENMENİ YASAKLIYORUM. EVLENME HAKKINI ALABİLMELERİ İÇİN, SENİNLE BU DAVADA HİCRET EDİP, SENİN YANINDA OLMALIDIRLAR DİYOR. Çok ilginç değil mi?  Böylece Peygamberimizin en yakınları ve akrabaları, onunla birlikte olma yarışına giriyorlar. Bundan daha güzel bir yardım olur mu?

Ayetin son kısmında ise, Allah gerekli açıklamayı yapıyor ve diyor ki, bu saydıklarımız yalnız sana has hükümlerdir ve senin zor görevinde, sana kolaylık sağlamak adınadır diyor. Çünkü bu ayette bahsedilen konular, Kur’an ın diğer ayetlerinde daha farklı anlatılmıştır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

6
İslam Dünyası / ADAK KURBANININ DİNİMİZDEKİ YERİ.
« Son İleti Gönderen: halukgta Ağustos 17 2019, 11:46:29 »

Bu makalemin konusu, ADAK KURBANI üzerinde olacaktır. Hiçbir şart gözetmeden, Allah ın rızasını kazanmak adına, Allah a kurban adamak, yani kurban kesmek için söz vermek, elbette konumuzun dışındadır, bunu her zaman yapabiliriz. Bildiğiniz gibi bizlerin Kurban bayramı adı altında kestiğimiz kurbanlar, Kuran da Allah ın emrettiği farz bir emir değildir. Kurban yılın yalnız bir gününde değil, her gününde kesip, Allah a saygımızı gösterebiliriz. Allah yalnız kendisi adına olmak şartıyla, Kurban kesmemize bizlere izin vermiş, meşru kılmıştır ama bunu bizlerin gönül rızası ile yapmamızı ister. Yer ve zaman olarak, Kur’an da bahsedilen kurban, Hac vaktinde kesilmesi gereken kurbandır ki, buda Hacca gelenlere sunulmak içindir. Kurban Allah a yaklaşmalıktır, bunun birçok yolu da vardır. İster Allah ın rızasını kazanmak adına, hayvan keser dağıtırsınız, ister oruç tutarız, ister hayır ve hasenatta bulunuruz.


Makalemin konusu ise geleneklerimize giren ama asla Kur’an da bahsedilmediği gibi, Kur’an a da uymayan ADAK KURBANLIK konusu üzerine olacaktır. Bildiğiniz gibi, geleneksel Fıkıh İslam öğretisinde olmasını, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir konuda Allah a, ŞU İŞİM OLURSA SANA KURBAN KESECEĞİM, YA DA 30 GÜN ORUÇ TUTACAĞIM, şeklinde adaklar yapılır, yani söz verilir. Sizce Allah a böyle ŞARTLI bir talepte bulunmak doğru olabilir mi? Bunu söyleyen bir insan, aslında şunu söylemiş oluyor. “Allah ım eğer istediğim işimde başarılı olursam, ya da dileğimi gerçekleştirirsen, sana Kurban keserim, eğer getirmezsen kesmem.” Çünkü buna inanan Müslüman kardeşlerimiz,  dileği gerçekleşirse kurbanı kesiyor. Gerçekleşmezse kesmiyor. BU DAVRANIŞ, ALLAH İLE PAZARLIK DEĞİLDE NEDİR?  Bir Müslüman Allah ın rızasını kazanmak adına kurban kesecekse, şart koşmadan, Allah a şükürlerini belirtmek için kurban kesmelidir.


ALLAH A HER ANIMIZA ŞÜKREDECEK, O KADAR ÇOK SEBEBİMİZ VAR Kİ. Allah zor günümüzde bile bizlere verdiği destekle, sabırla o zorluğumuzu geçirmemize yardımcı olmuyor mu? Hiç farkında olmadan verdiği o mutluluktan, huzurdan, bolluktan başka nasıl bir neden arayalım da, HÂŞÂ Allah a şart koşarak kurban keselim. Düşünen, aklını kullanan yaşamın gerçeklerini görecek, fark edecektir.


Bizler her konuda yaptığımız yanlışı, bu konuda da yapıyoruz ve yanlış inançlarımıza Kur’an dan, ilgisi olmayan ayetleri delil gösteriyoruz. Bu konuda da bakın hangi ayeti delil gösteriyorlar, adak kurban ile ilgili. Aynı ayeti iki farklı mealden yazıyorum ki daha iyi anlaşılsın.


İnsan 7: O kullar ADAKLARINI yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. (Diyanet meali)


İnsan 7: O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak VERDİKLERİ SÖZÜ yerine getirirler. (Diyanet vakfı meali)


Bu ayet delil gösterilerek, bakın Allah adaklarınızı yerine getirin, sözünüzde durun diyerek günümüzde, adeta Allah ile pazarlık yapılan adak kurbanına, kanıt gösterilmektedir. Hâlbuki bu ayette Allah ın has sevgili kullarının, yoksulu doyurup, hayırda bulundukları ve bu yardımı, hayrı yalnız Allah ın rızasını kazanmak için yaptıkları, öncesi ve sonrası ayetlerde açıklanıyor. Yani bahsettikleri konuyla hiçbir ilgisi yok. Yine yanlış inançlarına delil gösterdikleri diğer ayetlere bakalım.


Hac 29: Sonra kirlerini gidersinler, ADAKLARINI YERİNE GETİRSİNLER ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. (Diyanet meali)


Nahl 91: Antlaşma yaptığınız zaman, ALLAH’A KARŞI VERDİĞİNİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİN. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Diyanet meali)


Verdiğiniz sözü yerine getiriniz! Çünkü verdiğiniz sözden mutlaka sorguya çekileceksiniz… (İsra 34)


EY İMAN EDENLER! ANTLAŞMALARA SÂDIK KALINIZ…..  (Maide 1)


Hac 29. ayetinde bahsedilen konu ise Hac da geçiyor. Elbette bu ayette geçen, adaklarını yani Hac için niyet ettiğiniz zaman, verdiğiniz sözleri yerine getirip yasaklara riayet edin, Haccın gereklerini yerine getirin diyor. Nahl 91. ayetin bir öncesinde şöyle uyarır. ”Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.”  Dedikten sonrada Nahl 91. ayetinde biz iman eden kullarını Allah uyararak, genel anlamda herhangi bir anlaşma, sözleşme yapıp, söz verdiğinizde herhangi bir konuda, Allah a verdiğiniz doğruluk, dürüstlük adaletli olma sözünü unutmayın ve yerine getirin diye bizleri uyarıyor. Ayetin devamında karşınızdaki insanlara herhangi bir konuda kefil şahit gösterip, yeminlerinize ortak ettiğinizde, sakın sözlerinizi yeminlerinizi bozmayın, verdiğiniz sözü yerine getirin diyor. İsra 34 ve Maide 1. ayetlerde de aynı konuya dikkat çekiyor ve genel anlamda verdiğiniz sözde durun diyor. Bakın örnek verdikleri adak kurbanıyla da, hiçbir bağlantısı yok bu ayetlerinde.


Adak kurbanı konusunda fıkıh, bu konudan Kur an bahsetmediği ve herhangi bir hüküm vermediği için, her konuda yaptığı gibi, mezhepler kendince şekillendirmiş ve bazı kurallara bağlamıştır. İlginç olanı, ALLAH A ADAK KURBANI KESENİN, ETİNDEN YEMEMESİ GEREKTİĞİ HÜKMÜDÜR. Bu düşünce asla Allah ın emri değildir. Kurban edilen hayvanın etleri konusunda, Allah ayetinde açıklama yaparak şöyle der.” ONLARDAN HEM SİZ YEYİN, HEM DE DARDA OLAN YOKSULA YEDİRİN.” Bunun dışında, Allah ın rızasını kazanmak adına keseceğimiz herhangi bir kurbanın etini kesen yiyemez diyemeyiz. Çünkü hükmü Allah verir, detaylandıran da yalnız Allah tır. Gelelim adak kurbanı konusunda, mezhepler nasıl düşünüyor, inanıyor şimdide ona bakalım.


“HANEFİ MEZHEBİNE GÖRE, ŞARTLI VEYA ŞARTSIZ OLSUN ALLAH İÇİN BİR ŞEY ADAMAK CAİZDİR. Malikî mezhebine göre, şartsız olanı menduptur. Bazı Malikîlere göre -şartlı olan- mekruhtur. Şafii ve Hanbelilere göre de –adak adamak- MEKRUHTUR. Onlara göre, eğer mendup/sünnet olsaydı, Hz. Peygamber (a.s.m) adak adardı. HÂLBUKİ BÖYLE BİR ŞEY YAPMADIĞI BİLİNMEKTEDİR.”


“Kişinin Allah’ın takdirinin değişmesine vesile olması dileğiyle, dünyevi amaçlarla BELLİ ŞARTLARA BAĞLI OLARAK ADAKTA BULUNMASI İSE DOĞRU KARŞILANMAMIŞTIR. Nitekim Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”; “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2) anlamındaki hadislerinden, ŞARTA BAĞLI ADAKTA BULUNMAYI HOŞ KARŞILAMADIĞI ANLAŞILMAKTADIR.”




“İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere bazı fakihler yukarıdaki hadislere dayanarak NASIL OLURSA OLSUN ADAK ADAMANIN MEKRUH OLDUĞU GÖRÜŞÜNDEDİRLER (Nevevî, el-Mecmû‘, VIII, 450; İbn Kudâme, el-Muğnî, XIII, 261).”


Kur’an ı tek rehber almayıp, rivayet ve sanı sözlerin ardına düşüp dinde bölününce, işte böyle farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Onun için Alla, sakın dinde bölünenler gibi olmayın, yalnız Kur’an ın ipine sarılın emrini vermiştir. Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Bizlerin ne yazık ki, Kur’an ile bağını kesenler, anlamadan Kur’an ı okutarak, düşünme yetkimizi de ellerimizden aldıklarından, ayetler üzerinde düşünemiyor, Allah ın emrettiği halis yolu bulamıyoruz. Öyle olunca da ne söylenirse inanıyor ve doğrudur diye yerine getiriyoruz.


Şunu lütfen unutmayalım, bizlere öğretilen geleneksel, rivayet zinciri ile ulaşan inançlarımızı, lütfen Kur’an a zorla onaylatma çabasında olmayalım. Bizlerin yapması gereken, Kur’an ın bahsetmediği rivayet inançlarımızı, mutlaka Kur’an ın onayından geçirme çabasında olalım. Kelimelerin anlamları ile oynayarak, ayetlere rivayet inançlarımızı, zorla kendi nefsimizce ilave etmekle, ancak kendimizi kandırmış oluruz.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

7

Toplumlar bazı çıkar çevreleri tarafından, her zaman kendi istedikleri doğrultuda yönlendirilmiş, hatta toplumların bazı gerçekleri fark etmeleri önlenmiştir. Böylece insanlar istedikleri gibi yönetilmiş, haksız ve adaletsiz yönetimlere de itiraz etmeleri bu şekilde önlenmiştir. Toplumları bu şekilde yönetmeye çaba harcayanlar, toplumun inanç değerleri ile oynamış ve Kur’an ın uyardığı gibi, ALLAH İLE ALDATMIŞLARDIR. Bir örnek vermek gerekirse, insanların çok kalabalık olduğu, doğru yönetilmeyen, fakirliğin kol gezdiği Asya toplumlarında, Budizm adı altında öyle bir inanç yaratılmıştır ki,  BU DÜNYADA NE KADAR FAKİR VE YOKSUL İSEN, BİR SONRAKİ DÜNYAYA GELİŞİNDE, ÇOK DAHA ZENGİN OLARAK GELECEĞİNE TOPLUM İNANDIRILMIŞ VE BÖYLECE İNSANLARIN, TOPLUMU YANLIŞ YÖNETENLERE İTİRAZI, KARŞI ÇIKIŞLARI ENGELLENMİŞTİR.


Bu inanca benzer bir inancın, aslında Kur’an da bu şekliyle asla bahsedilmemesine rağmen, Allah ın ayetlerinde geçen kelimelerle ve anlamları ile oynayarak, toplum aldatılmaya ve oyalanmaya çalışıldığını fıkıh inancında da görüyoruz. Kur’an ı adeta terk eden, batıl ve rivayetlerle Allah ın dinini rayından çıkartan, dini bozmaya çalışan Yahudi fitnesi, boş durmamış ve İslam inancına da ne yazık ki bu itikadı sokmuşlar ve bunun adına da İSTİDRAÇ demişlerdir. İstidraç kelime anlamı olarak, kademe kademe yükselmek anlamına gelir ki, bu anlamıyla doğru anlatılırsa, elbette ayetleri doğru anlamak adına faydası da olacaktır. İslam fıkıh inancında ise bu kelimeye öyle bir anlam verip saptırmışlardır ki, Allah ın Kur’an da bizlere bahsettiği adaletine, tamamen ters düşmektedir. Bakın aslında çok masum ve yerinde kullanıldığında, doğru olabilecek bu kelimeye nasıl bir anlam verilmiş.


“İSTİDRAÇ: ALLAH IN İMANLARINDAN ÜMİT KESMİŞ OLAN KULLARINI TUZAĞA DÜŞÜRMESİDİR. Batı medeniyetinin zenginliği, teknolojik gelişmeleri Allah ın istidraçı dır diye tarif edilir. İSTİDRAÇ ALLAH IN SEVMEDİĞİ KULUNA, DAHA FAZLA İMKÂN VE OLAĞAN ÜSTÜ GÜÇLER VERMESİ DİYEDE ANLATILIR FIKIH, MESHEP VE CEMATLER TARAFINDAN. Bu konunun doğruluğuna, kendilerince örnekler verenler ise şöyle konuyu savunurlar. İman eden bir Müslüman, çalıştığı işinde çok fazla bir kazanç elde edemezken, Allah a iman etmeyen, ya da imanın gereklerini yerine getirmeyenlerin kazançlarının çok fazla olmasının anlamının istidraç olduğunu, yani Allah böyle insanlara çok daha fazla kazanç, nimet sağlatıp, servetlerini artırarak onları tuzağa düşürdüğünü örnek vermektedirler.“


Bu zihniyet, insanların kendilerini sorgulamasını ve hatalarını görebilmesini de engellemektedir. BU SÖZLER VE DÜŞÜNCELER, KUR’AN ÖĞRETİSİNE, BİZLERİN BU DÜNYADA İMTİHAN OLDUĞU GERÇEĞİNE VE ALLAH IN ADALET ANLAYIŞINA ASLA UYGUN DEĞİLDİR. Allah her zaman kullarına mühlet verir, uyarır ondan sonra gereken cezayı ya da mükâfatı verir. HATTA AYETLERİNDE SİZLERİ MALLARINIZLA, ZENGİNLİĞİNİZLE, YOKLUKLA İMTİHAN EDERİZ DİYE UYARIR. ALLAH ZENGİNLİKLE ŞIMARTIR, İMTİHAN EDER. FAKİRLİKLEDE SABRIMIZI ÖLÇER. AMA İMAN EDENE HAKKINI VERMEYİP, ONU FAKİR BIRAKIR, İNKÂRCIYA SINIRSIZ MALK MÜLK VERİR DÜŞÜNCESİNE İNANMAK, KUR’AN A TAMAMEN AYKIRIDIR. Hatta Bakara suresi 216. ayette, sizin için şer gibi görünen, belki sizin için hayırdır, sizin için hayırlı görünen belki de sizin için şerdir, siz bilmezsiniz Allah bilir diyerek bizleri uyarır. Tam tersine iman etmeyen kullarının gönül gözlerini mühürlediğin örneklerini verir.


Dünyada Allah hiç kimseye olağan üstü güçler vermemiştir. Günümüzde illüzyonistlerin, sihirbazların yaptıkları göz yanılmalarıdır. Allah elçilerine bile vermediği bir gücü, nasıl olurda inkârcılara verir. Allah Enam 109. ayetinde şöyle der.”, DE Kİ: “MUCİZELER ANCAK ALLAH KATINDADIR.” Kur’an da Resullerin yaptığı olağan üstü mucizeleri yapanlar, Resulleri değil Allah tır. Bu inanç İslam toplumunun gerçekleri görememesi ve inandıkları batıl inancı fark edip, kendilerine gelmemesi adına topluma din düşmanlarının kurduğu TUZAKTIR, ALDATMACADIR. İstidraç kelimesine yanlış anlamlar verirsek, toplumu da yanlış yönlendiririz. Doğru anlam verirde, Kur’an adaletini ALLAH IN BİZLERİ NASIL İMTİHAN ETTİĞİ GERÇEĞİNİ DOĞRU ANLATIRSAK, amaca yani Kur’an a hizmet etmiş oluruz, yoksa batılın tuzağına düşeriz.Bu inançlarına örnek verdikleri ama asla bu düşünceleri onaylamayıp, tam tersini Allah ın bahsettiği ayeti iki farklı mealden yazmak istiyorum ki, inançlarının ne derece Kur’an dan onay almadığını görebilelim.


Zuhruf 33–34–35: İnsanların (kâfirlikte birleşen) tek bir toplum olmaları (tehlikesi) olmasaydı, RAHMAN’I GÖRMEZLİKTEN GELENLERİN EVLERİNE GÜMÜŞTEN TAVANLAR VE ÜZERİNDE YÜKSELECEKLERİ ASANSÖRLER YAPARDIK. Evlerinin kapılarını, üzerine kuruldukları koltukları (sedirleri)... Altın işlemeli yapardık. Bütün bunlar dünya hayatının menfaatleridir. Rabbinin katında Ahiret, Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanlar içindir. (Süleymaniye vakfı meali)




Zuhruf 33–34–35: EĞER BÜTÜN İNSANLAR (KÂFİRLERE VERDİĞİMİZ NİMETLERE BAKIP KÜFÜRDE BİRLEŞEN) BİR TEK ÜMMET OLACAK OLMASALARDI, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır. (Diyanet meali)


İlginçtir bu ayeti örnek verenler, kendi batıl inançlarına delil olsun diye, ayette iman eden Müslüman demiyor, bakın ayette İNSANLAR diye geçiyor diyerek, farklı anlam vermeye çalışıyorlar. Bakın Allah ayetinde çok açık ve net bir bilgi veriyor bizlere ve diyor ki, BÜTÜN İNSANLAR İMAN EDEN VE ETMEYEN TÜM KULLARIM, BİRLİKTE YAŞAYAN TEK BİR ÜMMET OLMASALARDI, İŞTE O ZAMAN İNKÂRCILARI İMANSIZLIKLARINDAN AZDIRDIKÇA AZDIRMAK İÇİN, ONLARI VARLIĞIN, BOLLUĞUN İÇİNDE YAŞATIR BÖYLECE AZDIRIRDIK DİYOR. ALLAH BU KONUDA UYARIYOR VE TÜM BU ZENGİNLİK BU DÜNYA GEÇİMLİĞİDİR DİYOR. DEMEK Kİ İMAN EDEN, ALLAH IN SALİH KULLARI ETKİLENMESİN, NEFİSLERİNİN ETKİSİNDE KALIP, BAKIN BU DÜNYADA İNKÂRCILAR YALNIZ ZENGİN OLUP, RAHAT YAŞIYORLAR DİYEREK YANILIP İSYAN ETMESİNLER DİYE, ALLAH BU ŞEKİLDE BİR AZGINLIĞI YALNIZ İNKÂRCILARA REVA GÖRMEMİŞ. BURADANDA ŞUNU ANLIYORUZ. ALLAH BU KONUDA SINIRLAMA KOYMAMIŞ. İNKÂRCILARDA ÇABALARI NİSPETİNDE ZENGİN OLABİLİYOR AMA YA SONUÇ NE OLUYOR? İŞTE O KISMI ÖNEMLİ. İMTİHANINDA GEREĞİ BU DEĞİL MİDİR ZATEN. İMTİHANIN SONUCU ÖNEMLİ. Bizler bu dünyada yaşantımızda zenginliği, varlığı kıstas alıyoruz kendimize. Bu dünyada her şey, yalnız zenginlikle mi ölçülür? Nice zenginler vardır, o zenginliklerinden Allah, onlara yemeyi nasip etmez. Seyreder dururlar. Kendi batıl inançlarına, ayetlerde geçen kelimelerle oynayıp, Kur’an dan şu ayetleri inançlarına delil gösteriyorlar.


Araf 182: Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, BİZ ONLARI BİLEMEYECEKLERİ BİR YERDEN YAVAŞ YAVAŞ FELAKETE GÖTÜRECEĞİZ. (Diyanet meali)


Kalem 44–45: (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. BİZ ONLARI BİLEMEYECEKLERİ BİÇİMDE ADIM ADIM HELÂKA YAKLAŞTIRACAĞIZ. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır. (Diyanet meali)


Ayetlerde dikkat ettiyseniz, inkârcıları daha çok zengin yaparak cezalandıracağız demenin tam tersine, onları yavaş yavaş felakete götüreceğiz, helake yok oluşa götüreceğiz diyor.  Allah Kur’an da birçok ayetinde, kullarının çalıştıklarının karşılığını vereceğini bizlere bildirmiştir. Adalette bu değil mi zaten. HANGİ ADALET ANLAYIŞI, HAKSIZA BOLCA NİMET VERİR? BU ANLAYIŞ, İNANÇ TOPLUMU YANILTIR, TAM TERSİNE İNSANLARA YANLIŞ ÖRNEK OLUR. BU ADALETİ ALLAH A NİSPET EDENLER, KUR’AN DAN NASİPLENMEYEN, TOPLUMU ALDATAN, HALLERİNDEN ŞİKAYETÇİ OLMALARINI ENGELLEME ÇABASINDA OLAN, DİN SİMSARLARIDIR. Bu ayetlerin tam tersi bir düşünceye nasıl inanırız? Allah onlarca ayetinde, bu dünyada iman edenleri mükâfatlandıracağını, inkârcıları da cezalandıracağı örneğini verir.  Bizlerin yaptığı yanlış, kendimizi Allah ın yerine koyarak toplumları, insanları inanan ya da inanmayan diye kendi nefsimizde hüküm vermemizden kaynaklanıyor. UNUTMAYALIM LÜTFEN KARARI VERECEK YALNIZ ALLAH TIR.


Allah tüm kullarını özgür bırakmış ve yaptıklarının karşılıklarını alacağını bizlere bildirmiştir. Bu adaletin tam tersi bir düşünceyi, Kur’an a ilave etmeye çalışan insanlara, lütfen itibar etmeyelim. Unutmayalım lütfen kimin takvaca üstün olduğunu, kimin Allah ın en doğru yolunda gittiğini yalnız ben bilirim diyor Allah. BU İNSANLAR, KENDİ İNANCINDA OLMAYANLARIN ÇABALARI SONUCU, KENDİLERİNDEN İLERİ SEVİYEDE, HUZURLU VE MUTLU YAŞAMALARINI HAZMEDEMEYEN, BÖYLECE GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASINI ENGELLEMEYE ÇALIŞANLARIN TUZAKLARIDIR. GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ. HİÇ KİMSE, KARŞISINDAKİ TOPLUMLAR HAKKINDA KÂFİRLİK, İNKARCILIK HÜKMÜNDE BULUNAMAZ. Allah Tevbe suresi 115. ayetinde şöyle uyarır. “Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça, onları saptıracak değildir. Allah, her şeyi bilendir.”


Çalışalım, çaba gösterelim mutlaka mükâfatını Allah dan alacağımızı unutmayalım. BİZLERİ KARAMSARLIĞA İTEN, HATTA YOKLUĞUN, ACININ ALLAH TARAFINDAN YALNIZ İMAN EDENLERE VERDİĞİ BİR NİMET GİBİ GÖSTERİLMESİNE, LÜTFEN KARŞI ÇIKALIM. ÇÜNKÜ BU ADALET ALLAH IN DEĞİL, TOPLUMU KENDİ ÇIKARLARINDA YANLIŞ YÖNETMEYE ÇALIŞIP, BATIL VE HURAFE İNANÇLARININ TOPLUMDA KÖTÜ GÖRÜNTÜSÜNÜ, YANSIMASINI ÖRTBAS ETMEK İÇİN ÇIKARTIKLARI BİR MASKEDİR.


Allah Enam suresi 42–43–44. ayetlerinde, geçmiş ümmetlerin topluca nasıl yoldan saptıkları örneğini verir. Bu toplumları hep birlikte cezalandırdığından bahseder. Uyarıları unutan bu toplumlara verdiğimiz cezadan sonra, onlara tüm nimetlerimizi tekrar verdik. Bu nimetlerden sonra yine azdılar. Bizde yaptıklarına karşılık onları cezalandırınca ümitlerini yitirdiler diyor. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi diyerek örnek veriyor. Bu ayetleri batıl inançları olan İZTİDRAC a örnek gösteriyorlar ama bu ayette, toplum ümmet olarak önce uyarılmış, daha sonra yoldan sapmışların, nasıl cezalandırıldığı örneği veriliyor.


Bizler ne yazık ki Yahudilerin ve Hıristiyanların, Kur’an da yanlış söylemlerine örnek verdikleri ayetleri yaşıyoruz. Onlar Yahudi ya da Hıristiyan olmayan cennete giremez diyorlardı ve Allah onların bu sözlerindeki yanlışlığını bizlere bildiriyordu. Şimdide bizler aynı şeyi söylüyoruz. Müslüman olmayan cennete giremez diyerek, rivayetlerle Kur’an dan uzaklaşarak kendimize yarattığımız bir İslam ın söylemleri ile onları cehennemlik görüyoruz, hiç ayrım yapmadan. Unutmayalım lütfen, Peygamberimiz mahşer günü şahit olarak çağrıldığında, ümmeti olan bizlerin, KUR'AN I TERK ETTİĞİNİN ŞAHİTLİĞİNİ YAPACAK. İşin ilginci, onların başarılarını, yaşadıkları huzuru, mutluluğu, zenginliği gölgelemek için, kendi uydurduğumuz bir inanç ile onlar İstidraç durumundalar, yani Allah onları azdırmak için zengin etmiş, onlara güç vermiş diyerek, toplumu ve kendimizi aldatıyoruz. SİZCE ADALET, EŞİTLİK, HAKKANİYET VE ÖZGÜRLÜK HİÇ Mİ KISTAS DEĞİL ALLAH KATINDA? İSLAM ÜLKELERİNİ BİR DÜŞÜNÜN, NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAYACAKSINIZ. Hâlbuki Allah bu konuda nasıl uyarmıştı bizleri hatırlayalım.


Bakara 62: Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp SALİH AMEL İŞLEYENLER İÇİN RABLERİ KATINDA MÜKÂFATLAR VARDIR. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (Diyanet vakfı meali)




Sebe 4: Kİ ALLAH, İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER SERGİLEYENLERİ ÖDÜLLENDİRSİN. İşte bunlar için bir bağışlanma ve kutlu-bereketli bir rızık vardır." (Yaşar Nuri meali)


Bizler ne yazık ki kendimizi temize çıkartıp, karşımızdaki insanları hakkımız olmadan alçaltmaya, suçlamaya, kâfir ilan etmeye devam ediyoruz. Karşılığını da Allah dan alıyoruz. İslam toplumlarında savaş, acı, keder kol geziyor. Allah Maide suresi 105. ayetinde bizleri uyarıyor ve bakın ne diyor. "Ey iman edenler! SİZ KENDİNİZİ DÜZELTİN. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez." Karar ve yorum sizlerin.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

8

Bu makalemde sizlere, öyle bir ayet hatırlatmak istiyorum ki, okuduğunuzda toplumu din adına aldatan,  insanları güzel sözlerle, gözyaşlarıyla kandıran bir zalim, vatan haini gelecek hemen aklınıza. Bu ve benzeri insanlar, toplumun içinde ne yazık ki sinsi bir şekilde yetişti, büyüdü ama toplum bunların gerçek yüzlerini ne yazık ki fark edemiyor. Çünkü bu zalimler, din tacirleri, BİZLERİN GENEL ÇOĞUNLUĞU, KUR’AN İLE ARAMIZA GİRDİLER, KUR’AN I SİZLER ANLAYAMAZSINIZ, KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ, BİZ ANLATIRIZ SİZLERE DİYEREK, BİZLERİ ALDATTILAR. Eğer bizler bizzat kendimiz anladığımız dilden Kur’an ı okumuş olsaydık, bu din tacirlerinin foyasını ortaya çıkartır, oyunlarına tuzaklarına düşmezdik. Onun için toplumun Kur’an ı anlamadan okuması için, ellerinden geleni yaptılar. Konumuz ile ilgili ayeti önce yazalım.

Bakara 204: İnsanlardan kimi de vardır ki, DÜNYA HAYATI HAKKINDAKİ SÖZLERİ SENİN HOŞUNA GİDER VE O KALBİNDEKİNE ALLAH'I ŞAHİT TUTAR. Hâlbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır. (Elmalı meali)

Sanırım bu zalim din düşmanının, kim olduğunu hemen anladınız. Evet yakın geçmişte, bu zalim insanlık düşmanı, toplum tarafından çok saygın bir insan olarak gösteriliyor ve kendisine HOCA EFENDİ diyerek önünde saygıyla eğiliyorlardı. Tabi bu insanın, toplumu din adına nasıl aldattığını bilen, Kur’an ile fark edebilen Müslümanlar elbette vardı. Ama toplumun büyük bir bölümünde, gerçek yüzlerinin anlaşılmadığını söylemek isterim. Hatta bu insana inanmayın, bunlar Allah ile aldatıcı zalimlerdir diyenlere, neler söylediklerini ve bu zalim insanı nasıl savunduklarını unutmak mümkün değil.

Bu İslam düşmanı, gerçekten de Allah ın dediği gibi, çok yaman ve insanlara gerektiğinde ne derece zalim olduğunu bizlere gösterdi. Müslüman ı Müslüman a öldürttü. AMACA ULAŞMAK İÇİN HER ŞEY MUBAHTIR DİYEREK, MÜSLÜMANLARI ADETA İKİYÜZLÜ YAPMAYA ÇALIŞTI. Bu kişinin konuşmalarını hatırlayınız lütfen, bu dünya ve ahiret ile ilgili konuşmalarına baktığınızda, ağzından bal akıyor gibi, bu şahsa güvenenlerin ağzı açık, çok hoşnut bir şekilde bu şahsı dinleyenleri hatırlayın. Gözyaşları sel olmuş, TOPLUMUN ADETA KALPLERİNE, NİŞAN ALDIĞI ZEHRİNİ AKITIRCASINA, Müslümanların dini duyguları ile oynuyor ve bir kısım toplumun bu sözler ve davranışlar çok hoşuna gidiyordu.

Çok daha ilginci, toplumun Kur’an ile bağını kesen bu insanlar, öyle şeyler anlatıyorlardı ki, Allah ın Kur’an da tek kelime bile bahsetmediği, hatta Kur’an ın bahsettiğinin tam tersi sözleri, SANKİ DOĞRUYMUŞ VE ALLAH KATINDAN MIŞ GİBİ, BİRDE ALLAH I ŞAHİT GÖSTERİYORDU. Kur’an dan habersiz Müslümanlar, söylenenleri Allah katından zannederek, şüphe duymadan inanmakta bir kusur görmüyorlardı. Ne yazık ki toplumumuz hala bu yanlışı yapmaya devam ediyor. ÇÜNKÜ ESKİ YANLIŞ, BATIL BİLGİLER KUR’AN İLE GÜNCELLENMİYOR. Sen Kur’an ın MUHKEM ayetlerini anlayamazsın, onu veli insanlar anlar diyerek, veliler, şeyhler, din ulemaları edinmeye ve onların sözlerini sorgusuzca din adına kabul etmeye devam ediyoruz.  Hele bir gurup var ki, Kur’an ı anlamak, İslam ı doğru yaşamak istiyorsan, Risale-i Nur kitaplarını okuyacaksın diyerek, adeta Kur’an a şirk koşanları biliyorum. Bu arkadaşlarımızla bir arada olduğum bir zamanda, gelin önce Kur’an ı anlayarak okuyalım, Allah ne diyor bakalım, daha sonra bunları da okuyalım ki, doğruları anlayalım dediğimde, bana söyledikleri o sözü hiç unutamıyorum. Bana şunu söyleme cesaretini gösterdiler. “SEN KUR’AN I OKU, BİZİM KAYBEDECEK ZAMANIMIZ YOK.” Yorumunu sizlere bırakıyorum.

Allah çok açık ve net ayetinde, sakın benden başka veliler edinip adı sıra gitmeyin, diye uyarısını Müslüman toplumlar olarak Kur’an dan alamadık, hayatımıza geçiremedik. Geçirebilmiş olsaydık, bu zalimlerin tuzağına asla düşmezdik. LÜTFEN ALLAH IN BİZLERE DERS OLSUN DİYE YAŞATTIĞI, AMA ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ BİZLERİN YANINDA OLUP, BU ZALİMLERE BAŞARI NASİP ETMEDİĞİ İÇİN, ALLAH A ŞÜKRETMELİYİZ. Şükretmeliyiz ama bir daha aynı yanlışı yapmamak şartıyla. Aynı yanlışı yapmaya devam edersek, bir daha Allah ın yardımını, yanımızda bulamayabiliriz. Böylece Allah bizleri, ceza olsun diye, bu zalimlere muhtaç bırakabilir, ALLAH KORUSUN. Bakara suresi 204. ayetin devamında böyle insanların, yönetime geldiklerinde, bakın neler yapabileceğini, Allah şimdiden bizlere bildiriyor.

Bakara 205: İŞ BAŞINA GEÇTİ Mİ YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK ÇIKARMAK, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. (Elmalı meali)

Bakın bu din tacirleri, Allah ile toplumu aldatan din simsarcıları, toplumu yönetmeye geldiklerinde, toplum arasında bozgunculuk çıkaracaklarını, yani adaletsizce yöneteceklerini, yaşanan doğru bir düzeni yıkarak, neslin bozulması için ellerinden geleni yaparlar diyor.  Şükürler olsun Rabbimize ki, Allah bu zalimlere fırsat vermedi. Şükürler olsun ki, Allah biz günahkâr kullarına bir fırsat daha verdi. Lütfen bu fırsatı doğru kullanalım. Yoksa aynı fitneyle, zalimlerle tekrar karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır.

Değerli din kardeşlerim. Lütfen Kur’an ı anladığımız dilden dikkatle, düşünerek okuyalım. Kendimize veliler, efendiler, şeyhle edinmeyelim. Allah bu konuda uyarıyor ve bizlere öyle bir örnek veriyor ki ayetinde, Allah ın yanında yardımcı veliler, dostlar edinenlerin akıbetinin, ne derece tehlikeli olduğunu, ancak düşünen, aklını kullananlar anlayacaktır. Lütfen ayet üzerinde dikkatle düşününüz.

Ankebut 41: ALLAH'TAN BAŞKA DOSTLAR/VELİLER EDİNENLERİN DURUMU, DİŞİ ÖRÜMCEĞİN DURUMU GİBİDİR. O, bir yuva edinir. Hâlbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz dişi örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi! (Bayraktar Bayraklı)

Sizce Allah bu ayette, örümceğin evi ile Allah ın yanında güvenebileceğimiz, yardım isteyeceğimiz veli ve dostları neden yuva yapan örümceğe benzetiyor olabilir? Sanırım bu ayet uzun süre, gereği gibi anlaşılmamış olsa gerek. Bu ayeti ve veliler edinmenin tehlikesini anlayabilmemiz için, bu ayette örnek verilen örümceğin ve yaptığı evin özelliklerini tam olarak bilmemiz gerekir. Size örümcek ve evi konusunda edindiğim bilgileri paylaşıyorum ki, Allah ın bizleri bu konudaki uyarısı tam olarak anlaşılabilsin.

“Halk arasında ‘’ KARADUL ‘’ denilen özellikle dişi örümcek, kendisine sevgi ve dostlukla teslim olanları, ağına yaklaşanları, kullanıp yok eden tipik bir yaratıktır. Çiftleşmeden sonra eğer kaçamazsa, EŞİNİ DAHİ ÖLDÜREN DİŞİ ÖRÜMCEĞİN EVİ, EN YAKIN DOSTUNA BİLE BİR FELAKET YERİ OLDUĞU GİBİ, ORAYA GİREN SİNEKLER VE BÖCEKLER İÇİN DE ÖLÜM AĞIDIR. YANİ GÜVENSİZ BİR YERDİR.

Canlı türleri genelde evlerini; sıcaktan, soğuktan, düşmanlardan ve her türlü zarardan korumak için inşa ederler. OYSA DİŞİ ÖRÜMCEK EVİNİ; YOK ETMEK, ZARAR VERMEK, EVİNE YANLIŞLIKLA UĞRAYANLARI DAHİ YEMEK İÇİN İNŞA EDER. Bu yüzden evlerin en güvenilmezi, örümceğin evidir. Dişi örümcek, cinsel ilişkiye girdikten sonra eğer kaçamazsa, kendi erkeğini de yemektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi bırakın başkalarını, kendi eşi için bile güvenilmezdir.”

Sanırım bu bilgilerden sonra, Allah ın yanında din ve iman adına güvenebileceğimiz hiçbir velinin, şeyhin, efendinin olmadığını çok açık bir şekilde, Allah ın ayetlerinden anladık. Eğer hala bu uyarılardan sonra dersler almayıp, aynı hataları yaparak, kendimize şüphe duymadan sorgusuzca, Allah dan başka veliler, dostlar edinip de, ardı sıra gidersek, Allah dan cezaların en büyüğüne çarptırılacağımızı lütfen unutmayalım.

Araf 3: Rabbinizden size indirilene uyun; O'NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Yaşar Nuri meali)

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

9
Rap - HipHop / Ynt: Şu anda hangi rap parçasını dinliyorsunuz?
« Son İleti Gönderen: meltem_39 Temmuz 26 2019, 10:10:01 »
ezhel - geceler
10
Pop / Ynt: Şu An Hangi Pop Şarkısını Dinliyorsunuz?
« Son İleti Gönderen: yarensevimli Temmuz 20 2019, 16:49:23 »
eskilerden serdar ortaç - gitme  :D
Sayfa: [1] 2 3 ... 10