Alternatifim Cafe

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Konu Dışı / GastroPOS Cafe & Restaurant Otomasyonu!
« Son İleti Gönderen: wooww Eylül 25 2020, 12:23:54 »

Logo Cafe Restaurant Programı

GastroPOS, ERP yazılım üreticisi olan Logo yazılım A.Ş’nin ekosistem çözümüdür. Logo yazılım A.Ş. ERP ve E-dönüşüm sürecinin lider firmasıdır. Logo yazılım kurmsal kimliği, ulusal ve uluslararası bayi ağı ile geniş ölçekte hizmet sunar.


GastroPOS ürünümüzü tüm Logo yazılım A.Ş. iş ortaklarından tedarik edebilirsiniz.


GastroPOS hibrit olarak geliştirilen ve tüm teknolojik platformlarda çalışabilen bir cafe restaurant operasyonel süreç yönetim uygulamasıdır. Kullanıcı dostu kolay arayüzü, zengin modül içeriği, bilgisayar/tablet/telefon gibi tüm aygıtlarda çalışan yapısı ile donanım bağımsız kullanım sağlar.


Microsoft SQL veritabanı yapısı, Appstore ve Playstore gibi mağazalarda yer alması kolay yükleme imkanı sağlar.


Kullanıcı veya Kullanıcı grubu bazlı yetkilendirme özellikleri ile otomasyon sistemi içerisinde esnek çalışma imkanı sağlar.
2
Hikâye ve Denemeler.. / Keloğlan Masalları
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Eylül 23 2020, 18:12:02 »



KELOĞLAN SITMA SAVAŞI 
Eski zamanlarda bir ülkenin padişahının yüz tane çocuğu varmış. Bu çocukların ellisi oğlan, ellisi kızmış. Padişah oğlanlar büyüdükçe onları değişik şehirlere sancak beyi olarak göndermiş. Kızlarını ise, sevdikleri gençlerle evlendirmiş. Sadece biri, evlenmeye yanaşmamış. Bu da padişahın kızlarının en güzeli olan en küçük kızıymış. Bütün taliplerini geri çevirmiş, çünkü hiç birinde aradığı özellikler yokmuş. Benim evleneceğim erkek mütevazi, cesur, bilgili ve atılgan olmalı diyormuş.

Günün birinde bu ülkede ateşli bir hastalık olan sıtma baş göstermiş. Hastalık kısa sürede yayılmış. Pek çok insan yataklara düşmüş. Ülkenin hekimleri, bilginleri hastalığın çaresini bulamamışlar. Padişah, hastalığı önleyip, hastaları iyileştirene on eşek yükü altın vereceğini bildirmiş. Ayrıca en küçük kızını bu kişiyle evlendireceğini ilan etmiş. Olanlardan haberdar olan Keloğlan anasından izin alıp başkente gitmiş.

Saray bahçesinde padişahın en küçük kızını gören ve onunla konuşan Keloğlan ata binerek dağlarda, ovalarda günlerce yol almış.  Şehirlere, köylere giderek hastalarla ve hasta yakını çocuklarla konuşmuş. Hastalar, sivrisinek soktuktan sonra bu hastalığa yakalandıklarını ve sivrisineklerin bataklıkta çoğalıp etrafa yayıldığını anlatmışlar. Birkaç hasta yakını çocuk, Keloğlan'a bataklığı ve buraya suyunu akıtan dereyi göstermiş. Keloğlan derenin akış yönünü değiştirip denize yönlendirerek, bataklığı kurutmayı planlamış. Böylece sivrisineklerin yaşam alanı yok olacakmış. Keloğlan'ın yanındaki çocuklar, komşu şehir ve köylere giderek olaydan diğer çocukların haberdar olmasını sağlamışlar. Keloğlan çağırıyor, gelmelisiniz, demişler. Birkaç gün sonra derenin kenarındaki ovada binlerce çocuk toplanmış. Bu çocuklar, Keloğlan'ın söylediklerini yaparak toprağı kazıp kanal açmışlar ve dereyi denize akıtmışlar.

Suyu kesilen bataklık, sıcak havanın etkisiyle on günde kurumuş. Oralardaki sivrisinek nesli yok olmuş. Keloğlan sivrisinek sokmasıyla ortaya çıkan sıtmanın önünü almış. Sıtmalı hastalara kına kına kabuklarından hazırladığı ilacı içirerek iyileşmelerini sağlamış. Padişahın verdiği on eşek yükü altının, bir eşek yükü bana yeter, diyerek dokuzunu çocuklara dağıtmış. Padişahın en küçük kızıyla evlenmiş. Düğün hediyesi olarak verilen sarayda yaşamaya başlamış. Anasını yanına almış. Üçü birlikte gelecek güzel günlere gülümseyerek bakmışlar. Masalımız da burada bitmiş.

SON


Yazan: Serdar Yıldırım



KELOĞLAN SERDAR YILDIRIM'A KARŞI
Bir adım, iki adım, üç adım. Dört yanına dört eder kırk dört adım.
Keloğlan, İnegöl ile Yenice arasındaki göl kıyısında balık tutuyormuş. Tutuyormuş da kovası boşmuş. Sabah erkenden göl kıyısına geldiğinde öğle yemeği derdindeymiş. Öğlene kadar boş geçmiş, akşam yemeği için, dertlenmiş. Eli boş gidersem, anam bırakmaz eve gireyim. Ormanda yatılmaz ya kurt, kuş dolu. Hiç olmazsa bir balık yakalasaydım. Oltanın ucuna yem takarım, balık gelir, yemi yer ama oltaya yakalanmaz. Göl balık dolu. Millet gelir, kovayı doldurur ve gider. Bu balık tutma işi etti beni heder.

Zaman gezgini Serdar Yıldırım Keloğlan'ı görünce yanına gelmiş. Bu ikisinin daha önce yaşadığı maceralar varmış.
Serdar: " Selam Keloğlan. Bakıyorum kovan dolu. Göldeki bütün balıkları tutmuşsun. "
Keloğlan: " Serdar, selam da sen eskiden benimle alay etmezdin. Bana daima yardımcı olurdun. Benim de sana çok yardımım oldu. "
Serdar: " Alınma be Keloğlan. Şakacıktan öyle dedim. Söz seninle bir daha bu tarz konuşmam. İlk ve son olsun. "
Keloğlan: " Özürünü kabul ettim, gitti. Sen benim öyle dediğime aldırma. Sabahın adı var, bir balık tutamadım. Üzüntüden çakıl taşı kadar küçüldüm, kaldım. "
Serdar: " Demek üzüntün bundandı. Ben de seni buraya yeni geldin sandım. Bak sana nasıl balık tutulur, göstereyim. Kovayı alır, suyun içine girersin. Kovayı uzatırsın ve haydi bakalım balıklar, atlayın kovanın içine dersin. Balıklar kovaya dolunca eve gidersin. "

Serdar dediğini aynen yapmış. Biraz sonra bir kova dolusu balıkla Keloğlan'ın yanına gelmiş. Balıkları gören Keloğlan çok sevinmiş. Şimdi hedef Keloğlan'ın eviymiş.

Keloğlan balıkların hepsini ben tuttum deyince anası, bravo benim balıkçı oğluma demiş ve balıkları pişirmek için, ocağın yanına gitmiş.
Keloğlan: " Daha daha nasılsın? " diye sormuş.
Serdar: " İyiyim, hoşum, doluyum, boşum. Haberler sende. Birkaç ay önce taşındığın bu yeni evine alışabildin mi? "
Keloğlan: " Buraya alıştım alışmasına ama bir de aşk durumları oldu. Hayır, sorma, hiç anlatmam. "
Serdar: " Aşk durumları ha? Aşık oldun yani. Belliydi balık tutamadığından. Aşık adamın oltasına balık takılmazmış. Ben sormadım, sen de anlatma. Kime aşık oldun bakalım? Kim bu şanslı kız? "

Keloğlan: " Angelacoma ( İnegöl ) Tekfuru Nicola'nın kızı. Bu eve taşındığımızın ertesi günüydü. Göl kıyısında karşılaştık. Bir an gözgöze geldik. Kalbim davul gibi gümledi, burnum zurna gibi öttü. Aşık olmuştum. Kız da bana karşı ilgi duymuş. Yanıma geldi. Adımı sordu. Keloğlan dedim. Meğer o beni eskiden beri tanıyormuş. Adımı biliyormuş. Elele tutuştuk, geleceği konuştuk. Serdar senin geleceğe ait tahminlerin tutuyordu. Hani diyordun ya: Bin yıl sonra insanlar ne seni ne beni unutmazlar. Bu düşüncen ilk anda bana olamaz gibi gelmişti ama öncesinden benim adım hatırlanır. Sen de benim masallarımı yazdığın için ve o masallardan bazılarında olduğun için, senin adın da unutulmaz. Senin şu an itibarıyla yaşadığın tarih nedir? "

Serdar: " Bence bugün 22-Ağustos-2016 yılındayım. "
Keloğlan: " Üstüne 1.000'i de ekle kaç yıl oldu? "
Serdar: " 3.016 yılı oldu. "
Keloğlan: " Gelecek yıllara, yüz yıllara, bin yıllara benden kucak dolusu selam. "

Serdar: " Benden de selam. On bin, yüz bin yıllara pek çok selam. Önce şiir yazmaya başladım. Sonra masal ve hikaye yazmaya. İnternete 2006 yılında girdim. Eserlerimi yayınlamaya başladım. Çok ilgi gördü. Okurlar, yazdıklarımı beğendiler. 2011 yılında Ankara'dan Sıradışı Yayınları benimle irtibata geçerek on tane masalımı ayrı ayrı kitaplar halinde, büyük boy ve resimli olarak yayınladı. Sonradan pek çok yayınevi haberim olmadan internetten masallarımı alarak masal kitaplarında ve yardımcı ders kitaplarında yayınladı. 155 tane kitap ve dergide eserlerimi bulup satın aldım. Kimbilir daha kaç tane var? "

Keloğlan: " Benim masallarımı da yazıyordun. Kaç tane oldu? "
Serdar: " 58 tane oldu. Tüm yazdıklarım 280 tane oldu. "
Keloğlan: " 58 tane Keloğlan masalı mı? 28 yılda 58 tane. Var git sen 1.000 yıl daha yaşa. 2.000 tane olmazsa hakkımı helal etmem. "

Bunun üzerine Serdar gülümsemiş. Hani dediğin olmaz diyemem ama ben 10.000 yılda 20.000 tane yazsam ne dersin diyecekmiş ki, Keloğlan'ın anası:
" Haydi çocuklar, balıklar pişti, sofraya düştü. Soğumadan karnınızı doyurun da sonra atmaya, tutmaya devam edersiniz, " deyince iki aç insan sofraya oturmuş. Dakikalar sonra sofrada balıktan eser kalmamış.

Serdar bir ay Keloğlan'ın evinde misafir kalmış. Sonrasında köye gelen bir tellal Angelacoma'nın Turgut Alp tarafından alındığını söylemiş. ( MS.1299 ). Bundan dolayı Osman Gazi, Burussa ( Bursa ) kapısına dayanmış.

Keloğlan: " Duydun mu Serdar, Angelacoma'da savaş olmuş da bizim haberimiz olmamış. Orası kaç adımlık yer? "
Serdar: " Tekfurun kızı kimbilir şimdi ne haldedir? Belki de babasıyla birlikte esir düşmüştür. "
Keloğlan: " Ne? Esir mi düşmüştür? Kalk Serdar, kalk. Gidelim Angelacoma'ya, varalım Turgut Alp'in huzuruna. Ettiyse esir tekfuru, istesin tekfurdan kızını. "

Keloğlan ile Serdar, hızla yürüyerek gitmişler ve Turgut Alp'in huzuruna çıkmışlar. Turgut Alp'in işi başından aşmış. Keloğlan'ı dinleyince vezirine dönerek, kıza sorun, istiyorsa varın gidin evlendirin Keloğlan'la, demiş. Kız evet deyince Keloğlan ile tekfurun kızı evlenmiş. Birlikte köye dönmüşler. Anası Keloğlan'ı ve kızı güleryüzle karşılamış. Eve buyur etmiş.

Serdar bakmış ilgilenen yok oradan ayrılmış. Zaman gezgini olarak geçmişin ve geleceğin labirentlerine doğru yola çıkmış. O labirentler ki, bazen çok soğukmuş, bazen sıcakmış. Çok soğuk olunca beyni buz tutarmış, bir cümle bile yazmak istemezmiş. Bazen sıcak olurmuş, yazdıkça yazacağı gelirmiş. Serdar, yazdıklarımı okuyan oldukça yazmaya devam edeceğim, demiş.

Orhan Gazi Bursa'yı almış.
Turgut Alp İnegöl'e yerleşmiş.
Keloğlan, tekfurun kızı ile mutlu olmuş.
Serdar Yıldırım bu masalı yazmış.

Keloğlan bahçeden dört gül koparmış.
Birini Orhan Gazi'ye, birini Turgut Alp'e.
Birini tekfurun kızına, birini anasına vermiş.
Serdar olayı duyup geri gelmiş, hani bana demiş.
Keloğlan sana yok demiş ve eve girip kapıyı kilitlemiş.

SON



KELOĞLAN MÜCEVHER AĞACI
Zaman gelmiş, zaman geçmiş. Günler gelmiş, aylar geçmiş. Aylar gelmiş, yıllar geçmiş. Keloğlan elli iki yaşına girmiş, nereden duyduysa adını duymuş, kafasında iyice yer edinmiş, mücevher ağacını bulmak üzere yola çıkmış.
Keloğlan gele geçe, pınardan soğuk su içe, yolu bir ormana düşmüş. Ormanın adını sorarsanız, Keloğlan bilmez, bana sorarsanız ben hiç bilmem, ağaçlarla dolu bir yermiş.  Keloğlan sağına bakmış ağaç, soluna bakmış ağaç, gitmiş gitmiş hep ağaç. Bu durum kafasında şöyle bir çağrışım uyandırmış. Bu ağaçlar, topraktan çıktığına göre, ağaçları toprağın saçları sayarsak, bu orman saçlı bir adamın başına benzer. Saçları olmayan kel birinin başı, ağaçsız bir toprağa benzediğine göre, bu ormana Keloğlan Ormanı demek doğru olmaz.

Keloğlan, ormanda yolunu kaybetmemiş ve ağlamayan, 18 yaşında genç bir kızla karşılaşmış. Keloğlan sormuş:  “ Güzel kız, ormanda kayboldun mu? Anan, baban nerede? Hangi köydensin? Söyle de seni köyüne gö türeyim. “

Bunun üzerine genç kız şöyle demiş:  “ Bu ne soru kalabalığı böyle? Ortada sincap yok, kuyruğu yok, sincabın ağırlığını tahmin etmeye çalışıyorsun. Sincap iki kilo gelse sana ne, dört kilo gelse bana ne? Gelelim çimenin faydalarına: Bu ormanda kaybolmadım. Anam, babam evdedir. Yapraklı Köyü’ndenim. Ormanın ne tarafında kalır bilir misin? “
“ Yapraklı mı? Adını hiç duymadım. Ormanın ne tarafında kalır, ne bileyim? “
“ Hani az önce seni köyüne gö türeyim falan diyordun da. “
“ Ha, doğru ya, öyle dediydim. Seni bu koca ormanda yalnız görünce öyle şaşırdım ki, ne dediğimi bilemedim. Deyiverdim işte. Kız adın ne senin, söyleyiver de bileyim. Konuşma tarzın güzel de, bir acayibime gitti. “
“ Bravo, konuşma tarzım bir kulağından girip ötekinden çıkmamış. O zaman söylediklerim iki kulağına küpe olsun. Benim adım Fatma ama erkek Fatma diye bilirler beni. Anadolu’da Fatma çoktur ama erkek Fatma deyince bir ben hafızalara düşerim. “
“ Fatma. Hem erkek hem Fatma. Ne iş? “
“ İnce iş. “
Daha sonra Keloğlan başından takkesini çıkararak şöyle demiş:  “ Fatma, söyle bakalım, ben kimim? “
Bunun üzerine Fatma sağ kaşını yukarı kaldırarak bir süre Keloğlan’ı süzmüş:  “ Dur bakalım! Yoksa sen şu Keloğlan mısın? “
“ Peh, nasıl da bildin. Ama adım ne diye sormasam, dikkatini toplayamazdın. “
Fatma, Keloğlan’ı bir kucaklamış ki, Keloğlan ayaklarının yerden kesildiğini hissetmiş:  “ Dur kız! Fatma! Bir gören olacak. Sonra ne derler? Bırak beni. “
Fatma, Keloğlan’ı bırakmış:  “ Bu ormanda bizi gören olmaz. Hem görseler bana ne? Dünyanın en ünlü macera kahramanına sarılmışım, kime ne? Vay be! Hal ve gidiş pekiyi. Durum vaziyetleri çok iyi. Çocukluğundan beri yaşadığın olayları bizim köyde hikâye diye anlatıyorlar. Bir zamanlar padişah falan da olmuşsun. Kırklı yaşlardasın sanırım. Kaç yaşındasın? “
“ Elli iki yaşındayım. “
“ Elli iki mi? Yok canım inanmadım. Şuna kırk diyelim, ne dersin? “
“ Tamam, olur. Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Benim de işime gelir kırk yaşında olmak. Dur bakalım, sen kaç yaşında olabilirsin? On sekiz yaşında varsın. “
“ Hey be! İşte size iyi bir tahminci. Keloğlan olsun da benim yaşımı bilemesin? Keloğlan olsun da atıp tutturamasın? Doğru bildin, on sekiz yaşındayım. Sana Keloğlan, Keloğlan diyorum ama yaşın benden ilerde. Acaba adınla hitap etmeme izin çıkar mı? “
“ Sen bilirsin be, Fatma. Benim adım Keloğlan. Tabi ki, adımla hitap edebilirsin. Senden küçük beş, on yaşında çocuklar bana Keloğlan derler. Aslında adım İbrahim ama anam bile bana Keloğlan der. “
Daha sonra Keloğlan üstünde altınlar, elmaslar, zümrütler dolu olan mücevher ağacını bulmak ve onları toplayıp, fakirlere dağıtmak istediğini söylemiş.
Bunun üzerine Fatma:  “ O topladıklarının bir kısmını kendine ayıracaksın, değil mi? “ diye sormuş.
Keloğlan:  “ Yok, öyle şey yok. Bir tekini bile kendime ayırsam elime yapışır. “
“ Ben de seninle gelsem, kendime bir kese altın, elmas, zümrüt alabilir miyim? “
“ İstersen al, sana karışmam ama benimle gelmene anan, baban izin verir mi? “
“ Bunun kolayı var. Bizim köye gideriz, izin isteriz. Hem köydekiler meşhur Keloğlan’ı görürler. “

Köyde, Keloğlan coşkulu bir şekilde karşılanmış. Eğlenceler düzenlenmiş, ziyafetler verilmiş. Fatma’nın Keloğlan’la gitmesi için, izin çıkmış. Keloğlan dönüşte bu köye uğrayacağına dair köylülere söz vermiş.

Köyden ayrıldıktan sonra, Fatma’nın elinde çuval olması, Keloğlan’ın dikkatini çekmiş. Keloğlan sormuş:  “ Fatma, o çuval nedir? Neden onu gö türüyorsun? “
“ Mücevher Ağacı’ndan kendime ayıracaklarımı buna dolduracaktım. “
“ Ne, buna mı? Ama bu dünyanın mücevherini alır, taşıması sorun olur. Bu dolunca belki geriye bir avuç mücevher kalır. “
“ Tamam işte. Sen de o bir avuç mücevheri bizim köyde dağıtırsın. Dünyada benden fakir insan bulamazsın. Tek dikili fidanım bile yok. On sekiz yaşındayım, çeyiz bohçamda bir parça kumaş yok. Bohça bomboş. Çuval mücevher dolu olunca bana tüy gibi hafif gelir. “

Keloğlan, Fatma’nın uyanıklığına ve sirke gibi keskin zekâsına hayran kalmış. Keloğlan ile Fatma, dağ-taş yürümüşler, kasabalardan, köylerden geçmişler, soğuk sulardan içmişler ve sonunda içinde mücevher ağacının bulunduğu kutsal toprakların yakınındaki bir köye gelmişler.  Keloğlan köydekilere durumu anlatmış. Köydekiler, buna çok sevinmişler. Keloğlan ve Fatma’nın yanına yol gösterici olarak Hasan’ı verip, yola çıkmasını öğütlemişler. Keloğlan dönüş yolunda nasılsa bu köyden geçecekmiş. Keloğlan’ın bu köyde dağıtacağı mücevherler şimdiden göz kamaştırmış.

Mücevher Ağacı bu köye çok yakınmış ama bu köyden birinin mücevherleri dalından koparması yasakmış, çünkü o zaman Mücevher Ağacı’nın kuruyacağına inanıyorlarmış. Köydekiler, her gittikleri yerde Mücevher Ağacı’nı anlatırlar, yerini tarif ederlermiş. Mücevherler toplandıkça yenisi çıkarmış.  Keloğlan, oradaki köyden Hasan’ı aldıktan sonra, Fatma ile birlikte yola çıkmışlar. Üçü birlikte ileri doğru yürümüşler. Daha sonra bir dereye varmışlar.

Köylü Hasan:  “ İşte geldik. Bu derenin adı Hırçın Dere. Dereyi geçtik miydi, kutsal topraklar başlıyor. “
Fatma:  “ Hırçın Dere dedin de, bu derenin neresi hırçın? Sakin sakin akıp gidiyor.”
Köylü Hasan:  “ Fatma, sen onun adına aldanma. Adı hırçındır ama akışı hırçın değildir. Sessizce akıp gider. Kendimi bildim bileli adı  Hırçın Dere’dir. Eskiler adına öyle demişler. Dereye girmeden paçaları sıvayalım. Korkmayın, bu derenin en derin yeri diz boyunu geçmez. “

Derenin karşı kıyısına ulaştıklarında köylü Hasan:  “ Buradan ilerisi göz alabildiğince kutsal topraklardır. Mücevher Ağacı, Uzun Dede türbesinden ileridedir.

Fatma:  “ Neden adına Uzun Dede demişler. Boyu iki metre var mıymış?

Köylü Hasan:  “ Uzun Dede çok eskiden yaşamış. Boyu iki yaşındayken iki metreymiş. Yirmi yaşına gelince yirmi metre olmuş, artık uzamamış. Altı yüz yaşını aşkın ölmüş. Yedi yüz, sekiz yüz hatta bin yaşında ölmüş diyenler var. “

Fatma:  “ Gerçekleri araştırsaydın. Bilgi, belge bulsaydın. Bakalım bunlar doğru mu? “

Köylü Hasan:  “ Herhalde doğrudur. Öyle gelmiş, böyle gidiyor. Bazı şeyleri değiştirmeye çalışıp kendimi zorlayacağıma, öyle olduğuna inanıvermek kolayıma gitti. Ne anlattılarsa, ne duyduysam peki dedim. Temsilde, tek başıma bir orduyla savaşacağıma, ordunun saflarına katılıverdim, oldubitti. “

Fatma:  “ Sence bir kişi, bir orduyu yenemez mi? “

Köylü Hasan:  “ Belki karşı durabilir ama ne zamana kadar? Koskoca bir ordu bir kişiye yenilmez. Bundan ötesine benim aklım ermez. Her neyse artık kutsal topraklar üzerindeyiz. Bu kutsal topraklar da tüm yorgunluğumu aldı. “

Fatma:  “ Bu toprağın derenin ötesinde kalan topraktan ne farkı var? İkisinin de üstü çayır, çimen, üzerinde ağaçlar var. Böcek, karınca bunda da var, onda da var. Ya ikisine kutsal de, ya da ikisine deme. Toprak işte, kutsallık bunun neresinde? “

Köylü Hasan:  “ Toprağın ikisi de toprak fark yok ama bu kutsal topraklarda Uzun Dede doğmuş, büyümüş. Toprağın her zerresinde, onun ayak izleri varmış. Buralarda basmadık yer bırakmamış. Onun için buralara kutsal topraklar denmiş. Kutsal adamın bastığı yerler kutsal sayılır. “

Fatma:  “ Uzun Dede de mi kutsalmış? “
Köylü Hasan:  “ Tabi kutsalmış. “
Fatma:  “ Buna inanayım mı? “
Köylü Hasan:  “ İnanırsın, inanmazsın. Bu sana kalmış. Hem seni zorlayan yok. Paşa gönlün bilir.”
Fatma:  “ İnanmazsam cezalandırılır mıyım? “
Köylü Hasan:  “ Cezalandırılmazsın. Kimse sana ceza kesemez. Kutsallık sadece fikirde, düşüncede vardır. Böyle konularda zorlama olmaz. Şudur, şöyledir, başka fikir öne süremezsin, değişik düşünemezsin, diyerek kimse kimseyi kandıramaz. “

Fatma:  “ Hasan Ağa, Uzun Dede zamanında yaşamak ister miydin? Her gün görüşürdünüz, konuşurdunuz. Kim bilir sana neler anlatırdı? Hizmetinde bulunurdun ve sevgisini kazanırdın. “

Köylü Hasan:  “Nerede bende o şans? Keşke eski zamanlarda yaşasaydım ve Uzun Dede’ye can yoldaşlığı yapsaydım. Artık bu mümkün değil. Ölen dirilmeyeceğine, Uzun Dede geri gelmeyeceğine göre, imkânsız konulardan bahsetmeyelim. Fatma istersen imkânlı konulardan bahsedelim. Bilir misin Uzun Dede pek çok keramet göstermiş. Bir keresinde, buralarda kuraklık olmuş. Halk, toplanıp Uzun Dede’ye gitmiş ve yağmur yağdırmasını rica etmiş. Uzun Dede, es demiş, rüzgâr esmiş, yağ demiş, yağmur yağmış. Bir keresinde, parmağını toprağa sokmuş, su fışkırmış. Yirmi metrelik Uzun Dede’nin parmağı bir metreymiş. Sonradan oraya çeşme yapmışlar. Yolumuzun üstünde, aradan kaç yüzyıl geçmiş hala akıyor. Birer tas su için, bakın Uzun Dede Pınarı’nın suyu kendinden tatlıdır. Ne oldu Fatma, bakıyorum sesin kısıldı. Buna da yalan desene. “

Keloğlan, Fatma ve köylü Hasan, Uzun Dede Pınarı’nın suyundan bolca içmişler. Su, şerbet gibi tatlıymış. Daha sonra köylü Hasan ayağa kalkmış ve şöyle demiş:  “ Arkadaşlar, sizinle sohbetin tadına doyum olmuyor ama buraya kadarmış. Bundan sonra yola bensiz devam edeceksiniz. Patika yol, sizi Mücevher Ağacı’na gö türür. Dönüş yolunda başka yol aramayın. Bu, zaman kaybı olur. İlla ki, bizim köyden geçeceksiniz. Ee beni de bolca görürsünüz. Her attığım adımın hakkını isterim. Size boşuna kılavuzluk yapmadım değil mi? “

Bunun üzerine Keloğlan:  “ Tamam, Hasan Ağa. Sana bolca, sizin köydekilere azarca dağıtacağız. Sonrasında geriye bana ne kalacak da, fakirlere dağıtacağım. “

Köylü Hasan:  “ İyi dedin, Keloğlan. Yalnız benden duymuş olma, ben ve bizimkiler senin elinde ne varsa sahipleniriz ama toplayıcının yanındakine karışmayız. Ondan hak iddia etmeyiz. Fatma’nın elindekiler firesiz geçer. Bilmem durumu anladın mı? “

Fatma’nın elindeki çuvalı Keloğlan’a gösterip gülümsediğini gören köylü Hasan:  “ Bak Keloğlan, Fatma işin gerçeğini anlamış, sor da sana anlatsın. Yolunuz açık, çuvallarınız dolu olsun. Hemen düşün yola erken dönesiniz, sizin için yoruldum beni de göresiniz. “

Köylü Hasan’dan ayrıldıktan sonra Keloğlan, Fatma’ya dönerek:  “ Fatma, gördün mü? Adamlar, işlerini menfaat üstüne kurmuş. Gidene ağam, gelene paşam diyorlar ama ceplerinin dolduğuna bakıyorlar. Bunların dümen suyuna girersen, senden iyisi yok. Altı patlar, üstü çatlar, bu fikirler, beni dörde katlar. “

Fatma:  “ Kusura bakma Keloğlan, ama senin düşüncelerin eski zamanda kalmış. Keserle tahtayı kerterken, yongayı kendi tarafına toplayacaksın. Benim bu çuval ne seni, ne beni aç bırakmaz. “

Fatma’nın söylediklerini ağzı açık dinleyen Keloğlan, daha sonra Fatma’nın dile getirdiği teklifi kabul edip, Fatma ile evlenmiş. Nikâhı Keloğlan kıymış. Geceler geceleri gündüzler heceleri kovalamış. Sonunda, Keloğlan ile Fatma, Mücevher Ağacı’na varmışlar. Mücevher Ağacı’nın dalları zümrüt, elmas ve yakutla doluymuş.  Keloğlan’ın takkesini çıkararak Mücevher Ağacı’nın karşısına oturmasına aldırmayan Fatma, yanında getirdiği çuvalı açarak alt dallardaki mücevherleri toplamaya başlamış. Dikkatle Fatma’yı izleyen Keloğlan, Fatma’nın ne kadar hızlı hareket ettiğini görünce şaşırıp kalmış. " Ey sen hırslı insan! Şu Fatma’nın hızını görsen dilini yutardın. Be kardeşim, insan bu kadar mı hırslı olur? Bin sene değil, on bin, yüz bin sene yaşasan topladıkların sülalene yeter. Bu kadar hırs niye? “

Aradan zaman geçmiş, Fatma çuvalı doldurmuş, çuvalın ağzını bağlamış, çuvalın ipini beline dolamış. Keloğlan ağaca çıkmış, üst dallarda kalmış mücevherleri kesesine ve ceplerine doldurmuş.

Dönüş yolunda Keloğlan ile Fatma, Hasan’ın köyüne uğramış. Keloğlan’ın bir karışlık kesesi, bir dakikada boşalmış. Fatma ise, Hasan’dan eşeğini bir avuç elmasa satın almış. Mücevher dolu çuvalı eşeğe yüklemiş. Keloğlan ile Fatma, günler sonra Fatma’nın köyüne varmış. Bir çuval mücevheri gören köylülerin ağzı kulaklarına kadar açılmış. Yüzlerce köylü, Fatma ile eşeğin etrafına toplanmış. Oynayanlar, zıplayanlar, takla atanlar pek çokmuş. Keloğlan kenarda, kıyıda tek başına kalmış. Buraya ilk geldiğinde iltifat edenler ortada yokmuş.

Keloğlan sol eliyle takkesini çıkarıp, sağ eliyle başını kaşımış, sonra iki elini beline dayayıp etrafına bakınmış. Demek bu köyde benim hiç değerim yokmuş, diye düşünmüş. Cebinden çıkardığı iki elması yakınındaki iki köylüye vermiş. Keloğlan elmas dağıtıyor, diye köylüler bağırmış. Köy halkı, Keloğlan’ın peşine düşmüş. Keloğlan kaçmış, köylüler kovalamış. Keloğlan ormanda izini kaybettirip, köylülerden kurtulmuş.

Ertesi gün Fatma’nın yanına gelen Keloğlan birkaç günlüğüne köyüne gideceğini ve oradaki fakirlere mücevher dağıtacağını söylemiş. Eğer yolda fakir görürsem onları da boş geçmem, demiş.

Fatma:  “ İyi git de Keloğlan, ceplerindeki bir avuç mücevherden başka neyin var? O kadarı kime yeter. “ demiş.

Keloğlan:  “ Var canım, olmaz olur mu? Sen çuvalı doldurur gelirsin de Keloğlan o kadarcık mücevhere kanar mı? Bak mintanımın altı mücevher dolu, demiş ve mintanının üstünü çıkarmış. Yola çıkmadan önce anama iki fanilamı alttan diktirmiş ve içine cepler yaptırmıştım. Ben bu yolculuğa fakirler için çıktım ve onlara destek olacağım. İtiraf et Fatma, sen bile bu ince düşüncemi anlamadın, değil mi? “

Fatma:  “ Doğru, ben bile anlamadım. Sana boşuna Keloğlan dememişler. Karlar altındaki bir köye gider, buz satarsın. Güle güle git Keloğlan, fakirlere mücevherleri dağıt, onları sevindir. Ben de bu çuvalın bir kısmını vereyim, fakirlere dağıt, bir kısmını da bu köyde dağıtacağım. Kalan yarım çuval mücevher ikimize yeter. “

“ Aslan Fatma, o bir çuval mücevheri kendine saklayacaksın diye ödüm kopuyordu. Şimdi gözümde öyle bir büyüdün ki sorma. “

Keloğlan bir gitmiş, pir gitmiş. Mücevherleri fakirlere dağıtıp, Fatma’nın köyüne dönmüş. Daha sonraki günlerde Keloğlan ile Fatma, bir konak yaptırmış ve bu konakta yaşamaya başlamış. Köye gelişleri bir yılını doldurmuş ki, bir oğulları olmuş. Adını Ali koymuşlar. Birlikte uzun yıllar mutlu yaşamışlar.
 
SON


Yazan: Serdar Yıldırım

3
Konu Dışı / Ataşehir Evden Eve Nakliyat Hizmetleri
« Son İleti Gönderen: aysedegisik10 Eylül 23 2020, 12:32:21 »
[size=78%]https://atasehirevdenevenakliyat.net[/size][/size][/size][size=78%] [/size][/size][size=78%]adresinde ulaşabileceğiniz nakliyat firması taşımacılık sektöründe kurumsal alt yapısı, ileri teknolojik ekipman ve işini ehli ustaları ile evden eve nakliyat ofis taşımacılığı iş yeri taşımacılığı asansörlü taşımacılık gibi farklı alanlarda faaliyet göstermektedir.[/size]

Evden Eve Nakliyat Nedir?
Ataşehir nakliyat gibi kurumsal firmaların yaptığın ev taşımacılığı hizmetidir. Bildiğimiz klasik yöntemlere göre daha planlı programlı ve profesyonel bir şekilde yapılan taşımacılık işlemlerinde taşıma sırasında eşyalarınız kesinlikle zarar görüp, hasara uğramayacaktır. Çok katlı binalar için ileri teknoloji ile üretilen sepetli taşıma vinçleri sayesinde evinizin dış cephesinde saniyeleri içinde içeri alınacaktır.
Ataşehir nakliyat firmasının çalışma saatleri ise tane müşterini taleplerine göre belirlenmektedir. Haftanın her günü taşımacılık hizmeti sunan Ataşehir evden eve nakliyat firmasında uygun olduğunuz gün taşıma hizmeti alabilirsiniz.
Taşınma işlemleri ve aşamaları her biriniz için uzun uğraş isteyen zor ve meşakkatli bir iştir. Ancak profesyonel firmalar tarafından bu işlemi el değmeden yapacaksınız.  Firmanın hizmet detayları öğrenmek için https://atasehirevdenevenakliyat.net  online adresini ziyaret edebilir, iletişim olanakları ile irtibat kurarak bu hizmeti alabilirsiniz.
4
Konu Dışı / Kars Gündemi Nasıl Takip Edilir?
« Son İleti Gönderen: aysedegisik10 Eylül 22 2020, 15:29:39 »
[size=78%]https://www.karshaber.com.tr[/size][/size][/size][size=78%]  [/size][/size][size=78%]online [/size][/size][size=78%] [/size][/size][size=78%]ait dünyanın her neresinde olursanız olun Kars iline ait bütün gelişmelerden anında haberdar olabileceksiniz.[/size][/size][size=78%]  [/size][/size][size=78%]En son Kars haberleri güncel haberler, Kars yol durumları hava durum, dünyadan ve Türkiye’den tüm gelişmelerin anında takip edebileceğiniz site özgün ve tarafsız haber anlatışı ile faaliyet göstermektedir. Kars haberleri sitelerin içerisinde popüler adreslerden bir tanesi olan haber portalının binlerce ziyaretçisi bulunmaktadır.[/size][/size][size=78%] [/size]
Gerçekçi ve Tarafsız haber anlayışı ile kesintisiz Hizmet
Uzun süredir online olarak faaliyet gösteren ve Kars’taki tüm güncel gelişmeleri hakla gerçekçi ve tarafsız hizmet anlayışı ile halka yansıtan site, birçok haber ajansının resmi abonesi ile faaliyet göstermektedir. Kars gündemini takip edebileceğiniz popüler adreslerinden birisi olan bu online haber platformu aynı zamanda ülkemizde ve dünyadaki olan gelişmeleri olayları anlık olarak halka sunmaktadır.
Farklı kategorilere ayırıp güncel gelişmeleri basit ara yüzü sayesinde anıda habere ulaşabileceksiniz. Yerel a haberler ile okuyucuyu bilgisayar https://www.karshaber.com.tr  platformu size sağlığınızla ilgili de faydalı bilgiler ve haberler sunmaktadır.
5
İslam toplumunda bölünmenin, parçalanmanın ve birbirine düşman olmanın en büyük nedeni, Allah ın DİNDE SAKIN BÖLÜNENLER GİBİ OLMAYIN öğüdüne, diğer konularda yaptığımız gibi görmezden gelerek mezheplere, tarikatlara ve cemaatlere bölünmemiz neden olmuştur. Şimdide bu bölünmüşlük öyle hat safhaya ulaşmıştır ki, Allah ın kitabı rehber olmaktan adeta çıkmış, yüksek bir yere kaldırılmış, dinde rehber olarak rivayetler, cemaat ve tarikat liderlerinin sözleri ile din yaşanır olmuştur. İnternette gezinirken tarikat ve cemaatlerin, İslam ın HAK OLAN bir gerçek olduğunu savunanlar, bakın bu yanlışlarını savunmak adına, karşı düşüncedeki toplumları itham ederek ne diyorlar.

“Mealciler yani tasavvuf, tarikat, şeyh, evliya, mezhep bunları kabul etmeyenler, Enam suresi 153. ayeti örnek veriyorlar. HİÇBİR YOL METOT KABUL ETMİYORLAR. HAK TARİKAT VE CEMAATLER DE İSLAM İÇERİSİNDE OLDUĞU İÇİN, ilgili ayeti bu şekilde yorumlamaları doğru değildir.”

Ne yazık ki dinde öyle bir bölündük ki, bölünmüşlüğümüzü savunabilmek adına, Allah ın ayetlerini eğip bükerek, ellerimizle kanıt yaratmaya çalışıyoruz.  Hiçbir yol metot kabul etmiyorlar diyenler, kendilerine Allah ın yolu apaçık önümüzde dururken, birçok yollar ve metotlar edinerek, nasıl Allah ın yolundan saptıklarının farkında bile değiller. DİNDE TEK BİR YOL VARDIR, O DA ALLAH IN YOLU KUR’AN DIR. Bahsettikleri ayete önce birlikte bakalım.

Enam 153: İŞTE BU, BENİM DOSDOĞRU YOLUM. ARTIK ONA UYUN. Başka yollara uymayın. YOKSA O YOLLAR SİZİ PARÇA PARÇA EDİP O’NUN YOLUNDAN AYIRIR. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti. (Diyanet meali)

Bu kadar açık bir ayeti bile, kendilerinin bölünmüşlüğüne kanıt göstermeye ve bunu Allah ın onayladığını söylemeye çalışıyorlarsa, bu insanlara ancak Allah ın deyimiyle, HEM KÖR, HEMDE SAĞIR OLMUŞLAR DEMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY SÖYLEMEK GELMİYOR AKLIMA. Allah bu benim doğru yolum diyor. Peki, doğru yolum dediği nedir? ELBETTE ALLAH IN ELÇİSİNİN TABİ OLDUĞU, KUR’AN IN ÇİZDİĞİ YOL. Peki dinde bölünen mezhepler, cemaatler, tarikatlar ne diyor Allah ın yolu Kur’an için? Kur’an da her bilgi yoktur, İslam ı doğru yaşamak için Peygamberimizin rivayet hadislerine, FIKIH inancına ve Âlimlerin, Velilerin sözlerine mutlaka ihtiyacımız vardır. Hadisler ve fıkıh olmasaydı KUR’AN KAPALI KALIR, ANLAŞILAMAZDI, demiyorlar mı? Yani Allah ın yolu Kur’an da ne emrediyorsa, cemaatler, tarikatlar ve fıkıh tam tersini söylüyor. Bu durumda Allah bizlerin, böyle bir yolu izlememize nasıl izin verdiğini söyleriz? Bu kadar mı aklımızı birilerine emanet ettik? Ayette Allah bizleri, çok daha önemli bir konuda uyarıp, başka yollara gider yani tarikat, cemaatlere bölünürseniz, ONLAR SİZİ ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRIRLAR DİYOR.  Tabi gözler perdeli, kulaklar ve kalp mühürlü olunca, bu uyarıları işiten bile olmuyor.

Enam suresi 153. ayetinde Allah, çok açık bir şekilde dinde bölünmeyi yasakladığı halde, hala DİNDE BÖLÜNMEKTE BEREKET VE ZENGİNLİK VARDIR diyorlarsa, bu insanlar kendilerini aldatıyorlar demektir. Cemaat ve tarikat ehlini, bu toplumda tutabilmek için, Allah ın rehberine taban tabana zıt bir düşünceyi de cemaatlerine kabul ettirmişler ve şunu söylüyorlar. CEMAATE TABİ OLMAYIP ŞEYHİ, VELİSİ OLMAYANIN, VELİSİ ŞEYTANDIR DİYORLAR. Hâlbuki Allah Kehf suresi 102. ayetinde, “BENDEN AYRI OLARAK, KULLARIMI KENDİLERİNE VELİLER(EVLİYALAR) YAPACAKLARINI MI SANDILAR”, diyerek güvenilecek ve sözlerinin ardı sıra gidilecek VELİNİN, yalnız Allah kendisi olduğu uyarısını yapıyor. Araf suresi 185. ayetinde, “O HALDE KUR’AN DAN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR” diyerek Allah, Kur’an ın dışından, hiç kimsenin sözlerini, dinin emri kabul edemeyeceğimizi hatırlatıyor.

GÜNÜMÜZDE CEMAATLER VE TARİKATLAR, ÖZELLİKLE MADDİ ANLAMDA O KADAR GÜÇLENDİ Kİ, BU TOPLULUKLARA ARTIK DEVLETİ YÖNETENLER BİLE, MÜDAHALE EDEMEZ OLDU. BİRDE BU CEMAAT VE TARİKAT MENSUPLARININ, DEVLETİN İÇİNE SIZDIĞINI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDE, DURUMUMUZUN NE DERECE TEHLİKE ARZ ETTİĞİNİ, SANIRIM ANLAMAK ZOR OLMASA GEREK. GÜÇLERİNİ KAYBETMEK İSTEMEYEN BU OLUŞUMLAR GEREKİRSE, TOPLUMA YA DA DEVLETE AKLIN BİLE HAYAL EDEMEYECEĞİ KÖTÜLÜĞÜ YAPMAKTAN KAÇINMAZLAR. BU DERSİ ALLAH YAKIN ZAMANDA BİZLERE VERDİ, AMA DERS ALABİLDİK Mİ ACABA?

Allah bu dünyada bizlerin, imtihanda olduğumuzu birçok ayetinde bildirmiştir. Bu imtihanda Allah, Elçisini bile kulu arasında istemeyip, TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER DİYEREK, KULUMLA ARAMDAN ÇEKİL UYARISINI YAPMIŞTIR. Bırakın cemaat ya da tarikat şeyhlerini, Allah kuluyla arasında, Elçisini bile istemiyor. Bu durumda İslam dininde CEMAAT VE TARİKATLAR VARDIR, BUNLAR İSLAM IN HAK GERÇEKLERİDİR NASIL DERİZ. Bunu söylemek Kur’an ı inkâr etmekle aynıdır. Bizler yapılan yanlışımızı düzeltmek yerine, yanlışımıza kılıf aramaya çalışıyoruz. Böyle yaptığımız için de, battıkça batıyoruz. Herkes imtihanını bizzat kendisi, kendi çabaları ölçüsünde vermek zorundadır. İmtihanın gereği de budur zaten. Hiç kimse bir başkasının yerine imtihan olamaz. Örnek verdikleri Enam suresi 153. ayetin öncesindeki iki ayette Allah, bakın özellikle hangi konularda uyarıyor. “O’NA HİÇBİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAYINIZ; “ “BİZ HERKESİ ANCAK GÜCÜNÜN YETTİĞİ KADARIYLA SORUMLU TUTARIZ.” “ALLAH’A VERDİĞİNİZ SÖZÜ TUTUN”

Hâlbuki cemaat ve tarikatlarda şeyh ve Cemaat liderine öyle yetkiler yükleniyor ki, bu kişinin mahşer günü cemaatlerine, ŞEFAAT EDECEĞİNİ SÖYLÜYORLAR. İşte bu şirktir. Allah uyarıyor ve diyor ki, sizlere DOĞRU YOLU, İNDİRDİĞİM KUR’AN İLE GÖNDERDİM, AÇIKLADIM. YALNIZ ONUN İPİNE SARILIN, KORKMAYIN BEN SİZLERİ GÜCÜNÜZÜN YETTİĞİ KADARIYLA SORUMLU TUTARIM DİYOR. Yine bu ayetlerde, Allah ın yaptığı uyarı çok önemli. Allah a verdiğiniz sözü tutun diyor. Peki, bizler iman ettik, Müslüman olduk demekle, Allah a nasıl bir söz vermiştik? Küçük bir örnek vermek isterim. Bizler namazlarımızda her gün ne diye söz veriyoruz Allah a. “YALNIZ SANA KULLUK EDER, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.” Sizce başka bir örneğe gerek var mı? Ne yazık ki Allah a verdiğimiz sözü hiçbir konuda tutmuyoruz. Hem de her gün, birçok kez söz verdiğimiz halde. Bakın Allah, dinde bölünenler konusunda ne diyor ve uyarıyor.

Enam 159: DİNLERİNİ PARÇA PARÇA EDİP GRUPLARA AYRILANLARLA SENİN HİÇBİR İLİŞKİN YOKTUR. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra Allah, onlara yaptıklarını haber verecektir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Rum 32: DİNLERİNİ PARÇALAYAN VE GRUPLARA AYRILANLARDAN OLMAYINIZ! Her grup, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bundan açık daha nasıl söylesin Allah. Allah ın Elçisinin, dinde bölünenler le senin hiçbir ilişkin yoktur, onlardan uzak dur diyor ve bizleri de uyarıp, dinlerini parçalayan ve guruplara ayrılanlardan olmayınız diyerek, İslam dininde mezheplere, fırkalara, cemaatlere, tarikatlara bölünmenin Allah tarafından özellikle yasaklandığı uyarısı yapılıyor. İSTEYEN ALLAH I DİNLER, İSTEYEN TABİ OLDUĞU ŞEYHİNİN SÖZLERİNİ. Ama sonucuna da katlanmasını bilmelidir. Bakın Allah ın bir başka uyarısını daha hatırlayalım.

RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN; O’NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN/EVLİYALARIN ARDINA DÜŞMEYİN. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Araf 3)

Aslında söyleyecek çok fazla bir söz kalmıyor bizlere. Tabi biraz aklını kullanıp düşünenler için.  Allah Nisa suresi 87. ayetinde, KİMDİR SÖZÜ ALLAH IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN, diye bizlere soruyor ve ikaz ediyor. Daha sonra da bir başka ayetinde, bir Müslüman ın nasıl düşünüp en doğru kararı verip, Kur’an ın sınırlarını aşmadan nasıl inancını yaşaması gerektiği konusunda bakın nasıl uyarıyor.

Zümer 18: SÖZÜ DİNLEYİP DE ONUN EN GÜZELİNE UYANLAR VAR YA, İŞTE ONLAR ALLAH’IN HİDAYETE ERDİRDİĞİ KİMSELERDİR. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. (Diyanet meali)

Zerre kadar düşünerek Allah ın ayetlerini okuyan, tüm gerçekleri görecek ve Allah ın kitabından başka hiçbir söze tabi olunamayacağını, ALLAH IN YOLUNDAN BAŞKA HİÇ BİR YOLU İZLEYEMEYECEĞİMİZİ, ALLAH DAN BAŞKA VELİLER EDİNEMEYECEĞİMİZİ ANLAYACAKTIR. Allah bizlerin elimizde Kur’an, emin olamayacağımız batıl ve hurafeden uzak, yalnız Kur’an ın ipine sarılmamızı emrediyor. Bir Müslüman Allah ın sözünden daha doğru bir söz olmayacağını bilir ve SÖZÜN EN GÜZELİ OLAN ALLAH IN SÖZÜ KUR’AN A SARILIR VE ONUN ONAYLAMADIĞI HİÇ BİR SÖZÜNDE ARDI SIRA GİTMEZ.  Yalnız Kur’an ın yolunu izleyen, Allah ın hidayete erdirdiği kimselerdir. Lütfen bu gerçekleri göz ardı ederek, kendimizi ateşe atmayalım.

Allah yakın zamanda bizlere, çok önemli dersler verdi. Cemaat ve tarikatlara tabi olup, onların sözleriyle hayatına yön verenlerin sonlarını, yaptıkları yanlışları hep birlikte gördük, şahit olduk. BUNLAR BİZLERE DERS OLSUN Kİ, BİR DAHA BÖYLE ACILAR YAŞAMAYALIM. Allah Şura suresi 78. ayetinde, bakın bizleri nasıl uyarıyor ve doğru yolu yalnız Allah ın gösterdiğini, nasıl bildiriyor.

Şuara 78: “O, BENİ YARATAN VE BANA DOĞRU YOLU GÖSTERENDİR.” (Diyanet meali)

Lütfen kendimize, Allah dan başka doğru yolu göstericiler aramayalım, inanın pişman oluruz. Bizleri karanlıktan aydınlığa çıkartacak velimiz Allah tır ve onun rehberi Kur’an dr. Bu gerçeği fark edemeyen toplumlar, ne huzuru bulur nede mutluluğu, lütfen unutmayalım.

Saygılarımla

Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/


https://twitter.com/KURANA_DAVET


http://www.hakyolkuran.com/


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/


https://hakyolkuran1.blogspot.com/

6

Bizlerin Kur’an ı okumaya, anlamaya çalışırken yaptığımız en büyük yanlış, Allah ın Nahl suresi 98. ayetinde yaptığı uyarıyı, hayatımıza geçirmeden Kur’an ı okumaya başlamamızdan kaynaklanıyor. Allah bu ayetinde bizleri uyarıyor ve diyor ki,  Kur’an ı okumaya başlamadan önce, kovulmuş şeytandan, şeytanlaşmış insanların doğruluğundan emin olamayacağımız din adına dayatmalarından, söylemlerinden kafanızdaki batıl inançlardan önce sıyrılıp, yalnız Allah a sığınarak ona güvenerek Kur’an ı okumaya başlayın. Bunu yapmadığımız takdirde, Kur’an ı anlamamız mümkün olmayacaktır. ÇÜNKÜ HAK İLE BATIL YAN YANA ASLA BİRLİKTE OLAMAZ.


Allah Enam suresi 25. ayetinde, çok dikkat çekici bir örnek veriyor ve diyor ki elçisine, sen Kur’an ı okurken seni dinleyenler vardır. Fakat onlar atalarının batıl inançlarını terk etmeyip, onların etkisinde kaldıklarından, Kur’an a tam teslim olmadıkları için, kulaklarına ağırlık koyduk kalplerini mühürledik diyor. ALLAH BİR CEZA VERMEDEN ÖNCE MÜHLET VERİR, ZAMAN TANIR. DEMEK Kİ AYETTE BAHSEDİLENLER, ISRARLA YANLIŞ İNANÇLARINI SAVUNUYOR VE KUR’AN A TABİ OLMUYORLAR Kİ, ALLAH GERÇEKLERİ ARTIK GÖRMEMELERİ İÇİN, KALPLERİNİ KULAKLARINI MÜHÜRLEDİK, ÖRTÜ KOYDUK DİYOR. 


Ne yazık ki bizlerde, buna benzer günümüzde de Kur’an a inandıklarını söyledikleri halde, farklı şekillerde saygısızlık yaptığının farkında olmayıp, toplumu Kur’an dan uzaklaştıranlar da var ve onlar neler söylüyorlar hatırlayalım. “KUR’AN AÇIK VE ANLAŞILIR DEĞİLDİR, HER BİLGİ DE ZATEN KUR’ANDA YOKTUR. KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ. FIKIH VE PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIRDI.” Bunlara inanan bir insan Kur’an ı asla anlayarak okumaz, onun yerine daha açık, anlaşılır olduğunu iddia ettikleri, beşeri rivayet kitaplarını okurlar. İşte Allah böyle insanlarında gözlerini ve kulaklarını perdeleyip, mühürlediğini Kur’an da birçok ayetinde söylüyor. Sizlere soruyorum, bunları söyleyenlerle, Kur’an ı dinledikleri halde hala atalarının inançlarını yaşamakta ısrar eden cahiliye toplumunun ne farkı var. Allah o gün bahsettiği insanlar için, bakın ne diyor Enam suresi 26. ayette.


Enam 26:  ONLAR BAŞKALARINI ONDAN (KUR’AN’DAN) ALIKOYARLAR, HEM DE KENDİLERİ ONDAN UZAK KALIRLAR. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar. (Diyanet meali)


Ne yazık ki günümüzde Kur’an a iman ettiğini söyleyenlerin bir kısmı, Allah sizlere indirdiğim Kur’an yetmiyor mu, sizlere Kur’an ı açıkladık ve nice örnekler verdik ki anlayasınız, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin diye uyardığı halde, adeta bu uyarıya inatla; “KUR’AN, İSLAMI TAM OLARAK YAŞAMAMIZ İÇİN YETMEZ, ÇÜNKÜ ÖZET BİLGİLER VERİR DETAYLI DEĞİLDİR.” Deme cesaretini gösteriyoruz. Bunları söyleyenlerle, o gün Kur’an ı küçümseyip, toplumu Kur’an dan uzaklaştıranların ne farkı var?


Bizler günümüzde öyle bir İslam dini yaşıyoruz ki, adı yalnız İslam kalmış. Halbuki Allah Kur’an da uyarıyor ve bizlerin yalnız Kur’an ın ipine sarılmamızı emrediyor ve bizleri yalnız Kur’an dan hesaba çekeceğinin hükmünü de veriyor. Ama bizler öyle sınır tanımaz olmuşuz ki din konusunda, Allah ın asla Kur’an da açıklamadığı, bilgi vermediği konuları da Allah a nispet etmekten çekinmiyoruz. Hâlbuki Allah Araf 33. ayetinde bakın ne diyor. “ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR.”Ama bizler Allah bahsetmediği halde, Allah ın katından onun açıklamadığı, bilgi vermediği öyle şeyleri de Allah a, dine nispet ediyoruz ki, HARAMI ADETA TIKA BASA YEDİĞİMİZİN, FARKINDA BİLE DEĞİLİZ.


Bizler yaşadığımız bu batıl inançla, ne yazık ki şeytanın yolunu izlediğimizin farkında değiliz. Çünkü şeytan, Allah ın emirlerinin tam tersini bizlere kabul ettirmeye çalışır. Bakın bu konudaki Allah ın uyarısına kulak verelim.  Bakara 169. ayette Allah; “O, SİZDEN KÖTÜLÜKLER VE ÇİRKİNLİKLER YAPMANIZI VE ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ İSTER.” Şeytana uymak istemiyorsak, emin olmadığımız rivayetlerin değil, Allah ın bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an ın yolundan gidelim ve yalnız Kur’an ayetlerini hayatımıza geçirelim.


Bizler ne yazık ki Kur’an dan uzaklaştırıldığımız için, cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları tekrar ediyoruz. Cahiliye toplumu, kendileri ne yaparsa yapsınlar onlar Yahudi ya da Hristiyan oldukları için cehennemde ebedi kalmayacaklarını, daha sonra mutlaka cennete gideceklerine inandıkları için, karşısındaki insanlara kötülük yapmaktan korkmuyorlardı. Yani kendi nefislerinin esiri olmuşlar, adeta kendilerini seçilmiş Allah ın sevgili kulları kabul ediyorlardı. Allah ın indirdiğine öyle batıl karıştırmışlardı ki, Allah ın dini görünmez olmuştu adeta. Bakın Allah bu konuda verdiği örnekte bizleri nasıl uyarıyor.


Ali İmran 24: Bunun sebebi, onların, “BİZE, ATEŞ SADECE SAYILI GÜNLERDE DOKUNACAKTIR.” demeleridir. UYDURA GELDİKLERİ ŞEYLER DİNLERİ KONUSUNDA KENDİLERİNİ ALDATMIŞTIR. (Diyanet meali)


Ayeti okuduğunuzda sanırım, bugün bizlerin genel çoğunluğunun söylediği sözler geldi aklınıza. “MÜSLÜMAN OLAN ASLA CEHENNEME GİTMEYECEK.” Kitap ehlide aynı şeyleri söylüyordu ama sanırım bizler onlardan daha ileri gitmişiz ve hiç cehennem yüzü görmeyeceğiz, bizi Peygamberimizin şefaati kurtaracak diyoruz. HEP BİRLİKTE O GÜN GÖRECEĞİZ, KİMİN CENNETE, KİMİN CEHENNEME GİTTİĞİNİ. AMA ARAMIZDA ÇOK ÜZÜLENLER OLACAĞI ANLAŞILIYOR. Kur’an ın bahsetmediği hurafe ve batıla inanmak, işte bizleri böyle şeytanın esiri yapıyor. Kur’an da Allah ın bahsetmediği, hüküm vermediği bir konuyu, sanki dinin Allah ın emri gibi ortaya koyanlar, Allah a iftira atanlardır. Bakın Allah bu zalimlerin attığı iftiraya karşılık ne diyor.


Yunus 69: DE Kİ: “ALLAH HAKKINDA YALAN UYDURANLAR, ASLA KURTULUŞA EREMEZLER.” (Diyanet meali)


Allah İsra 53. ayetinde Elçisine, deki kullarıma diyerek, bakın ne söylemesini istiyor. “KULLARIMA DE Kİ SÖZÜN EN GÜZELİNİ SÖYLESİNLER. ÇÜNKÜ ŞEYTAN ARALARINI BOZAR. ŞEYTAN İNSAN İÇİN AÇIK DÜŞMANDIR.” Peki, sözün en güzeli, en doğrusunun kimin sözü olduğunu söylüyor Allah Kur’an da? Onu hatırlayalım şimdide.


“SÖZ BAKIMINDAN, ALLAH’TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR! (Nisa 87)”


“ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Casiye 6)”


Aramızda, Allah ın sözünden daha doğru söz arayanlar, bulduğunu zannedenler ancak kendilerini aldatırlar. Ben Kur’an a iman eden Kur’an Müslüman ı olarak yalnız Rabbime güveniyorum. ALLAH IN ELÇİSİ DE YALNIZ, RABBİMİZE GÜVENMİŞTİ. Ama Kur’an Müslümanlığı sapıklıktır diyenlerin, Allah ın bu uyarılarına aldırış etmeden, Allah ın sözü gibi güvendikleri velilerinin, şeyhlerinin sözleri de Allah ın sözü gibi güvenilirdir diyorlarsa, onlara ancak şunu söyleyebilirim. “ALLAH IN HUZURUNDA GÖRÜŞECEĞİZ. BENİM REHBERİM, GÜVENDİĞİM TEK KAYNAK KUR’AN DIR, ŞAHİDİM, HZ. MUHAMMETTİR.” HİDAYETE ERDİRİLENLERDEN OLMAK İSTİYORSAK, UYACAĞIMIZ SÖZ ALLAH IN SÖZÜ, OKUYACAĞIMIZ KİTAP YALNIZ KUR’AN OLMALIDIR.


Zümer 18: SÖZÜ DİNLEYİP DE ONUN EN GÜZELİNE UYANLAR VAR YA, İŞTE ONLAR ALLAH’IN HİDAYETE ERDİRDİĞİ KİMSELERDİR. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. (Diyanet meali


Şuara 78: “O, BENİ YARATAN VE BANA DOĞRU YOLU GÖSTERENDİR.” (Diyanet meali)


Saygılarımla


Haluk GÜMÜŞTABAK



https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
7
Hikâye ve Denemeler.. / Keloğlan İle Kel Olmayan Adam
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Eylül 15 2020, 20:11:17 »



KELOĞLAN İLE KEL OLMAYAN ADAM
Eski zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan yemek saatleri dışında evde eğlenmez gezermiş. Yakın köylere, kasabalara gider, arkadaş edinir, durup durup gerinirmiş. Yolda yürürken adıyla seslenip İbrahim diyenlere dönüp bakmaz, pire için yorgan yakmazmış. Bir elin nesi var, Keloğlan'ın takkesi var dermiş ama ak akçe kara gün içinmiş ve kara gün çokmuş, cepte akçe yokmuş.

Denize olta atmış, eski bir çarık çekmiş. Çarığı denize atmış, balıkları korkutmuş.
Yollar patika yol, omuz altında iki kol. Bu kol sağ, bu kol sol kol, mintanı da pek bol.
Üzüme bakmış kararmamış, güneş altında sararmamış. Çölü geçmiş kurumamış, hayata gülmüş, üzülmemiş.

Hal ve gidişi böyle olan Keloğlan bir gün kel olmayan bir adamla tanışmış. Bu adam Serdar Yıldırım'mış. Zamanda yolculuğa çıkmış ve aramış, Keloğlan'ı bulmuş. Bildiği atasözlerini birbirine karıştırmış ve bir kağıda yazıp Keloğlan'a okumuş.

Taşıma suyla değirmen döndüren adamın tatlı dili yılanı deliğinden çıkarmaz.
Tokken açın halinden anlayan tilkinin dönüp dolaşacağı yer, mağarasıdır.
Dili kılıçtan keskin olan denize düşünce yılana sarılmaz.
Dost tatlı söylediği için, attığı taş baş yarmaz.
Dağdan köyü görünce kılavuz istemeyen ormanda kaybolur.
Güneş girmeyen doktorun evi balçıkla sıvanmaz.

Eğer Serdar Keloğlan'ı gıdıklamasa Keloğlan'ın bunlara güleceği yokmuş. Ama Serdar'ın dostluğu iyiymiş. Kısa zamanda Keloğlan'la can ciğer kuzu sarması olmuşlar. İkisi birlikte kasabaya doğru giderken, hışımla yürüyen biri Keloğlan'a yandan çarpmış, geçip gitmiş. Peşinde kılıçlı bir manga fedai varmış.
Keloğlan sormuş: " Kim bu böyle ya? "

Serdar cevap vermiş: " Fatih Sultan Mehmet. İstanbul'u fethetmiş, geri dönüyor. Senin zamanının Konstantinopolis'i. "

Keloğlan: " Sağına soluna dikkat etmesi gerekir. Beni yere düşürecekti. "

Serdar: " Onun gözü dünyayı görmez, seni mi görecek? Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni, demiş. İstanbul'u aldı. Sonradan ya Roma beni alır ya da ben Roma'yı demeye başlamış. Ama Roma'yı alamadı. Roma onu aldı. Roma'ya siz Rim diyorsunuz. "

Keloğlan: " Nasıl yani? "

Serdar: " Roma üstüne sefere çıkmaya hazırlanırken zehirlendi. 49 yaşındaydı. "

Keloğlan: " Zehirlendi diyorsun ama yaşıyor. Az önce bana çarpmıştı. "

Serdar: " Demek ki zamanda yolculuğa çıkmış, zaman gezgini olmuş. "

Keloğlan: " Rim üstüne sefer hazırlığında olmasın? "

Serdar: " Yok daha neler? Zaman gezginleri büyük kader değişikliklerine sebep olamazlar. "

Keloğlan: " Bu Sultan Mehmet hangi ülkenin sultanı? "

Serdar: " Osmanlı Devleti'nin sultanı yani padişahı. "

Keloğlan: " Osmanlı Devleti mi? O da nereden çıktı? "

Serdar: " Yumurtadan. Şimdi Anatolikon'da (Anadolu'da) hangi devlet var? "

Keloğlan: " Selcukiyân-i Rum. "

Serdar: " Rum Selçuklu Sultanlığı yani Anadolu Selçuklu Devleti. Sonradan bu devlet parçalanacak, beyliklere bölünecek. Bu beyliklerden Osmanlı Beyliği zamanla diğer beylikleri ele geçirerek büyüyecek devlet olacak. Anadolu'da birliği sağladıktan sonra yönünü İstanbul'a ve Avrupa'ya dönecek. İstanbul'u aldıktan sonra Avrupa'daki pek çok devletin topraklarını zapt eden Osmanlı Devleti'ne Osmanlı İmparatorluğu denecek. Bir de bunun Orta Doğu ve Kuzey Afrika boyutu var. 600 küsür yıllık Osmanlı yaptığı savaşlarla hatırlanır olacak. "

Keloğlan: " Osmanlı İmparatorluğu sonradan ne oldu? "

Serdar: " Paramparça oldu. Elde kalan bir bu Anadolu düşman çizmeleri altında eziliyordu ama Başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşı başladı. Mustafa Kemal uzun uğraşlardan sonra Anadolu'yu düşmanlardan temizledi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Türk halkı O' na Atatürk soyadını verdi. 4 ay kadar oldu Cumhuriyet'imizin 90. yılını kutladık. Nice 90 yıllara diyelim. "

Keloğlan: " Buralar düşman dolmuşken Mustafa Kemal kurtarmış. O'nu bir görebilsem. Sence zamanda yolculuğa çıkmış mıdır? "

Serdar: " Bilmem hiç karşılaşmadım. Bir gün karşılaşırsam sana haber veririm. Birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün yanına gideriz. "

Keloğlan: " O günü sabırsızlıkla bekleyeceğim. "


SON
8
Konu Dışı / Ofis Taşımada En İyi Hizmet Sunan Firma
« Son İleti Gönderen: aysedegisik10 Eylül 11 2020, 11:17:38 »
https://beykoz-nakliyat.com firması evden eve veya şehirler arası nakliyat, ofis içi nakliyat hizmetlerini profesyonel ekipleriyle beraber hizmet vermektedir. Evden eve nakliyat ya da şehirler arası nakliyatta en zor olan ofis taşınmasıdır. Bu zorlu taşıma serüvenini nakliye firması olarak en üst korumayla yapmaktadır ve müşterilerinin memnuniyetine önem vermektedir. Ofis taşımada en iyi hizmet sunan firma bu konuda uzman ve profesyonel kişilerle çalışmaktadır. Ofis eşyalarınız taşınırken özellikle elektronik eşyaların taşınması, eşyaların muntazam paketlenmesini yaparak profesyonel ekipleriyle beraber dikkatli ve özverili bir şekilde yeni ofisinize taşımaya olanak sağlamaktadır.
9

Allah Kur’an dan bahsederken, Enbiya 10. ayetinde yemin ederek, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz kurtuluşunuz, yol gösterici rehberiniz Kur’an dır diye açıkça bildirir. Kur’an ın sınırlarını aşanlara kâfir oldular, yoldan saptılar diye de birçok ayetinde uyarır. İnsan suresi 3. ayetinde de, Allah kullarına doğru yolu gösterdiğini söyler ve ister inanır ister inkâr eder diyerek, toplumlara aralıklarla uyarıcı kitaplar gönderdiği örneğini verir. Hatta Zuhruf 44. ayetinde de en son olarak gönderdiği rehber kitap içinde, bizleri KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİNİ BİLDİRİR. Allah başka uyarıcı Elçi ve kitap göndermeyeceği içinde, geçmiş toplumların yaptığı yanlışlardan örnekler verip, bizlerin aynı yanlışları yapmamızı engeller. Tabi Allah ın gönderdiği kitaplara tabi olanlar, bu uyarılardan dersler alır. İnancına hurafe ve batıl karıştıranlar, sen Kur’an ı anlayamazsın diyenlere inanıp, Kur’an ı anlayarak düşünerek okumayanlar,  batılın peşi sıra gidenler, aynı yanlışları yapmaya devam eder. Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, İsra suresi 2. ayet olacaktır. Önce üç farklı tercümeden yazalım ki ayeti, daha doğru anlayalım ve üzerinde dikkatle düşünelim.


İsra 2: Musa’ya kitabı verdik ve onu İsrail oğulları’na, “BENDEN BAŞKA BİR VEKİL EDİNMEYİN” diye rehber yaptık. (Bayraktar Bayraklı meali)


İsra 2: Musa’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ve onu, “BENDEN BAŞKASINI VEKİL EDİNMEYİN” diyerek, İsrail oğullarına bir rehber yaptık. (Diyanet Meali)


İsra 2: Musa’ya o KİTABI VERDİK ve onu İsrail oğullarına YOL GÖSTERİCİ KILDIK. Ey İsrail oğulları! BU, BENİMLE KENDİ ARANIZA BİR VEKİL KOYMAYASINIZ, DİYEDİR. (Süleymaniye vakfı meali)


Bu ayetten aslında alacağımız çok önemli dersler var. Bakın Allah Hz. Musa aracılığıyla topluma, Tevrat ı göndermesinin nedenini nasıl açıklıyor. Aynı ikaz ve uyarıları Allah, birçok ayetinde Kur’an içinde yapıyor ama dikkatle okuyup düşünebilen ancak fark ediyor. Allah Tevrat ı gönderme nedeni olarak, o günkü topluma rehber, yol gösterici olsun ve Elçisi kanalıyla tebliğ edilen bu kitap sayesinde, KULLARIM ARAMDA VELİLER EDİNİP ARACI KOYMASIN, BENDEN BAŞKA VEKİL EDİNMESİNLER VE KULUMLA ARAMDA HİÇ KİMSE OLMASIN DİYE GÖNDERDİĞİNİ SÖYLÜYOR. Peki, bizler bu uyarılardan ders aldık mı, yoksa cahiliye toplumunun yanlışlarını yapmaya devam mı ediyoruz? Kur’an da Müddesir 11. ayette de Allah Elçisine, yarattığım kulumla beni baş başa bırak demiyor muydu? Allah Elçisine Tebliğ etmek sana, hesap sormak bana düşer diyor da, sana indirdiğim Kur’an ile kullarıma hükmet diye uyarıyorsa Elçisini, sizce her şey çok açık değil mi? DEMEK Kİ ALLAH ELÇİSİNİ BİLE, VEKİL OLARAK GÖREVLENDİRMİYOR. VEKİL, BAŞKASI ADINA HER KONUDA YETKİLİ DEMEKTİR. Allah şefaat tümden bana aittir dedikçe, bizler Allah ın yanında elçisini bırakın edindiğimiz velileri de şefaatçi edinmiyor muyuz? Hatırlayalım, Allah Elçisine nasıl bir yetki vermişti.


RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18)


BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) D


SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40)


Bu konu çok önemli, çünkü bizler Allah ın Elçisini öyle yetki ve sorumluluklarla donatıyoruz ki, Kur’an ın asla onay vermesi mümkün değil. Konuyu daha iyi anlamamız için bir örnek vermek istiyorum.


Enam 107: Allah dileseydi, onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık. SEN ONLARIN VEKİLİ DE DEĞİLSİN. (Diyanet vakfı meali)


Demek ki Allah Elçisini, kulları ile arasında vekil tayin etmemiş. Vekil olsaydı, Allah ın yetkilerini elçiside kullanabilirdi. Öyle olsaydı bu dünyada bizlerin İmtihandan geçtiğimizi söyleyemezdik ve derdik ki bizim VEKİLİMİZ peygamberimizdir, hesabı o verecek. Bu düşünce Kur’an ın tamamına ters düşer. Peki, Allah ın Elçisinin mahşer günü nasıl bir görevi olacak? Allah ondan da bahsediyor elbette. BİZLERİN TANIĞI, ŞAHİDİ OLACAK. Hangi konuda diye sorarsanız, elbette bizlere tebliğ ettiği ve Allah ın korumasındaki Kur’an ın şahitliğini yapacak. BU DURUMDA SİZCE, KUR’AN DA TEK KELİME BİLE GEÇMEYEN KONULARI, BUNLARDA ALLAH IN ELÇİSİNİN DİNE KOYDUĞU HÜKÜMLERDİR DİYE BİZLERE ANLATILAN BİLGİLER KONUSUNDA, EVET BUNLARDA BENİM HÜKÜMLERİMDİR DİYE SİZCE ŞAHİTLİK YAPACAĞINA İNANIYOR MUSUNUZ?  Hatırlatırım Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor ve biz hüküm vermediğimiz halde, elçimiz bunlarda Allah katındandır demiş olsaydı, onun şah damarını keserdik diye uyardığı halde, Peygamberimizin Kur’an ın bahsetmediği konularda DİN ADINA hükümler vereceğine, DİNE İLAVELER YAPACAĞINA nasıl inanırız?


Şunu Lütfen unutmayalım, Allah n Elçisi ayrıca o günkü toplumun lideri, devlet başkanıydı. O dönemin şartları gereği devleti yönetmek adına çıkardığı kanunlar, DİNİN GEREKLERİ, EMİRLERİ DEĞİL,  O GÜNÜN ŞARTLARI GEREĞİ, DEVLETİN YÜRÜTÜLMESİ ADINADIR Kİ, ZAMANLA O KANUNLARDA DEĞİŞMİŞTİR, TIPKI GÜNÜMÜZDE OLDUĞU GİBİ. BUNU LÜTFEN KARIŞTIRMAYALIM. Konumuza devam edelim.


Kasas 75: Her ümmetten bir tanık çıkarır ve “KESİN DELİLİNİZİ ORTAYA KOYUNUZ” deriz. O zaman, GERÇEĞİN ALLAH’A AİT OLDUĞUNU, uydurduklarının kendilerini bırakıp kaçtığını anlarlar. (Bayraktar Bayraklı meali)


Ne dersiniz, mahşer günü Allah ın Elçisi tanık, şahit olarak çıktığında, Allah ın kesin delili ve bizleri sorumlu tutacağına hükmettiği Kur’an ortaya konduğunda, GERÇEĞİN, DOĞRUNUN, HAK OLANIN YALNIZ ALLAH KATINDAN GELEN KUR’AN OLDUĞU APAÇIK ORTAYA BİR KEZ DAHA ÇIKTIĞINDA, SİZCE TÜM BU GERÇEKLERİ GÖRDÜĞÜMÜZDE HALİMİZ NE OLUR? Gerçeğin yani HAK olanın Allah katından gelen kitap olduğunu, kendilerini aldatan, edindikleri veli ve şeyhlerin kendilerini bırakıp kaçtığını gördüklerinde, hallerinin ne olacağını Allah, bugünden bizlere bildiriyorsa ve HALA BİZLER KÖRLÜK EDİYOR DA GERÇEKLERLE YÜZLEŞMİYOR SAK, BU İNSANLARIN SONUNU DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM.


Allah Zuhruf suresi 5. ayetinde, siz haddi aşan kimseler oldunuz diye, SİZİ KUR’AN İLE UYARMAKTAN VAZMI GEÇELİM diyorsa ayetinde, sizce hala Kur’an ın dışından da dine Elçisinin ilaveler yaptığını nasıl söyleriz ve inanırız. Kur’an ı yeterli görmeyen, atalarının rivayet inançlarını da ısrarla din diye yaşamak isteyenlere Allah Ankebut 51. ayetinde: “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” diye uyardığı halde, bizler hala yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an özet bilgiler verir diyerek, ciltlerce dolusu rivayetleri de din diye yaşamaya devam edersek, unutmayalım hesap günü üzülenlerin safında buluruz kendimizi.


Bu konuda verecek okadar çok örnek ayet varki, zerre kadar ayetleri dikkatle okuyup düşünen, bizlere anlatılan yanlış, hurafe bilgilerin İslam dininde asla olmadığını fark edecek ve bizlere kurulan tuzağa düşmeyecektir. LÜTFEN UYDURULAN DİNE DEĞİL, İNDİRİLEN DİNE TABİ OLALIM. ALLAH CÜMLEMİZİN YARDIMCISI OLSUN.


Saygılarımla


Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/


https://twitter.com/KURANA_DAVET


http://www.hakyolkuran.com/


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/


https://hakyolkuran1.blogspot.com/

10
Diğer Spor Dalları / Ynt: İlk Maç Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom'un
« Son İleti Gönderen: demirr Eylül 04 2020, 12:25:07 »
Fitch Ratings, 21 Ağustos 2020 tarihinde Türkiye'nin uzun vadeli kredi notlarını (IDRs) "BB-" olarak teyit ederek görünümünü "Durağan" dan "Negatif" e revize etmiştir. Bunu takiben, Fitch Ratings Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin (Türk Telekom) uzun vadeli kredi notlarını (IDRs) "BB-" olarak teyit ederken, görünümlerini "Durağan" dan "Negatif" e revize etmiştir.


Fitch Ratings Türk Telekom'un yabancı para ve TL cinsinden uzun vadeli kredi notlarını (IDRs) teyit ederken, görünümlerini "Durağan" dan "Negatif" e revize etmiş ve Uzun Vadeli Ulusal Kredi notunu "AA+(tur)", görünümünü "Durağan" olarak teyit etmiştir.


Buradan Türk telekom hisse senedini 7/24 takip edebilirsiniz: https://piyasa.paratic.com/hisse-senetleri/ttkom/
Sayfa: [1] 2 3 ... 10