Alternatifim Cafe

Sağlık Haberleri

Discussion started on Sağlık

Televizyon çocukları nasıl etkiliyor?

Çocuk gelişimi açısından çok büyük riskler taşıdığı bildirildi.

Televizyon karşısında uzun süre kalan çocukların konsantrasyon güçlüğü çektiğine dikkat çeken uzmanlar, ayrıca çocukları hareketsiz ve pasif bir yaşam tarzına ittiğini belirtiyor.

Bursa Zübeydehanım Doğumevi Çocuk Gelişimci Uzmanı Aysun Demirok, okul öncesi dönemde çocuğun sosyal, duygusal ve zihinsel gelişiminin hızlı bir şekilde devam ettiğini söyledi. Bu anlamda çocukların televizyon karşısında uzun süre vakit geçirmemeleri gerektiğini kaydeden Demirok, "Bu dönemlerde soyut düşünce gelişmediği için her şeyi somut olarak yorumlarlar. Televizyon uygun olarak izletilmediğinde çocuklar konsantrasyon güçlüğü çekebilmekte ve dikkatini toplamakta sıkıntılar yaşanmaktadır. Ayrıca çocukları hareketsiz ve pasif bir yaşam tarzına iterek ve yanlış özdeşim modelleri kurmasına neden olabilmektedir." dedi

Demirok, çocuğa olumle televizyon alışkanlığı kazandırabilmek için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: "Anne baba çocuğun kaç gün ve kaç saat televizyon izlemesi konusunda bir plan yapmalıdır ve bu plana uygun hareket edilmelidir. Anne baba televizyonu çocukla birlikte ortak bir alana koyarak seyretmelidir. Televizyon izleme konusunda tutarlı davranmalıdırlar. Seyretmemesi gereken programları neden izlememesi gerektiği anlatılmalıdır. Anne babalar çocuğu televizyon izlemenin dışında resim yapması, kitap okuması, müzik, spor gibi aktivitelerle ilgilenmesi konusunda yönlendirmeliler. Anne baba televizyon izleme konusunda çocuklarına doğru model olmalıdır. Çocuğun izledikleri bazı kahramanların sadece film, hikaye olduğu gerçekte olmadığı anlatılmalıdır."

#101 - Mart 05 2009, 13:34:19

Hamilelikte güzelliğin sırrı

Hamilesiniz ve kendinizi şişman, çirkin bir kadın olarak görüyorsunuz. Bakım için kullanacağınız ürünlerle ilgili; 'bebeğime zararı olabilir mi' endişeleri taşıyorsunuz.Ne yapmalı, ne kullanmalı sorularının yanıtını uzmanlar veriyor.

Parents Dergisi'nden Müge Serçek, hamilelikte güzellik sırlarını Dermalogica Eğitim Müdürü Melike Yumlu'ya sordu.

Hamilelikte vücut bakımı yaptırmak zararlı mıdır, değilse nasıl yapılmalı?
Hiçbir sakıncası yoktur ama doğru bakımın yapılması gerekir. Doğru bakımdan kastım dikkat edilmesi gereken konulardan es geçilmemesi gerektiği. Örneğin kullanılan ürünlerin içinde esansiyel yağlar, asitler ve A vitamini olmamasına dikkat edilmeli. A vitamini ürün içinde retinol olarak geçer. İçinde retinol olan ürünler hamileler tarafından kullanılmamalı.

Neden, retinol zararlı bir madde mi?
Retinol A vitamini ve cildi normalleştiren bir vitamin olarak bilinir. Soyucu ve emilimi güçlü bir madde olduğundan anne adaylarına önerilmez.

Başka dikkat edilmesi gereken unsurlar var mı?
Hamilelik sırasında vücudun su topladığı ve buna bağlı olarak hassasiyetin arttığını unutmamak gerekir. Aşırı ısı, aşırı baskı ve çok hareketten kaçınılmalı. Bakım daha çok rahatlatmaya yönelik olmalı, örneğin selülit bakımı gibi bakımlar ve elektrikli bakım aletlerinin kullanımından kaçınılmalı. Yine termal sargılar veya çamur sargıları gibi vücut sargıları uygulanmamalı.

Termal ve vücut sargılarını niye önermiyorsunuz?
Sargılar vücutta baskı yaptığı için aşırı derecede rahatsızlık verir. Bu yüzden bebek bekleyen anne adayının vücuduna, herhangi bir baskı uygulamamak gerekir.

Hamilelik sırasında ciltte ne gibi değişiklikler meydana gelir?
Genel olarak cilt daha fazla hassaslaşır. Hassasiyete bağlı olarak ciltte kızarma meydana gelir, bu kızarma özellikle yüzde yanak bölgesinde daha fazla dikkat çeker. Ödem arttığı için şişlikler ve yine şişliklere bağlı olarak tüm vücutta duyarlılık artar. Şişme ile birlikte vücutta gerginlik hissedilir. Cildi yoğun nemlendiriciler ile nemlendirmek çatlakların oluşmasını engellemek açısından çok önemlidir. Bu dönemde cilt güneşe karşı çok duyarlı olduğundan hormonlara bağlı olarak hamilelik maskesi de denilen pigmentasyon lekeleri oluşabilir.

Yüzde, gebelik maskesi denilen lekeler nasıl önlenebilir ya da azaltılabilir?
Bu dönemde oluşan lekeler tamamen hormonlara bağlıdır. Bu dönemde yapılması gereken en önemli şey havanın sıcak veya soğuk olduğuna bakmadan her gün sabah güneş koruyucusu veya güneş koruyuculu nemlendirici kullanılmalı. Lekelerin tamamen oluşmasına engel olunamasa da daha az olmaları sağlanır. Yine günlük cilt tonunu aydınlatıcı bir eksfoliasyon kullanılmasını tavsiye ederiz. Eğer lekeler oluşursa, özellikle leke açıcı bir ürünü hamilelik ve emzirme dönemi bitimine kadar kullanımı önerilmez.

Bu dönemde vücudun nem dengesi nasıl korunmalı?
Sabah akşam tüm vücut ve yüz nemlendirilirken içten de bol su veya meyve suyu içerek nem dengesi sağlanmalı.

Hamilelik sırasında vücutta oluşan çatlaklar nasıl önlenebilir ya da azaltılabilir?
Çatlakları engellemek için düzenli olarak cildi nemlendirmek gerekir. Aynı zamanda haftalık peelinglerin çatlakları engellemede faydası olur. Yine düzenli profesyonel vücut bakımı, dokuları ve cildi rahatlatarak çatlakların oluşmasını engellemeye yardımcı olur.

Banyo yaparken ya da duş alırken nelere dikkat edilmeli?
Cildi kurutmayan, sabun içermeyen ürünler kullanılmalı. Sabun gibi alkali ürünler, cildi kurutur, nemsizleştirir ve cildin çatlamasına sebep olabilir. Bu yüzden bu tüp ürünlerin kullanımında ölçülü davranmak gerekir.

Hamilelik süresince cilt ve vücut bakımına dikkat eden bir annenin bebeği, anne karnındayken bunu hisseder mi, etkilenir mi?
Cilt ve vücut bakımı aynı zamanda ruha da hitap eder. İnsan kendini daha iyi hisseder, özellikle profesyonel bakımlar stresi azaltmayı hedefler. Annenin kendini iyi hissetmesi bebeği de olumlu etkileyecektir.

Hamilelikte göğüs bakımı
Bu dönemde göğüsler, şişkinlikten dolayı çok duyarlı olur ve yine gerilmeden dolayı çatlaklar meydana gelir. Göğüs ucu hariç, göğüslere bakım yapmak, özellikle de nemlendirmek için uygun bir ürün tercih edilmeli.

#102 - Mart 05 2009, 13:35:10

Bu vitamin olmazsa bebek yaşamaz


B12 vitamini eksiliği olan kadınların, beyin ya da omurilik defekti gibi kusuru bulunan bebek dünyaya getirme riski yüksek çıktı.

İrlanda ve Amerikalı araştırmacılar İrlandalı kadınlardan topladıkları ve depoladıkları kan örneklerini analiz etti. Kandaki B12 vitamini ve folik asit seviyesini ölçtüler. Bunu kontrol grubu kadınlardan alınan kan örneklerindeki seviye ile karşılaştırdılar. Araştırmacılar, B12 vitamini eksikliği olan kadınların en az yüzde 2,5 kat daha fazla nöral tüp defektine sahip bebek doğurduklarını tespit etti.

B12 vitamini ette ve hayvansal gıdalarda daha yaygın olduğu için vejetaryenlerde vitamin eksikliği daha çok görülüyor. Dr. Duane Alexander, "B12 vitamini sinir sistemi faaliyetleri ve kırmızı kan hücrelerinin üretimi için zorunlu. B12 vitamini eksikliği olan kadınların sadece kendilerinde sağlık problemleri görülmüyor. Bu eksiklik çocuklarının ciddi doğumsal kusurla doğması riskini artırabiliyor " dedi.
#103 - Mart 05 2009, 19:24:40

Sizi yakalamadan siz onu yok edin

'Kolon Kanseri Bilinçlendirme' kampanyası, 4 Mart Çarşamba günü basına tanıtıldı.

''Kolon Kanseri Bilinçlendirme" kampanyası, 'Kanser sizi yakalamadan siz onu yok edin' sloganıyla 4 Mart Çarşamba günü Radisson SAS Otel'de düzenlenen basın toplantısıyla başladı. Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Demirkazık'ın konuşmacı olarak katıldığı basın toplantısının moderatörlüğünü ise Show TV Spor Spikeri ve TSYD Yönetim Kurulu Üyesi Melih Gümüşbıçak yaptı.

Toplantıda konuşan Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer,
"Rahim, meme ve kolon kanseri taramalarla erken teşhis edilebilir. Sağlık Bakanlığı bu yıl özellikle kolon kanserinden korunmak ve erken teşhis için taramaya büyük önem verecek. Kolon kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Risk faktörlerinden uzak durarak kolon kanserini de hayatımızdan uzak tutabiliriz" dedi.

Prof. Dr. Tuncer, "Kolon kanserine karşı bu ay içinde hemen her mecrada ekmek paketlerinin üzerinde, metro ve tramvay duraklarında, TV ve radyo programlarında, alışveriş merkezi ve marketlerde, hatta en olmadık yerlerde karşılarına çıkarak, halkımızın kolon kanserinden korunmak için ne yapmaları gerektiğini hatırlatmaya çalışacağız. Kolon kanserinden korunmak için lifli gıdalarla beslenmek, daha çok meyve ve sebze yemek, bol su içmek, hareketli yaşamak, sigara ve alkolden uzak durmak, fazla kilolu olmamak, süt ve süt ürünlerini bol bol tüketmek ve 50 yaşından sonra mutlaka senede bir kez dışkıda gizli kan baktırmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Gelişmiş ülkelerde kanser görülme oranlarının son yıllarda düştüğünü, Türkiye'de de 2040 yılı için yüzde 10'luk bir azalma hedeflediklerini ifade eden Tuncer, ileride görülebilecek kanser vakalarını azaltmak için bebeklerin ilk 6 ay mutlaka anne sütü ile beslenmesi gerektiğini, gaz sancılarında Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ilaçların kullanılmaması gerektiğini ve doğal yaşamanın en doğru yol olduğunu söyledi.

"Aslında vücudumuz kendisini kanserden koruyan mekanizmalara sahip" diyen Prof. Dr. Tuncer, "Ancak stres bu mekanizmaları kilitliyor. Bu yüzden stresten uzak ve doğal bir hayatı tavsiye ediyoruz. Sigara bilenen en önemli kanserojen" diye konuştu. Tuncer, "Türkiye'de her yıl 500 bin yeni kanser tanısı konuyor. Doktorlarımız mesaileri sırasında her saat başı 2 kanser teşhisi koyarken, bunlardan birisi ne yazık ki hayatını kaybediyor. Kanser hastalarının tedavisinin Türkiye'ye yıllık maliyeti 2.5 milyar euro. Eğer kanserin artış hızını durduramazsak, yakında bu tedavi masraflarının altından kalmayacak duruma geliriz" dedi.

Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Demirkazık ise kolon kanserinde belirtilerin kaçırılmaması gerektiğine dikkat çekerek, doktorların altında yatan sebebi bilmeden kansızlık tedavisinde demir ilaçları vermekten kaçınması gerektiğini vurguladı. Demirkazık, "Dışkılamada değişiklik, kabızlık, bağırsakların tam boşaltılamamış hissi, aşırı zayıflık, dışkıda kan, dışkının zorlanarak ve kalem gibi ince çıkması kolon kanseri belirtisi olabilir. Bu durumda mutlaka bir doktora başvurmak gerekir" şeklinde konuştu.

50 yaş sonrası dışkıda gizli kan aranmasının son derece önemli olduğunun altını çizen Demirkazık, teşhis noktasında kolonoskopiden çekinilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Demirkazık, "Halkımızın rahatsız olduğu bir teşhis yöntemi olan kolonoskopiden önce dışkıda gizli kan aranması gerekir. Dışkısında kan bulunmayanlar için kolonoskopi istenmez, ancak dışkıda gizli kan bulunması durumunda istenebilecek ileri bir tetkiktir. Sanal konoloskopi de yapılabilir ancak her vakaya uygun değildir" şeklinde konuştu.

Show TV Spor Spikeri ve TSYD Yönetim Kurulu Üyesi Melih Gümüşbıçak da, "Sporu çok seviyoruz. Ama lütfen sadece spor programlarını seyretmekle yetinmeyelim, aynı zamanda spor da yapalım" dedi.

Sağlık Bakanlığı'nın geri ödeme programında bulunan senede bir kez dışkıda gizli kan tahlili ile kolon kanseri erken teşhis edilebiliyor. Kanser türleri arasında görülme sıklığına göre üçüncü sırada yer alan kolon kanserine karşı bilinçlendirme kampanyası, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanlığı ,Tıbbi Onkoloji Derneği ve Alman Merck Serono'nun katkılarıyla Mart ayı boyunca devam edecek.
#104 - Mart 05 2009, 19:25:36

Menopoz dönemindeki kadınlar %29 - % 69 oranında göz kuruluğu riski altında!



Amerikan Tıp Bilimleri Enstitüsü kadınla erkeğin göz yapısı arasındaki farklılıkların gözyaşı bezlerinde, göz yüzeyinde, lenste ve retinada (gözün sinir tabakası) izlendiğini açıkladı. Östrojen, progesteron, androjen gibi cinsiyet hormonlarına bağlı olarak yaş, adet dönemi, hamilelik, menopoz ve andropoz gibi faktörler görme fonksiyonlarımızı etkilemektedir.

Menopozdan sonra göz kuruluğu artıyor!

Göz kuruluğu riski toplumun özelliğine ve yaşa bağlı olarak % 5.2 ile % 63 oranında görülmektedir. Sadece Amerika’da yılda 10 milyon kişide kuru göz bulguları olduğu belirtilmektedir. Göz kuruluğu görülme sıklığı ile ilgili yapılan çalışmalarda bazı hususlar dikkati çekmektedir. Örneğin yıllara göre dağılıma bakıldığında günümüzde artış gösterdiği, yine ileri yaş ve kadınlarda daha sık olduğu gözlenmektedir. Kadınlarda yaklaşık erkeklerden iki kat fazladır. Yapılan bir çalışmada 50 yaşın üzerindeki yaklaşık 3,2 milyon kadında kuru göz yakınmaları olduğu bildirilmektedir. Kadın Sağlığı Araştırmaları Birliği tarafından yapılan bir araştırmada menopoza girmiş olan kadınların % 62’sinde kuru göz bulgularının gözlendiği, ancak bunların sadece % 16’sının yakınmalarının menopoz ile bağlantısı olduğunu bildiği saptanmıştır.

Fatih Sultan Mehmet Egitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç Dr Tomris Şengör menapoz döneminde kadın sağlığında gözyaşının önemini şöyle açıklamaktadır,

” Gözyaşı yapımından sorumlu olan ana gözyaşı bezleri ile gözyaşına koruyucu destek sağlayan ve göz kapağı kenarında yer alan yağ bezleri büyük oranda cinsiyet hormonlarının etkisi altındadırlar. Menapoz döneminde östrojen hormonunun yapımının düşük seviyelere inmesi fakat daha da önemli olarak androjen hormonunun desteğinin azalması sonucu hem gözyaşı yapımı azalmakta hem de gözyaşı buharlaşması artmaktadır. Ayrıca menapoz döneminde verilen hormon destek tedavisi de sanıldığının aksine göz kuruluğuna neden olabilmektedir. Bunun nedeninin azalan androjen seviyelerine rağmen östrojenin artış göstermesi yani göreceli olarak dengenin androjen aleyhine bozulması olduğu düşünülmektedir.

Menopozdan sonra gözlerde yanma, batma, kızarma gibi şikayetlerle ortaya çıkan bu göz kuruluğunun tedavisinde yapay gözyaşı damlaları ve gözyaşı salgısını artırıcı ve kuru göze özgü bağışıklık yanıtını baskılayıcı damlalar yanında destekleyici tedaviler de uygulanmaktadır. Diğer taraftan gözyaşı yapımını azaltan ve menapoz döneminde kullanımında artış görülen antidepresan ve antialerjik ilaçların kullanımının azaltılması,da önem taşımaktadır.”

Gözlerde batma, yanma, bulanık görme , görme azlığı ile ortaya çıkan hastalık hakkında her türlü bilgi www.gozkurulugu.com’ da detaylı olarak anlatılmaktadır.

Katarakt; menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülmektedir.

Menopozdan sonra kadınlarda katarakt gelişim riski aynı yaştaki erkeklere göre daha fazla. Menopoz sonrası östrojen kullanımı, katarakt riskini azaltıyor. Dünya Sağlık Örgütünün açıklamasına göre kişi hormon destek tedavisi alsa bile risk seviyesini yine de % 69 ile %29 arasında etkilemektedir. Menopoz öncesi dönemde ise östrojen, lensin iyonik yapısını ve su dengesini korumasını sağlamaktadır.

Adet döngüsüne göre kadınlarda kornea (gözün saydam tabakası) kalınlığı değişmektedir.

Adet döneminin 15. ve 16. günlerinde kornea kalınlığı %5.6 oranında artmaktadır. Hamilelikte de her 3 aylık dönemde korneada %3’lük bir kalınlık artışı oluşmaktadır.Kornea adet döngüsü boyunca şekil olarak da değişmekte ve adet döngüsünün başında daha dik olan kornea, yumurtlamadan sonra daha düz bir şekil almaktadır.

#105 - Mart 05 2009, 23:01:06
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


KADINI SOSYAL HAYATTAN KOPARAN PROBLEM: İDRAR KAÇIRMA



Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan ‘idrar kaçırma’ sorunu kadını sosyal hayattan koparıp yalnızlaştırıyor. Öksürürken, hapşırırken, hatta gülerken idrar kaçıran kadınlar, aile ortamında dışlanıyor.

Giysilerini, yatağını ya da oturduğu koltuğu ıslattığı için birlikte yaşadığı geliniyle, hatta kızıyla bile arası açılabiliyor. Komşusuna bile gidemez duruma geliyor, çevresiyle bağlarını koparıyor.

İdrar kaçırma problemi kariyer kadınını da etkiliyor. Mesai saatleri içinde sık sık üstünü değiştirmek ve iş toplantılarını petle yönetmek zorunda kalan kariyer kadınının işyerindeki verimi ve motivasyonu sekteye uğruyor.

Oysa kadına sosyal hayatı kabusa çeviren idrar kaçırma probleminden on dakikalık bir cerrahi müdahaleyle kurtulmak mümkün. Ancak kadınlar, ‘utanıp’ anlatamadığı ve idrar kaçırmayı ‘kader’ olarak kabul ettiği için yıllarca bu sorunla yaşamaya devam ediyor…

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi ve Kadın Doğum Bölümü Direktörü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Kadir Savan; kadında sosyal, psikolojik ve fiziksel travmalara neden olan ‘idrar kaçırma’ sorunuyla ilgili şu bilgileri verdi:

İdrar kaçırma; istem dışı idrarını tutamama ve farkında olmadan idrarını boşaltma durumudur. Normalde herkeste (kadın ve erkek), idrar torbası normal kapasitesine kadar dolduğunda, beyinde uyarılmayla idrar yapma isteği oluşur. Ancak bazı durumlarda; gerek kadınlarda, gerek erkeklerde (ama çoğunlukla kadınlarda) idrar torbası tam dolmadan ya da tuvalete gitme isteği oluşmadan idrar kaçırılır. Hasta, idrarını tutamaz. Hatta bazen idrarını kaçırdığını bile fark etmez. Sadece üzerini ıslattığı zaman idrar kaçırmış olduğunu anlar.

Eğer hasta; öksürünce, hapşırınca, gülünce, ağır bir şey kaldırınca, perde çekerken hatta otururken idrar yapıyorsa ‘idrar kaçırma’ sorunu var demektir. Bazı hastalar ise suyun sesini duyunca veya oturmuş misafiriyle sohbet ederken ve her şey normalken bir anda idrarının geldiğini hisseder. Çoğu zaman da tuvalete yetişemeden altını ıslatır. İşte bu durumlar idrar kaçırmanın başka bir şeklidir. Bu durum daha çok sinir sistemi hastalıklarına bağlı olarak gelişir.

AİLEDE DIŞLANIYOR KOMŞUYA BİLE GİDEMİYOR

Kadınlar genellikle idrar kaçırmayı kaderleri olarak kabul ediyor ve gizliyorlar. Önce utanıyorlar sonra da kendilerini toplumdan soyutluyorlar ve içlerine kapanıyorlar. Ardından ailede, sorunlar başlıyor. Evinde oturduğu koltuğu, yatağı, giysilerini ıslattığı için ailesiyle kendisi arasında sorunlar yaşıyor. Geliniyle hatta kızıyla bile arası açılıyor. Hasta bir süre sonra dışarı çıkamaz duruma geliyor. Dışarı çıktığında idrar kaçıracağı korkusuyla eve kapanıp kalıyor. Komşusuna bile gitmiyor, dostlarından uzaklaşıyor. Sosyal hayatı kalmıyor. Tüm bunlar hastada depresyon, panik atak ve psikolojik sorunlara yol açıyor.

CİNSELLİKTEN SOĞUYOR

İdrar kaçırma, eşlerin cinsel hayatını da bozuyor. Çünkü ilişki esnasında hasta idrar kaçırabiliyor ve bu da hastada eşine karşı bir mahcubiyet duygusunun oluşmasına yol açıyor. Bunun sonucunda erkek de kadın da birbirleriyle birlikte olmaktan kaçınıyor. İlişkide bu tür problemler ortaya çıkınca, erkekte kadına karşı bir soğukluk duygusu baş gösteriyor.

KARİYER KADININI DA VURUYOR

Her kesimden kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu kariyer kadınını da olumsuz etkiliyor. 30-35 yaşında, kariyer sahibi, iş hayatının içinde aktif olarak bulunan bir kadında idrar kaçırma başladığında, ciddi sorunlar yaratabiliyor. İş toplantılarına gitmekten kaçınmaya başlıyor ya da toplantı sırasında sık sık ara verip tuvalete gidiyor. Sürekli pet kullanmak zorunda kalıyorlar. Ama pet kullansalar bile, idrar kaçırınca toplantı arasında, iş günü içinde sık sık tuvalete gidip pet değiştirmek zorunda kalıyorlar. Bu da kadının iş verimini, performansını ve iş arkadaşlarıyla ilişkilerini zayıflatıyor.

KADER DEĞİL ÇÖZÜMÜ OLAN BİR HASTALIK

İdrar kaçırma; dünyanın her tarafında, normal doğum yapmış kadınların yaklaşık yüzde 25 ila 30’unda görülür. Yaklaşık üç doğum yapmış kadından birisinde az veya çok idrar kaçırma görülür. Bir başka deyişle, 3-4 kadından birinde rastlanıyor. Bu da çok yüksek bir rakam. Ancak bu sıklığa rağmen hastaların çok az bir kısmı doktora müracaat ediyor; çünkü utanıyorlar. Bunu kader olarak kabul ediyor, normal doğumun, menopozun ve yaşlılığın doğal bir sonucu olduğuna, bu sorunla birlikte yaşaması gerektiğine kendilerini inandırıyorlar. Oysa idrar kaçırma kader değil, çözümü olan bir hastalıktır. Bugün tedavide son derece yüz güldürücü sonuçlar almaktayız. Özellikle hasta erken gelirse, tedavi şansı ve başarı oranı çok yüksektir. O nedenle diyoruz ki; ne olur idrar kaçırma şikayetleriniz başladıysa bir an önce hekime gidip, zamanında tedavi olun. Çünkü erken dönemde gelirlerse, bazı ilaçlar ve bazı egzersizlerle, ameliyata bile gerek kalmadan tedavi edebiliriz. Ama gecikirlerse hem idrar torbasında bozukluk ve sarkmalar, hem de sinir sistemindeki sorunlar daha da artar. O yüzden erken tedavi çok önemli.

Hastalığın tedavisinde önemli olan idrar kaçırmanın hangi tip olduğunu belirlemektir. Tipini belirledikten sonra, tedavi yöntemine karar veriyoruz. Sinir sistemine bağlı olanların tedavisi tıbbi, doğumdan kaynaklı sarkmalara bağlı olanların tedavisi ise ameliyattır. Eğer hastalık erken teşhis edilmişse; ilaç tedavisiyle birlikte, ‘idrar torbası günlüğü’ dediğimiz işeme programı ve bir de perine bölgesi egzersizleri veriyoruz. Bunların üçünü yaptığımızda yüzde 60-70 oranında hastalar toparlanır, adaleler güçlendiği için idrar torbasını kasarak yukarı kaldırır ve idrar kaçışını önler. Ameliyata gerek kalmaz.

10 DAKİKADA YEPYENİ BİR HAYAT

Eğer geç kalındığıysa; en önemli şey, öncelikle sinir sisteminde bir sorun olup olmadığını tespit etmek. Acaba hastada, mesanenin sinirsel uyarısına bağlı oluşan bir idrar kaçırma mı var ona bakarız. Sinirsel idrar kaçırma olan hasta; oturmuştur, misafiri vardır ve birden idrar yapma isteği gelir. Bu türler genellikle sinirsel bozukluğa bağlıdır. İşte o zaman acaba beyinde, omurilikte bir bozukluk, Parkinson, MS, Alzheimer var mıdır veya şeker hastalığının yan etkisi midir, sinirlerde hasar var mıdır bunları değerlendiririz. Bunlara bağlıysa, tedavisini özellikle, ilaç, egzersiz ve fizik tedaviyle yaparız.

İdrar kaçırma bunların hiçbirinden kaynaklanmıyorsa; hasta öksürünce, hapşırınca, ağır bir şey kaldırınca, gülünce idrar kaçırıyorsa, idrar torbasında da sarkma varsa, tedavisi ameliyattır. Ameliyatı ya karından yapıyoruz ya da küçük bir kesi ile vajinal bölgeden idrar torbasının boynunu kalça kemiğinin iç yüzüne asıyoruz. Küçük, on dakikalık bir ameliyattır. Bu ameliyatla hastaların yüzde 95’e yakınında olumlu sonuç alabiliyoruz.

İLK NEDEN NORMAL DOĞUM

İdrar kaçırma özellikle normal doğum yapmış kadınlarda daha sık görülür. Normal doğum, doğum yollarını zedelediği için en önemli idrar kaçırma nedenidir. Çünkü bebeğin doğum kanalından çıkması sonucu, idrar torbasında zedelenmeler ve travmalar oluşur. İdrar torbasının boynunu yukarı asan adaleler; zor, müdahaleli ve iri bebek doğumlarından dolayı zedelenir ve boyun kısmını kapatamaz. Kapatamayınca da hasta idrar kaçırır. Yani normal doğum sırasında idrar torbasının yapısı bozulur. Normal yollarla doğuran kadınlarda, sezaryendekinden en az 10-15 kat daha fazla idrar kaçırma olur.

İkincisi sinir sistemine bağlı idrar kaçırmalardır. Hastada sinir sistemini bozan (Parkinson, Alzheimer ve kadınlarda daha sık görülen MS hastalığı, beyindeki herhangi bir rahatsızlık, beyin kanaması veya travması geçirmiş olmak, omurilikte zedelenme) sorunlar ve hastalıklar varsa, idrar kaçırmaya neden olabilir. Hatta bazı durumlarda idrar kaçırma MS hastalığının ilk belirtisi olabilir. Hasta bu belirtiyle geldiği zaman bu tür hastalıkları da erken teşhis etme şansı doğar. Hastaların bir kısmında MS hastalığının teşhisini koyup, hastalığı ortaya çıkarabiliyoruz. İdrar kaçırmanın altında yatan nedenlerden biri de şeker hastalığıdır. Buna da dikkat etmekte fayda var.

MS’İ YAKALATAN BELİRTİ

Eğer idrar torbasında bir sarkma yoksa, idrar kaçırma; özellikle sinir sistemi hastalıklarında bir erken belirti olduğu için, erken teşhis konulmasını ve hastaları doğru yönlendirmeyi sağlayan çok önemli bir erken belirtidir aslında. O yüzden kadınlar idrar kaçırıyorsa, ihmal etmemeli ve MS ile şeker hastalığı yönünden dikkatle araştırılmalı.

Bazen de hastanın kullandığı kalp ve tansiyon ilaçları idrar torbasının çalışma mekanizmasını bozabiliyor ve idrar kaçırmaya neden olabiliyor. Bazı hastalar, özellikle kabızlık ya da karın içi basıncın artmış olduğu durumlarda, idrar kaçırabilirler. Menopoz dönemi de önemli bir etken. Menopoz döneminde, özellikle ellili yaşlardan sonra kadınlarda idrar kaçırma gittikçe artıyor.

#106 - Mart 05 2009, 23:02:21
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


İKİZ BEBEK DOĞUMLARINDA 30 YILDA YÜZDE 65 ARTIŞ



İkiz bebekleri nerede görsek ilgimizi çeker. Sokakta bir annenin ya da babanın ikiz bebeklerinin arabasını sürmesini sevimli buluruz. Ancak ikiz bebekleri büyütmek göründüğü kadar kolay değildir. Üstelik bu konuda dünyada yapılmış çok az bilimsel yayın bulunmaktadır.

Acıbadem Maslak Hastanesi Bebek Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Gülnihal Şarman, son 30 yılda ikiz bebek oranlarında yüzde 65 oranında artış olduğunu, yılda 1,5 milyon bebeğin doğduğu Türkiye'de ise 45 bin ikiz doğum meydana geldiğini belirtiyor.

İkiz doğumların artmasında başlıca üç neden var:

40 Yaşında Her Bin Doğumun 50’si Çoğul Gebelik

1. İleri Anne Yaşı:

İleri anne yaşı, hiçbir yardımla gebelik olmasa da çoğul bebek riskini artırıyor. Bunun nedeni ileri yaş annelerinde yumurtlama sayılarının yüksek gitmesidir. 20 yaşındaki gebelere bakıldığında bin doğumun 22’si ancak ikizken, 40 yaşında bin doğumun 50’si çoğul gebelik oluyor.

İkiz Doğum Normal Gebelikte Yüzde 1, Tüp Bebekte Yüzde 13

2. Tüp Bebek Yöntemleri:

Tüp bebek yöntemlerinin son yıllarda artan sayılarda uygulanması başta ikiz bebekler olmak üzere çoğul gebelik oranlarını artırıyor.

Tüm dünyada 80’lerin ortasından 90’ların sonuna doğru ikiz ve üzeri çoğul gebelikler adeta moda gibiydi. Bu bebekler o kadar erken doğdular ve öyle problemlerle yaşadılar ki, bazı duraklar ve frenler getirildi.

1990’ların son döneminde “fetal redüksiyon” denilen işlemle, ikiz üzeri olan tüm çoğul gebeliklerde ikize indirmek söz konusu oldu. Bu bile çoğul gebeliklerin beklenenin üzerinde olmasına yol açtı.

Pek çok aile, çok çeşitli nedenlerle, maksatlı olarak kaybedilmesine izin vermedikleri için 2000’lerin başında kadın doğumcular ve tüp bebek merkezleri daha az bebeği transfer ederek, fazla sayıdaki bebeğin anne karnına yerleşmemesi için çalışmalarda bulundular.

Özellikle üçüz ve üzeri çoğul gebelikler 90’ların sonlarına göre daha az doğuyorlar. Bu da risklerin azalması açısından çok daha faydalıdır. Gerçekten de tüp bebek tedavisi sonucunda ikiz gebelik riski, normal gebeliklere göre 10 kat daha fazladır. Bütün normal gebeliklerde ikizlik yüzde 1 iken, tüp bebeklerde yüzde 13 oranında görülür.

Çoğul Gebelik Savaştan Sonra Artıyor

3. Başka Faktörler:

Nijeryalı kadınlarda ikiz doğurma binde 45 oranındayken, İskandinav ülkelerinde çok daha düşüktür. Tarihsel olarak bakıldığında toplumların çok stresli dönemlerinin hemen sonrasında ikizlikler artar, 3-4 sene sonra bu oran rayına girer. Bu artış, toplumun savaş sonrasına hızlı nüfus üretmek içgüdüsünden kaynaklanıyor olabilir. Belki bu ekonomik krizin hemen sonrasında biz de doğal çoğul gebeliklerin arttığı bir süreç yaşayabiliriz.

Tek Ve Çift Yumurta İkizinin Farkı Nedir?

Tek yumurta ikizleri:

Tek yumurta ikizleri bir yumurta hücresinin sperm hücresiyle döllendikten sonra aynı yumurtanın ikiye ayrılması ile oluşur. Tek yumurta ikizlerinin, kan grupları, cinsiyetleri, saç göz rengi aynı olur. Bunların kesin tanısı genetik DNA testleriyle konulur. Bu ikizlerin çoğunun plasentası da aynıdır. Ayrı plasenta yüzde 30 oranındadır. Plasenta zarlarına mikroskop altında bakıldığı gibi, son yıllarda genetik tanıya da başvurulmaktadır.

Çift yumurta ikizleri:

Çift yumurta ikizlerinde iki yumurta iki spermle birleşir ve iki ayrı bebek oluşur. Bu ikizleri aynı odayı paylaşan kardeşlere benzetebiliriz. Ayrı yumurta ikizleri birbirlerine çok benzeyebilecekleri gibi bazen de hiç benzemeyebilirler. Bu ikizlerin DNA’ları yüzde 50 oranında aynıdır. Kardeşlik açısından birbirlerine benzeyebilirler, farklı cinsiyette olabildikleri gibi aynı cinsiyette de olabilirler. Ayrı yumurta ikizlerinin kendilerinin de ikiz bebek doğurma şansı 2,5 kat artar.

Yarı aynı yumurta ikizleri:

Birbirine çok benzeyen biri kız, biri erkek ikizler yarı aynı yumurta ikizlerini düşündürür. Bir yumurta döllenmeden kendi başına ikiye bölünür. İki ayrı sperm tarafından döllenir. Ayrı cinsiyette olabilen bu ikizlerin DNA yapısı yüzde 75 aynıdır.

Yapışık ikizler:

Yapışık ikizler de aynı yumurta ikizleridir. Çok nadir görülen bu ikiz türü, 200 bin gebelikte bir görülür. Bunların yüzde 65’i ilk günde ölür, yüzde 90’ı da ilk sene içinde ölebilir. Bu bebekleri ayırarak yaşamlarını sürdürmek çok zordur. Bu noktada hangi organlarını paylaştıkları çok önemli olur.

#107 - Mart 05 2009, 23:04:18
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


Sağlıklı dişler için çay içmeli



Yapılan son araştırmalara göre çay içmek dişleri sağlıklı tutmak için iyi bir yöntem.

Plusdent Diş Kliniği Diş Hekimi Onur Öztürk yapılan son araştırmalara göre çayın ağız hijyenini bozan zararlı bakterilerle savaşarak dişeti hastalıkları ve çürüğün oluşumunu azalttığını belirtti.

“Siyah çayın içinde bulunan bileşenler diş üzerindeki gıda artıklarında asit üretimini ve bakterilerin çoğalmasını yavaşlatırlar. Aynı zamanda gıda artıklarının dişin üzerine yapışmasına sebep olan bakteriyel enzim glukosiltransferaz’ın etkisini yavaşlatıp, ağız hijyeninin korunması kolaylaştırırlar. Ancak daha sağlıklı olduğu düşünüldüğü için tercih edilen bitki çayları fazla asit içermesinden dolayı diş minesine zarar verebilir. Bunun için bitki çayı alırken pH seviyesine dikkat edilmesi gerekir. Bitki çayı alırken pH değeri yüksek olan çaylar tercih edilmeli.”

Şeker ve asit içeren içeceklerin diş minesinde tahribata ve çürüklere neden olduğunu belirten Diş Hekimi Onur Öztürk bu tür içeceklerden mümkün oldukça uzak durmanın ağız ve diş sağlığı açısından yararlı olduğunu belirtiyor ve dişler için en mükemmel içeceğin ise su olduğunun altını çiziyor. Bütün bunların yanı sıra ağız hijyenini sağlamak ve plak oluşumunu önlemenin asıl yolunun düzenli diş fırçalamak ve diş ipi kullanımı olduğunu belirten Öztürk bunların sadece yan etkenler olduğunun da altını çiziyor.

Ayrıca şekersiz olarak içilen sütün de dişler için oldukça yararlı olduğunu belirten Öztürk sütte bulunan kalsiyum maddesinin ayrıca kemikleri ve dişleri güçlendirdiğini ve özellikle çocukların içmesi gerektiğini vurguluyor.
#108 - Mart 05 2009, 23:05:05
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


Türkiye’de etkili olan grip virüsü H3N2



İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, 2008-2009 sezonunda Türkiye’de dolaşımda olan grip virüsünün Avrupa’da da baskın olan Influenza A (H3N2) olduğunu açıkladı.

Prof.Dr. Selim Badur, geçtiğimiz günlerde bazı basın yayın organlarında yer alan haberlerin aksine, Avrupa ve ülkemizde dolaşımda olan H3N2 alt-tipinden Influenza A suşlarında herhangi bir anti-viral direnci saptamadıklarını; bu tarz bir direnç sorununun ABD’de dolaşımda olan H1N1 suşları ile ilintili olduğunu belirtti.

Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC), 2008-2009 sezonunda Avrupa’da baskın grip virüsünün İnfluenza A (H3N2) olduğunu açıklamıştır. Yapılan çalışmalar, Tamiflu’nun (oseltamivir) bu virüse bağlı gribin tedavisinde tamamen etkili olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra, Tamiflu, halen, İnfluenza A (H5N1) enfeksiyonlarının (kuş gribi) tedavisinde Dünya Sağlık Örgütü’nün öncelikle önerdiği antiviral seçeneği konumunu korumaktadır.

Mevsimsel grip, ikincil komplikasyonlarla birlikte çok sayıda hastalığa ve bağışıklık sisteminde sorunu olan hastalar gibi yüksek risk grubu içinde yer alan kişilerdeyse ölüme neden olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tahminlerine göre her yıl 500.000 kadar insan grip ile bağlantılı komplikasyonlar nedeniyle hayatlarını kaybetmektedir

#109 - Mart 05 2009, 23:06:11
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


EV HANIMLARI DİKKAT! OBEZİTE SİZE MİSAFİR GELEBİLİR!



Bugün obezite, genel olarak dünyadaki gelişmiş toplumlarda erkeklerde, gelişmekte olan toplumlarda ise kadınlarda daha sık görülmektedir. Türk kadınlarında obezite sıklığı yüzde 33 iken, erkeklerde yüzde 13 civarındadır. Bu farklılığa, eğitim, gelir düzeyi, sosyal durum, doğum sayısı, diyabet gibi faktörler etki etmektedir, ancak özellikle ev hanımlarının çalışan hemcinslerine oranla kilo alma risklerinin daha fazla olduğu görülmektedir. Kadıköy Şifa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Rabia Yurdagül, ev hanımlarının obeziteden nasıl korunabileceklerini anlatıyor ve sağlıklı beslenme önerileri sunuyor.

Ev hanımlarının kilo alma nedenleri nelerdir?

Mutfakta geçirilen sürenin uzun olması ve bu esnada yapılan sık atıştırmalar,

Her gün yapılan beş çaylarında tüketilen yüksek yağ ve şeker içeren kek, pasta, börek ve diğer hamur işleri,

Kabul günlerinde hanımların sanki birbirleriyle yarışırcasına hazırladıkları çok çeşitli ve bol kalorili besinler,

Gelişen teknoloji ile birlikte ev işlerinin büyük çoğunluğunun makineler aracılığı ile gerçekleştirilmesi,

Fiziksel aktivitenin yetersizliği

Yapılan bir araştırmada beslenme ve egzersiz bilinç düzeyinin yetersiz olması, fiziksel aktivite olanaklarının kısıtlı olması ve eğitim, sosyoekonomik durum gibi faktörlere bağlı olarak obezitenin ev hanımlarında %31 oranında görüldüğü saptanmıştır. Obezitenin daha çok görülmesi hipertansiyon, kan yağlarında artış, şeker hastalığında artış ve kalp hastalıklarında artış gibi problemleri de beraberinde getirdiği için toplum sağlığının korunmasında oldukça önemli bir yere sahip olan yeterli ve dengeli beslenme konusunda ev hanımlarının muhakkak bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Beslenme önerileri:

Kabul günleri kilo almak için büyük etkendir. Böyle günlerde sanki kadınlar arasında bir rekabet oluşur ve bir yemek hazırlama yarışına girilir. Oysaki daha az kalorili ve daha lezzetli menüler hazırlamak mümkündür. Ağır hamur tatlıları yerine dondurma, az şekerli sütlü tatlılar ve meyve tatlılarını, pasta ve kızartmalar yerine az yağ ile hazırlanmış börek ve poğaçaları, taze meyve ve mayonezli ve bol yağlı salatalar yerine bol yeşillikli vitamin deposu salataları, taze meyveleri, şekerli ve asitli içecekler yerine ayran, taze sıkılmış meyve sularını ve bitki çaylarını tercih etmek hem alınan fazladan kalorileri azaltır hem de sağlığa olumlu katkı sağlar.

Yemek yeme hızı çok önemlidir. Yemekleri yavaş yemek, iyi çiğnemek, küçük lokmalar halinde yemek hem sindirime yardımcı olup gaz ve hazımsızlığı önler hem de tokluğun daha kısa sürede oluşmasına yardım eder.

Yemek hazırlama ve pişirme esnasında doğru yöntemlerin kullanılması alınacak gereksiz kalorileri önleyecektir. Örneğin etli yemeklere ekstra yağ ilavesine gerek yoktur, sebze ve zeytinyağlılara eklenen yağ miktarı azaltılıp, baharatlarla yemekler lezzetlendirilebilir. Et ve ürünlerinde yağsız olanlar, süt ve ürünlerinde ise yağsız veya yarım yağlı olanlar tercih edilebilir.

Yemek servisinin uygun porsiyonlarla yapılması hem yiyecek israfını önler, hem de kalan yemekleri bitirme gayretiyle gereğinden fazla besin tüketimi ile fazladan alınan enerjiyi azaltır.

Yapılan fiziksel aktivite miktarı artırılmalıdır. Haftanın en az 3 günü düzenli olarak 30- 45 süre ile dakika yürüyüş, yüzme gibi egzersizler yapılarak hem kilo verilmesi sağlanır hem de kilo alımları engellenir. Egzersiz fazladan enerji alımını kısıtlayacağı gibi, sağlığı geliştirmeye de yardımcıdır.

#110 - Mart 05 2009, 23:06:56
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


Her 100 kadından birinde Vajinismus görülüyor!



Kadınlar hastalıklar dışında cinsel sorunlarını jinekologları ile paylaşmaktan çekiniyor. Bundan dolayı çoğu yaşamları boyunca kendilerini rahatsız eden sorunları ile yaşamaya devam ediyor. Vajinismus, yani ağrılı cinsel ilişki bu sorunların başında yer alıyor. VKV Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi uzmanlarından ve www.tupbebek.com sitesi medikal direktörü Dr. Senai AKSOY vajinismus ile ilgili en önemli soruları yanıtladı.

Vajinismus nedir?

Cinsel ilişki sırasında ağrı veya acı duyma ile basitçe özetlenebilen vajinismus, mağdur olan çoğu kadın tarafından çözümsüz bir sorun olarak görülüyor. Yaklaşık olarak kadınların %1'inde görülen vajinismus, vajinanın dış kısmında yer alan kaslarda, penis, parmak, tampon ya da muayene spekulumu yerleştirme esnasında meydana gelen istemsiz kasılmalara verilen addır. Bazı vakalarda vajinismus cinsel ilişkiyi mümkün kılamayacak kadar ağırdır. Muayene esnasında dahi kasılmalar meydana geldiğinden normal doğum yapmak bile mağdur kadınlar için mümkün olmayabiliyor.

Vajinismus tanısı konulan kadınların çoğu normal kadınlar gibi cinsel istek duyuyor ve uyarılıyorlar. Hatta rahatça orgazm da olabiliyorlar. Bazı durumlarda vajinismus ilk cinsel deneyim ile birlikte ortaya çıkarken bazı kadınlarda tamamen sağlıklı bir cinsel yaşam sonrasında ortaya çıkabiliyor.

Vajinismus nedenleri nelerdir?

Vajinismus nedenlerinin başında geçmişte yaşanan psikolojik travmaya neden olan cinsel taciz, ağrılı jinekolojik muayene, çok ağrılı ilk cinsel deneyim yer alıyor. Bunların dışında katı dini inançlar ve cinsel eğilimde bozukluklar da vajinismusa yol açabiliyor. Genelde vajinismus mağduru olan kadınlar genital bölgeleri ve vajinalarının boyutları hakkında yanlış bilgilere sahipler. Bu yüzden de vajinalarının içine herhangi bir şey giremeyecek kadar küçük ya da dar olduğuna inanabiliyorlar.

Ayrıca endometriozis, kronik enfeksiyonlar, kızlık zarının gergin olması gibi nedenler de vajinismusa yola açabiliyor. Kesin tanı ise ancak kapsamlı bir jinekolojik muayeneden sonra konulabiliyor.

Vajinismus tedavisi nasıl yapılır?

Tedavinin en önemli amacı istemsiz gerçekleşen kasılmaların engellenmesi. Kadının genital anatomiyle ilgili temel bilgileri edinmesi için eğitim veriliyor. Vajinal penetrasyon öncesi gevşemesi için teknikler gösteriliyor. Kegel egzersizleri ile ilgili bilgi veriliyor ve nasıl uygulayacağı gösteriliyor. Vajinismus tedavisinde diğer bir yöntem de vajinanın parmaklarla ya da özel aletler (vajinal dilatatör) kullanılarak genişletilmeye çalışılmasıdır. Bu yöntem ancak bir doktor tavsiyesiyle uygulanabilir ve başarı oranı en yüksek olanıdır.

Kegel egzersizleri nasıl yapılır?

Kegel egzersizleri vajinanın girişinde yer alan kasların çalıştırılarak geliştirilmesi için uygulanan egzersizlerdir. İki parmağınızı vajinaya yerleştirerek parmağınızın dışarıya çıkmasını engelleyecek şekilde vajina kaslarınızı sıkın. Bu alıştırmayı yapamayanlar idrarlarını yaparken işlemi yarıda kesmeye çalışabilirler. Her iki alıştırmada vajina girişindeki kaslar çalıştırılır. Bu kasların istemsiz olarak kasılması vajinismusun temel nedenidir. Egzersizi günde en az 5 - 6 kez tekrarlayın. 4 - 6 hafta arasında sonuç alamadığınız takdirde doktora başvurmanız gerekir.

#111 - Mart 05 2009, 23:07:45
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


ERKEKLERDE İKTİDARSIZLIK KORKUSUNA YOL AÇAN HASTALIK: KRONİK PROSTATİT



Erkeklerde, cinsel hayatın başlamasıyla görülen ve halk arasında “prostat nezlesi” olarak bilinen kronik prostatit, iktidarsızlık korkusuna neden oluyor. Uzmanlar, genital bölgede ağrılara neden olan kronik prostatitin önlenmesi için sık sık boşalmayı öneriyorlar. Anadolu Sağlık Merkezi Ataşehir Tıp Merkezi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt İşeri, kronik prostatit hastalığı ile ilgili çarpıcı bilgiler verdi.

Kronik prostatit sendromu, erkeklerde, cinsel hayatın aktif hale gelmesiyle birlikte görülmeye başlıyor. Bu rahatsızlık 20’li yaşlardan 40 - 50’li yaşlara kadar erkeklerin yaklaşık yüzde 5’inde görülüyor. 50 yaşın üstündeki erkeklerde de en sık rastlanan üçüncü hastalık olarak biliniyor. Kronik prostatit, idrar yaparken yanma ve sık idrar ihtiyacı gibi yakınmaların yanı sıra genital bölge ağrılarına da neden oluyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Ataşehir Tıp Merkezi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt İşeri, prostatit hastalığının tedavisinin zor ve uzun süreli olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Kronik prostatit bulaşıcı değil ancak kesin tedavisi çok zor olan ve yıllarca devam edebilen bir hastalık. Bu nedenlere hekimler kronik prostatiti olan hastalardan kesin olarak tedavi edilemeyenlere bu hastalıkla birlikte yaşamayı öğretiyor.”

Kronik prostatit hastalarının;

Prostatını sıcak tutmaları,
Düzenli bir cinsel hayatlarının olması,
Kabızlıktan korunmaları gerekiyor.

Düzenli egzersiz ağrıları azaltıyor!

Kronik prostatit, hastalarda sıklıkla psikolojik sorunlara yol açıyor. Bu nedenle cinsel hayatı da olumsuz yönde etkiliyor. Kronik prostatiti olan erkeklerin genital bölgelerinde ağrı duyuyor olmaları bu kişilerde iktidarsızlık endişesine de yol açıyor.

Johns Hopkins Medicine (JHM) hekimlerinin yaptığı bir araştırma; düzenli yapılan sporun, kronik prostatit hastalığı olan erkekleri ağrılardan koruduğunu gösteriyor. Anadolu Sağlık Merkezi Ataşehir Tıp Merkezi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt İşeri düzenli egzersizin prostatit hastalığına etkileri hakkında şu bilgileri verdi:

“Fiziki egzersizlerin, nedeni bilinmeyen bazı ağrılara iyi geldiği bilinen bir gerçek. Buradan yola çıkan araştırmacılar, egzersizin kronik prostatit ağrılarına da iyi gelip gelmeyeceğini merak ediyorlar. Johns Hopkins Medicine (JHM) hekimlerinin yaptığı araştırma, egzersiz yapan erkeklerde ağrıların egzersiz yapmayanlara göre daha az olduğunu ortaya koyuyor. “

Fiziksel aktivite kronik prostatitin yarattığı ağrılara iki yönden etki ediyor: Birincisi, genel olarak insanların işlevselliğine katkı sağlarken, bir yandan da stres ve depresyonun azalmasını sağlıyor. İkinci olarak da fizik tedavi, hareket ettirilen bölgeyi ısıtarak yapılan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı bölge harekete geçirilir ve orada kanlanmayı sağlayarak bölgenin ağrı eşiği yükseltilir. Genelde tüm fizik tedavi uygulamaları, aynı etkiyi uyandırıyor.

Hekimler, kronik prostatitin yarattığı ağrılar için aerobik ve stretching gibi spor salonunda yapılabilecek egzersizleri öneriyorlar.

#112 - Mart 05 2009, 23:08:05
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


EKONOMİK KRİZ PSİKOLOJİMİZİ NASIL ETKİLİYOR?



Günümüz şartlarında bireyler ve aileler ekonomik krizden farklı olarak etkileniyorlar. Amerikan Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan bu normalin dışındaki kriz durumlarında sistemin eninde sonunda düzene gireceğini ve bu sürecin geçici bir durum olduğunu unutmamak gerektiğini söylüyor.

Aile sahibi olmak, ebeveyn olmak başlı başına bir sorumluktur. Aile kuranlar, anne baba olmaya karar veren bireyler farkında olarak ya da olmayarak hayatları boyunca bir çok zorluğa göğüs germeleri gereken bir yolculuğa başlarlar. Günümüz ekonomik şartları ne yazık ki zaten zorlayıcı olabilen/olan bu yolculuğu daha da zorlaştırmaktadır.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krizin aile kurumu üzerindeki etkisini üç ana başlık altında inceleyebiliriz:

Bireye (ebeveyne) etkisi: Kriz dönemlerinde bireyler, geçinebilme kaygısı hatta iş kaybı endişesi içine girebilirler. İş ve ekonomik konumu ile ilgili belirsizlik yaşayan birey büyük bir güvensizlik duygusu yaşayarak gelecek kaygısı içine girecektir. Oysaki insan doğası, geleceğine güvenmek ve bu geleceği sağlamak adına temel gereksinimlerini karşılamak ihtiyacı içindedir. Bunların karşılanamayacağını ve engellendiğini hisseden kişi hem kendisini hem de çevresini yıpratabilecek duygu durumları yaşayabilir. Bunların en sık rastlanan iki tanesi: 1) öfke ve öfkenin tepkisi olan saldırganlık davranışları ile 2) umutsuzluk ve motivasyon eksikliği duygusuna bağlı gelişebilecek depresif süreçtir. Birey aynı zamanda ailesi olan birisi ve ebeveyn ise sorumluluk duygusu ve kaygısı altında daha da çok ezilebilecektir.

Çocuğa etkisi: Anne babalar ekonomik kriz sürecine bağlı olarak yaşanabilecek sıkıntıları çoğu zaman hatalı olarak çocuklarına hiç yansıtmamayı, yaşadıkları sıkıntıları çocuklarına “yokmuş” gibi aksettirmeyi tercih etmektedirler. Oysaki çocuklar anlamıyor göründüklerinde bile aile içinde yaşanmakta olan gerginliği hissedeceklerdir. Ayrıca eşler arası ilişkilerin krizin tetiklediği olumsuz yansımaları da çocuk üzerinde unutulmaz izler ve ömür boyu taşıyacağı bir güvensizlik, kaygı yaratabilir.

Eşler arası/aile içi etkisi: Kriz dönemlerinde eşlerin ilişkileri de tehdit altındadır. Geçim sıkıntısı, iş kaybı ya da yetersiz gelirden kaynaklanan güvensizliğin yarattığı tepkiler eşler arasındaki iletişimi zedeleyebilir. Bazı aileler bu durumdan diğerlerine göre daha çok etkilenirler. Bunlar, halihazırda sorunları, çatışmaları, sıkıntıları olan ve iletişimi çok iyi olmayan, birbirine güven duygusu yerleşmemiş ailelerdir. Bu tür ailelerde yıkımlar, ayrılıklar daha da fazla görülür. Yukarıda da ifade edildiği üzere krizin çocuklar üzerinde doğrudan etkisinden de fazla olarak, eşler arasındaki ilişkilerin olumsuz etkilenmesinin çocuklara yansıması olacaktır.

Ne Yapılmalı?

Kriz durumları adından da anlaşılacağı gibi beklenmeyen, istenmeyen ve “normalin” dışındaki durumlardır. Sistemin eninde sonunda düzene gireceğini bilmek ve bu sürecin geçici bir durum olduğunu unutmamak gerekir. Önemli olan minumum zararla bu süreci geçirebilmektir. Kişinin bu stresli durum sırasında kendini iyi tanıyor olması, bu durumun suçlusunun kendisi olmadığını bilmesi çok önemlidir.

Kişi işini de kaybetse, ekonomik özgürlüklerinin boyutları da değişse de bu mümkün olduğunca onun kendine güvenini ve motivasyonunu engellememelidir. Aile bireyleri olarak bunların açık açık konuşulması ve

etkin/açık/doğru iletişim içerisinde olunması çok önem taşır. Anne babanın bu süreç için çocuklarının yaşına göre uygun lisanda bu gergin dönemi açıklamaları, tutumlu ve anlayışlı olma kavramlarını öğretmeleri durumu kolaylaştıracaktır.

Etkin/açık/doğru iletişim ve kişinin kendini doğru analiz etmesine rağmen kişi de ve ya çocuğunda ‘normalin dışında’ davranışlar sergilemesi

daha içine kapanık oluşu,
iştah azalması/artması,
uyku düzeni bozuklukları,
somatik rahatsızlıklar (fiziksel sebebi olmadık baş/boyun ağrıları, mide/bağırsak rahatsızlıkları vs.) yaşaması vb. halinde ise bir uzmandan yardım alınması tavsiye edilebilir.

Amerikan Hastanesi
Psikoloji Bölümü
Uzman Psikolog Aslı Akkan

#113 - Mart 05 2009, 23:08:44
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


KADIN OLMANIN GÜZELLİĞİNE YAŞAM BOYU SPORLA SAĞLIK KATIN!



Spor yapmak her yaştaki insanın sağlığını koruması için büyük önem taşıyor. Ancak kadınlar doğum, menopoz ve anneliğin yanı sıra çalışma hayatının getirdiği stres gibi zorluklar sebebiyle erkeklere oranla daha erken yaşta yıpranıyorlar. Oysa spor yapmayı hayatlarının vazgeçilmez bir parçası haline getiren kadınlar, genç yaşlarının verdiği yaşam kalitesini koruyabiliyorlar.

Sporun Kadınlara Sağladığı 13 Yararı Biliyor musunuz?

Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Reyhan Çeliker, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kadınlara özel spor önerileri hazırladı. Prof. Dr. Çeliker, spor yapmanın kadınlara sağladığı 13 faydayı şöyle sıraladı:

Adale kuvvetini artırır
Esneklik ve dayanıklılığı artırır
Kemik yoğunluğunu artırarak kemikleri güçlendirir
Enerji düzeyini artırır, daha zinde olursunuz
Kilo kontrolü sağlar, eklemlere binen yükü azaltır
Stres, depresyon ve kaygı belirtilerini azaltır
Daha iyi uyumamızı sağlar
Kalp hastalığı riskini azaltır
Kan basıncını düzenler
Yüksek kolesterol riskini azaltır
Aerobik kapasiteyi ve kondisyonu artırır
Bazı kanser türlerinden korur
Yaşam kalitesini arttırır

Hiç spor yapmamış kişilere neler önerirsiniz?

Uzun süredir aktif olmayan, hiç spor yapmayan kişilerde yürüme ile başlanmalıdır. İlk gün 5 dakika gibi kısa bir süre ile başlanır, her gün 1-2 dakika artırılır. Daha aktif, sağlıklı bir kişi ise 20 dakika ile başlayabilir. Her iki durumda da süre yavaş yavaş 60 dakikaya kadar uzatılır. Bu hedefe ulaştıktan sonra hafta 3-4 kez 45 dakika-bir saat yürüyüş yapılır. Eğer bu süre kişiye fazla geliyor ise kısaltılır, ancak kesinlikle tümden bırakılmamalıdır. Dayanıklılık arttığında yeniden süre bir saate kadar çıkarılır. Yürüyüş açık havada, parkta olabileceği gibi, kapalı mekanda veya yürüme bandında da yapılabilir.

Yürürken veya egzersiz yaparken nabzımız ne kadar atmalıdır?

Orta düzeyde bir egzersiz için kalp hızımız maksimum kalp hızının yüzde 60-80’ine ulaşmalıdır. Daha düşük kalp hızı ile çalışmanın kalp-damar sistemine yararı sınırlıdır. Daha yüksek kalp hızı ise kalbi yorar. Maksimum kalp hızı yaşın 220’den çıkarılması ile hesaplanır (220-yaş). Bulunan sayı 0,6 ile çarpılarak egzersiz sırasında ulaşılması gereken en düşük kalp hızı, 0,8 ile çarpılarak en yüksek kalp hızı bulunur. Örneğin 50 yaşında bir kişinin maksimum kalp hızı 170, egzersiz sırasında olması gereken ise 102-136 arasıdır. Egzersiz sırasında kalp hızı sayılarak kontrol edilmelidir.

Alışveriş sırasında yürümek de hareket sayılmaz mı?

Alışveriş veya günlük aktiviteler sırasındaki yürüyüş tempolu olmadığı, genellikle kısa mesafelerde sık olarak durmayı gerektirdiği için kalp hızı yeterince artmaz. Hiç yürümemekten iyi olmakla birlikte yararı sınırlıdır. Ayrıca sakatlıklara yol açmaması açısından spor uygun giysi ve ayakkabı ile yapılmalıdır. Alışveriş sırasında bu genellikle sağlanmamaktadır.

Gün içinde işyerinde merdiven inip çıkmak yararlı mı? (Kaç basamak çıkmalı, kaç defa?)

Gün içinde işyerinde uzun süre aynı pozisyonda çalışmak kas iskelet sisteminde birçok sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle her saat başı kısa bir ara verip hareket etmek hastalık riskini azaltacaktır. Özellikle diz ekleminde bir sorun yok ise bu merdiven inip çıkarak sağlanabilir. 10 dakika süre ile tempolu olarak merdiven inip çıkmak 30 dakika yürümek kadar yarar sağlar. Ancak bu egzersizin iş kıyafetleri ve özellikle de kadınlarda topuklu ayakkabı ile yapılması eklemleri zorlayabilir. Ancak 2-3 kat inmek veya çıkmak gerektiğinde kesinlikle asansör yerine merdiven tercih edilmelidir.

Evde jimnastik, aerobik yapmak yetmez mi? Kaç dakika yaparsak faydasını görürüz?

Egzersizin mutlaka bir spor kulübünde yapılması gerekmez, evde de yapılabilir. Böylece fazla zaman kaybı olmaz, kısa süre boş vakti bile olsa kişi egzersiz yapabilir. Burada en önemli nokta hareketlerin doğru yapıldığından emin olmaktır. Bu nedenle başlangıçta hareketlerin doğru öğrenilmesi için bir eğitmenden yardım alınması sakatlanma riskini azaltır. Süre diğer egzersizlerde olduğu gibi haftada 3 gün 30-60 dakika olmalıdır. Ancak zaman kısıtlı olduğunda 10 dakika gibi kısa bir sürede daha yoğun egzersiz yaparak da yarar sağlayabilir.

Yüzme haftada kaç kez, ne kadar süreyle yapılmalı, hangi stilde yüzelim? Günde 8-10 saat oturup ofis işi yapan biri, haftada 3 gün birer saat yüzse, bunca hareketsizliğe rağmen fayda görür mü?

Yüzme ideal aerobik egzersizlerden biridir. Her yaşta yapılabilir, dayanıklılığı artırır. Kalp ve akciğer kapasitesi açısından çok yararlı olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğer yararı ise suyun kaldırma kuvveti nedeniyle eklemlere yük binmemesidir. Özellikle bel, kalça, diz, ayak bileği gibi eklemlerde sorunu olanlar için en güvenli egzersizdir. Tüm stillerin yararı vardır, ancak bel ağrısı olanlarda serbest stil ve sırt üstü yüzme önerilir. Kurbağalama stili özellikle baş su dışında olduğunda bel ve boyun ağrısını artırabilir. Devamlı oturarak çalışanlarda yüzme yanı sıra kuvvetlendirme egzersizleri de yapılmalıdır. Adalelerin ve kemiklerin kuvvetlenmesi için yüzme tek başına yeterli değildir. Ağırlık ile yapılan kuvvetlendirme egzersizleri daha etkilidir. Yüzme diğer aerobik egzersizlerde olduğu gibi haftada 3 gün yapılmalıdır. Toplam yarım saat su içi hareket veya yüzme genellikle yeterlidir.

Pilates çok yaygınlaşıyor. Ancak bu başka ortopedik sorunlara neden olmuyor mu? Herkes yapmalı mı? Süresi ne kadar olmalı, pilates gerçekten nasıl yapılırsa yararlıdır?

Son yıllarda popüler olan pilates germe ve kuvvetlendirme egzersizlerini kombine ederek tüm vücudu çalıştırır. Sert hareketler içermez. Özellikle omurga çevresi adaleler ve denge üzerinde durur. Nefes egzersiz teknikleri de yer alır. Hem kuvveti, hem esnekliği artırır. Bedenin farkındalığını ve zihinsel konsantrasyonu artırır. Ancak çok farklı komponentleri vardır, uzun süredir egzersiz yapmayanlarda başlangıç için uygun olmayabilir. Hamilelerde daha önce pilates yapmamışlar ise önermiyoruz. Bel ve boyun ağrısı olanlar doktor kontrolünden geçtikten sonra, iyi bir eğitmen eşliğinde yapmalıdır. Konsantrasyon güçlüğü çekenler pilateste zorlanabilir. Osteoporozu olanlarda ise kişiye özel program yapılması gerekmektedir.

Hangi yaşlarda hangi sporları yapmamız uygun?

Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda egzersiz tipi dikkatle seçilmelidir. Çocuklarda obesite-şişmanlık giderek yaygınlaşan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bilgisayar başında uzun süre geçiren çocuklarda aktivite düzeyi düşüyor. Oysa bu yaşlarda aktif olmak ileri yaşlarda da aktif olmayı ve birçok hastalıktan korunmamızı sağlıyor. Bu yaşlarda yoğun aerobik egzersiz yapılabilir. Tenis, yüzme, koşma, futbol gibi aktiviteler ile bu gerçekleştirilebilir. Çocuklarda ağırlık çalışması yapılmamalı, kendi vücut ağırlığı ile yapılan egzersizler tercih edilmelidir. Birinci amaç sakatlanmaları önlemek olmalıdır. 7-10 yaş arasında jimnastik, yüzme, tenis, bisiklet ve futbola başlanabilir. 10 yaş üzeri ise organize takım sporları için uygundur. Erişkinlerde egzersiz seçiminde en önemli nokta eşlik eden hastalıkların varlığıdır. Eklem sorunları, böbrek, kalp, akciğer hastalıkları, şeker hastalığı ve osteoporoz varsa egzersiz tipi ve süresi dikkatle seçilmelidir. 65 yaş üzeri kişilerde kuvvetlendirme, esnekliği, dayanıklılığı ve dengeyi arttırma öncelikli amaçlar olmalıdır. Osteoporozu olanlarda öne eğilerek yapılan egzersizlerden kaçınmak gerekir. İleri yaşlarda genellikle 20 dakika yürüme, yüzme veya su içi egzersiz yeterlidir.

Doğumdan sonra formu korumak, vücudu sakatlamadan sağlıklı olmak için neler yapılmalı?

Gebelik sırasında egzersiz yapan ve normal yolla doğum yapan kadınlar birkaç gün içinde, kendilerini iyi hissettiklerinde hafif yürüyüşlere ve germe egzersizlerine başlayabilir. Doğumdan bir hafta sonra haftada 3 kez 30 dakikalık yürüyüş yapılabilir. Kuvvetlendikçe süre artırılabilir. Sezaryen ile doğum yapanlarda ise 6-8 hafta beklemek uygundur. Bu süre içinde hafif yürüyüşler yapmak oluşabilecek tıbbi sorunları önlemek açısından gereklidir. Gebelik sırasında eklemlerde ve bağlarda oluşan gevşemelerin 3-5 ay sürdüğü unutulmamalı, egzersiz programı yapılırken bu konu dikkate alınmalıdır. Daha çok kas tonusunu artıracak egzersizler ve germe egzersizleri yapılmalıdır.

#114 - Mart 05 2009, 23:10:27
Bu içindeki; olmayan beyninin değil aşk'sızlıktan guruldayan midenin sesi.
Sana hayvan dediğimde hayvanlar alınmıyor da sendeki bu tavır neyin nesi ?!


Moralinizi yüksek tutun

Kanser tedavisinde motivasyonun çok önemli olduğu açıklandı.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Ümran Çalışkan, moral ve motivasyonu iyi olan kanser hastasının bağışıklık sistemi güçlü olacağı için uygulanan tedaviyle iyileşmenin çabucak sağlanabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Çalışkan, kanserin bir hücrenin durmadan kontrolsüz çoğalması olduğunu, hücreye göre tedavisinin yapıldığını hatırlattı.

Çocukluk dönemindeki kanserde çeşitlemenin erişkinlere göre daha farklı olduğunu belirten Çalışkan, ''Bu hastaların tedavi süreci çok farklıdır. Bazen bu durum uzun zaman alabilir. Bu nedenle özellikle kanser hastası çocuklar rahatsızlıklarından çabucak etkilenebiliyorlar. Çocuklara teşhis konduğunda ailesine durum anlatılır. Ailesi de ona göre bir tutum içine girer'' dedi.

Tüm hastalıklarda olduğu gibi kanser hastalarında da moral ve motivasyonun oldukça önemli olduğunu ifade eden Çalışkan, şu bilgileri verdi:

''Bilimsel tedavi yapılmadan kimse iyileşemez. Ancak bu bilimsel tedavinin yanı sıra bazı etmenler vardır. Bunlardan birisi de moral ve motivasyondur. Moral kişinin kendisini sürekli pozitif hissetmesini sağlar. Bu konuda yapılmış bilimsel çalışmalar da var. Kanser hastalarında bağışıklık sistemi çok önemli. Morali yüksek olan hastanın bağışıklık sistemi orkestrası gayet uyumlu çalışır.''

Bağışıklık sisteminin iyi çalışması sonucu vücutta hastalık yapmak isteyen mikropların önüne geçildiğini anlatan Çalışkan, şunları kaydetti:

''Moral ve motivasyonu iyi olan kanser hastasının bağışıklık sistemi güçlü olacağı için uygulanan tedaviyle iyileşme çabucak sağlanabilir. Vücutta tümör öldüren hücreler var. Bağışıklık sisteminin tedavi ve moral ile artırılmasıyla bu hücrelerde kuvvetleniyor. Ancak moralsizlik nedeniyle özellikle kanser hastası çocuklar çok büyük problemler yaşıyor. Çevreden uzaklaşmak, aileyle iletişimin zayıflaması ve insanlarla diyaloğun azalması kişiyi çok etkiliyor. Bu da moralsizliğe neden oluyor. Böyle olunca da bağışıklık sisteminin çökmesine neden olabiliyor.''

Çalışkan, bir şekilde hastaların moralinin yüksek tutulması gerektiğini, morali yüksek tutulan hastanın tedavilere de olumlu yanıt verdiğini sözlerine ekledi.

#115 - Mart 06 2009, 13:24:04

Spor yapmak için geç kalmadınız

50 yaşında bile başlansa spor, ömrü, sigarayı bırakmak kadar uzatıyor

İsveçli bilim adamlarının yaptığı araştırma, 50 yaşında bile olunsa fiziksel faaliyetlerin artırılmasının ömrün uzamasında sigarayı bırakmak kadar etkili olduğunu ortaya koydu.

Uppsala Üniversitesi bilim adamları, 2200 erkeği 50 yaşından itibaren izledikleri araştırmada, 50 ila 60 yaşında fiziksel faaliyetlerini artıranların, orta yaştan itibaren düzenli spor yapanlar kadar uzun yaşadığını saptadı.

Araştırmalarına 1970'lerin başında, 50 yaşındaki erkeklerle başlayan bilim adamları, her erkeğin fiziksel faaliyet seviyelerini belirledi. Erkekler, yüksek faaliyette bulunanlar, orta seviyedekiler ve hiç spor yapmayanlar olarak kategorilendirildi. Yüksek seviyedekilerde haftada en az 3 saat spor yapan ya da bahçe işiyle uğraşanlar, orta seviyedekinde de birkaç saat yürüyüş yapanlar ya da bisiklete binenler yer aldı.

Erkekler 60 yaşına geldiğinde, 50 yaşında yüksek seviyede spora başlayanların hiç spor yapmayanlara oranla 2,3 yıl, orta seviyede faaliyette bulunanlara göre de 1,1 yıl uzun yaşadığı tespit edildi. Sonuçlarda, kişinin kilosu, alkol kullanımı ve sigara içmesi unsurları da göz önünde bulunduruldu.

Araştırma, İngiliz Medical Journal'da yayımlandı.

#116 - Mart 06 2009, 13:24:55

Erken doğum yapanlarda meme kanseri daha az

Meme kanserinin görülme sıklığı, yaşla orantılı değişkenlik göstermektedir.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Hoşcoşkun, her 100 kadının 10'unda meme kanserinin görüldüğünü, erken doğum yapanlarda meme kanserine daha az rastlandığını bildirdi.

Prof. Dr. Hoşçoşkun, hastanenin başhekimlik toplantı salonunda düzenlediği basın toplantısında, meme kanserinin, özellikle kadınların hastalığı olduğunu söyledi.

Meme kanserinin az da olsa erkeklerde de görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Hoşcoşkun, erkeklerde görülen hastalığın seyrinin kadınlara göre daha kötü olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

''Meme kanseri her iki memede de görülebiliyor. Kanserin en sık yerleştiği yer, koltuk altına yakın olan bölgedir. Hastalık birden çok nedene bağlı olarak çıkabiliyor. Değişmez bir kural olarak meme kanserinin asıl nedeninin kadınlık hormonu olduğunu söylemek mümkündür.''

Meme kanserinde kadınlık hormonunun yanı sıra başka faktörlerin de etkisi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hoşcoşkun, bunların içinde ailesel yatkınlığın önemli olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

''Kendisinde meme kanseri olan bir kadının annesinde, kız kardeşinde ve kızında yani birinci derecede kan akrabalığı olan ailenin diğer kadın üyelerinde meme kanseri görülme olasılığı, böyle bir durumu olmayanlara göre 2-3 kez daha fazladır.

20 yaşından önce meme kanseri hemen hemen yoktur. 20 yaşından itibaren görülme sıklığı yavaş bir eğimle artmaya başlar. Bu artış 45 yaşına kadar sürer. 45 yaşından 55 yaşına kadar görülme sıklığı sabit kalır. 55 yaşından sonra ise tekrar sıklıkta artış başlar.''

-HER 100 KADININ 10'UNDA

Memede elle hissedilen şişlik, derisinde içe doğru çökme, çekilme, akıntı gelmesi, kaşıntı ve kabuklanma görülmesinin meme kanserine işaret olduğunu belirten Prof. Dr. Hoşçoşkun, ''Meme kanserine bağlı ağrı son derece az görülmektedir. Ağrıyan memelerin çoğunda fibrokistik meme değişiklikleri bulunmaktadır. Zamanında hekime başvurmadığı durumda daha farklı şikayetler olabilir'' dedi.

Prof. Dr. Hoşcoşkun, bir memede tümör saptandığında sadece kanserli kısım değil o memenin tamamının hasta kabul edildiğini bildirerek, şunları kaydetti:

''Genel olarak 100 kadının 10'unda meme kanseri görülmektedir. Günümüzde meme kanserinin tedavisi eskiye oranla çok değişmiştir. Bugün, erken tanı konulmuş meme kanserinde memenin tamamını almadan, memenin bir kısmını alarak tedavi mümkün olmaktadır. Buna meme koruyucu tedavi denilmektedir. Erken evredeki meme kanserinde meme koruyucu tedavi ile şifa oranı yüzde 90'dır.

Bir başka ifade ile mememin tamamını almak ile memeyi koruyarak bir kısmını almak arasında iyileşme arasında bir fark yoktur. Meme koruyucu tedavine en önemli nokta, memedeki kanserli bölgenin tamamen çıkarılmış olmasıdır. Tamamen çıkarılıncaya kadar bazen 2-3 defa ameliyat edilmesi gerekebilir. Ancak bunlar kolay, basit ve kısa süreli ameliyatlardır. Meme koruyucu tedavi uygulanan hastalar ameliyattan sonra mutlaka radyoterapi uygulanmalıdır.''

Prof. Dr. Hoşcoşkun, ilk gebeliği 18-20 yaş civarında olanlarda, birden fazla doğum yapanlarda, çocuklarını uzun süre emzirenlerde meme kanserine rastlama oranının son derece az olduğunu söyledi.

#117 - Mart 06 2009, 13:25:47

Sporun kadınlara sağladığı 13 yarar

Hangi yaşlarda hangi sporları yapmanız gerekiyor

Spor yapmak her yaştaki insanın sağlığını koruması için büyük önem taşıyor. Ancak kadınlar doğum, menopoz ve anneliğin yanı sıra çalışma hayatının getirdiği stres gibi zorluklar sebebiyle erkeklere oranla daha erken yaşta yıpranıyorlar. Oysa spor yapmayı hayatlarının vazgeçilmez bir parçası haline getiren kadınlar, genç yaşlarının verdiği yaşam kalitesini koruyabiliyorlar. 
 

Sporun Kadınlara Sağladığı 13 Yararı Biliyor musunuz?

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Reyhan Çeliker, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kadınlara özel spor önerileri hazırladı.

Prof. Dr. Çeliker, spor yapmanın kadınlara sağladığı 13 faydayı şöyle sıraladı:

- Adale kuvvetini artırır
- Esneklik ve dayanıklılığı artırır
- Kemik yoğunluğunu artırarak kemikleri güçlendirir
- Enerji düzeyini artırır, daha zinde olursunuz
- Kilo kontrolü sağlar, eklemlere binen yükü azaltır
- Stres, depresyon ve kaygı belirtilerini azaltır
- Daha iyi uyumamızı sağlar
- Kalp hastalığı riskini azaltır
- Kan basıncını düzenler
- Yüksek kolesterol riskini azaltır
- Aerobik kapasiteyi ve kondisyonu artırır
- Bazı kanser türlerinden korur
- Yaşam kalitesini arttırır

Hiç spor yapmamış kişilere neler önerirsiniz?

Uzun süredir aktif olmayan, hiç spor yapmayan kişilerde yürüme ile başlanmalıdır. İlk gün 5 dakika gibi kısa bir süre ile başlanır, her gün 1-2 dakika artırılır. Daha aktif, sağlıklı bir kişi ise 20 dakika ile başlayabilir. Her iki durumda da süre yavaş yavaş 60 dakikaya kadar uzatılır. Bu hedefe ulaştıktan sonra hafta 3-4 kez 45 dakika-bir saat yürüyüş yapılır. Eğer bu süre kişiye fazla geliyor ise kısaltılır, ancak kesinlikle tümden bırakılmamalıdır. Dayanıklılık arttığında yeniden süre bir saate kadar çıkarılır. Yürüyüş açık havada, parkta olabileceği gibi, kapalı mekanda veya yürüme bandında da yapılabilir.


Yürürken veya egzersiz yaparken nabzımız ne kadar atmalıdır?

Orta düzeyde bir egzersiz için kalp hızımız maksimum kalp hızının yüzde 60-80’ine ulaşmalıdır. Daha düşük kalp hızı ile çalışmanın kalp-damar sistemine yararı sınırlıdır. Daha yüksek kalp hızı ise kalbi yorar. Maksimum kalp hızı yaşın 220’den çıkarılması ile hesaplanır (220-yaş). Bulunan sayı 0,6 ile çarpılarak egzersiz sırasında ulaşılması gereken en düşük kalp hızı, 0,8 ile çarpılarak en yüksek kalp hızı bulunur. Örneğin 50 yaşında bir kişinin maksimum kalp hızı 170, egzersiz sırasında olması gereken ise 102-136 arasıdır. Egzersiz sırasında kalp hızı sayılarak kontrol edilmelidir.

Alışveriş sırasında yürümek de hareket sayılmaz mı?

Alışveriş veya günlük aktiviteler sırasındaki yürüyüş tempolu olmadığı, genellikle kısa mesafelerde sık olarak durmayı gerektirdiği için kalp hızı yeterince artmaz. Hiç yürümemekten iyi olmakla birlikte yararı sınırlıdır. Ayrıca sakatlıklara yol açmaması açısından spor uygun giysi ve ayakkabı ile yapılmalıdır. Alışveriş sırasında bu genellikle sağlanmamaktadır.

Gün içinde işyerinde merdiven inip çıkmak yararlı mı? (Kaç basamak çıkmalı, kaç defa?)

Gün içinde işyerinde uzun süre aynı pozisyonda çalışmak kas iskelet sisteminde birçok sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle her saat başı kısa bir ara verip hareket etmek hastalık riskini azaltacaktır. Özellikle diz ekleminde bir sorun yok ise bu merdiven inip çıkarak sağlanabilir. 10 dakika süre ile tempolu olarak merdiven inip çıkmak 30 dakika yürümek kadar yarar sağlar. Ancak bu egzersizin iş kıyafetleri ve özellikle de kadınlarda topuklu ayakkabı ile yapılması eklemleri zorlayabilir. Ancak 2-3 kat inmek veya çıkmak gerektiğinde kesinlikle asansör yerine merdiven tercih edilmelidir.

Evde jimnastik, aerobik yapmak yetmez mi? Kaç dakika yaparsak faydasını görürüz?

Egzersizin mutlaka bir spor kulübünde yapılması gerekmez, evde de yapılabilir. Böylece fazla zaman kaybı olmaz, kısa süre boş vakti bile olsa kişi egzersiz yapabilir. Burada en önemli nokta hareketlerin doğru yapıldığından emin olmaktır. Bu nedenle başlangıçta hareketlerin doğru öğrenilmesi için bir eğitmenden yardım alınması sakatlanma riskini azaltır. Süre diğer egzersizlerde olduğu gibi haftada 3 gün 30-60 dakika olmalıdır. Ancak zaman kısıtlı olduğunda 10 dakika gibi kısa bir sürede daha yoğun egzersiz yaparak da yarar sağlayabilir.

Yüzme haftada kaç kez, ne kadar süreyle yapılmalı, hangi stilde yüzelim? Günde 8-10 saat oturup ofis işi yapan biri, haftada 3 gün birer saat yüzse, bunca hareketsizliğe rağmen fayda görür mü?

Yüzme ideal aerobik egzersizlerden biridir. Her yaşta yapılabilir, dayanıklılığı artırır. Kalp ve akciğer kapasitesi açısından çok yararlı olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğer yararı ise suyun kaldırma kuvveti nedeniyle eklemlere yük binmemesidir. Özellikle bel, kalça, diz, ayak bileği gibi eklemlerde sorunu olanlar için en güvenli egzersizdir. Tüm stillerin yararı vardır, ancak bel ağrısı olanlarda serbest stil ve sırt üstü yüzme önerilir. Kurbağalama stili özellikle baş su dışında olduğunda bel ve boyun ağrısını artırabilir. Devamlı oturarak çalışanlarda yüzme yanı sıra kuvvetlendirme egzersizleri de yapılmalıdır. Adalelerin ve kemiklerin kuvvetlenmesi için yüzme tek başına yeterli değildir. Ağırlık ile yapılan kuvvetlendirme egzersizleri daha etkilidir. Yüzme diğer aerobik egzersizlerde olduğu gibi haftada 3 gün yapılmalıdır. Toplam yarım saat su içi hareket veya yüzme genellikle yeterlidir.

Pilates çok yaygınlaşıyor. Ancak bu başka ortopedik sorunlara neden olmuyor mu? Herkes yapmalı mı? Süresi ne kadar olmalı, pilates gerçekten nasıl yapılırsa yararlıdır?

Son yıllarda popüler olan pilates germe ve kuvvetlendirme egzersizlerini kombine ederek tüm vücudu çalıştırır. Sert hareketler içermez. Özellikle omurga çevresi adaleler ve denge üzerinde durur. Nefes egzersiz teknikleri de yer alır. Hem kuvveti, hem esnekliği artırır. Bedenin farkındalığını ve zihinsel konsantrasyonu artırır. Ancak çok farklı komponentleri vardır, uzun süredir egzersiz yapmayanlarda başlangıç için uygun olmayabilir. Hamilelerde daha önce pilates yapmamışlar ise önermiyoruz. Bel ve boyun ağrısı olanlar doktor kontrolünden geçtikten sonra, iyi bir eğitmen eşliğinde yapmalıdır. Konsantrasyon güçlüğü çekenler pilateste zorlanabilir. Osteoporozu olanlarda ise kişiye özel program yapılması gerekmektedir.

Hangi yaşlarda hangi sporları yapmamız uygun?

Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda egzersiz tipi dikkatle seçilmelidir. Çocuklarda obesite-şişmanlık giderek yaygınlaşan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bilgisayar başında uzun süre geçiren çocuklarda aktivite düzeyi düşüyor. Oysa bu yaşlarda aktif olmak ileri yaşlarda da aktif olmayı ve birçok hastalıktan korunmamızı sağlıyor. Bu yaşlarda yoğun aerobik egzersiz yapılabilir. Tenis, yüzme, koşma, futbol gibi aktiviteler ile bu gerçekleştirilebilir. Çocuklarda ağırlık çalışması yapılmamalı, kendi vücut ağırlığı ile yapılan egzersizler tercih edilmelidir. Birinci amaç sakatlanmaları önlemek olmalıdır. 7-10 yaş arasında jimnastik, yüzme, tenis, bisiklet ve futbola başlanabilir. 10 yaş üzeri ise organize takım sporları için uygundur. Erişkinlerde egzersiz seçiminde en önemli nokta eşlik eden hastalıkların varlığıdır. Eklem sorunları, böbrek, kalp, akciğer hastalıkları, şeker hastalığı ve osteoporoz varsa egzersiz tipi ve süresi dikkatle seçilmelidir. 65 yaş üzeri kişilerde kuvvetlendirme, esnekliği, dayanıklılığı ve dengeyi arttırma öncelikli amaçlar olmalıdır. Osteoporozu olanlarda öne eğilerek yapılan egzersizlerden kaçınmak gerekir. İleri yaşlarda genellikle 20 dakika yürüme, yüzme veya su içi egzersiz yeterlidir.

Doğumdan sonra formu korumak, vücudu sakatlamadan sağlıklı olmak için neler yapılmalı?

Gebelik sırasında egzersiz yapan ve normal yolla doğum yapan kadınlar birkaç gün içinde, kendilerini iyi hissettiklerinde hafif yürüyüşlere ve germe egzersizlerine başlayabilir. Doğumdan bir hafta sonra haftada 3 kez 30 dakikalık yürüyüş yapılabilir. Kuvvetlendikçe süre artırılabilir. Sezaryen ile doğum yapanlarda ise 6-8 hafta beklemek uygundur. Bu süre içinde hafif yürüyüşler yapmak oluşabilecek tıbbi sorunları önlemek açısından gereklidir. Gebelik sırasında eklemlerde ve bağlarda oluşan gevşemelerin 3-5 ay sürdüğü unutulmamalı, egzersiz programı yapılırken bu konu dikkate alınmalıdır. Daha çok kas tonusunu artıracak egzersizler ve germe egzersizleri yapılmalıdır.

#118 - Mart 06 2009, 13:26:26

Kadınlar kalbinize dikkat!

Menopozdan sonra kadınlar kalp hastalığı risk faktörlerine özel dikkat göstermelidirler.

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Çiçek, kadınların, menopozdan sonra kalp hastalığı risk faktörlerine özel dikkat göstermesi gerektiğini bildirdi.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kalp hastalıklarının kadınlarda görülme riskine ilişkin yazılı açıklama yapan Çiçek, kadın ve erkeklerin ölüm nedenlerinin başında kalp hastalıklarının geldiğini kaydetti.

Çiçek, yapılan araştırmaların, kalp hastalıklarının diğer ölüm nedenlerine nazaran kadın yaşamını daha fazla tehdit ettiğini gösterdiğini dile getirdi.

Yurt dışında yapılan bir başka araştırmaya göre, kalp krizlerinin ve kalple ilişkili ölümlerin büyük bölümünün 65 yaş üzeri kadınlarda meydana geldiğini vurgulayan Çiçek, ancak her yıl 45 yaşın altındaki 9 binden fazla kadının kalp kriziyle karşı karşıya geldiğine dikkati çekti.

Çiçek, ilk kalp krizinden sonra yaşamını sürdüren kadınların oranının erkeklere nazaran fark edilir derecede düşük olduğuna işaret ederek, kalp krizinden sonraki yıl içerisinde erkeklerin yüzde 25'inin, kadınların ise yüzde 38'inin yaşamını yitirdiğini kaydetti.

6 yıl içinde ikinci kalp krizini yaşama oranının kadınlarda yüzde 35, erkeklerde ise yüzde 18 olduğunu belirten Çiçek, şöyle devam etti:

''Bu şaşırtıcı istatistikler de gösteriyor ki kalp hastalıkları diğer 7 ölüm nedeninin toplamına nazaran kadın yaşamını daha fazla tehdit etmektedir. Erkeklerde olduğu gibi kalp krizi ve inme riski yaşla birlikte artar. Çünkü östrojen seviyelerindeki azalma, koroner kalp hastalığı geliştirme olasılığını artırır.''

#119 - Mart 06 2009, 13:27:11

Beyin ameliyatları artık çok basit

Siirt Devlet Hastanesi Beyin Sinir Cerrahisi Kliniği'nde ayda ortalama 40 hastanın ameliyatının yapıldığı belirtildi

Devlet Hastanesi Beyin Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr Aşkın Esen Hastürk, beyin ve sinir alanında büyük gelişmeler olduğunu belirterek, "Bu alanda çok büyük gelişmeler oluyor. Artık bu tür ameliyatlar korkulan ameliyatlar olmaktan çıktı.

Bizim hastanemizde de bu konuda çok büyük ilerlemeler kaydediliyor. Daha önce ancak büyük merkezlerde yapılabilen ameliyatlar artık bizim hastanemizde rahatlıkla ve büyük bir başarı ile yapılabiliyor" dedi.

Yapılan ameliyatlara örnek veren Op. Dr. Hastürk, "Artık, bu ameliyatlar olağan ameliyatlar haline gelmeye başladı. Ayda ortalama 40 hastayı ameliyat ediyoruz. Bunların arasında çok önemli operasyonlar da bulunuyor. Örneğin son 2 ayda omurga tümörü olan 3 hastamız başarı ile ameliyat edildi. Özellikle kaza sonrası bel ve sırt omurgaya bağlı kırıklarında 'Balon kifoplasti' dediğimiz kapalı yöntemi uyguluyoruz.

Hatta aynı yöntemi geçenlerde omurga kırığı olan 95 yaşındaki bir bayana başarıyla uyguladık ve hastamız ameliyattan bir gün sonra taburcu edildi. Gene bel omurgası kırılan ve yürüyemeyen hasta da aynı yöntem kullanılarak sağlığına kavuşturuldu" şeklinde konuştu.
#120 - Mart 06 2009, 13:27:50

9 dakikada selülit derdine son

Yeni piyasaya sunulan ve sadece internetten satışa sunulan bu krem cilt uzmanlarını birbirine düşürdü.

Yeni piyasaya sunulan ve sadece internetten satışa sunulan bu krem cilt uzmanlarını birbirine düşürdü.

Kremin üreticisi İngiliz firma, kremi her türlü klinik deneyden geçirdiklerini ve yeni çıkan bu ürünün piyasadaki sıradan selülit kremlerine göre çok daha etkili olduğunu ispat ettiklerini söyledi.

Firma yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre bu krem selülitlerin %47 gibi çok önemli bir kısmını ilk 9 dakika içinde yok ederken; 6 haftalık kullanım sonucunda selülitlerin %70'ini yok ediyor ve selülitli bölgeyi 20 yaşındaki durumuna geri döndürüyor.

Firma yetkilileri,yalnızca internet üzerinden satış yapmalarına rağmen ellerindeki stokların hepsini tükettiklerini ve 100 bin adet ek sipariş aldıklarını belirttiler.

Kremin üretim sürecinde aktif rol oynayan firma doktoru Mark Binette: “Spor yapmak, bol su içmek ve düzenli beslenmek elbette ki selülitleri azaltır;ancak kadınların %85'inin müzdarip olduğu bu selülit belasından kurtulmak çoğu zaman ek destek gerekir. Bizim kremimiz tam da bu desteği sağlıyor.” dedi.

Ancak bu kreme çok da ümit bağlamamak gerektiğini de vurgulayan pek çok cilt uzmanı tek kutusu 68 sterlin'e satılan bu kremin ucuz selülit kremlerinden hiçbir farkı olmadığı konusunda ısrar ediyor. Neredeyse tüm selülit kreminlerinin geçici bir süre için cildin görünümünde iyileşmeye yol açabilceğini belirten karşıt uzmanlar, 9 dakikada adete bir mucize öngören kremin baştan sona saçmalık olduğunu iddia ediyor.

Amerikalı kök hücre uzmanı Prof.Liam Dolan'a göre, bu firma böyle bir krem üretmiş olsaydı bu, firmanın kendi internet sitesinden duyrulan bir haber değil; büyük bilim dergilerinin birinci sayfalarından duyurulan büyük bir haber olurdu. Hatta bu kremin üreticileri Nobel Ödülü'ne layık bulunurdu.
#121 - Mart 06 2009, 13:28:24

Kariyerin mi var cinsel sorunun var

'Cinsel Danışmanlık Hattı'nın yaptığı bir araştırmaya göre, kadınların cinsel sorunları, yüksek oranda.

Derneğin ''0212 282 01 01'' numaralı cinsel danışmanlık hattını 5 yıl içinde arayan kadınlara, isim ve adres istenmeden ''Sosyo Kültürel Faktörlerin Kadınının Cinselliğine Olan Etkisi'' konulu bir araştırmaya ilişkin sorular yöneltildi.
Hattı arayan 26 bin kadından sadece 3 bin 513'ü bu araştırmada yer almayı kabul etti. Sonuçlara ilişkin bilgi veren Avrupa Cinsel Sağlık Birliği Başkanı İrem Hattat, katılımcı kadınların, ''cinsel istek kaybı'', ''orgazm problemi'', ''ağrı sorunu'', ''seksten keyif alamamak'', ''performans endişesi''ve ''lübrikasyon'' sorunu yaşadığını dile getirdiğini bildirdi.

Hattat, araştırmaya katılan ve ''orgazm problemi'', ''istek kaybı'' ve ''lübrikasyon sorunu'' yaşadığını belirten kadınların ağırlıklı olarak üniversite ve yüksekokul mezunu olduğuna dikkati çekti.

Araştırmaya göre, ''Cinsel ilişkiden keyif alamama sorununun'' eğitimi ilkokul düzeyindeki kadınlarda yüzde 31 oranında olduğuna işaret eden Hattat, bu sorunun en az yüksek lisans seviyesindeki kadınlarda görüldüğünü belirtti. Hattat, bu eğitim düzeyindeki kadınların yüzde 20'sinin yüksek lisans eğitimi aldıklarını kaydetti.

İrem Hattat, evliliklerde yaşanan cinsel sıkıntıların yüksekliğinin, özellikle eşler arasındaki iletişim problemine işaret ettiğini, evlilik kararının kişiye danışılmadan aile tarafından verildiği durumda bu sorunların daha da öne çıktığını belirtti.

Araştırmaya katılan evli kadınlardan yüzde 43'ünün kendi kararıyla, diğerlerinin aile kararıyla evlendiğinin belirlendiğini kaydeden Hattat, ''Aile kararıyla evlenen kadınların cinsel problemleri, kendi kararıyla evlenenlere göre çok daha yüksek. Özellikle ailenin kişiye danışmadan evlilik kararı verdiği durumlarda, tüm cinsel sıkıntıların en üst seviyeye çıktığını gözlemledik'' dedi.


-DUYGUSAL SORUNLAR-


Aile Sağlığı Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat da, kadınlarda cinsel fonksiyon problemi olarak, ''cinsel isteksizlik, orgazm sorunları, ağrı hastalıkları ve uyarılma rahatsızlıklarının'' görülebileceğini bildirdi.

Bu sorunlardan bir veya birkaç tanesinin bir arada bulunabildiğine dikkati çeken Hattat, sağlık sorunları, psikolojik ve sosyal etkileşimler ile hayat tarzının cinselliği etkilediğini belirtti.

Hattat, cinselliğin sadece fiziksel hareketler değil, sevgi, paylaşma ve güven olduğunu vurgulayarak, ''Kadın cinselliğinde duygusal sorunlar, ekonomik değişimlerden daha önemli'' görüşünü dile getirdi.

Araştırma kapsamında, ''istek azlığı, uyarılma problemleri ve cinsel ağrı sıkıntısı çeken'' kadınların, ''psikolojik, sağlık ve ekonomik durumları'' göz önüne alındığında, özellikle ''duygusal sorunların'' cinsellik üzerinde gelir düzeyindeki azalmadan daha etkili olduğunun görüldüğünü anlatan Hattat, sağlık sorunlarının daha sık ağrı problemi yarattığını, duygusal sorunların diğer konularda hep ön planda olduğunu kaydetti.

Halim Hattat, araştırmanın, kadınlarda cinsel sorunların genellikle birden fazla olduğunu ve bir arada görülebildiğini ortaya koyduğunu da belirtti.

Çalışmaya katılan kadınların yalnızca yüzde 35'inin bir cinsel sorun yaşarken, yüzde 31'inin iki sorun, yüzde 18'inin üç sorun, yüzde 8'inin dört sorun, yüzde 6'sının beş sorun ve yüzde 2'sinin altı sorunu birden yaşadığının ortaya çıktığını ifade eden Hattat, ''Bu da cinsel fonksiyon bozukluğu yaşayan kadınlarda, tanı ve tedavi süreçlerinin daha zor olacağı ve birden fazla tedavinin gerekebileceği anlamına geliyor'' dedi.


-ÇALIŞMA HAYATININ ETKİSİ


Prof. Dr. Halim Hattat, kadınlarda cinsel sorunların duygusal, psikolojik ve organik pek çok farklı sebebi bulunduğunu söyledi. Yapılan çalışmayla, özellikle ''stres, ekonomik düzeyde düşüşler, çalışma hayatı, eğitim düzeyi ve evlilik kararlarının kadınları nasıl etkilediğini'' araştırdıklarını kaydeden Hattat, şu bilgileri verdi:

''Psikolojik faktörler ve stresi daha sık yaşamaları nedeniyle, cinsel isteksizlik özellikle yüksek okul mezunu ve kariyer sahibi kadınlarda daha sık görülüyor. Aynı şekilde büyük şehirlerin kıyaslanmasında da cinsel isteksizlik özellikle 3 büyük şehirden (Ankara, İstanbul, İzmir) arayan kadınlarda daha yüksek oranlarda. İsteksizlik yaşayan kadınlar, kendilerini mutsuz, yetersiz, eşini yarı yolda bırakmış, kadınlığı azalmış ve cinsel yönden başarısız hissediyor. Bu nedenle bu sorunlarını gizlemeyip uzmanlara başvurmaları çok önemli.''

Genelde düşük eğitim seviyesine sahip olan kadın ve erkeklerde tatminkar bir cinsel deneyim yaşama şansının azaldığını ve cinsel endişe seviyelerinin arttığını dile getiren Hattat, yaptıkları araştırmanın sonuçlarına şaşırmadıklarını, eğitim düzeyi düşük kadınların jinekolojik problemleri için dahi doktora başvurmaktan çekindiklerini kaydetti.

Halim Hattat, kadın cinselliğinde risk faktörleri arasında yaşla beraber organik faktörlerin de göz önüne alınması gerektiğine işaret ederek, araştırmaya katılan kadınların yüzde 21'inin jinekolojik problemler, yüzde 24'ünün idrar yolu enfeksiyonu, yüzde 7'sinin kalp-damar hastalıkları, yüzde 2'sinin sinir sistemi sorunları yüzde 4'ünün şeker hastalığı, yüzde 19'unun psikolojik problemler, yüzde 12'sinin hormonsal sorunlar, yüzde 3'ünün diğer problemlerle karşı karşıya olduğunu bildirdi.
#122 - Mart 07 2009, 14:26:35

25 TL'ye sağlık sigortası

Cebinizden hiç para çıkmadan tedavinin yolları

Bilinçli hasta olmanız için SGK size yeni taktikler veriyor: Cebinizden hiç para çıkmadan tedavinin yolları..

Emekli Sandığı, Bağ-Kur bir süre önce yeni oluşturulan SGK çatısı altında toplandı. SGK yani Sosyal Güvenlik Kurumu sağlık alanında pek çok yeni düzenleme getirdi. Şimdi hastalandığınızda sorunlarla karşılaşmamak için bu düzenlemeleri nasıl kullanacağımızı bilmemiz gerekiyor. Yani 'akıllı hasta' olmalıyız...

Hastalıkla karşılaşmadan haklarınızı bilmek sizin hem tedavinizi kolaylaştıracak hem de sağlığınız için harcayacadığınız paradan tasarrufunu sağlayacak. Yıllarca ya da aylarca ödediğimiz sigorta primleri ile nelere hakkımız var, bir gün acilen ameliyat gerektiğinde hangi hastaneleri seçebiliriz, özel hastanelerden nasıl yararlanabiliriz, doktor seçme hakkımızı nasıl kullanabiliriz, istediğimiz şehirde tedavi olabilir miyiz? Bu soruların yanıtlarını sizler için araştırdık. Hastalar yeni sisteme yönelik sorularını sordular, sorunlarını anlattılar Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Fatih Acar ekibiyle birlikte sizlerden gelen soruları yanıtladı.

Kalp ameliyatları, ilaçları için katkı payı ödenecek mi, hiç para ödemeden organ nakli yapılabilir mi, SGK'nızla tüp bebek yaptırabilir misiniz, beyin pilini, işitme cihazlarını sigortanız ödeyecek mi? Bunlar yüzbinlerce kişiden gelen sorular. Yanıtlarını SGK veriyor. SGK'nın reform olarak sunduğu sistemde yenilikler var mı, diş hekiminizin faturasını SGK ödeyebilir mi, şikâyetlerinizi kime söyleyeceksiniz? Hastalar sordu, sistemi kuranlar anlattı. Bu hafta SABAH, 'akıllı hasta' olma yollarını sizler için yazıyor...

#123 - Mart 07 2009, 14:27:15

Muayeneden önce merak ettikleriniz

Muayene olmadan önce aklınıza takılan tüm soruların cevapları bu haberde..

Bilinçli hasta olmanız için SGK size yeni taktikler veriyor: Cebinizden hiç para çıkmadan tedavinin yolları..

Emekli Sandığı, Bağ-Kur bir süre önce yeni oluşturulan SGK çatısı altında toplandı. SGK yani Sosyal Güvenlik Kurumu sağlık alanında pek çok yeni düzenleme getirdi. Şimdi hastalandığınızda sorunlarla karşılaşmamak için bu düzenlemeleri nasıl kullanacağımızı bilmemiz gerekiyor. Yani 'akıllı hasta' olmalıyız... Hastalıkla karşılaşmadan haklarınızı bilmek sizin hem tedavinizi kolaylaştıracak hem de sağlığınız için harcayacadığınız paradan tasarrufunu sağlayacak. Yıllarca ya da aylarca ödediğimiz sigorta primleri ile nelere hakkımız var, bir gün acilen ameliyat gerektiğinde hangi hastaneleri seçebiliriz, özel hastanelerden nasıl yararlanabiliriz, doktor seçme hakkımızı nasıl kullanabiliriz, istediğimiz şehirde tedavi olabilir miyiz? Bu soruların yanıtlarını sizler için araştırdık. Hastalar yeni sisteme yönelik sorularını sordular, sorunlarını anlattılar Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Fatih Acar ekibiyle birlikte sizlerden gelen soruları yanıtladı. Kalp ameliyatları, ilaçları için katkı payı ödenecek mi, hiç para ödemeden organ nakli yapılabilir mi, SGK'nızla tüp bebek yaptırabilir misiniz, beyin pilini, işitme cihazlarını sigortanız ödeyecek mi? Bunlar yüzbinlerce kişiden gelen sorular. Yanıtlarını SGK veriyor. SGK'nın reform olarak sunduğu sistemde yenilikler var mı, diş hekiminizin faturasını SGK ödeyebilir mi, şikâyetlerinizi kime söyleyeceksiniz? Hastalar sordu, sistemi kuranlar anlattı.

10 TL ödeyerek profesöre muayene olunur mu?



* İşsizim gelirim yok ben ve ailem sağlık kuruluşlarından yararlanabilir miyim?
Diyelim ki sigortalı değilsiniz, hatta işsizsiniz ancak yeşilkart da alamıyorsunuz mesela bir eviniz var. Bu sıra geliriniz 250 TL'nin altındaysa ilinizdeki SGK'ya gidip aylık 25 TL yatırarak SGK'nın sağlık sigortasından yararlanabiliyorsunuz. Yalnızca siz değil bakmakla yükümlü olduğunuz eşiniz, anneniz babanız her ay ödediğiniz bu 25 TL ile sizin sağlık sigortasından yararlanıyor. Bu SGK kapsamında getirilen en önemli yeniliklerden biri.

* Sağlık hizmetlerinden yararlanmam için şartlar neler?
SSK sigortalılarının kendisine 90 gün, bakmakla yükümlü oldukları kişilere 120 gün, Bağ-Kur sigortalıları için 240 gün olan hastalık sigortasından pirim ödeme şartı yeni düzenleme ile 30 güne indirildi. 30 gün prim ödeyen sağlık hizmetlerinden yararlanıyor.

60 GÜN BORÇLANABİLİRSİNİZ
* Bağ-Kur'luyum ama borcum var sağlık hizmetlerinden yararlanabilir miyim?
Prim borcu olanlar ve onların bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık hizmetlerinden yararlanamaz. Ama yapılan yeni düzenleme ile 60 günlük borç sağlık hizmetinden yararlanmayı engellemiyor.

* Katılım payı ödenmesi şart mı, eskiden muayene için hiç ücret ödemiyorduk?
Sağlığın finansmanı konusunda vatandaşların cüzi de olsa bir katkıda bulunması gerekiyor. Bu devlet hastanelerinde 3 TL, özel hastanelerde 10 TL ve üniversitelerde 6 TL. Ayrı ayrı branşlara giderlerse hepsi için ayrı ayrı bu ücreti ödemeleri gerekiyor. Bu uygulama gereksiz yere doktora gitme alışkanlığının önünü kesti. Polikliniğe gelen müracaatta yüzde 40 düşme oldu. Dünyanın her yerinde hastalar katılım payı ödüyorlar. Yoksa komşusuna katılıp doktor doktor gezenler oluyordu. Acil ve ciddi sağlık tehdidinin bulunduğu durumlarda katkı payı ödenmiyor.

MUAYENENİN UNVANI OLMAZ!
* Özel hastanede 10 liraya profesöre muayene olunur mu? Özel hastanelerde pratisyenler bizi muayene ediyor, ben istediğim doktoru seçsem SGK belirli parasını ödese ben üzerini tamamlasam daha iyi değil mi?
Yurtdışında akademik kariyeri sadece üniversitede kullanabilirsiniz. Üniversite dışında görevlerinizde akademik kariyer kullanılmaz. Yurtdışında tabelasında sadece doktor yazar. Önünde profesör ya da doçent yoktur. Kişinin muayenesi aslında uzman doçent ya da pratisyene göre değişmez. Doktor ücretleri sabittir. Hastanın muayene sisteminde fiyat değişikliği olmaz. Ameliyat söz konusu olduğunda operasyona özel olarak bir profesörün girmesini istiyorsanız o zaman öğretim üyesi farkı ödemeniz gerekiyor. Bu farkı ise üniversitelerin kendi senatoları belirliyor.

İstediğiniz şehirde tedavi olabilirsiniz sevk gerekmiyor



* Şehir dışında tedavi olmak için sevk gerekli mi?
Şehir dışında hastane seçmenizde hiçbir sıkıntı yok istediğiniz şehirde tedavi olabilirsiniz. TC kimlik numaranız ile 81 ildeki hastanelere gitme hakkınız var. Ancak gidip dönüş yol parası istediğinizde sevke ihtiyacınız olur.

İKİNCİ GÖRÜŞ NASIL ALIRIM?
* On gün içinde aynı branştan ikinci bir hekime gitme sınırlaması gelmiş ama ben ikinci kez görüş almak istiyorum ne yapabilirim?
Hastanın hastaneye "Ben doktordan emin olmadım, tekrar sizin hastanenizde başka bir doktora görünmek istiyorum" deme hakkı var. Lütfen bu hakkınızı kullanın. SGK'nın anlaşmalı olduğu hastaneler bu imkânı vermezse 170 numaralı telefonu arayarak şikâyetinizi anlatın.

* MR çektirmem gerekiyor ama geçen hafta çektirdiğim için SGK ödeme yapmıyormuş, neden?
Tomografi, MR gibi toplam 222 işlemin tekrarı için 30 ile 180 gün arasında değişen bekleme süreleri getirildi. Aynı bölgede çekim yapılacaksa bu kısıtlama var, çünkü bunların zaten arka arkaya çekilmesi insan sağlığı için tehlikeli. Acil durumlar ve yatan hastalar için bu sınırlama zaten yok. Üniversite hocaları ile bir ekip kurup uluslararası standartları belirledik. MR çekiminden memnun olmadığınız için tekrar gerekiyorsa tekrarını ücretsiz isteyebilirsiniz.

170'i ARAYIN!
* Eczaneye muayene parası ödenir mi?
Muayene ücreti eczanelere ödeniyor. Ama bu konuda şikâyetiniz varsa örneğin "yalnızca kardiyolojiye muayene oldum, göz ve KBB'ye muayene olmadım" diyorsanız hemen 170 numaralı telefonu arayın. Ancak daha önce muayene olup ilaç almadıysanız onun katılım payı ücretini de bu kez ödemek zorunda kalmış olabilirsiniz. O yüzden ne zaman doktora gittiğinizi bir kere daha kontrol edin.

HASTANE SEÇEBİLİR Mİ?
* Hastalar hastane de seçebiliyorlar mı? SGK anlaşması olup olmadığını nasıl anlayabilirim?
Gittiğiniz hastaneye sorabilirsiniz, sgk.gov.tr adresinden anlaşmalı hastaneleri öğrenebilirsiniz.

GRİP ACİL SAYILIR MI?
* Grip nedeniyle ateşlendim, en yakındaki hastaneye gittim ama SGK ile anlaşması yokmuş tedavi ücretini ödedim SGK'dan alamaz mıyım?
Sağlık Bakanlığı'yla birlikte yaptığımız sağlık uygulama tebliğinde de acil halin tanımını yaptık. 24 saat içinde müdahale edilmediği durumda hayatın kaybına kadar gidecek ya da sakatlığa kadar gidecek durumlar acil hal olarak kabul edilir. Basit bir soğuk algınlığı nedeniyle sözleşmesiz bir yere gidilirse acil hal kapsamında sayılmaz.

* Kalp krizi geçiriyorum zannettim, bunun ücretimi alamaz mıyım?
Onu değerlendirmek çok basittir. Kişinin geliş tablosuyla çıkış tablosuna bakılır, buna göre karar verilir. Doktor acilen geldiğini raporlarsa bunun ücretini alırsınız, hiç sorun yaşamazsınız.
#124 - Mart 07 2009, 14:27:51

Tansiyon varsa böbreklere dikkat

Yüksek tansiyon, böbrek hastalığının habercisi olabilir.

Türk Böbrek Vakfı Başkanı ve Uluslararası Böbrek Vakıfları Federasyonu (IFKF) Yürütme Kurulu Üyesi Timur Erk, Türkiye'de her 6 kişiden birinin böbrek hastası olma riski taşıdığını bildirdi.

Erk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 12 Mart'ın ''Dünya Böbrek Günü'' olduğunu hatırlattı.

Dünyada yaklaşık 1 milyar kişinin yüksek tansiyon sorunu, 500 milyondan fazla kişinin ise kronik böbrek hastalığı bulunduğunu ifade eden Erk, ''Kontrol altında tutulmayan yüksek tansiyonun böbreklerde yarattığı hasarın kronik böbrek hastalığının ana sebebi'' olduğunu bildirdi.

Erk, Dünya Böbrek Günü'nün, ''böbrek hastalıklarının bu acımasız yönü ile yüzleşilmesini sağlamayı, bireyleri motive ederek risk altında olup olmadıklarını kontrol etmelerini, risk altındalar ise önlem alma konusunda adım atmalarını yüreklendirmeyi'' amaçladığını vurgulayarak, kontrol edilmeyen yüksek tansiyonda kronik böbrek hastalığının ilerleyerek böbrek fonksiyonlarının kaybına ve sonuç olarak diyaliz tedavisine veya böbrek nakli gereğine yok açtığını kaydetti.


-YÜKSEK TANSİYON -
Timur Erk, kronik böbrek hastalarının yalnızca yüzde 30'unun durumlarının bilincinde olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

''Güncel bir örnek olarak uzun süredir yüksek tansiyon şikayeti olan kişiler ele alınabilir. Bu hastalar hastaneye başvurduklarında böbrek fonksiyonlarının ciddi derecede hasar gördüğünden ve neredeyse ölmek üzere olduklarından tamamen habersizdirler. Dünya Böbrek Günü kampanyası, yüksek tansiyon gibi böbrek hastalıklarının risk faktörleri konusunda toplumun daha da bilinçlendirilmesini amaçlamaktadır. Risk faktörleri mevcut ise erken önlem alınarak böbrek fonksiyonlarının korunması benzer durumları önleyecektir. Böbrekler ve yüksek tansiyon, kaçınılmaz bir ilişki ile bağlıdır. Burada böbrekler hem suçlu hem de kurbandır. Bir yandan böbrek fonksiyonlarındaki azalma, yüksek tansiyonun ana sebebidir, öte yandan yüksek tansiyon, böbreklerdeki fonksiyon kaybını başlatan ve ilerleten ana sebeptir.''

''Türkiye'de her 6 kişiden biri böbrek hastası olma riski taşıyor ve Türkiye'de 4 milyon insan kritik düzeyde böbrek hastası'' bilgisini veren Erk, ülkenin ciddi bir böbrek hastalığı problemi ile karşı karşıya bulunduğunu savundu.

Erk, başta şeker ve yüksek tansiyondan kaynaklanan böbrek yetmezliğinin her yıl yüzde 13 oranında arttığını bildirdi.

Timur Erk, her geçen gün artan hasta sayısına rağmen yeterince organ bağışlanmadığını, bu konuya halkın ilgisini çekmek için projeler ürettiklerini belirterek, ''Sadece yaşayabilmek için diyaliz cihazlarına bağlanan hastaların tek kurtuluşu olan 'Böbrek nakli için organ bağışını destekliyorum' kampanyasını yeniden başlatmış bulunuyoruz'' dedi.
#125 - Mart 07 2009, 14:28:25

Üye:

0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.