Alternatifim Cafe

Ludwig Van BEETHOVEN

Discussion started on Yabancı Sanatçılar -Gruplar

Gariptir ama, büyük şahsiyetler günümüze ne kadar yakın olursa, hayatları bize o nispette efsanevi görünmektedir. Beethoven hakkında da o kadar çok fıkra, rivayet ve romanvari hikayeler söylenmiştir ki, onun asıl şahsiyeti ve karakteri, edebi hayalperestliğin keşif perdesi altında kaybolmuştur. Sevgiden doğan bir ihtimamla ve hiçbir emekten çekinmeksizin en ufak teferruata kadar yapılan yorucu ilmi araştırmalar, onun hayatında meçhul kalan bütün hususları aydınlatmışsa da bu durum hala devam etmektedir. Hala harikulade güzel bir eser olan SONATA QUASİ UNA FANTASİA hakkında AY IŞIĞI ile ilgili hayaller kurulur, “kaybolan kuruş yüzünden duyulan hiddetin“ gürültülü tasviri yapılır ve hala “Titan“ Beethoven’dan söz edilir. Yaşama sevincini tattığı Bonn’da geçen çocukluk hayatı bile, mutad olarak anlatıldığı tarzdan farklıdır. O sırada, müzikli piyesleriyle tanınan Neefe Beethoven’in başta gelen hocası oldu ve onun dikkatini Bach’ın eserleri üzerine çekti. Böylece Beethoven’in gerek tabiatı, gerekse besteciliğinin temeli bu gençlik çağında atıldı. Renania halkına mahsus canlılığını hiçbir zaman kaybetmedi. Bonn’da kendisini gören Haydn’ın tavsiyesi üzerine Mozart’ın talebesi olmak gayesiyle Viyana’ya gitti. Fakat annesinin ölümü bu teşebbüsün gerçekleşmesine engel oldu. İkinci defa Viyana’ya gidişinde ise Mozart ölmüştü. Haydn genç Beethoven’e rehber olmak vazifesini üzerine aldı. Lakin onun asıl hocası, füg tekniğiyle anılan Albrechtsberger oldu. Beethoven’e Ren sahilindeki memleketine bir daha dönmek nasip olmadı; Viyana’da kaldı. Tabiati haliyle insanlar arasına katılmayı ve hoş sohpetliği seven Beethoven’in hayatta yalnız kalması, önüne geçilemeyeceği anlaşılan sağırlığının gittikçe artması ve babalık yaptığı yeğeni yüzünden duyduğu derin üzüntüler hayatı üzerine bir gölge teşkil ediyordu. Fakat yaratıcılığı ile kendini insanlığa karşı borçlu ve vazifeli sayan Beethoven, bir zaman için kafasında beliren hayatına son verme düşüncesinden kendini uzaklaştırdı. Bu hareketi, onun asil tabiyatlı olduğunu ifade eder. O yüzdendir ki, büyük bir mesuliyet duygusu içinde fikri ve ahlaki prensiplerinden bütün hayatı boyunca hiçbir zaman ayrılmamıştır. HEİLİGENSTADT VASİYETNAMESİ diye anılan yazısı bunu ispat eden bir vesikadır. Beethoven’in bu karakterini eserleri aksettirmektedir. Çünkü  Onun sanatı, şahsi itiraflarının tesiri altındadır. Onun sanatı ile, XIX. yy’ın başlangıcına rastlayan yeni bir devrin kapısı açılmıştır. Bu dönüm noktasında, mevcut nizamdan ayrılan, yeni bir nizam arayan insan tek bir fert olarak Tanrı, zaman veya keder dediğimiz kuvvetlerin karşısına kendi iddia ve sorularıyla çıkıyor. Bu gidişin derin izlerini taşıyan asrın sanattaki ifadesinin esasını, büyüklüğünü ve trajik mahiyetini doğru olarak anlamak istiyorsak, bu keyfiyeti iyice göz önünde tutmalıyız. Beethoven’in tarihi durumunu da bu gidiş tayin etmiştir. Haydn’ın sanatı, sosyal bir topluluk ve nizam içinde kökleşmiş bulunuyordu. Beethoven’in sadece 9 senfoni yazması bile bu durumu açıkça göstermektedir.  Bunlardan bilhassa ikisi (biri onun tabiata bağlılığının delili olan 6. pastoral senfonisi ve diğeri, Schiller’in “Neşeye Od’unu“ bitiş korosu olarak kullandığı 9. senfonisidir) kendinden sonraki gelişme sahasını ihata etmektedir. Piyanonun yeni ifade imkanlarının keşfi (mesela piyano sonatlarında), yaylı sazlar kuvartetlerinin developman kısımlarında yeni şekillendirme unsurlarının ihdası, çok sayıda kontrpuvan tekniğinden faydalanan son eserlerinde beliren yeni form prensipleri etrafındaki teşebbüsler, müzikle büyük insani ve yapıcı fikirlerin birleştirilmesi gibi hareketler, yaratıcı yeni bir ışık altında gösteren unsurlardır. Bizce onun büyüklüğünü ve yüceliğini katiyetle tayin eden, umumi rağbete mazhar olan popüler eserlerden ziyade, çağdaş taraftarlarının bile anlamayarak reddettiği ve bizim de kısmen henüz çözemediğimiz “SON“ Beethoven devrinin eserleridir. O zamanki Beethoven, Haydn’a yakın olan ilk yaratma devrinin çekici güzelliğini terkederek, eskiden beri “orta devir“ denilen meşhur sonat, senfoni ve oda müziği eserlerindeki trajik ve şiddetli ifade tezahürlerinden sonra, vakitsiz gelen ihtiyarlığın saf ve halis ifadesini bulmuştu. Beethoven, ahlaki olgunluğunu ve insanlığı eserlerinde dile getirmiş bir sanatkardı. Şair E.Th. A. Hoffmann, çağdaşı Beethoven için “Romantik“ tabirini kullanmıştı. Beethoven’in açtığı asrın bütün yaratıcı sanatkarlarının onu örnek alarak hareket ettiği düşünülürse, Hoffmann’ın bu tabiri yanlış değildir. Schubert’ten Bruckner’e, Schumann ile Brahms’tan Reger’e, Berlioz ve Liszt’ten Strauss’a kadar uzayan, Wagner ve Pfitzner’de, hatta nihayet Bartok’da şekil alan bir gelişme bu BEETHOVENCİLİK’te toplanabilir ki, sanatlar arasındaki sınırları aşarak aynı asrın genç şairlerini de coşturmuş ve yaratıcı hamlelerle teşvik etmiştir. Böylece Beethoven’in kendi şahsiyetinde pek manalı bir şekilde nöbet değiştiren iki devir arasında mutavassıt bir mevkide bulunmaktadır.

 

Op.1
     3 Piano Trios (E-flat Major, G Major, c Minor)
     Op.2
     3 Piano Sonatas No.1-3 (f Minor, A Major, C Major)

     Op.3
     String Trio (E-flat Major)

     Op.4
     String Quintet (E-flat Major)

     Op.5
     2 Sonatas for Piano and Violoncello (F Major, g Minor)

     Op.6
     Sonata for Piano, 4 Hands (D Major)

     Op.7
     Piano Sonata No.4 (E-flat Major)

     Op.8
     Serenade for String Trio (D Major)

     Op.9
     3 String Trios (g Major, D Major, c Minor)

     Op.10
     3 Piano Sonatas No.5-7 (c Minor, F Major, D Major)

     Op.11
     Clarinet Trio (B-flat Major)

     Op.12
     3 Violin Sonatas No.1-3 (D Major, A Major, E-flat Major)

     Op.13
     Piano Sonata No.8 (c Minor) ("Pathétique")

     Op.14
     2 Piano Sonatas No.9-10 (E Major, G Major)

     Op.15
     Piano Concerto No.1 (C Major)

     Op.16
     Quintet for Winds and Piano (E-flat Major)

     Op.17
     Horn Sonata (F Major)

     Op.18
     6 String Quartets (F Major, G Major, D Major, c Minor, A Major, B-flat Major)

     Op.19
     Piano Concerto No.2 (B-flat Major)

     Op.20
     Septet (E-flat Major)

     Op.21
     Symphony No.1 (C Major)

     Op.22
     Piano Sonata No.11 (B-flat Major)

     Op.23
     Violin Sonata No.4 (a Minor)

     Op.24
     Violin Sonata No.5 (F Major) ("Spring")

     Op.25
     Serenade for Flute, Violin, Viola (D Major)

     Op.26
     Piano Sonata No.12 (A-flat Major)

     Op.27
     2 Piano Sonatas
     No.13 (E-flat Major) ("Sonata quasi una fantasia")
     No.14 (c-sharp Minor) ("Moonlight")

     Op.28
     Piano Sonata No.15 (D Major) ("Pastorale")

     Op.29
     String Quintet (C Major)

     Op.30
     3 Violin Sonatas No.6-8 (A Major, c Minor, G Major)

     Op.31
     3 Piano Sonatas No.16-18 (G Major, d Minor, E-flat Major)

     Op.32
     Song ("An die Hoffnung")

     Op.33
     7 Bagatelles for Piano (E-flat Major, C Major, F Major, A Major, C Major, D major, A-flat Major)

     Op.34
     Variations for Piano (F Major)

     Op.35
     Variations for Piano (E-flat Major) ("Eroica")

     Op.36
     Symphony No.2 (D Major)

     Op.37
     Piano Concerto No.3 (c Minor)

     Op.38
     Piano Trio (arrangement of Op.20) (E-flat Major)

     Op.39
     2 Preludes for Piano (C Major, C Major)

     Op.40
     Romance for Violin and Orchestra (G Major)

     Op.41
     Serenade for Flute and Piano (arrangement of Op.25) (D Major)

     Op.42
     Notturno for Piano and Viola (arrangement of Op.8) (D Major)

     Op.43
     Ballet ("The Creatures of Prometheus")

     Op.44
     Variations for Piano Trio (E-flat Major)

     Op.45
     3 Marches for Piano, 4 Hands (C Major, E-flat Major, D Major)

     Op.46
     Song ("Adelaide")

     Op.47
     Violin Sonata No.9 (a Minor) ("Kreutzer")

     Op.48
     6 Songs (after Gellert)

     Op.49
     2 Piano Sonatas No.19-20 (g Minor, G Major)

     Op.50
     Romance for Violin and Orchestra (F Major)

     Op.51
     2 Rondos for Piano (C Major, D Major)

     Op.52
     8 Songs

     Op.53
     Piano Sonata No.21 (C Major) ("Waldstein")

     Op.54
     Piano Sonata No.22 (F Major)

     Op.55
     Symphony No.3 (E-flat Major) ("Eroica")

     Op.56
     Triple Concerto for Piano, Violin and Cello (C Major)

     Op.57
     Piano Sonata No.23 (f Minor) ("Appassionata")

     Op.58
     Piano Concerto No.4 (G Major)

     Op.59
     3 String Quartets (F Major, e Minor, C Major) ("Razumovsky")

     Op.60
     Symphony No.4 (B-flat Major)

     Op.61
     Violin Concerto (D Major)

     Op.62
     Overture (c Minor) ("Coriolan")

     Op.63
     Piano Trio (arrangement of Op.4) (E-flat Major)

     Op.64
     Sonata for Piano and Violoncello (arrangement of Op.3) (E-flat Major)

     Op.65
     Aria ("Ah! perfido")

     Op.66
     Variations for Piano and Violoncello (F Major)
     (over "Ein Mädchen oder Weibchen" from Mozart's "Magic Flute")

     Op.67
     Symphony No.5 (c Minor)

     Op.68
     Symphony No.6 (F Major) ("Pastorale")

     Op.69
     Sonata for Piano and Violoncello (A Major)

     Op.70
     2 Piano Trios (D Major "Geistertrio", E-flat Major)

     Op.71
     Wind Sextet (E-flat Major)

     Op.72
     Fidelio

     Op.73
     Piano Concerto No.5 (E-flat Major) ("Emperor")

     Op.74
     String Quartet (E-flat Major) ("Harp")

En Üste Dön

     Op.75
     6 Songs

     Op.76
     Variations for Piano (D Major)

     Op.77
     Fantasia for Piano (g Minor)

     Op.78
     Piano Sonata No.24 (F-sharp Major)

     Op.79
     Piano Sonata No.25 (G Major)

     Op.80
     Fantasia for Soli, Choir, Piano and Orchestra ("Choral Fantasy")

     Op.81a
     Piano Sonata No.26 (E-flat Major) ("Les Adieux")

     Op.81b
     Sextet for Strings and Horns (E-flat Major)

     Op.82
     4 Ariettas and a Duet

     Op.83
     3 Songs (after Goethe)

     Op.84
     Incidental Music to "Egmont"

     Op.85
     Oratorio ("The Mount of Olives")

     Op.86
     Mass (C Major)

     Op.87
     Trio for 2 Oboes and English Horn (C Major)

     Op.88
     Song ("Das Glück der Freundschaft")

     Op.89
     Polonaise for Piano (C Major)

     Op.90
     Piano Sonata No.27 (e Minor)

     Op.91
     "Wellington's Sieg" ("Battle Symphony")

     Op.92
     Symphony No.7 (A major)

     Op.93
     Symphony No.8 (F Major)

     Op.94
     Song ("An die Hoffnung")

     Op.95
     String Quartet (f Minor) ("Serioso")

     Op.96
     Violin Sonata No.10 (G Major)

     Op.97
     Piano Trio (B-flat Major) ("Archduke")

     Op.98
     Song Cycle ("An die ferne Geliebte")

     Op.99
     Song ("Der Mann von Wort")

     Op.100
     Song ("Merkenstein")

     Op.101
     Piano Sonata No.28 (A Major)

     Op.102
     2 Sonatas for Piano and Violoncello (C Major, D Major)

     Op.103
     Wind Octet (E-flat Major)

     Op.104
     String Quintet (arrangement of Op.1/no.3) (c Minor)

     Op.105
     6 Variation Cycles for Flute and Piano

     Op.106
     Piano Sonata No.29 (B-flat Major) ("Hammerklavier")

     Op.107
     10 Variation Cycles for Flute and Piano

     Op.108
     25 Scottish Folksong Arrangements

     Op.109
     Piano Sonata No.30 (E Major)

     Op.110
     Piano Sonata No.31 (A-flat Major)

     Op.111
     Piano Sonata No.32 (c Minor)

     Op.112
     "Meeresstille und glückliche Fahrt"

     Op.113
     "Die Ruinen von Athen"

     Op.114
     Choir for "Die Weihe des Hauses"

     Op.115
     Overture ("Namensfeier")

     Op.116
     Terzet ("Tremata, empi, tremata")

     Op.117
     "König Stephan"

     Op.118
     "Elegischer Gesang"

     Op.119
     11 Bagatelles for Piano

     Op.120
     33 Variations for Piano ("Diabelli")

     Op.121a
     Variations for Piano Trio (G Major)

     Op.121b
     "Opferlied"

     Op.122
     "Bundeslied"

     Op.123
     Mass (D Major) ("Missa Solemnis")

     Op.124
     Overture (C Major) ("Die Weihe des Hauses")

     Op.125
     Symphony No.9 (d Minor)

     Op.126
     6 Bagatelles for Piano

     Op.127
     String Quartet (E-flat Major)

     Op.128
     Song ("Der Kuss")

     Op.129
     Rondo a capriccio for Piano (G Major) ("Rage over a lost Penny")

     Op.130
     String Quartet (B-flat Major)

     Op.131
     String Quartet (c-sharp Minor)

     Op.132
     String Quartet (a Minor)

     Op.133
     "Grosse Fuge" for String Quartet (B-flat Major)

     Op.134
     "Grosse Fuge" for Piano, 4 Hands (arrangement of Op.133)

     Op.135
     String Quartet (F Major)

     Op.136
     Cantata ("Der glorreiche Augenblick")

     Op.137
     Fugue for String Quintet (D Major)

     Op.138
     Overture (C Major) ("Leonore No.1"*)

#1 - Aralık 25 2006, 20:26:29
« Son Düzenleme: Aralık 25 2006, 20:31:45 Gönderen: HeArT Of MiSeRy »
Enjoy the silence.

kelis

XP deki örnek müzkLerde bi seNfoNi var...qeçenLerDe merak edip dinLedim..güzeL cidden Hea hoşuMa gitti. :4
#2 - Temmuz 07 2007, 22:52:39

Bir çok ünlü eserini sağır olduktan sonra meydana getirmesi inanılmaz bir olay.. :okey Hayran olunacak eserleri var.. :okey
#3 - Temmuz 08 2007, 00:08:43
(=

hepsini okumadım yazıyomu yazmıyomu bilmiyorumda sağırmış dimi bu adam ...?
#4 - Kasım 10 2007, 23:33:39
Eskiden buralar hep hayat, yaşamdı.

Beethoven bir akşam yürüyüşten dönerken komşu evden müzik sesi duyar. Birisi onun kısa bir süre önce bestelediği bir melodiyi çalmaktadır. Beethoven sessizce durur ve dinler. Sonra yavaşça müziğin geldiği eve doğru ilerler, kimin bu kadar mükemmel piyano çaldığını görmek istemiştir. Müzik sesi kesilince eve girer. Tek bir mumun aydınlattığı küçük, basit bir odadır burası. Üstünde hiç bir nota kâğıdı olmayan bir piyano odada durmaktadır. Çalan kız doğrulur ve Beethoven onun kör olduğunu görür. 'nasıl böyle çalabiliyorsunuz? Bu melodiyi nerden biliyorsunuz? Diye şaşkın bir şekilde sorar. Kör kız ' duyarak çalıyorum ve her zaman yan komşumun evinden duyduklarımı çalıyorum.' diye cevap verir. Beethoven 'sizin için bir şeyler çalabilir miyim?' diye sorar ve piyanonun başına oturur. Çalmaya başladığı sırada odadaki tek mum söner. Ay ışığı açık pencereden girmeye ve odayı aydınlatmaya başlar. Beethoven. Çalmaya devam eder. Ay ışığı sonatı'nı da bu saatlere borçlu olduğumuz söylenir.
#5 - Aralık 19 2008, 02:21:58

BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE BEETHOVEN

 PANCAR TARLALI LUDWİG

Hollandalıların soyadı olarak, kökenlerinin bağlı olduğu yerin adını alma alışkanlığı vardır. Bu adın başına da Almanların “von”u ile karıştırılan ve bir soyluluk işareti sanılabilecek “van”ı koyuyorlardı. Hollanda’da pek çok kasaba ve köyün adı, “avlu” anlamına gelen “hoven” sözcüğü ile biter. Maastricht ve eski Liége arasında ise, Flamanca’da “pancar tarlaları” anlamına gelen Bettenhoven köyü bulunur. Doğal olarak “van Bettenhoven”lar da vardır tabi. Fakat 1650’ye doğru, artık soyadları kısalmıştı:

“Van Beethoven”.

 

MÜZİKTEN NEFRET ETMİŞTİ

Ayyaş baba Johann, gözü yükseklerde olan bir adamdı. Oğlunun müziğe ilgisini keşfedince büyük bir hırsa kapıldı. Kendi elde edemediği ünü ve parayı yetenekli oğlunun kazanmasını, onun yeni bir Mozart olmasını istiyordu. Oğlunu eğitmek için çok sert, çılgın ve zalim bir yöntem uygulamaya başladı. 4 yaşındaki çocuğu saatlerce klavsen başında tutar, geceleri eve ayık gelirse, onu uykudan kaldırıp sabahlara kadar çalıştırırdı. Çocuk, yorgunluk, uykusuzluk ve soğuktan ötürü hata yaptığı zaman ise dayak başlardı. Beethoven, daha sonra açıkça söylediği gibi müzikten öylesine nefret etmiş ki, bu işten vazgeçmeyi bile düşünmüştür.

 

MUTSUZ ÇOCUKLUK

Beethoven mutsuz bir çocukluk geçirdi. Yoksul bir evde sarhoş bir babayla, kasları ağrıyana ve yorgunluktan başı dönene kadar piyano başında esaretle geçiyordu günleri. Yapılan hatalar için dayak vardı ama, başarılı bir ders sonunda hiç güzel söz duymadı. Işin kötüsü hiç arkadaşı yoktu. Çirkin bir çocuktu. Davranışları ve giyimi dağınık ve pasaklıydı. Son derece sakardı. Olağanüstü duygusal ve utangaçtı. Yaşıtları ondan uzak dururlar, oda onlara yanaşmazdı. Bu yüzden çocuk oyunlarının anlamını hiç öğrenemedi. Hayatındaki tek sıcaklık annesinden geldi. Annesinin yumuşaklığı, sevecenliği, sabır ve anlayışı, babasının zalimliğini bir ölçüde telafi ediyordu.

 

NASIL BİR ADAMDI?

Bu konuda çağdaşlarının anlattıkları çok değişiktir ve birbirleriyle çelişmektedir. Kimine göre Beethoven az konuşan, somurtuk bir adamdı. Kimi onu derbeder bulur; kimi de çok şık giyindiğini söylerdi. Birçok kişi onu insanlardan kaçan, içine kapanık bir adam olarak görür, başkalarıysa samimi, açık kalpli bulurdu. Onu dinlenme, eğlenme saatlerinde görenler için, çok neşeli, hoşsohpet, şakacı bir adamdı. Kafasına denk arkadaşları, ahbapları arasında ruhuna uygun bir hava bulunca güler, söyler, halinden pek memnun görünürdü.

 

HASTALIK KOLEKSİYONU

Beethoven, Goethe ile karşılaştığı Tepliz’e ünlü kaplıca sularında tedavi olmak için gitmişti. Peki hangi hastalığın tedavisi için? Bazı kaynaklara göre, besteci geçirdiği şiddetli bir sinir krizinden sonra dinlenmek, biraz kendini toparlamak için gitmişti oraya. Aslında, nöro-psikiyatr ve psikanalist Edward Larkin’in son çalışmaları sayesinde bugün, Beethoven’in kolit, romatizma, romatizmal ateş, cilt hastalıkları, çıbanlar, bitip tükenmez enfeksiyonlar, göz yangısı, tansiyon ve dejeneratif tipte damar hastalıklarından muzdarip olduğunu biliyoruz. Wegeler’in anlattığına göre, 1807 yılında Beethoven, bir çıban yüzünden neredeyse bir parmağını kaybediyordu. 1808’de yine bir çıban yüzünden çenesinin şekli bozuldu ve 1813’de ayağındaki bir enfeksiyon ateşini öyle yükseltti ki, tüm duyularını kaybedebilirdi.

 

DOSTLARININ ARASINDA

Sanatçıların toplantı yerleri olan lokanta ve gazinolarda Beethoven’a sık sık rastlanırdı. Bir iki kadeh içki içtiği de olurdu, ama içkiyi hiç bir zaman aşırıya vardırmamıştı. Bir arkadaşına yazdığı mektupta, “İçki yaratma gücümü arttırıyorsa da, içime bir sıkıntı veriyor” demişti. Beethoven lokantaya gidince bir masaya oturur, bira getirtir, gözlerini yumarak koca piposunu tüttürürdü. Bir dostu yanına gelip de omzuna dokununca rüyadan uyanır gibi gözlerini açar, konuşma defterini uzatır, yüksek sesle, sormak istediğini oraya yazmasını söylerdi. Siyaset hakkında konuşmayı severdi. Çok kitap okuduğu için her konuda geniş bilgisi vardı.

 

BEETHOVEN ALKOLİK MİYDİ?

Beethoven’in ölümünden hemen sonra alkolik olduğu söylentisi yayıldı. Herhangi bir dayanaktan yoksun, çok tuhaf bir söylentiydi bu. Anton Schindler, bestecinin çok az alkol aldığını ve soğuk kaynak suyunu çok sevdiğini anlatır.

Beethoven’in sevdiği asıl içki kahveydi. Alkolik söylentisine inananlar, bestecinin sirozdan öldüğünü ve hayatının son yıllarında yüzünün yaygın bir kızartıyla lekelenmiş olmasını kanıt olarak ileri sürüyorlardı. Oysa birazcık şarap yada bira içtikten sonra beste yapamadığını biliyoruz.

 

SAĞIRLIĞI NASIL FARK EDİLDİ?

1796 yılında bir konserin sonunda Beethoven tuhaf bir olayla karşılaştı. Alkışlar kesildiği halde kulakları, beyni uğulduyor, çağlayan sesi gibi bir gürültü duyuyordu. Sonra ona söylenenleri pek iyi duymadığını fark etti. Anlamıştı. Daha önce hafiften hafife başlamış olan sağırlığı artmıştı.

1801 yılında bir akşam, Viyana’da bir arkadaş toplantısında piyano çalıyordu. Dinleyenler bir ara şaşırıp kaldılar, birbirlerine baktılar. Beethoven’in parmakları oynadığı halde piyanodan hiç ses çıkmıyordu. Dikkatle bakınca gördüler ki, bestecinin parmakları tuşlara değiyor ama basmıyordu. Bunu, hasta olmasına, belki de ellerinden rahatsız olmasına yordular. Gerçekte ise, bestecinin sağırlığı birden artmıştı. Piyanoya bakmadan çaldığı için parmaklarının tuşlara hafifçe dokunduğunu, duymadığı içinde piyanodan ses çıkıp çıkmadığını fark etmemişti. Durumu sonradan anladı. Bir arkadaşına yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Senin Beethoven’in korkunç bir felakete uğramış bulunuyor. Şunu bil ki, en değerli yanım, işitme duyum bozuldu… Gittikçe de artıyor. Kim bilir, belki de hiç düzelmeyecek…”

Beethoven bestelerini yaparken dişlerinin arasına bir çubuk alıp piyanoya dayıyor, böylece ses titreşimlerini duyuyordu.

Beethoven’in sağırlığının neden ileri geldiği geniş bir tartışma konusu olmuştur. Bestecinin çağdaşları bunun, babasının ayyaşlığından, annesinin veremli oluşundan ileri geldiğini öne sürmüşlerse de günümüzün doktorları, iç kulak kemiklerinin kireçlenmesine yoruyorlar. Bugün böyle bir kusur ameliyatla düzeltilebiliyor…

 

BEETHOVEN “AKIL SAHİBİ”

Beethoven, akrabalarına da dostlarına olduğu gibi haşin davranıyor, sevgisini sert davranışlarla gizlemeye çalışıyordu. Başarılı bir işadamı olan kardeşi Johann övünmekten hoşlanırdı. Büyük bir arazi satın aldığnı herkesin öğrenmesini istediği için kartvizitine “Johann van Beethoven – Toprak sahibi” yazdırmış, bir tane de ağabeyine göndermişti. Beethoven de kartın arkasına bir şey yazdı. “Ludwig van Beethoven – Akıl sahibi”.

 

BEETHOVEN’İN BİR GÜNÜ

Beethoven yaz kış erken kalkardı. Yüksek kuştüyü yatağından iner inmez çalışma masasının başına geçer, aklına gelen bir melodi yazar, ya da o gece yarım bıraktığı besteyi gözden geçirirdi. Sıkıntılı, dertli günlerinde traş olmadığı, elini yüzünü iyi yıkamadığı, yakalık değiştirmediği olursa da keyfi yerinde olduğu zamanlar temizliğe o devirde pek az rastlanacak kadar düşkündü. Yalnız, koku kullanmayı pek sevmezdi. Oysa o devirde birçok kişi iyi yıkanmaz, bunun yerine kokular sürünürdü. Sonra kahve faslı başlardı. Beethoven kahvesini kendi eliyle hazırlardı. Kahvedanlığın içine kahve tanelerini birer birer sayarak koyardı. 70 tane olacaktı. Kahvaltıdan sonra yine masasının ya da piyanosunun başına geçerdi. Sonra çalışmasına ara verir, yürüyüşe çıkardı. Hava iyiyse kırlara uzanır, yağmurluysa şehirde dolaşırdı. Vitrinlere baka baka, ağır ağır yürür, özellikle antika eşyayı büyük bir merakla seyrederdi.

Gezintiden döndükten sonra yine çalışmaya koyulurdu. Canı istediği zaman yemek yerdi. Iyi yemeğe düşkündü. Öğleden sonra birkaç saat daha çalışır, sonra da kırlarda dolaşmaya çıkardı. Akşam yemeğinin saati yoktu. Akşamları çok az şey yer, çoğunlukla yalnızca çorba içerdi. Gece yine çalışır, Goethe, Schiller, Homeros, Plata, Shakespeare gibi sevdiği yazarlardan bir kaç sayfa okurdu.

 

ESERLERİNDE “TÜRK” ETKİSİ

Beethoven’in eserlerinde Türk etkisine rastlanır. Oyun yazarı August Kotzebue “Atina Harabeleri” adlı oyunu için müzik isteyince Yunanistan’da Türk egemenliğine dayalı konusu nedeniyle kente uzaktan yaklaşan bir yeniçeri marşı eklemiştir. Ayrıca 9. Senfoni’nin son bölümünde tenorun yiğitliği öven şarkısına ziller ve başka vurma çalgılarla bir mehter marşı katılır. “Wellington’un Zaferi” adlı düşük düzeyli eserde ise gene mehter renklerine rastlanır.

 

BEETHOVEN YÖNETMENİN

DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Jullien adında ilginç bir orkestra şefi vardı. Beethoven’a olan hayranlığını kendine özgü bir yolla gösteriyordu. Onun bir eserini yönetmek üzere sahneye her çıkışında, gümüş bir tepsi üzerinde, oğlak derisi eldivenler getirdirdi. Seyirci konserin başlamasını beklerken, törensel bir edayla eldivenleri giyer ve mücevherlerle bezeli batonuyla müziği başlatırdı.
#6 - Ocak 28 2009, 02:38:09

LİYAKAT

Büyük Alman bestecisi Beethoven’in Viyana’da ike oturduğu evin değerli hatıraları arasında bir de küçük piyano vardır. Beethoven birçok eserini bu piyanoda bestelemiştir.

Amerikalı bir genç kız, müze haline getirilmiş bu evi gezerken ilk gözüne ilişen, işte bu piano olmuş ve başına geçerek çalmaya başlamıştı. Bir yandan da, müze görevlisine soruyordu:

-Buraya çok ziyaretçi geliyor herhalde, değil mi?

-Evet efendim.

-Bu arada meşhurlar da geliyor değil mi?

-Evet. Mesela ünlü piyanist Padarevski de geldi.

Genç kız, parmakları hala piyanonun tuşları üzerinde gezinir halde:

-Padarevski de bu piyanoda çaldı değil mi? diye sordu.

Müze görevlisi cevap verdi:

-Hayır efendim. Dünyanın en büyük bestecisinin kullandığı piyanoya kendisini layık görmediğini söyleyerek, ona elini bile sürmedi...
#7 - Ocak 29 2009, 03:30:07

Fan S. Noli Gözüyle Beethoven

Olayların yönünü, akışını değiştiren kişiler vardır ya; Alman besteci Beethoven da, -müzisyen yönü ile- müzik tarihinde olayların akışını değiştiren o ender kişilerden biridir.

 

İşte Fan S.NOLİ de ; bu önemli müzisyenin hiç bilmediğimiz yönlerini akıcı bir dille kaleme alarak, Beethoven hakkında çarpıcı bilgiler vermektedir. Hiç tanımadığımız ya da düşünemeyeceğimiz bir Beethoven portresi çizmektedir. NOLİ; Beethoven’i kimi zaman sakat olarak, kimi zaman ayyaş haliyle, kimi zaman aşık haliyle ele almaktadır. Kitap Beethoven’in eserlerine hayat veren olaylar ve içerisinde bulunduğu dönem hakkında bilgiler veren bir eser olarak çeşitli açılardan büyük ustayı incelemektedir. Dönemin Beethoven üzerindeki etkisini açığa kavuşturmak amacıyla Romain ROLAND’ın ‘Beethoven,Fransız Devriminin çocuğudur’ görüşü vurgulanmaktadır. Beethoven’in eserlerinde takındığı ciddi havanın veya alaycı anlayışın hangi şartlar altında meydana geldiği ve bu olguların hangi görüşü sembolize ettiği açıklanmaktadır.

 

Beethoven; her zaman yaşadıklarını veya yaşamak istediklerini bestelerine yansıtan bir müzisyen olarak karşımıza çıkmıştır. Bu durumun en güzel örneğini, 5.(Kader) Senfonisi’nde görmekteyiz. Kader senfonisi’nde yaşadığı sefaletten kurtuluşunun inanılmaz öyküsü veya 3.(Eroika) senfonisi’nde Fransız Devrimi’nin verdiği büyük coşku ve ihtişamı yansıtmıştır. Sağır olduğunda içini kaplayan çaresizliği, bestelerinin en kederli ve en duygulu notalarında dile getirmiştir.

 

Finlandiyalı besteci Jean Sibelius kitabı okuduktan sonra şöyle bir söz sarf etmiştir: “Kitabı büyük ilgiyle okudum. Beethoven ile ilgili her şeyi bildiğimi sanırdım. Oysa kitabınızda benim için yeni pek çok şey vardı.”

 

Kitabı okuduktan sonra okuyucuya vereceği kanaat açısından şu düşüncenin ortaya çıkacağına inananlardanım: “Beethoven; bir melek-bir şeytan-bir asi”…

#8 - Şubat 05 2009, 15:40:47

Beethoven'İn doğum harİtasından verİler

 Beethoven'in haritasında çıkan en belirgin özellikleri;

Ünlü besteci Beethoven haritasından, gerçekten çok hırslı ve aynı zamanda hayat dolu, evrensel aşk ve dünya barışını düşünen bir adam olduğunu  ortaya çıkıyor…

 

Hayat felsefesi ise, beni sınırlamayın!

 Özgürlüğüne çok düşkün. Bu yüzden, o hiç evlenmemiş.

Bazen insanlarla arasına mesafe koyuyormuş.

Ve bazen de bencil ve inatçı biriymiş.

İsabetli tahminlerde bulunurmuş.

Araştırmalar yapıp yorgun düşermiş.

Aslında temiz saf düşünceli biri, ama gerçek düşüncelerini dışa vurmakta hep zorlanmış. Bazen cimri olabiliyormuş.

Onurlu ve gururlu.

Kendisini güvende hissetmek için parasal bakımdan güçlü olması gerektiğine inanıyormuş. Bu yüzdende hırslı ve tutucu.

Kendi işlerini iyi yönetirmiş.

Büyük organizasyonlarda kontrolü elde tutma gibi bir hastalığı varmış ve tüm bulunduğu organizasyonlarda başarıyla yer almış.

Lider olmak, ne pahasına olursa olsun, lider olmak.

Dışardan hep saygı ve ilgi beklermiş.

Pek esprili biri olmamasına karşın, eğlence alanlarında ve yöneticilikte gerçek bir yetenek.

Aşk hayatında haritasında hayal kırıklıkları ve çocuklarıyla problemli gözüküyor.

Uranüs yüzünden müzik yeteneği ön planda.

Aşırı kıskançmış. Yenilikleri çabuk kabulleniyor, tüm bunların dünya için olduğunu düşünüyormuş.

İnatçı ve dürüst.

Gerçek bir idealist.

Sorumluluk alırken bazı problemleri olmuş, bu yüzden uyuşturucu yada alkol bağımlısı olabilir (Beethoven çok içki içermiş)

Son olarak hırslı , tuttuğunu koparan, kalıcı biri, maddiyata düşkün, aşkta şanssız ve melankolik.

Kendi için pek iyi bir adam değilmiş, ama dünya için eşsiz bir besteci ve sanatçı oldu.

Üstün yetenekli, yaratıcı insanlar; harika ve çok mutlu insanlar değiller, tam tersine yaralı ve bu yaralarını bir yerden akıtma isteği duyuyorlar.  Maddiyatta düşkünlükleri onları daha çok hırslandırıyor.

#9 - Şubat 05 2009, 15:43:43

Beethoven'ın HammerKlavier Sonatı Hakkında

LUDWİG VAN BEETHOVEN  (1770-1827) Op. 106 Si bemol Majör Piyano Sonatı No.29
(Hammerklavier
)


Bölümler: 1) Allegro 2) Scherzo (Assai vivace – Presto –Prestissimo – Tempo 1) 3) Adagio sostenuto. Appassionato e con molto sentimento  4) Largo –Allegro risoluto

 Beethoven’in 1817-18 yıllarında kısmen Viyana yakınındaki Mödlig köyünde hastalık, parasızlık, davalar arasında bestelediği ve Arşidük Rudolf’a ithaf ettiği 29. Piyano sonatı hem onun, hem de piyano edebiyatının en önemli eserlerinden sayılır. Beethoven 1818’de Londralı piyano fabrikatörü Thomas Broadwood’dan hediye modern bir kuyruklu piyano almış, bestelediği bu sonatın adını da GrosseSonate für Hammerklavier (Çekiç vuruşlu piyano için Büyük Sonat) koyarak asla bir klavsenle çalınmaması gereğini vurgulamış ve 1819’da eseri basacak olan Artaria yayınevine, “İşte şimdi piyanistleri zorlayacak ve 50 yıl daha çalınabilecek bir sonat!” satırlarıyla notaları göndermişti. Gerçekten de Hugo Reimann’ın yazdığı gibi, ‘Yorumcunun çok aşırı teknik ve dayanıklılığını gerektiren, çalgıdan daha önce hiç duyulmamış güçlük ve yapıda tını oluşumlarının istenildiği bu sonatla Beethoven tüm piyano eserlerini aşarak daha önce Op.53  ( No.21) ve Op. 57 (No.23) sonatlarında uyguladığı büyük konser sonatı tipini bu kez dört bölümlü tarzda doruğa ulaştırmıştır.’ Başka hiçbir 19.yüzyıl sonatının boy  ölçüşemediği bu eser sonsuz bir okyanusa açılmış, üzerinde sakin bulutlar, altında tutkulu dalgalar arasında ‘füglü bir piyano senfonisi olarak’ yüceliğe erişir. Bu nedenle de 10 yaşındaki –geleceğin büyük piyanist ve bestecisi- Franz Liszt’in ihtirasla çaldığı eseri ünlü şef Felix Weingartner büyük orkestra için senfoni biçiminde düzenlemeyi uygun görmüştü.

 Hammerklavier, 19. yüzyılın başlarında Almanları ‘piyano’ için kullandığı terimdir.

 Telleri kuş tüyü sapıyla çekilen klavikord ya da klavsen gibi çalgılardan sonra sesi bir çekiç mekanizmasıyla vurularak elde edilen güçlü tınılı, 3 telli –yani aynı sesi veren 3 teli bulunan- ve 6 oktava yaklaşan ses genişliği ile o zaman için yeni bir icattır.. Hammerklavier için Beethoven’in yazdığı 29. sonat dört bölümdür: 1. Bölüm 4/4 lük ölçüde, Si bemol Majör tonda, çabuk (allegro) tonda başlar. Açık, berrak ve güçlü sunulan ana motif kısalığına karşın tüm bölümün özünü aşırı güçlü ritmik akor sıçrayışlarıyla duyurur ve bir üçlü yükselerek tizlerde tekrarlayıp ana temayı oluşturur. Buna yalvarıcı tavırla yükselen bir karşı tema cevap verir. Gelişim kısmı 4 bölmelidir ve modülasyonlu bir geçişten sonra 4 sesli bir fugato sergilenir. Beethoven o yıllarda ünlü not defterine şöyle bir not düşmüş: ‘Si minör, siyah tonalite!’ Bu siyah tonalite Si bemol Majörün aydınlığı ile karışarak yeralır. Coda yine giriş motifinin parçalarıyla hafif ve güçlü seslerin değişkenliğiyle işlenir; uzaktan yakından tınlıyormuş gibi duyurulan uzun bas termola ile yavaşça göner. Ama bölüm bir scherzo’dur ve ilk bölümün güçlülüğüne ve büyüklüğüne karşın tümüyle hafif gibidir. Durmak bilmeyen aceleci ritimde, ama gizemli armonide giderek hızlanır; sonunda başlangıç temposuna (Tempo I) dönerken, arada Si bemol minör tondaki kısım Trio bölmesi olarak kabul edilebilir. Sonda ise yine Scherzo’nun kısa teması bir hayalet gibi yükselir.

 Başlıbaşına tüm bir eser gibi görünen ve piyano edebiyatında bir benzeri daha bulunamyan, Hugo Riemann’ın “Beethoven’ın sanatının en yüce tapınağı” diye tanımladığı 3. Bölüm 6/8 lik ölçüde, Scherzo’nun Coda temasına bağlı olarak ama alışılmadık Fa diyez minör tonda girer; Beethoven bu ağır ve özenli, tutumlu (Adagio sostenuto) bölümün tutkulu ve çok duygulu (Appassionato e con molto sentimento) yorumunu istemiştir ve sade formda düzenlenmesine karşın bölüm, gerçekten de çok derin duyguları, hüzünlü bir melankoliyi içerir; ama buna kapılıp yenilgiyi kabul etmemek de Beethoven’in düşüncesidir. Çünkü una corda (çekiçlerin günümüzde 3 tel yerine 2 tele vurması için sol pedal kullanımı ki; o zamanın modern piyanosundaki 2 telden birine vuruluyordu) ve mezza voce (yarı sesle) anlatım öngörülmüş, yani alaca karanlık bir atmosfer, gizemli bir belirsizlikte yüzen uzaklık istenilmiş gibidir. Bu nedenle de Appassionata terimini tutku yerine daha çok bir “tam davranış” olarak almak gerçekçi olacaktır. İşte bu havada hemen iki bölmeli ana tema sakin yürüyüşle, koral tarzda bir armoniyle sunulur; tema içinde ikinci bir fikir de içerir. İki kez tekrardan sonra beklenmedik mucize gibi bir aydınlık Sol Majör’de belirir; ama 2 mezur sonra hemen yine eski atmosfere dönülür. Sonra da ikinci fikir gelişir. 2. ve 3. Temalar ise tam sesle ve büyük anlatım gücüyle (tutte le corde con grand’ espressione) duyularak iki değişik tını oluşumu, iki değişik duygu gösterisi sergilenir. Beethoven uzmanı Rus elçisi Wilhelm von Lenz’in “Kolektif ızdırabın mozeleumu” diye tanımladığı 3. Bölümde denge ve sükûnete ancak sonda erişilir… 4. Bölüm ağır ve geniş (Largo) tempoda, ¾’lük ölçüde Si Bemol Majör tondaki giriş bölmesiyle başlar. Doğaçlama benzeri sunulan, kesin tematik oluşumların görülmediği bu bölme bir ara müziği (intermezzo) gibidir ve Beethoven dikkatini, konsantrasyonunu tüm kontrpuan ustalığını sergileyeceği finaldeki büyük füge saklamış görünmektedir: Max Reger’in “Canavar Füg” diye adlandırdığı bu görkemli finalde, ayrıca yorumcuya da parlak bir zeka gösterisi sunabileceği ortamı da olağan dışı tarzda hazırlamıştır: Bu Füg yalnızca bir Barok form, teknik gösteri değildir; başlıktaki “Fuga a tre voci, con alcune licenze” (Belirli özgürlükte 3 sesli füg) tanımıyla Beethoven normal bir füg bekleyen herkesi önceden uyarır. Müzik tarihindeki önemli gelişimlerden biri olan bu finalde etkileyici buluşlar, çoksesliliğin düşüncesi ve yaratılışındaki ustalık, melodik anlatımdaki ve renkli armonideki kudret tek bir bütünlükte, ¾’lük ölçüde, çabuk ve kararlı (Allegro risoluto) tempoda, 16’lık notalarla hep yeni şekiller oluşturarak – bu arada yorumcuya da zor anlar yaşatarak – akan dev bir ırmakta buluşur.

#10 - Şubat 05 2009, 15:58:47

Beethoven'İn El Yazısı

I.

Bach'ın el yazısından bahsederken, Bach'ın kaligrafiye gösterdiği özenden, yıllarca sürmüş bir terbiyenin, sabrın, yoğunlaşma gücünün el yazısına yansımasından söz etmiştim. Klasik müzik dünyasının diğer dev ismi Beethoven'ın el yazısına bakınca, bütün bunların neredeyse tam zıddıyla karşılaşıyoruz; Beethoven, belli ki, güzel ve okunaklı yazmak için sabrı olmayan bir besteci.

Beethoven'in el yazısı notaları, bize daha çok müsveddeler, düzeltmeler, düzelti kopyalarındaki notlar olarak ulaşmış; "temiz" olarak kopyalanmaya verdiği nüshalar bile düzeltmeler ve karalamalarla dolu. Müziğin, fikirlerin, kendini ifade etmenin yollarını aramanın, fikir değişikliklerinin hızına eli yetişemiyormuş belli ki, yetişmesine de önem vermiyormuş. Yazı hızının düşünce hızına yetişmemesi konusunda, eskiz defterlerinde kimi zaman sayfalarca boş ölçü çizgileri bırakmış olması da örnek olarak gösterilir: o sayfalarda belli bir ritmde, belli uzunlukta bir şeyler olacağını gösteren ölçü çizgilerini çekip yazmaya devam etmiş.

Ustaları Haydn ve Mozart'ın malzemelerini kullanarak daha önce duyulmamış ölçüde fırtınalı ve gerilimli yeni bir dil yaratmış, bu yüzden zamanında sonra bugün bizi afallatacak kadar sert sözlerle eleştirilmiş, bu eleştirilere rağmen bildiğini okumuş bir adam Beethoven. Nicolas Slominsky'nin Lexicon of Musical Invective kitabından aktarıyorum:

"...taraf tutmayan bütün müzikseverler ve müzisyenler, müzik tarihinde hiç bu kadar tutarsız, cırtlak, kaotik ve kulak tırmalayıcı bir şeyin üretilmemiş olmadığı konusunda tam bir mutabakat içindeydiler. En rahatsız edici disonanslar gerçekten de berbat bir armoni içinde birbiriyle çakışıyordu ve müziğin içindeki tek tük fikir kırıntıları da yalnızca bu nahoş ve sağır edici etkiyi arttırmaya yarıyordu." (Fidelio Uvertürü hakkında, Der Freimütige, 1806)

"...eğer 3. senfoni bir şekilde kısaltılmazsa yakın zamanda unutulacak." (The Harmonicon, 1827)

"...melodiyi, armoniyi ve ne türden olursa olsun ritmi askıya almayı tercih etmiş... Bu müzik midir, evet mi hayır mı? Eğer olumlu cevap alırsam, bunun benim "müzik" olarak görme eğiliminde olduğum sanata ait olmadığını söyleyemek yoluna giderim" (5. Senfoni'nin 3. bölümünün 4. bölümüne bağlanması hakkında, A. Oublicheff, 1857).

Çağdaşlarına bu kadar ters gelmiş bu adamın el yazısı da hayatındaki ve eserindeki gerilimi, yenilik duygusunu, ihtirası ve öfkeyi yansıtıyor -- zaten, müzik tarihinin en meşhur "öfke" örneklerinden biri olan, 3. Senfoni'nin başlık sayfasından kendini İmparator ilan eden Napoleon'un adının kazınması da Beethoven'ın elinden çıkma.

II.

Beethoven'in biyografisiyle ilgilenenler, mektuplarına, yazdığı notlara, sağırlığı sırasında kullandığı konuşma defterlerine de önem veriyorlar; örneğin, kimliği hala saptanamamış olan "ölümsüz aşkı"na yazdığı mektup, Beethoven'dan geriye kalmış en meşhur belgelerden biri. Ama bence asıl çarpıcı olan belge, Beethoven'in hayatındaki en önemli kırılma noktalarından birininin kaydını düşmüş olan Heiligenstadt vasiyetnamesi. 1802'de, 32 yaşında, parlak bir virtüöz ve yetenekli bir besteci olarak tanınmaya başladığı günlerde yıllardır artmakta olan sağırlığının tedavi edilemeyeceğini hisseden Beethoven'in kardeşlerine hitaben yazdığı vasiyetname, çok çarpıcı bir metin:

"Ey siz benim geçimsiz veya hastalık hastası olduğumu söylemiş ya da beni böyle biri saymış olan insanlar, ne denli haksızlık ettiğinizi bir bilseniz / size böyle görünenin derinlerde yatan nedenini bilmiyorsunuz / (...) yine de olanaksızdı benim için / insanlara şunu söylemek: daha yüksek sesle konuşun, bağırın, çünkü / sağırım ben, başkalarına oranla bende çok daha yetkin bir düzeyde bulunması gereken / bir duyunun zayıflığını nasıl açığa vurabilirdim (...) 28 yaşında filozof olmak zorunda kalmak / kolay bir iş değil bu, sanatçı için / herkesten daha zor (...) - ey insanlar / birgün bu satırları okuduğunuzda, o zaman bana haksızlık yapmış olduğunuzu / düşünün, ve içinizde mutsuz olan varsa eğer, o da kendisi gibi birini / doğanın tüm engellerine karşın, saygıdeğer sanatçıların ve insanların / arasına alınmak için elinden geleni yapmış olan birini bulduğu için avunsun (...) - ölüme sevinçle / koşmaktayım - eğer ölüm, ben sanat alanındaki tüm yeteneklerimi sergilemeye fırsat bulamadan gelirse eğer, o zaman kaderimin tüm acımasızlığına karşın, yine de erken gelmiş olacak benim için, ve bana kalsa, daha sonra gelmesini yeğlerdim - ama erken gelse bile / yakınmam halimden, çünkü beni / sonsuz bir acıdan kurtarmış olmayacak mı? - gel, ne zaman istersen gel / cesaretle koşacağım sana (...)" (çeviri: Ahmet Cemal, Gergedan, Temmuz 1987)

Heiligenstadt vasiyetnamesi, içeriğiyle olduğu kadar el yazısının üslubuyla, bozuklukları, grameri, noktalamasıyla Beethoven'in içinden geçtiği ruh halinin sertliğini yansıtıyor. Ölüm onu --ya da o ölümü-- o günlerde yakalasaydı, bugün orta boy müzik ansiklopedilerinde rastlanan, muhtemelen Johann Caspar Bachofen ile aynı önemi taşıyan bir addan ibaret olacaktı. Vasiyetnameyi yazdığı günlerdeki ruh halinin sonuçlarını artık biliyoruz: vasiyetnameden iki yıl sonra "Eroica", altı yıl sonra 5. Senfoni.

III.

Beethoven'ın eserlerindeki paradokslardan biri, ritmik, armonik ve orkestrasyon olarak kullandığı dilin aslında oldukça masum olması; bugün bile nasıl olduğunu tam anlayamadığımız bir şekilde, nispeten basit malzemeleri kullanarak, müzikal etkisi çok güçlü sayfalar çıkarmış Beethoven. (Yazdığı en meşhur sayfalardan bazılarının tonik-dominant tekrarına dayandığını hatırlayabiliriz: örneğin, 5. Senfoni'nin ilk sayfası, final bölümündeki "zafer" melodisi ve 7. Senfoni'nin ikinci bölümü. 9. Senfoni'nin açılışında ise, bırakın tonal armoniyi, 16 ölçü boyunca la ve mi notalarından başka pek bir şey yok.) Bunun sonucu olarak, Beethoven'ın notalarının basılı hali, ilk bakışta müziğin içerdiği yeniliği, anlatım gücünü belli etmiyor; örneğin, 5. Senfoni'nin ilk bölümünün notasına hızlıca göz gezdirince, tonal armoni içinde benzer nota değerlerinin sayfalarca tekrarlanmasına dayanan, oldukça sıradan, zararsız bir "alıştırma" ile karşı karşıya olduğumuzu sanabiliriz. Ama aynı sayfanın el yazması hali, çiziktirmeleriyle, karalamalarıyla, düzensizliğiyle, müziğin gücünü göstermeye çok daha fazla yaklaşıyor.

IV.

Şimdi, Beethoven hep böyle değilmiş. Beethoven'ın "esas" metinleri konusunda günümüzün en önemli araştırmacılarından olan ve Baerenreiter'in "Urtext" edisyonunu hazırlamış olan Jonathan Del Mar, John Eliot Gardiner'in bu edisyonu kullandığı Beethoven senfonileri kaydının kitapçığına yazdığı notta, Beethoven'in 1801'e kadar süren "ilk" döneminde zamanında adet olduğu üzere kendi el yazısıyla, doğrudan yayımcıların gravür kalıplarını çıkarmak için okuyabilecekleri "temiz" kopyalar yazdığını söylüyor. 1803'de sağırlığının başgöstermesiyle birlikte el yazısı da giderek okunaksızlaşmaya başlamış ve yayımcıların kullanması için temiz kopyaları hazırlamak için yardımcılar kullanma yoluna başvurmuş. Bu yardımcıların başına gelenleri görmek için yine 5. Senfoni'nin el yazmasından başka bir sayfaya bakabiliriz: Leonard Bernstein'in The Joy Of Music kitabında yazdığına göre, Beethoven bütün sayfayı karaladıktan sonra "nihai" kararını en alttaki iki porteye yazmış ve bu iki porteden o sayfadaki partisyonun ne olduğunu çıkarmayı kopyacıya bırakmış.

Bu çalışma düzeni, Beethoven'in eserlerinde sonu gelmez bir "metin sahihliği" problemi doğurmuş; besteler, Beethoven, kopyacıların hazırladığı "temiz" kopya üzerinden düzeltmeler yaptıktan sonra matbaaya yollanıyor, sonra matbaadan gelen provalar üzerinde tekrar kontrol ediliyormuş; üstelik, Beethoven'ın bu aşamada da fikrini değiştirerek besteyi değiştirdiği oluyormuş. Matbaada yanlış yapılmasına rağmen bu kontrollerde gözden kaçıp zaman içinde "kurumsallaşan" hatalar da var. Bütün bunlar, araştırmacıların Beethoven'ın asıl niyetini anlamaya çalışırken karşılaştırmaları gereken kaynak sayısını katlıyor ve birçok eserin "doğrusu"nun ne olduğu konusunda tartışmalar yaratıyor; bu tartışmaların müzikal yönden en ilginçlerinden biri, 9. Senfoni'nin finalindeki "a la Turca" tenor solosunun ("Froh, froh, wie seine Sonnen fliegen") metronom değeri; Jonathan Del Mar, Beethoven'in niyetinin, yaygın olarak kullanılan Breitkopf edisyonunda gösterilen değerin iki katı olduğunu ve böylece bu bölümün kendisinden sonra gelen fügal bölümle aynı tempoda olduğunu savunuyor; John Eliot Gardiner da bu iki katı hızlı tempoyu kullanmış. Okunaksızlıktan kaynaklanan kurumsallaşmış hatalara başka bir örnek olarak, Max Unger adlı Beethoven uzmanının bir iddiası var: klasik müzik tarihinin en tanınmış başlıklarından "Für Elise"nin de aslında Therese von Brunwick'in adının matbaacı tarafından sökülememesi sayesinde konmuş olabileceğini söylüyor.

 

V.

Beethoven'ın el yazısı mirasının önemli bir kısmı, eskiz defterleri. Yıllar boyunca hangi eserler üzerinde çalıştığı, fikirlerini nasıl not ettiği, nasıl üzerlerinde oynadığı, tekrar tekrar değiştirdiği bu defterlerden (tabii Beethoven'ın yazısını sökebilen uzmanlar tarafından) okunabiliyor. Bu defterlerin ilk gösterdiği şey, Beethoven'ın bıkmadan, usanmadan, müzikal unsurların en doğru halini aradığı; çoğu zaman, oldukça basit ve önemsiz görünen bir motiften başlayıp, bu motifi defalarca değiştirerek bildiğimiz, tanıdığımız sonuçlara vardığı. Bu arayıştaki azim ve neredeyse hiç yoktan başlayarak ulaştığı doruklar, simyacıların değersiz metallerden altın yapmayı aramalarını andırıyor.

Örneğin, Leonard Bernstein, 5. Senfoni'nin eskizleri üzerinde uzun uzun durmuş. 5. Senfoni, ekonomisi ile dikkat çeken bir eser: topu topu 30 dakika içinde, büyük bir gerilimden büyük bir zafere giden bir yolun programını çarpıcı bir ustalıkla çizmesi bir yanda; senfoni boyunca kullanılan hemen hemen bütün temaların ilk motiften türetilmiş olması ya da ilk motifle bağlantılı olmaları öbür yanda. Bernstein, yazısında Beethoven'ın eskiz defterlerinden bu senfoni için düşünüp kullanmadığı ya da sonradan değiştirdiği örnekleri arka arkaya sıralayarak, bugün bildiğimiz eserin kristalleşirken hangi yollardan geçtiğini gösteriyor.

Benzer bir biçimde, George Grove'un Beethoven and his Nine Symphonies kitabında 9. Senfoni'nin Neşeye Övgü temasınının bulunmasının 20 yıldan daha uzun sürdüğünü görüyoruz; Beethoven Schiller'in bu şiirini bestelemeye 1793'de niyet etmiş; bu şiir için melodi denemelerinin eskiz defterlerinde ilk ortaya çıkışı 1798, 9. Senfoni'de kullandığı melodiyi bulma tarihi 1822. Bu zaman boyunca saptığı yanlış yollara, yaptığı deneylere bakınca, kulağa çok doğal gibi gelen bu melodinin aslında ne büyük bir çaba sonucu ortaya çıkmış olduğunu görebiliyoruz.

Müzikoloji, Beethoven'dan geriye kalan eskiz defterlerinden, yayımlanmamış eserleri hakkında da bir çok çıkarım yapıyor; örneğin, 10. Senfoni için tuttuğu notlardan yola çıkarak Barry Cooper tarafından yapılmış bir rekonstrüksiyonun çeşitli kayıtları var. Başka bir ilginç bir proje, İnternet üzerinde, "Duyulmamış Beethoven" başlığı altında, Beethoven'in yayımlanmamış ve kaydedilmemiş eserlerini MIDI dosyasına aktarıp sunma projesi; bu proje de önemli ölçüde eskiz defterlerinde kalmış eserlere dayanıyor (http://www.unheardbeethoven.org).

VI.

Beethoven, besteleri en çok çalınan, en saygı duyulan, ilahlaştırılan; hayatı, eserleri, el yazmaları en çok didik didik edilen bestecilerden biri. Bütün bunlara rağmen, hayatının, eserlerinin bir kısmı hala okunaksızlığını ve üzerlerindeki belirsizlik perdesini koruyor; aynı onca "basit" malzemeyi kullanarak müzik dilinde yaptığı devrimin sırrının okunaksızlığını koruyor olması gibi.

#11 - Şubat 05 2009, 16:03:25
« Son Düzenleme: Şubat 05 2009, 16:04:21 Gönderen: Diyez »

Müzik Dünyasına Bir Yıldız Doğuyor Ludwig van Beethoven

Beethoven, öyle güzel çeşitlemeler yaparak çalmaya başladı ki Mozart’ın yüzündeki hafif alaycı ifade şaşkınlığa dönüştü. Mozart sessizce yerinden kalktı, parmaklarının ucuna basarak salonda bulunanların yanına gitti “Bu çocuğa dikkat edin beyler” diye fısıldadı. “Yakında adı dünyada fırtınalar koparacak.”


Beethoven, Flaman dilinde “havuç tarlası” demektir. Önceleri topraktan geçimini sağlayan ailede müziğin profesyonel olarak benimsenmesi, dede Ludwig van Beethoven ile başladı. Sesi çok güzel olan küçük Ludwig, iyi bir gelecek sağlaması düşüncesiyle Bonn’a gönderildi ve 1733 Mart’ında saray müzisyenleri arasında yerini aldı. Yaşamını sağlama bağlayan Ludwig hemen evlendi. İlk doğan çocukları yaşamadı, ikincisine Johann adını verdiler. Babası, Johann’ın da müzisyen olup saraya girmesini istiyordu. O da 12 yaşında saray korosuna çırak olarak alındı ama hiç ilerleyemedi; çünkü müziğe isteği yoktu. O da annesi gibi içkiyi çok seven, dik başlı biriydi. Bir gün kemanını koltuğunun altına sıkıştırıp evi terk etti. Yıllar süren göçebe yaşamından sonra 1767’de Maria Magdalena ile evlenip Bonn’a yerleşti. Saray korosunda tenor olarak tekrar göreve başladı.

İki yıl sonra bir oğulları oldu. Adını Ludwig koydular ama bebek henüz bir yaşındayken öldü. 16 Aralık 1770’de bir oğulları daha oldu. Babası onun da adını Ludwig koydu. İşte bu Ludwig, ileride dünyanın, önünde şapka çıkaracağı, saygı ile eğileceği büyük besteci Ludwig van Beethoven’dı.

Yıl 1787... Viyana o günlerde Avrupa’nın sanat merkeziydi. Her türlü sanat çalışmasına elverişli bir kentti. Özellikle müzik başta geliyordu. Ve bu sanat kentinin gözbebeği, müzik dünyasının taçsız kralı da Wolfgang Amadeus Mozart’tı. Olağanüstü özellikleri olan Mozart’ın üstün yeteneğinden biraz olsun yararlanabilmek için, genç müzisyenlerin çoğu ondan ders almak istiyordu. Kahramanımız da ne yapıp edip Mozart ile tanışmak, ondan ders almak için Bonn’dan kalkıp Viyana’ya geldi ve bir randevu koparmayı başardı.

Mozart, genç piyanisti dinlemeye pek istekli değildi. “Harika çocuk olduğunu iddia eden biri daha...” diye düşünüyordu. “Onyedi yaşına gelmesine karşın adını duyuramamış, üstelik de taa Bonn’dan kalkıp gelmiş bir garip...”

Yine de onu kabul etti, piyanosunun başına oturttu. Amacı, biraz dinledikten sonra umut verici birkaç söz söyleyip delikanlıyı gön dermekti. Salonda başkaları da vardı. Onlara göz kırparak delikanlıya döndü:

 

“Çal bakalım” dedi. “İstediğin bir parçayı çal.” Delikanlı çalmaya başladı. Çok da güzel çalıyordu ama Mozart ilgisizdi. “İyi ezberlemiş” diye geçirdi içinden. Delikanlı Mozart’ın düşüncesini yüzünden okumuştu sanki. Parçayı bitirince “Bana bir tema verin onu çalayım” dedi. Beethoven, öyle güzel çeşitlemeler yaparak çalmaya başladı ki Mozart’ın yüzündeki hafif alaycı ifade şaşkınlığa dönüştü. Bonn’dan gelen adı duyulmamış delikanlı, gerçekten de hiç umulmadık bir ustalıkla, gerek çalışıyla, gerek melodilerin zenginliğiyle parlak bir düş gücünü ortaya koyuyordu. Mozart usulca yerinden kalktı, parmaklarının ucuna basarak salonda bulunanların yanına gitti ve “Bu çocuğa dikkat edin beyler” diye fısıldadı. “Yakında adı dünyada fırtınalar koparacak.”

Mozart kolay kolay kimseye ders vermezken Beethoven’a seve seve ders vermeyi kabul etti. Ancak bu dersler birkaç kez yapılabildi. Çünkü kendisi o sıralarda “Don Giovanni” operası üzerinde çalışıyordu. Ayrıca babasının da ölüm haberini almıştı.

Öte yandan Beethoven da Viyana’da daha fazla kalamazdı çünkü cebindeki para tükenmek üzereydi. Babası da annesinin hastalığının ilerlediğini, çabuk dönmesi gerektiğini yazmıştı.

Beethoven’ın duyma kaybına neden olan rahatsızlığı 1798’de başladı. O yaz çok sıcak bir günde Beethoven kan ter içinde evine dönmüştü. İçeri girer girmez üzerinde ne var ne yoksa attı ve yarı çıplak bir durumda piyanosunun başına geçti. Açık olan pencerelerden giren hava odayı dolaşıyor, harıl harıl çalışmakta olan ve terleyen bestecinin terini üzerinde kurutuyordu. Beethoven bunun ayırdında değildi. Sonunda ateşinin çıktığını duyumsadığında bunun yorgunluktan kaynaklandığını düşündü. Gidip yatağa uzandı. Titremeye başladı. Kalkıp pencereleri kapattı. Bu kez ateşin etkisiyle huzursuz oldu. Sabaha değin yatağında döndü durdu. Ertesi gün iyileşmiş gibiydi ama kulaklarında bir uğultu başlamıştı. Buna başlangıçta pek aldırmadı, “Geçer” diye düşündü ve rahatsızlığını üç yıl herkesten sakladı.

1802 yılına gelindiğinde artık iyice duymaz olmuştu. Neyse ki dalgınlığına veriyorlardı. Ama zor durumda kalmamak için insanlardan kaçar olmuştu. “Acaba sağır olduğumu anlarlar mı?” düşüncesi onda iyice  yer etmeye başlamıştı.

 

Uzun bir süre geçtikten sonra sağırlığını kabullenen Beethoven, yeniden toplantılara, eğlencelere katılmaya başladı. Gizini de saklamıyordu artık. Yanında hep bir defter ve kalem taşıyordu. “Konuşma Defteri” adını verdiği bu yardımcı onun, arkadaşlarıyla anlaşmasını sağlıyordu. Konuşma sırasında defteri uzatıyor “Lütfen yazın” diyordu.

“Hastalığım piyano çalmama, beste yapmama pek engel olmuyor. Beni asıl üzen, başkalarıyla konuşamamak, onlarla insanca ilişkiler kuramamak” diye yakınıyordu.

Banyo yapmayı çok severdi. Sık banyo yapmasının bir nedeni de çalışırken ateş basmasıydı. Yeleyi andıran saçlarını savurarak piyano çalarken yüzüne kan yürür, gözleri yuvalarından dışarı fırlar, boyun damarları şişerdi. Hava sıcak olsun, soğuk olsun hep kan ter içinde kalırdı. Bunun üzerine arada bir kalkar, banyoya gider, soyunur, başını musluğun altına sokar ya da kovayla başından aşağı su dökerdi.

1823 yılı yazında kent kalabalığından uzaklaşabilmek için arkadaşı Schindler’le birlikte Baden’e gitti. Bir yıl önce kaldıkları evin kapısını çaldı. Kapıyı açan ev sahibinin, eski kiracısını görünce yüzü aniden değişti. Sanki ona oda vermek istemiyor gibiydi. Beethoven ısrar edince bir koşul ileri sürdü:

“Odanızın pencerelerine yeniden kepenk taktıracaksınız.”

Beethoven anımsıyordu: Bir yıl önce odanın tüm pencerelerinde kepenk vardı ama şimdi yoktu. Peki ne olmuştu? Adam söylemiyordu. Beethoven de bu acayip istek üzerinde durmadı ve kepenkleri taktırmayı üzerine aldı.

Schindler bu durumu merak etmişti. Yalnız kaldıklarında ev sahibini sıkıştırarak nedenini öğrendi. Beethoven’ın eski huyuydu, bulunduğu odanın duvarlarına, koltukların, sandalyelerin tahtaları üzerine birtakım notalar, işaretler çizerdi. Bu odada da çalışırken, pencere kenarında durup mırıldanırken, kepenklerin üzerine yine bunlardan bol bol çizmişti. Karşı otelde kalan bir İngiliz bunu görmüş, Beethoven evden ayrıldıktan sonra gelmiş ev sahibine yüklüce bir para vererek kepenkleri almış götürmüştü. İşte şimdi ev sahibi, kendisi için büyük bir kazanç kaynağı olan eski kiracısını karşısında görünce, ondan yeni kepenk yaptırmasını istiyordu. O gittikten sonra bunları da büyük bir olasılıkla meraklısına yüklü bir paraya satacaktı.

 

Beethoven tüm yazı Baden’de geçirdi. Ekim sonunda Viyana’ya döndüğünde “9. Senfoni”nin ilk üç bölümünü taslak olarak tamamlamıştı.  Geri kalanını da Viyana’da bitirdi. Yapıt ilk kez 7 Mayıs 1824’te seslendirildi. Salon tıklım tıklım doluydu. Senfoni çalınmaya başlayınca, ilk bölüm bile seyircileri coşturmaya yetmişti. Son bölümde koro “Sevince Övgü” bölümünü söylerken coşku en yüksek düzeye ula??mıştı. Sözleri ezbere bilen halk, şimdi bunları yüce bir müziğin büyüleyici ezgile riyle dinliyordu. Senfoni bitince öyle bir alkış koptu ki, salon sarsıldı, yıkılacak gibi oldu. Yüzü orkestraya dönük oturan Beethoven bunları duymuyordu ama duyumsadı, yavaşça geri döndü, salondaki coşku karşısında gözleri doldu. Gerçekten de tam istediği gibi “insanüstü” bir müzik yaratmış, en büyük amacına ulaşmıştı.

 

Yıl 1826... Bir süredir karın ağrılarından yakınıyordu. Yılların verdiği yorgunluğa bir de yeğeninin yaramazlıkları da eklenince iyice bitkin düştü. Dinlenmeye gereksinim duyuyordu. Eczacı olan kardeşi Johann, Tuna kıyısında bir köye yerleşmişti. Ağabeyini birkaç kez yanına çağırmıştı ama Beethoven gitmemişti. Çünkü kardeşinin eşini pek sevmezdi. Ama gereksinimi fazla olduğu için bu kez daveti kabul edip ekim ayı sonunda Gneixendorf’a gitti. Karın ağrıları ara sıra yokluyordu ama çalışmasına engel değildi.

Kasım gelmiş, soğuklar bastırmıştı. Johann’ın evinde, kendisine verilen oda nemli, buz gibi soğuk bir yerdi. Geceleri çok üşüyordu. Kardeşine bir şey söylemeye çekiniyordu.

Bir gece, ölen kardeşlerinin haylaz oğlu yüzünden kardeşi ile tartıştı. Sonunda Beethoven “Bu evde bir dakika bile kalamam!” diyerek eşyasını toplamaya başladı. Kardeşinden arabasını istedi ama Johann vermedi. Belki de ağabeyinin böyle bir havada evden gitmesini istemiyordu. Ama bir kez kararını vermiş olan Beethoven’ı durdurmak olanak dışıydı. Sokağa çıktı, ilk geçen arabayı durdurdu. Hava çok soğuktu, sert bir rüzgar esiyor, külüstür arabanın bir yanından girip öbür yanından çıkıyordu. Bir süre gittiler ama Beethoven soğuğa daha fazla dayanamayacağını duyumsadı ve arabayı yol üstündeki ilk handa durdurttu. Sıcak bir çorba içip yatağa girdi. Tir tir titriyordu. Ateşi de yükselmişti. Bardak bardak soğuk su içti ama hâlâ içi yanıyordu. Bu sıkıntılı duruma bir de öksürük eklenince sabahı zor etti. Bir an önce evine ulaşmak istiyordu.

Evde kendisini hizmetçinin yanısıra hayırsız yeğeni de karşıladı. Amcasının Gneixendorf’a gittiğini öğrenince eve gelmiş yerleşmişti. Şimdi Beethoven’ın dönüşüne sevindiği pek söylenemezdi.

Beethoven’ın ilk işi doktor çağırtmak oldu. Ama ne acıdır ki çağırttığı üç doktor da çeşitli nedenlerle gelmedi. En yakın arkadaşı Schindler de evde değildi. Beethoven, yalnızlığın acısını en derinden o gece duyumsadı. Yeğeni gece yarısı eve gelince, kim olursa olsun bir doktor bulmak için gönderdi ama haylaz çocuk yine bilardo oyununa takılınca doktor bulmayı unuttu.

 

O gece ne gelen ne giden oldu. Ancak iki gün sonra gelen Dr. Andreas Wawruch belki iyi bir cerrahtı ama iç hastalıklarından pek anlamıyordu. Beethoven’ın karın ağrısını, solunum yolu enfeksiyonu olarak değerlendirdi ve ona göre ilaç verdi.

İki gün geçti, hastalık daha da ilerledi. Bu arada arkadaşları da haber almışlar, kentin en iyi doktorlarından Dr. Siebert’i getirmişlerdi. Hastalık anlaşıldı: Karın zarı (peri ton) iltihaplanmış, karında su toplanmaya başlamıştı. Tedavisi, karındaki suyun boşaltılmasıydı. Beethoven sıkıntıdan bir an önce kurtulmak için önerilen tedaviyi seve seve kabul etti.

 

Su alındıktan sonra biraz rahatladı. Ama beş gün sonra yine su alındı. Yine birkaç günlük iyilik belirtisinden sonra üçüncü kez su alındı. 23 Mart’ta elini kıpırdatacak gücü kalmamıştı.

Ölüm hızla yaklaşıyordu. Arkadaşları, günah çıkarması için papaz getirmeyi önerdiler, başını sallayarak kabul etti. Papaz gittikten sonra dostlarına, zor duyulan bir sesle “Plaudite  amici, comoedia finita est” dedi. Latince sözlerin anlamı “Alkışlayın dostlar oyun bitti.”  (Eski Roma’da her oyunun sonunda oyuncular seyirciye dönüp böyle söylerlerdi.)

26 Mart 1827 Pazartesi günü akşamüzeri korkunç bir fırtına çıktı. Birden, korkunç kara bulutların ardından bir şimşek çaktı ve müthiş bir gürültüyle ev sarsıldı. Beethoven birden gözlerini açtı. Arkadaşlarının görmeye alışık olduğu öfkesiyle yatağında doğruldu, göklerdeki güçlü varlıklara meydan okur gibi yumruğunu sıkıp kolunu yukarı doğru savurdu ve sırtüstü devrildi.

Yaşamını, insan sevgisi, doğa hayranlığı ve sanat tutkusuyla yoğurmuş yaşlı çınarın ruhu uçup gitmiş, ölümlü Beethoven, ölümsüzleşmişti.

Şimdi alkışlayabilirsiniz.

#12 - Şubat 06 2009, 17:27:12

Ludwig Van Beethoven'dan Üç Şaheser


MOONLIGHT SONATA

Beethoven’in o sırada tutulduğu Giulietta Guicciardi’ye adadığı, 1801 tarihli, bu üç bölümlü sonata, <<Ay Işığı>> adını, şair Ludwig Rellstab vermiştir.

Besteci, sonat, melodinin zaman zaman kulak tırmalayan disonaslarla desteklenerek, serbestçegeliştiği ilk bölümdeki (adagio sostenuto) mediatif doğaçlama özelliği nedeniyle <<fanteziye yakın>> diye nitelemiştir. Ortada yer alan allegretto’dan sonraki presto agitato, ateşli onaltılıklarla gelişir. Bu eserle, bestecinin, ilk dönemdeki klasikçi yerini, acı çeken, tutkulu, romantik besteci imgesi alır.

DO MİNÖR BEŞİNCİ SENFONİ

Bestelenmesine 1804 yılında başlanan, yaklaşık 30 dakikalık bu orkestra eseri, ilk kez 22 Aralık 1808’de Viyana’da seslendirildi. Dört bölümün ilki (allegro con brio), kuşkusuz Beethoven’in en tanınmış müzik parçasıdır. Bu bölümün ve daha genel olarak Beethoven’in partisyonlarının başlıca özelliği, kurguya verilen önemdir. Sonat planındaki (iki temanın sergilenmesi – gelişme – yeniden sergileme – koda) bu ilk bölümde, müzikal söylemin özünü, baştaki kısa ritmik çekirdek (kader kapıyı böyle çalar) oluşturur. Daha lirik ve daha uzun olan ikinci tema, özellikle karşıtlık yaratıcı öğe işlevini görür. Ses şiddeti bakımından büyük karşıtlıklar (forte forte’den pianissimo’ya kadar), Beethoven’in birçok başka eserinde olduğu gibi, burada da dikkat çeker.

MİSSA SOLEMNİS

1818 – 1823 arasında, arşidük Rudolf’un Olmütz piskoposluğuna yükseltilmesi (1820) şerefine yazılan, solistler, koro ve orkestra için Re Majör ikinci Missa, bu adla tanınır. İlk kez 1824 yılında Sen-Petersburg’da seslendirilmiş ve 1845’e kadar Viyana’da tamamı icra edilmemiştir.

Hayran olduğu Handel’den etkilenen ve eski ilahilerden veya korallerden büyük ölçüde beslenen, dogmalara kayıtsız kalmakla birlikte, dindar yaradılışta bir Katolik olan Beethoven, yüreğini ortaya koyacağı anıtsal bir eser yazmak istemiştir. Bu partisyonun değerinin bilincinde olan besteci, ısarla bunun <<temel eseri>> olduğunu ileri sürmüştür. Ağıarlaşan sağırlığı yüzünden dünyevi işlerden kopma eğilimindeki bir bestecinin, Tanrı’sına adadığı bu missa, Batı Müziğinin en dokunaklı eserlerinden birisidir.

Partisyon, müzisyenlerin de çok sevdiği beş bölümden (Kyrie, Gloria, Credo, Sanctus, Agnus Dei) oluşur. Hüzünlü olmakla birlikte irade gücünü yansıtan Credo’daki görkem ve Agnus’un Dona nobis pacem’inin sonundaki kaygı, sanatçının giderilmez huzur özlemini ortaya koyar.

#13 - Şubat 07 2009, 02:41:12

BEETHOVEN NASIL BAŞARDI?

 Ludwig Van Beethoven (1770-1827), Almanya’nın Bonn şehrinde virane bir evde, zorluklar içinde dünyaya geldi. İsmindeki “Van” kelimesi bir asalet takısı değildi. Çocukluğunun en güzel yıllarında ekmeksiz kalma korkusu dahil her türlü yoksulluğun acısını tattı. Daha küçük bir çocukken hayatın bütün güçlük ve çirkinlikleriyle karşılaştı. Ludwig’in babası kilisede tenor olup devamlı ayyaş yaşayan biriydi. Babası içkiye düşkünlüğü yüzünden evini geçindirecek kadar paraya bir türlü sahip olamıyordu. Yine evde devamlı hasta yatan annesiyle sarhoş babasının bitmek tükenmek bilmeyen kavgaları küçük çocuğun ruhu üzerinde olumsuz etkiler meydana getiriyordu.
Ludwig küçük yaşına rağmen ileride iyi bir piyanist olacağını ortaya koyuyordu. Kısacık, küt parmaklarıyla piyanonun tuşları üzerinde harikalar meydana getiriyordu. Ayyaş babası küçük Ludwig’in bu kabiliyetini keşfedince eve para getirsin diye onu yetiştirme işine daha fazla önem verdi. Çünkü bu sayede onu bir para makinesi olarak kullanabilecekti. Babası hemen her gece sabaha karşı üç dört sularında içkiden ayakta güçlükle durabilecek şekilde geliyor ve küçük Ludwig’i yatağından kaldırarak o saatlerde piyanonun başında oturuyordu. Daha dört yaşındaki çocuğu saatlerce çalışmaya zorluyordu. Hırslı baba en küçük bir hatasından sonra bile oğlunun kulaklarını çekiyor, bu terbiye yöntemiyle onu büyük bir müzisyen yapacağına inanıyordu. Gerçekten de Ludwig daha yedi yaşındayken halk huzurunda konser verecek duruma geldi. 13 yaşındayken sarayda org çalarak evin masraflarının bir kısmını ödeyecek durumdaydı.
16 yaşında Viyana’ya gittiğinde Mozart’la karşılaştı. Bir süre Mozart’tan ders aldı. Beethoven‘in kabiliyetini keşfeden muzik öğretmeni de Mozart’tır. Birgün Beethoven piyano çalarken Mozart onu göstermiş ve “Bu çocuğa dikkat edin! Birgün gelecek bütün dünya ondan bahsedecek!” demişti. Ne yazık ki bu büyük besteciden uzun süre ders alamadı. Çünki Beethoven’in annesinin hastalığı günden güne artırıyordu. Vereme yakalanmış olan genç kadının durumu ağırlaşınca Ludwig de tekrar Bonn’a döndü. Birkaç gün sonra hasta kadın oğlunun kolları arasında son nefesini verdi. Beethoven dert ortağı ve biricik dayanak noktası olan annesini kaybedince çılgına döndü.
Eşinin ölümünden sonra baba Beethoven kendisini iyice içkiye verdi. Artık evin bütün yükü genç Ludwig‘in omuzlarındaydı. Onun gençliği maddi ihtiyaçlarını sağlama çabalarıyla geçti. Bir süre sonra iki erkek kardeşine bakabilmek için ders vermeye ve ısmarlama parçalar yazmaya başladı. Günün birinde yeniden Mozart’a gitmeyi umuyordu. Fakat mozart 1791’de öldü. Bir yıl sonrada 22 yaşındaki Beethoven, Yaşlı Haydn’dan armoni almak üzere Viyana’ya yerleşti. Orada bir düzine kadar öğrenci edinebildi. Ve ilk bestelerini bir konserde çalma fırsatını buldu. Kazandığı başarı çok büyük oldu. Bir tavan arasında açlıktan kıvranmasına rağmen büyük bir piyanist ve dahî bir besteci olarak ün kazandı. Haydn’dan gördüğü teşvikten cesaret alarak içinde kaynaşan duyguları muzikle anlatmaya çalışıyordu.
Artık ellerinin ustalığı sayesinde kendi ayakları üzerinde duracak hale gelmişti. Piyanoda gösterdiği başarı sayesinde Prens Karl Leichnowsky ile eşinin de dikkatini çekti. Bu Avusturalyalı aristokrat muziğe çok meraklıydı. Asil karı koca evlerine alıp ona maaş bağladılar. Bu ara Viyana sosyetesinde de tanınmasına yardımcı oldular.
Beethoven bir süre neşeli, kayıtsız bir insan olmayı denedi. Artık Ludwig, Viyana sosyetesinin bir numaralı erkeği olmuştu. Her yere dâvet ediliyor, her yere gittiği de itibar görüyordu. Fakat çok geçmeden bütün bunlar âsî ruhlu bestecinin sinirine dokunmaya başladı. Asillerin ona yakınlık göstermeleri öfkelenmesine sebep oluyordu. Bestecinin dehasını geliştirebilmesi için yalnızlığa ihtiyaçı vardı. Yalnız yaşamalı, ızdırap çekmeliydi ki eser verebilsin. Beethoven bütün bunları düşünerek sosyeteden elini eteğini çekti.
Eserleri o zaman dek görülmemiş derecede özgür ve bütün eski formlardan sıyrılmış bir müzik sunuyordu. Piyanoya oturduğunda kocaman kaba elleri kuş tüyünden narin titreşimler meydana getiriyor ya da yürüyen bir ordunun ayak sesleri gibi yıldırımlar yağdırıyordu. Yayınevleri bitmiş çalışmalarını dört gözle bekliyorlar, dünyanın her bir yerinden sipariş yağıyordu.
Küçük kardeşlerinden Johann ilaç imalatı üzerine çalışmış, başarılı bir işadamı olmuştu. Her zaman da başarılarıyla öğünmekten hoşlanıyordu. Aynı zamanda büyük bir arazi satın aldığını herkesin bilmesini istiyordu. Birgün ağabeyini ziyarete gittiğinde kartvizitine “Johann van Beethoven-Toprak sahibi” kelimelerini yazıp ağabeyine gönderdi. Beethoven kartı alıp arkasına “Ludwig van Beethoven – Akıl sahibi” kelimelerini yazıp kardeşine iade etti.
İşte henüz 27 yaşında ve bütün enerjisi yerinde olan Beethoven‘ın dünyaya hakim olduğu anda sinsî bir düşman gittikçe yaklaşıyordu. Bir sabah uyanınca yağmur damlalarının cama çarptığını duyar gibi oldu. Fakat perdeleri açınca göğün masmavi olduğunu gördü. Duyduğu gürültü gittikçe şiddetleniyor, sağanağın şıkırtısıyla yangının uğultusu arasında perde değiştiriyordu. Kulakları gece gündüz uğulduyor ve kükrüyordu. Kalbinden çıkan sesleri çoğaltan kulağını, duyma hissini kaybedecek miydi? Hayatında tek zevki muzik olan bu adam sağır mı olacaktı? Hayır!.. Bunu düşünmek bile istemiyordu. Bu onun için katlanılması çok güç birşeydi.
Sağırlık onu sadece toplumdan, insanlardan uzaklaştırmayla kalmıyor; aynı zamanda çalışmalarını da güçleştiriyordu. Bestelediği eserleri duyamamak Beethoven’i çileden çıkarıyordu. Dostlarına “Ben duyamıyorum, yüksek sesle konuşun!” diyemediği için onlardan kaçmak zorunda kalıyordu.
Yıllar geçtikçe Beethoven’ın husursuzluğu da artıyordu. Arkadaşlarına bağırıp çağırıyor; hizmetçilerine kitap, çanak fırlatıyor; hatta patronlarına da hareket ediyordu. Özgürlük ve milli bağımsızlık taraftarı olan Beethoven, bir keresinde prensin sarayına Napolyon’un ordusuna mensup subayların geldiğini görünce o gece piyano çalmaltan vazgeçmişti. Çünkü üçüncü senfoniyi Napolyon’a adamayı düşünürken onun fedakar kahraman kimliğinden sıyrılıp kendini imparator ilân ettiğini duyunca sinirlenmişti. Bu yüzden senfonisinin Napolyon’a ithaf sayfasını yırtmış ve eserine “Eroica” (Kahraman) ismini vermiş, “Vücudu hâlâ yaşadığı halde ruhu çoktan ölmüş olan bir büyük adamın hatırasına hürmeten” kelimelerini eklemişti.
Bundan dolayı prens onu, “Misafirlerimizin huzurunda piyano çalmazsan, savaş esiri olarak şatoda hapsedileceksin!" diye uyardı. Bu sözler üzerine Beethoven hiçbir şey demeden şatodan dışarı çıktı ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında uzun bir yol yürüyerek kasabaya geldi. Burada araba beklerken prense de bir mektup yazdı. “Prens” diye başlamıştı, “Sen bugünkü halini doğuşuna ve talihine borçlusun. Bense kendi kendimi yetiştirdim. Bugüne kadar binlerce prens geldi geçti, bundan sonra da binlercesi yaşayacak. Fakat yeryüzünde yalnız bir tek Beethoven vardır.”
Artık konser vermemeye başladı. Kulakları duymadığı için kuvvetli notaları ayırtedemiyor, hızlı çalınması gereken parçaları da tuşlara çok sert vurduğundan telleri kopartıyordu. Piyano çalışı giderek bozulduğu için bütün gücünü beste yapmaya verdi. Arkadaşlarıyla ancak yazıyla iletişim kurabiliyordu.
Beethoven bazı günler ortadan kayboluyor; onu aramaya çıkanlar da besteciyi ormanda, ağaçlar altında ellerini şakağına dayamış halde bulurlardı. Onu sükûnete kavuşturan tek yer ormanda, ağaçların yanıydı. Tabiatı büyük samimiyetle sevdiği için ağaçlık bir yer, yeşil bir köşe ya da çiçekli bayırlar onu mutlu etmeye yeterdi. Kırların güzellikleri içerisinde saatlerce yürümekten yorulmazdı. O eşsiz güzellikler karşısında âdetâ büyülenirve Sanatkâr’ın büyüklüğünü düşünerek “Yaratan ne kadar hârika yaratmış!” deyip doyasıya seyre dalardı. Hasretini çektiği insan sevgisini ağaçlarda arıyordu.
Teselliyi Allah’a sığınmakta buldu. Kendisinin ne kadar âciz olduğunu düşündü. Beethoven, sağır kalma korkusuyla bestelerine dört elle sarıldı. Sağırlığının hergün biraz daha artmasına karşılık bestelediği eserlerin sayıları da günden güne artıyordu. Böylece sefillik ve zorluk altında bile o, imkânsızları başarıyordu.

1815’te Beethoven artık tamamıyla işitmez olduğunu anladı. Eserlerini duyma zevkinden de mahrum kalmıştı. İşitme duyusunun en büyük nimet olduğunu onu kaybedince anlamıştı. Bu sessiz dünyada bestelemeye devam edebilecek miydi? Hiç kimseyi duymayan o, kendisini başkalarına dinletecek miydi? Bu yetmiyormuş gibi kardeşlerinden biri ölünce hem yalancı hem de terbiyesiz oğlu Karl’ı büyütme görevi de ona kaldı. Bu durum besteci için daima dert kaynağı oldu.
Dokuzuncu Senfoni’sini 1824’ten önce tamamlayabildi. Dokuz yıl süren ızdırap büyük bir neşe tufanıyla son bulmuştu. Dokuzuncu Senfoni daha bir benzeri rastlanmamış, inanılmayacak kadar güzel bir eserdi. Bu senfoniyi dinleyenler kulaklarına inanamıyorlardı.
Bu muazzam eser ilk defa 7 Mayıs 1824’te Viyana Kraliyet Tiyatrosu’nda çalındı. Kulakları artık adamakıllı ağırlaştığı halde besteci eserin idaresini başkasına bırakmak istememişti. Besteci şef değeneğini eline aldıktan sonra konseri başından sonuna hiçbir aksaklık olmadan idare etti. Orkestra üyelerine zavallı sağır bestecinin elindeki değneğe pek aldırış etmemelerini öğütlendi. Parçalar bitip salon alkışlardan inlerken o hala orkestrayı yönetiyordu. Sanatçıyı birisi elinden tutarak dinleyicilere doğru döndürdü. Bütün dinleyicilerin ayakta çoşkunca alkışladıklarını görünce ancak o zaman durumun farkına varabildi. Başarısı şâhâne oldu. Senfoni çılgın bir çoşkunluk doğurdu. Dinleyicilerin birçoğu sevinçten ağlıyorlardı. Hatta konserden sonra Beethoven heyecandan bayıldı. Fakat ne yazık ki zafer geçici ve maddi istifade Beethoven için sıfır oldu. Konser kendisine hiçbir kazanç getirmedi. Hayatındaki maddi sıkıntı değişmedi. Kendisini yeniden hasta, fakir ve münzevî buldu.
Bir yolculuk sırasında zatürreye yakalandı ve aylarca ölümle pençeleşti. Son mücadelesi de iki gün iki gece sürdü. Artık kendini bilmez bir vaziyette yatıyordu. Dışarıda korkunç bir fırtına hüküm sürmekteydi. Şimşekler çakıyor, rüzgar uğuldayarak esiyor, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Bir ara şimşek çakmasıyla ölümsüz besteci de gözlerini açtı, sağ yumruğunu havaya kaldırdı, hafifçe boşlukta salladı, sonra başı geriye düştü; ölmüştü.
Ülkenin en büyük sanatçılarının da katıldığı 20 bin kişi, kucak kucak beyaz gül ve zambak taşıyarak 1827’de son nefesini veren Beethoven’ın tabutunu izliyordu. Kalabalığın arasında insanlar ağlaşıyor ve tabuta el sallıyorlardı. Yalnız, içine kapanık ve kulakları işitmeyen Beethoven, hayatının hiçbir döneminde sesinin kesildiği zamanki kadar dosta sahip olmamıştı.
Azim ve çalışmayla işlenmiş bir kabiliyetin her türlü engelle başedebileceğinin en güzel örneklerinden biri de Beethoven’dır.
“Annem verem hastası, babam da alkolikti. Bense cılız ve çelimsiz kalmıştım. Çocukluğum yoksulluk içerisinde geçti. Sevilecek güzel bir yüzüm olmadığı gibi genç yaşımda işitme duyumu da kaybetmiştim. Fakat ne tür felâketler, ne de karşılaştığım diğer zorluklar beni yıldıramadı. Azimle, sebatla çalışarak, Allah’ın da yardımıyla ideallerime ulaştım. Ben gayret gösterdim, Allah’ın takdiri oldu. Bu imtihan dünyasında musibetler, zorluklar karşısında sabır göstererek Allah’a tevekkül ettim. Bunun mükafatını da hedefime ulaşmakla gördüm.”
Halen bestelerini dinlediğimiz bu büyük bestekârı insanlık unutmayacaktır.

#14 - Şubat 07 2009, 02:44:01

[size=78%]Alman bir aileden gelen Ludwig van Beethoven, notalarla ve piyanoyla küçük yaşlarda tanışmış, hayatını müziğe adayarak geçirmiştir. Birkaç kez aşık olmasına rağmen hiç evlilik yapmamış, ilk konseriniyse 7 yaşındayken vermiştir.[/size]

Onu müzikle tanıştıran babası, üzerinde katı kurallar uygulamış ama bu onu müzikten soğutmamıştır. Henüz 4 yaşında iken ilk piyano çalma deneyimini yaşamış, hayatı boyunca sürecek tutkusuyla tanışmıştır.
Yaşamının ilk yıllarını Almanya’nın Bonn kentinde geçirmiş, daha sonra Viyana’ya gitmiş ve ölene kadar burada yaşamıştır.
Mozart, Schubert ve diğer pek çok ünlü müzisyen gibi o da ismini Viyana üzerinden dünyaya duyurmuştur. Aşağıda müziği damarlarında akan kan olarak gören bestecinin hayatı detaylıca ele alınmaktadır.


https://paratic.com/beethoven/
#15 - Mart 26 2020, 16:51:06
« Son Düzenleme: Mart 26 2020, 16:51:43 Gönderen: demirr »

Üye:

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.