Alternatifim Cafe

Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91
Aşk - Meşk / Bıktım Artık Yalnızlıktan
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Temmuz 29 2020, 21:20:14 »

BIKTIM ARTIK YALNIZLIKTAN
İstanbul'un işlek bir caddesinde marketleri vardı. Babası marketi işletiyordu ama Eren liseyi bitirmiş, üniversite imtihanlarına hazırlanıyordu. Onun ideali hukuk fakültesine girmek ve avukat olmaktı.

Bir gün babasının yanına gitti.  Babası: " Oğlum, boş zamanlarında yanıma gelsene. O kadar iş güç var, ben hepsine yetişemiyorum. Gel işin bir ucundan tut. Apartmanlardan telefonla sipariş geliyor, gidemiyorum. Sen gelmezsen bir yardımcı alacağım, haberin olsun. "
Bunun üzerine Eren: " Bırak ya baba, ihtiyacı olan gelir markete ne alacaksa alır. Müşterinin ayağına gitmem. Boğazımı sıksalar kimseye köle olmam. "

Baba oğul konuşmalarını sürdürürken sarı saçlı, mavi gözlü, sümbül, bülbül o kadar güzel bir genç kız markete girdi ki, Eren beyninden vurulmuşa döndü. Neredeyse oturduğu sandalyeden yere düşecekti. Kız iki sakız aldı, elindeki sipariş kağıdını verdi ve kaçamak bir bakış atıp çıkıp gitti. Babası kağıtta yazılanları tezgahın üstüne sıralıyordu. Babasının yanına sokuldu:  " Baba, istersen bunları ben götüreyim. Kız karşıdaki apartmana girdi. Daire numarası kaç? "
" Eren bunları sen mi söylüyorsun? İstenenleri ben götürürüm. Sen buraya bakıver. "
" Şey, sana yardım olsun diye öyle dedim."
" Hani demin köle olmam dediydin de. "

Babasının poşete doldurduğu yiyecek ve içecekleri kızın dairesine bıraktı. Kızı daha yakından görünce tam çarpıldı. Ona aşık oldu. Sonraki günlerde marketten çıkmaz oldu. Kız telefon edip bir kutu kibrit istese bile ayağına götürdü. Aylar sonra babası yokken kıza markette arkadaşlık teklif etti ama kız bu teklifi reddetti:  " Ay, şuna bak, bakkal çırağı. Sen benim pabuçlarımın arkadaşı olursun. Kendini ne sanıyorsun? Dünyada bir tek erkek sen kalsan sana bakmam, bin tane gönlüm olsa birini sana vermem. "
Buna çok üzüldü ve gık diyemedi. Yer yarılsa da içine girsem diye düşündü.

Daha sonraki günlerde kendini derslerine verdi. Çok çalıştı. Ankara Hukuk Fakültesi'ni kazandı ve dört yıl sonra avukat oldu. Fakültede okurken birkaç kıza arkadaşlık teklif eden Eren  avucunu yaladı. Daha sonra İstanbul'a geri dönen Eren bir avukatın yanında bir yıl staj yaptıktan sonra kendi hukuk bürosunu açtı. Kazancı yerindeydi. Bir gün babasının marketine gitti. Yıllar önce kendisine bakkal çırağı diyen kızla karşılaştı. Kız marketten çıktıktan sonra peşine takıldı. Apartmanın girişinde kıza kendini tanıttı ve o zamanlar bakkal çırağı dediğini ama şimdi  bir avukat olduğunu hatırlattı ve arkadaşlık teklifini tekrarladı.
Sarışın kız:  " Avukat değil, astronot olsan sana bakmam, senin arkadaşlık teklifini kabul etmem. Zannetmiyorum ki seninle arkadaş olmak isteyecek bir kız bulunsun. Biz bin kız olsak ve bir adada mahsur kalsak, aramızdaki tek erkek sen olsan inan bir kız çıkıp da sana sarılmaz. Şu sözlerimden utan ve bir daha karşıma çıkma. "

Hızlı adımlarla kızın yanından uzaklaştı. Parka gitti. Dondurma aldı ama dondurmayı yere düşürdü. Az sonra ayağı taşa çarptı, tökezledi, neredeyse yere düşüyordu. Bir banka oturdu. Önünden gelip geçen kızlara imrenerek baktı. Neden benim böyle bir kız arkadaşım yok diye iç geçirdi. İçinden bir ses:
" Olur, Eren olur, sen hele sabret. " dedi.
" Sabret, sabret. Sabredeyim de ne zamana kadar? Yıllar geçiyor, bıktım artık yalnızlıktan. "
" Biraz daha sabret. Yakında senin de bir kız arkadaşın olacak. "
" Yakında mı? Ne kadar yakında? "
" Çok yakında. Pek yakında. "
Gözlerini sıktı. Sağa sola bakındı. Biraz umutlandı. Bakarsın olur diye düşündü. Bakarsın bir gün benim de bir kız arkadaşım olur. Ayağa kalktı. Ellerini pantolonunun ceplerine soktu. Hafiften bir türkü söylemeye başladı ve parkın çıkışına doğru yürüdü.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

92
Atatürk Köşesi / Sakarya İle Foks
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Temmuz 29 2020, 21:16:07 »
SAKARYA İLE FOKS
Masal masal içinde, hikaye masal içinde, neden hikaye masal içinde, hikaye çıksa ya masalın içinden. Sen istedin ya işte hikaye çıktı masalın içinden.
Günün birinde yağan yağmurlar sonucu Ankara yakınlarındaki bir dere taşar. O bölgede bir çiftlik vardır. Sel, çiftliği sürükler, götürür. Bir at ve bir köpek yakındaki bir tepeye çıkarak kurtulur. Atın adı Sakarya, köpeğin adı Foks'tur. Su seviyesinin yükselmesi durunca Foks, Sakarya'ya şöyle bir soru sorar:  " Sakarya, sence bu sel niye geldi? "

Sakarya başını iki yana sallar ve temkinli konuşur: " Bence bir şey yok ama insanlar ağaçları keser ve doğanın çoraklaşması için, çöl olması için, gayret gösterirlerse sonucuna katlanmaları gerekir. Her kesilen ağaç fazladan bir su demektir. Bak o bir su çiftliği söktü, götürdü. Bin ağaç kesilse bin tane çiftlik demektir. Kaç tane çiftlik arkadaşımızı selin götürdüğünü var git sen hesap et. Bu tepeden başka yakında başka sığınacak yer yok bilmiş olasın. "

Foks: " Tavuklar, horozlar, atlar, keçiler, koyunlar. Bu selde boğuldular. Geriye ne kaldı? Bir ben Foks, bir sen Sakarya. Belki sağda, solda selden canını kurtarmış olanlar vardır. "

" Vardır veya yoktur. Bunu sel çekilince göreceğiz. Demek ki doğa şartları uygun bulursa acımasız oluyormuş. "

" Ne demezsin? Bu sel çekilirse yakın bir zamanda yine sel gelir mi? "

" Yakın bir zamanda değil ama uzak bir zamanda sel gelebilir. Alıp götürecek bir şey bırakmadı ki."

Sakarya ile Foks ertesi güne kadar o tepede beklediler. Nihayet sel çekildi. Aşağı indiler. Çiftliğin olduğu yerde diz boyu çamur vardı. Birkaç tahta parçası ve bir dal yığını.

Onlar daha sonra Ankara'ya doğru kararlı adımlarla yürüdüler. Hedefleri Çankaya Köşkü'ydü. Mustafa Kemal Paşa şimdi orada olmalıydı.

Atın adı Sakarya. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı sırasında bindiği at. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından. Pek çok şehirde gördüğümüz Atatürk heykellerinin koreografisinde yer alan at Sakarya'dır.

Foks. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yıllarca Atatürk'ün yanında olan köpek. Atatürk, Çankaya Köşkü'nde geceleri uyurken yatak odasının kapısında nöbet bekleyen Foks'tur. Bu bekleyiş yıllarca sürer ve Foks geceleri gözünü kırpmaz, aman O'na bir zarar gelecek endişesi taşıdığından.

Bu ikisi kısa bir zaman dilimi için, Atatürk'ten ayrı kalmışlardı çünkü bir süreliğine hava değişimi için Ankara dışına çıkarılmışlardı. Hayatın bazı gerçeklerinin farkına vardıktan sonra hayat kalitelerinin ne derece çöküntü içine girebileceğini görüp, yuvaya, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu eşsiz asker ve büyük devlet adamı Atatürk'ün yanına dönüyorlardı. Onlar şimdi yeniden dünyaya gelmiş gibiydiler.

SON


Yazan: Serdar Yıldırım


93
Hikâye ve Denemeler.. / Oğlak İle Kartal
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Temmuz 29 2020, 00:04:15 »

OĞLAK İLE KARTAL
Bursa Hayvanat Bahçesi’nde kartallar için ayrılan yer çok büyüktü. Buradaki kartallar, tel örgülerle çevrili, yüksek yerde uçup duruyordu. Yorulanlar ise, kayaların üstünde oturuyordu. Pek çoğu yarını bekliyordu. Genç kartal Pena, yarın bekleme bahsini çoktan geçmiş, bugünü değerlendirme çabası içine girmişti. Tellerin yukarıdaki kayalara monte edildiği yerde kaçıp gidebileceği bir gedik açmıştı. Buradan kurtulup zengin olma düşüncesindeydi. Akıllıydı, zekiydi ama ikna kabiliyeti azdı. Diğer kartallardan birkaç kez borç istemiş ama kimse borç vermeye yanaşmamıştı. Ormana gitse, kim ona sermaye verir de firma kurabilirdi?

Kartalların bulunduğu yerin yan tarafında keçi ve koyunlar için ayrılan yer vardı. Baharın gelmesiyle birlikte keçiler ve koyunlar yavrulamış ve pek çok yavru dünyaya gelmişti. Pena keçi yavrularına oğlak, koyun yavrularına kuzu dendiğini biliyordu. Yavrular bir aylık olmuşlardı ki, son günlerde Pena’nın dikkatini bir oğlak çekmişti. Odi adındaki bu oğlak başına diğer oğlakları ve kuzuları topluyor, anlattıkça anlatıyordu. Günler geçtikçe keçiler ve koyunlar da oğlağın anlattıklarını dinlemeye başlamıştı. Pena bir gün çimenlerin üstüne indi ve yan taraftaki oğlağın anlattıklarına dikkat kesildi. Oğlak buradan kurtulup ormana gidince yapacaklarını anlatıyordu. Ormandaki bankalara başvuruyor, müthiş ikna kabiliyetini kullanıp kredi alıyor, kiralık bir yer bulup bankasını kuruyor. Orman hayvanlarından düşük faizle para toplayıp, yüksek faizle para veriyor. Havuzlu villalar, Ferrari arabalar, denizde yatlar, kotralar. Bol sıfırlı paraları, bankadan aktarıp şirketler kuruyor, holding patronu oluyor.

Genç kartal Pena, birkaç gün sonra oğlak ile anlaştı ve kendi bölümündeki gedikten çıkarak, oğlağı kucakladığı gibi, ormana doğru uçtu. Odi, Pena ile birlikte ormandaki bir bankanın genel merkezine giderek projesini anlattı ve on iki sıfırlı krediyi cebine koydu. Kiralık, büyük bir yer bulup, OĞLAKBANK’ı kurdu. Odi düşüncesini aynen uygulayarak kısa zamanda bankasını o ormanın sayılı bankaları arasına sokmayı başardı. Düşük faizle para topluyor, yüksek faizle para verince kar muhakkak oluyor. Odi birkaç ay sonra şirketler kurdu, holding patronu oldu. Ormanda zor duruma düşen ve iflasın eşiğine gelen bir bankayı ele geçiren Odi, Ferrari’den inip Limuzin’e bindi.

Odi kendine sırtlanları danışman tuttu ve bu danışmanların isteği doğrultusunda çalışmaya başladı. Danışmanların ilk isteği, Odi’nin, kartal Pena’yı yanından uzaklaştırmasıydı. Pena’nın, bensiz bir hiç olursun, sıfırlanırsın, bu sırtlanların yalanlarına kanma, diyerek çırpınması ve tüylerini yolması fayda etmedi. Odi, danışmanların isteğine uydu ve kartal Pena’nın görevine son verdi.

Aradan günler, haftalar geçtikçe, Odi’nin işleri bozuldu. Yanında kartal Pena olmayınca, şirket müdürleri, Odi’yi dinlemez oldu. Zor durumda kalan Odi fabrikalarını, yatlarını, kotralarını ve limuzinini sattı. İşçi ve memurların maaşlarını ödedi.  Odi son çare olarak ilk kredi çektiği bankanın genel merkezine gitti. Bankanın genel müdürü kredi veremeyeceğini Odi’ye söyledi.

Bunun üzerine Odi:  “ Efendim, daha önce bana kredi vermiştiniz ve borcumu ödemiştim. “ dedi.
Banka genel müdürü:  “ Onun orası öyle de o zaman arkanda sert bakışlı ve o bakışlarıyla beni korkutan kartal Pena vardı. Şimdi Pena yok. Herkes Pena korkusundan senin kurduğun Oğlakbank’a koştu. Para yatırdılar, yüksek faizle kredi aldılar. Pena’sız Odi bir işe yaramaz. Lafla benden kredi alamazdın, banka kuramazdın. Pena’yı kovmakla hata yaptın, bu hatanın sonucuna katlanmalısın. “
“ Oğlakbank darphane gibi para basıyordu ama elimden gitti. Banka işi bitti. Bu ormana ilk geldiğimde beş parasızdım ama umutluydum. Şimdi on parasızım ama umutsuzum. Sizce bundan sonra ne yapmam gerekir? “
“ Beni dinle ve geldiğin yere dön. Zira bu orman halkı düşene acımaz. Hele senin gibi, sıfırdan zirveye çıkıp düşene. Zirvede kalsaydın alkışlarlardı ama düştüğün için, seni linç ederler. “
“ İş bu kadar ciddi desene. Sonunda genç yaşta bu hayata veda etmek de var. “
“ Hayat bu. Genç, yaşlı dinlemiyor. Ancak kafası çalışanlar zulümden kaçıyor. “

Odi, banka müdürünün istediğini yaptı. Bursa Hayvanat Bahçesi’ne geri döndü. Başından geçenleri keçilere, oğlaklara, koyunlara, kuzulara anlattı. Yan taraftaki tel örgülerin ardındaki kartal Pena’yı işaret etti. Onun üstün bir kartal olduğunu ve kafasını çalıştırarak, fikir üreterek, kendi çizgisi doğrultusunda hayatı sorguladığını ve hayatın üstesinden geldiğini, bunun sonucunda harikalar yarattığını anlattı. Pena içinizden birini ormana götürmek isterse, onunla gidin ve ondan hiç ayrılmayın. Benim yaptığım hatayı siz yapmayın. “ dedi.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


94
Hikâye ve Denemeler.. / Papağan İle Zürafa
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Temmuz 29 2020, 00:03:27 »

PAPAĞAN İLE ZÜRAFA
Afrika’nın uçsuz bucaksız savanlarında yaşayan bir papağan vardı. Bu papağanın adı Sarp’tı. Sarp hangi ağacın altındaki gölgelikte serinleyen hayvan grubu varsa oraya gider, konuşmaları dinlerdi. Kim ne demiş, kim ne söylemiş, kimin ne derdi varmış, hepsini bilirdi. Sarp öğrendiklerini sağda solda anlatmaz, olayların hesaplaşmasını kendi iç dünyasında yapardı. Duydukları çok önemliyse, bunları arkadaşı zürafa Bili ile paylaşırdı. Zürafa Bili, Sarp’ın anlattıklarını önemsemez, güler geçerdi.

Günlerden bir gün, Sarp bir ağacın dalları arasında uyukluyordu. Öğleye doğru bir aslan grubu Sarp’ın durduğu ağacın altında dinlenmeye çekildi. Aslanların konuşmalarını duyan Sarp gözlerini açtı. Bu aslan milleti oldum olası iki konu hakkında konuşurdu. Birincisi, en büyük düşmanları sırtlanlar ve ikincisi, bu gece ne avlasak? Civardaki sırtlanlar, geceli, gündüzlü avlanarak aslanların tekerine çomak sokmuştu. Yalnız gezen sırtlanı yakalayıp öldürmeli ve sayılarını kontrol altında tutmalıydı. Sırtlanları tümden yok edebilseler buralar geyik, zebra ve antilop dolardı. Dün gece av peşinde koşmuşlar, iki zebra ve bir antilobu ellerinden kaçırmışlardı. Belli ki, zebralar, antiloplar hızlarını arttırmışlardı. Belki de, biz yavaşladık, diyenler vardı. Bir diğer aslan: Yavaşladığımız doğrudur. Hatırlarsanız dün gece de av yakalayamadık yani iki gündür açız. Aç aslan hızlı koşamayacağına göre, avlanamaması normaldir.

Bunun üzerine grubun lideri erkek aslan:  “ Şu ilerdeki ağacın yapraklarını yiyen uzun boyunlu zürafayı avlayalım. Akşamüstü peşine düşeriz. Öyle bir tuzak kuralım ki, o zürafanın boyunu devirelim. Dur bakalım, zürafa Bili değil mi o? Akşama yedim seni, Bili.”
Sarp duyduklarına inanamadı. Aslanlar, arkadaşı Bili’yi yakalayıp yiyeceklerdi. Hemen gidip Bili’yi uyarmalı ve onun buralardan çok uzaklara gitmesini sağlamalıydı.

Bili, papağanın anlattıklarını her zamanki gibi önemsemedi, güldü, geçti. Yıllardır ona dokunmayan aslanlar neden şimdi fikir değiştirsindi? Hem onun aslanlardan korkusu yoktu. Gücüne güveniyordu. Aslanları pişman ederdi. Papağanın, bu sefer durum başka, aslanlar iki gündür açmış. Sadece sana odaklanmışlar. Tuzak hazırlıyorlar, demesine aldırmadı.

Bili akşamüstü ormanın kenarına geldi. Birden aslanların etrafını sardığını görünce içi acıdı. Keşke Sarp’ı dinleseydim ve buralardan gitseydim, diye düşündü. Aslanlara yem olmak istemeyen Bili, onlara saldırdı. Uzun bacaklarıyla tekmeler savurdu. Bu tekmelerin tadına bakan iki aslanı yere serdi. Ormanın kenarındaki dar alandan kurtulup açık alana çıktı ve koşmaya başladı. Peşinde yirmiden çok aslan vardı. Tuzak, saat gibi işliyordu. Bili koştukça, kaçtıkça yoruldu. Birer aslan ayaklarına sarıldı. Bunun üzerine Bili’nin hareketleri yavaşladı, dizlerinin üstüne çöktü ve yere yuvarlandı. Grubun lideri erkek aslan, mengene gibi dişleriyle, Bili’nin boğazını sıkmaya başladı.

Olanları başından beri takip eden papağan yakındaki bir ağaca kondu:  “ Dur, Uzunyele. Ben papağan Sarp. Hatırlarsan küçükken seni birkaç kere ölümden kurtarmıştım. Bana can borcun var. O zürafa Bili, benim arkadaşım. Onu bırakmanı istiyorum.”

Uzunyele, papağanın dediğini yaptı. Bili’yi bıraktı. Papağanın dedikleri doğruydu. Yavruyken papağanın çok faydasını görmüştü. Yaşamını papağana borçluydu. Bili ayağa kalktı ve oradan uzaklaştı. Aslanlar, bir daha Bili’ye dokunmadılar. Papağan ve Bili’nin arkadaşlıkları devam etti. Bili artık papağanın anlattıklarını dikkatle dinliyordu, gülüp geçmiyordu.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım


95
Sinema / Ynt: Ağlatan Filmler
« Son İleti Gönderen: demirr Temmuz 20 2020, 14:34:44 »
İzlerken keyif ve üzüntüyü bir arada yaşayacağınız muhteşem yapımları, IMDb puanına göre sizler için hazırladık. İçinde çoğunlukla dram ve aşk konusunun işlendiği filmler, sizleri uzun süre etkisi altında bıraktıracak.


İşte karşınızda en iyi duygusal filmler; https://paratic.com/en-iyi-duygusal-filmler/




Canım Kardeşim





Her Çocuk Özeldir






96
Sinema / Ynt: Romantik Komedi (Aşk Tadında)
« Son İleti Gönderen: demirr Temmuz 13 2020, 15:35:47 »



Görseldeki abimiz gibi “hunharca” gülmeye hazırsanız, en yeni filmleri de içeren listemize başlıyoruz! İşte karşınızda tüm zamanların en iyi komedi filmleri; https://paratic.com/komedi-filmleri/
97

Bugün sizlere Kur’an dan, Allah ın öyle bir uyarısını, ikazını hatırlatmak istiyorum ki, ne yazık ki bizler bu uyarılara gözlerimizi yumarak, adeta birbirimizi günahkar, kafir hatta sapık kişiler ilan ediyoruz. Lütfen yanlış anlamayalım, bu karşılıklı atışmalar aynı dine, aynı kitaba, aynı elçiye iman ettiğini söyleyen kişiler arasında dahi yapılıyor.  Önce ayetleri yazalım, daha sonra üzerinde düşünelim.

Mutaffifin 29–30–31–32–33–34: Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. MÜMİNLER YANLARINDAN GEÇTİĞİNDE, BİRBİRLERİNE KAŞ GÖZ EDEREK ONLARLA ALAY EDİYORLARDI. Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı. Müminleri gördükleri vakit, “HİÇ ŞÜPHE YOK, ŞUNLAR SAPIK KİMSELERDİR” diyorlardı. Hâlbuki onlar, müminlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi. İŞTE BUGÜN DE MܒMİNLER KÂFİRLERE GÜLERLER.   (Diyanet meali)

Önce bu örneklerin kitap ehli arasında yapılan yanlışları Allah bizlere örnek almamız adına gönderdiğini ve bu yanlışları bizlerinde yapmamamızı istemediğinden Kur’an da bahsettiğini unutmayalım. Bu ayetlerde geçen günahkârlar, sizce kimler olabilir? ELBETTE ALLAH A VE KİTABINA İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEDİKLERİ HALDE, BUNUN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEYEN, HAKKA BATIL KARIŞTIRARAK, ATALARININ İNANCINI YAŞAYANLAR. Onun için Allah bunlara günahkâr diyor Çok dikkat çekici olan ise GÜNAHKÂRLAR, MÜMİNLERİN yanlarından geçtiğinde, onları gösterip onlarla alay ettiğinden bahsediliyor. Demek ki bu iki gurup aynı inancı paylaşıyorlar genel olarak, ama aralarında öyle büyük fark var ki Allah katında, birisine günahkâr, diğer guruba ise Allah MÜMİNLER diyor.

Kur’an Müminlerin kimler olduğundan bahsederken, birçok kez tekrar eder ve bu özelliklerinden nasıl bahseder hatırlayalım.” MÜMİNLER YALNIZ, RABLERİNE GÜVENİP DAYANIRLAR.” Demek ki kitap ehlinden öyle insanlar varmış ki, inandık dedikleri halde, imanlarının gereğini yerine getirmeyip, yalnız Allah a güvenip yalnız onu VELİ EDİNİP ona dayanıp, yalnız Allah dan yardım istemeleri gerekirken, Allah ın yanında veli, evliya kişilerde edinip onlara da sığınıp onlardan da yardım isteyenler varmış ki, Allah bu yanlışı yapanlara GÜNAHKAR bu yanlışa düşmeyenlere de MÜMİN diyor.

Ayeti anlamaya devam edelim. Yalnız Allah a dayanıp yalnız Allah dan yardım dilemeyen veliler, şeyhler, efendiler edinip onları Allah ile aralarına koyan günahkarlar, MÜMİNLERİ gördüklerinde bakın ne diyorlarmış. “HİÇ ŞÜPHE YOK, ŞUNLAR SAPIK KİMSELERDİR” Çok ilginç değil mi? Sanırım günümüz dede, tüm bunlardan dersler almadığımız için, aynı yanlışı bizlere yapıyoruz. Hâlbuki Allah ne diye uyarıyordu bizleri hatırlayalım. “YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILIN, ALLAH DAN BAŞKA HÜKÜM VERECEK YOKTUR, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ. BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, KUR’AN IN İPİNE SARILIN, SAKIN VELİLER EDİNİP EMİN OLAMDIĞINIZ BİLGİLERİN ARDINA DÜŞMEYİNİZ.”

Cahiliye toplumu da kendi arasında aynen bu yanlış yapıyordu ve Allah, sizlerde sakın aynı yanlışı yapmayın diye bizleri uyarıyor. Ama ne yazık ki ders alamadık. Çünkü Kur’an ile bağımızı kestiler, sizler Kur’an ı anlayamazsınız dediler. Eğer bizler bu yanlışı yapıyorsak, Allah katında Mümin olamamış, günahkârların safında yer alıyoruz demektir. Çok ilginçtir, azınlık bir gurup kardeşimiz, BEN KUR’AN MÜSLÜMANIYIM, EMİN OLAMAYACAĞIM HİÇ BİR SÖZÜN ARDINA DÜŞMEM DEDİĞİ İÇİN, KUR’AN MÜSLÜMANI DİYE BİR SAPIKLIK ÇIKTI DEMİYORLARMI? Ne kadar düşündürücü, hâlbuki Allah tüm kullarına indirdiğim kitabın sakın dışına çıkmayın, sınırlarını aşmayın çünkü sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye uyardığı halde, bunu söyleyerek nasıl bir yanlışın içinde olduklarının, hala farkında bile değiller.

Kendilerini temize çıkartıp, karşısındaki insanları dinsiz, kâfir, sapık ilan edenlere Allah, çok dikkat çekici bir söz söylüyor. “Hâlbuki onlar, müminlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.” Bu insanlar kendilerini gerçek Mümin görüp, karşısındaki insanları sapık kâfir ilan edenlere Allah, biz onları Müminlerin başına bekçi göndermedik derken, TÜM İNSANLARIN KENDİ BAŞLARINA İMTİHANLARINI YAŞAMASI GEREKTİĞİNİ VE HİÇ KİMSENİN BİR DİĞERİNİ KÜÇÜMSEYEMEYECEĞİNİN ÖRNEĞİNİ VERİYOR. HATTA ALLAH, KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ YALNIZ BEN BİLİRİM DEMİYOR MUYDU?

Ayetin sonunda ise, hepimizin bir gün başına gelecek o gerçeği hatırlatıyor Yaradan ve diyor ki, bu dünyada günahkârlar kendilerini temize çıkartıp Müminlerle alay ederek onlara gülüyorlardı, MAHŞERDE HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜNDE İSE, TÜM GERÇEKLER ORTAYA KONDUĞUNDA, İŞTE O ZAMAN MÜMİNLER O GÜNAHLARA GÜLECEKLERDİR DİYOR.

DİLERİM HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜN, İNŞALLAH MÜMİN OLARAK YÜZLERİ GÜLENLERİN SAFINDA OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


http://www.hakyolkuran.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/

98
Sinema / Ynt: Son 10 yılın en iyi filmleri
« Son İleti Gönderen: demirr Temmuz 09 2020, 12:35:50 »
Bizler de sizin için son 10 yılın en iyilerini listeledik. Listemiz de 11 ve 12 yıllık fakat izlemenizi ısrarla önerdiğimiz yapımlarda bulunuyor. Hazırsanız, paratic.com’un son 10 yılın en iyileri ve alternatiflerinden oluşan dev arşivine başlıyoruz.


İşte karşınızda son 10 yılın en iyi filmleri ve alternatif film önerileri: https://paratic.com/imdb-puanlari-ile-son-10-yilin-en-iyi-filmleri/
99
Sinema / Ynt: En son hangi filmi izlediniz?
« Son İleti Gönderen: demirr Temmuz 09 2020, 12:33:10 »
teşekkürler
100
Sinema / Ynt: Korku Filmleri Arşivi.
« Son İleti Gönderen: demirr Temmuz 08 2020, 12:43:59 »
Görselleri ve konularıyla yüreğimizi ağzımıza getiren bu yapımlar, içimizi ürpertmeye ve izlerken adeta boncuk boncuk terlememize neden oluyorlar. Fakat ne olursa olsun bir çoğumuzu da etkilemeyi başarıyorlar.


İşte karşınızda tüylerinizi diken diken edecek, tüm zamanların en iyi korku filmleri; https://paratic.com/korku-filmleri/
Sayfa: 1 ... 8 9 [10]