Alternatifim Cafe

Uğur Mumcu Hakkında

Discussion started on Yazarlar

ewrem

Senin içinde varmış ne mutlu sana, bende öyle birşey yok diye hakaret etmeniz gerekmiyor.
#26 - Eylül 19 2006, 23:50:52

Hakaret?Kim etmiş benden öyle bir laf çıktımı?Hem kim olduğunu bile bilmiyorum.Ortaya girip konu dahilinde bilgin yoksa neden atılganlık yapıyorsun?MAdem atıldın lafıda yemeyi bileceksin.İtenler itilir.
#27 - Eylül 19 2006, 23:52:08

ewrem

Ben sadece kimse yazmıyor dediniz, sebep belirtmek istedim...
Laf yiycek birşey yok ama istiyorsan öyle olsun.
#28 - Eylül 19 2006, 23:55:35

Valla kelomar vakti zamanında bir çok serzeniş yapıldı bu sitede değişen bir şey olmadı.Baksana öyleki birileri isyan etmeyi iyi biliyor.Sırf altta kalmamak gayesiyle yapılan çabalar.Buna harcanılan emek sözü konuya dahil etmek olası olanı ya neyse.
#29 - Eylül 19 2006, 23:58:55

Senin içinde varmış ne mutlu sana, bende öyle birşey yok diye hakaret etmeniz gerekmiyor.
Senin yorumun bu ölemi? Bu sadece ölemi? Yukarıyı minnacık olsada okudunmu peki? Samimi söle ama okudunmu ?


Şu insanlar düşündükleri için hayatlarını yok saymışlar bide bize bak yaa bide bize bak.Ya şu hayatını yok sayan insanlar icin iki satır okuyup şu insanları anlamak cokmu zor.Söle bana söle cokmu zor.Herşey aşkı bize anlatan iki laftanmı ibaret.
Nalet okuorum ve bana tek kelime etmeye hakkınız yok.Susun sadece susunki o insan bunun farkında olup kemikleri sızlamasın
#30 - Eylül 19 2006, 23:59:51

Valla kelomar vakti zamanında bir çok serzeniş yapıldı bu sitede değişen bir şey olmadı.Baksana öyleki birileri isyan etmeyi iyi biliyor.Sırf altta kalmamak gayesiyle yapılan çabalar.Buna harcanılan emek sözü konuya dahil etmek olası olanı ya neyse.
Öle kardeş öle
#31 - Eylül 20 2006, 00:13:52



NAMUS SÖZLERİ UNUTULDU
Mumcu suikastı 'failsiz' yedinci yılını doldurdu. Sekiz hükümet, suç duyurularına kulak asmadı. Namus sözü verenler terfi etti, cinayetin üzerindeki perdeyi aralamaya çalışanlar cezalandırıldı
GÜNEŞ G. ILICAK
ANKARA - Faili meçhul cinayetlerin sayısı her geçen gün katlanarak artarken, devletin gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin ardından verdiği, ancak tutmadığı 'namus' sözü, bugün yedinci yılını dolduruyor. Uğur Mumcu suikastı 'asli faili' bulunmadan yeni bir yıla girerken, TBMM'nin faili meçhuller konusunda yaptığı suç duyurularına kulak asmayan hükümet sayısı da sekize yükseldi. TBMM tarafından görevini savsaklayanlar hakkında yapılan suç duyuruları, hâlâ tozlu raflardan indirilmeyi bekliyor.

Savcının önlenemeyen yükselişi
24 Ocak 1993'te bombalı bir suikast sonucu yaşamını yitiren Mumcu'nun ölümünün ardından olayın aydınlatılacağı konusunda namus ve şeref sözü veren siyasiler ve bürokratlar çeşitli makamlara terfi ederken, cinayetin üzerindeki sis perdesini aralamaya çalışanlar siyaset sahnesinden SİLİNREK cezalandırıldı. Suikast tarihinde başbakan olan Süleyman Demirel bugün görev süresinin uzatılmasını beklerken, soruşturmayı savsaklayan dönemin DGM Savcısı Ülkü Coşkun, hakkındaki ceza istemleri göz ardı edilerek terfi ettirildi. TBMM'de kurulan ve olayı sorgulayan komisyonda görev alan bazı milletvekilleri ise, seçimlerde kendi parti liderlerince listelere alınmayarak cezalandırıldı. Cinayetin ardından ortaya çıkan tanıklar 'yalancı' diye nitelendirilip susturulurken , olaya karıştığını ileri süren tek sanık da 'deli' ilan edildi. Olaydan bu yana geçen yedi yıllık dönemde Mumcu adına tahammül edemeyenler, cadde ve sokaklarda isim değiştirerek intikam alırken, ailenin idare hakkında açtığı tazminat davalarının bir kısmı da hâlâ sonuçlanmadı.
#32 - Eylül 20 2006, 00:36:19

Sesleniş / Uğur Mumcu

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma
bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline
değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam
sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz
titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı
gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu
düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da
susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına,
demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma
bizi...
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...
#33 - Eylül 20 2006, 00:43:39

Can Dündarın Uğur Mumcu Hakkındaki yorumu

Uğur Mumcunun Mirası

Şaşırmıştım duyduğumda:
Uğur Mumcu ile Abdi İpekçi tanışmazlarmış meğer...
Daha doğrusu çok geç tanışmışlar.
27 Ocak 1979'da Etap Oteli'nde bir açık oturuma birlikte katılmışlar.
Mumcu o günlerde üzerinde çalıştığı silah kaçakçılığı-terör ilişkisini gündeme getirmiş.
Sonra İpekçi söz istemiş ve "Uğur Mumcu'nun söylediklerine aynen katılıyorum, altına imzamı atıyorum" demiş.
Masada el sıkışmışlar.
Sonra İpekçi de terörün ardındaki silah kaçakçılığından söz etmiş.Lanetledikleri şiddete kurban verdiğimiz Mumcu ile İpekçi'nin buluşmasını, toplantıyı izleyen gazeteci Leyla Umar'dan dinlemiştim. Umar, hep mutedil görüşler savunan İpekçi'ye "Hah şöyle, nihayet sert çıktın" demişti çıkışta...
* * *
İpekçi, bu toplantıdan 5 gün sonra öldürüldü.
O gün, o salonda bulunan Mehmet Ali Ağca tarafından...
Ağca, kurbanını 25 Ocak'tan 1 Şubat'a kadar izlediğine göre büyük olasılıkla o açık oturuma da gitmişti.
Sonradan o açık oturumun ses bantları çalındı, çalan bulunamadı.
Vurulmadan 15 gün önce de İpekçi'nin adres ve telefon defteri çalınmış, onu çalanlar da bulunamamıştı.
* * *
Uğur Mumcu, daha sonra hazırladığı "Ağca Dosyası"nda (Tekin, 1982) bu ses bantlarını ve adres defterini sormuştu.
Sadece onları mı?
Ağca yakalandığında üzerinde bulunan adres ve telefon numaralarının neden araştırılmadığını da...
O adres defterinde numarası yazılan kuruyemişçi Kemal Özbay'la Ağca'nın avukatı Turhan Özbay arasında ilişki olup olmadığını da...
Ağca'nın askeri hapishaneden kaçtıktan sonra evinde kaldığı Toprak Tarım Reformu müsteşarlığı memurunu da...
* * *
Mumcu bugün yaşasa hangi soruları sorardı kim bilir?
Belki Ağca'nın "yanlışlıkla salıverildikten" sonra bindiği kara Mercedes'in ve kaldığı evin sahibi, Ağca hayranı oto galerici Turan Sümer'i inceler, evin bulunduğu "Özbey Sitesi"nin Ağca'nın İpekçi cinayetindeki suç ortağı Yalçın Özbey'le ilişkisi olup olmadığını araştırırdı. Özbey'in de yakalandığında "ihmal nedeniyle" salıverildiğini, istihbaratçılara verdiği ifadenin ses bantlarının da "kaybolduğunu" hatırlatırdı.
Belki de Ağca'nın Kartal Cezaevi'nden MİT Müsteşarı'na yazdığı mektuptaki el yazısını, Münih'ten Alpaslan Türkeş'e yazdığı "Sayın Başbuğum" diye başlayan mektubundaki el yazısıyla karşılaştırırdı?
Belki MİT'e yazdığı mektupta neden Kosta Rika devletinin davetinden bahsettiğini irdeler, Ağca'nın daha önce "Türkiye'de olmazsa Kosta Rika'da yaşarım" demesinin, Çatlı dosyasında bu ülkenin adının geçmesiyle ya da CIA'nın "contra" tetikçilerini Kosta Rika'da yetiştirmesiyle ilgisi olup olmadığını araştırırdı.
* * *
Bugün Uğur Mumcu'nun ölüm yıldönümü...
Bize düşen, onun ardından ağıt yakmak değil...
Yapmamız gereken, onun Abdi İpekçi'nin ardından yaptığını yapmak, koruma kalkanını kırmak, canilerden hesap sormak, yarım kalan dosyaları tamamlamak, zor sorulara cevap bulmaya çalışmaktır.
Çünkü görüldüğü gibi, Mumcu'nun ölümünden 13 yıl sonra bile o sorular hâlâ güncel...
Yanıtlarsa hâlâ meçhul...

#34 - Eylül 20 2006, 00:52:16
« Son Düzenleme: Eylül 20 2006, 00:52:43 Gönderen: kelomar »

Uğur Mumcu Olmak..

Dün Mersin’deydim. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin düzenlediği "Uğur Mumcu'yu Anma Etkinliği"ne katıldım.

Kültür Salonu’nu dolduran dinleyicilere sordum:
"Bugün, Türkiye'nin dört bir yanında, bu arada yurt dışında, Almanya'da, Sevgili Uğur'u anan bizler, yılın diğer günlerinde de Türkiye'nin sorunlarına Uğur Mumcu’nun sorumluluğu ve kararlılığıyla ağırlık koyabilsek ne olurdu?"

Yanıt basitti ve bir tür özeleştiri de içeriyordu. Salonda bulunan kimse, bu durumda Türkiye’nin aşılamayacak bir sorunu kalacağına inanmıyordu.

 

*          *          *


Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı ve onlarca Atatürkçü bilge, rasgele katledilmediler. Kahpe katiller tarafından özellikle hedef seçildiler.

Onlar, katledilmeden önce hapse atılarak da susturulmak istenmişlerdi. 12 Mart 1971’de de, 12 Eylül 1980’de de çok sayıda Atatürkçü, askerî cezaevlerinde çürütülmeye çalışılmıştı.

O günlerden unutmadığım bir anım var:
12 Mart devlet terörünün bütün şiddetiyle kol gezdiği günlerde, Muammer Aksoy’un da tutuklandığını ve Mamak Askerî Cezaevi'ne getirileceğini haber aldık. Cezaevinde bulunan Mümtaz Soysal, çılgına döndü. Koğuşun önündeki demir parmaklıklara saldırdı. Bir yandan da, bütün gücüyle bağırıyordu. "Muammer Hoca'yı buraya sığdıramazsınız" diye.

Gerçekten sığdıramadılar... Sadece, Muammer Hocamızı saymak için, bir elin parmaklarının dahi fazla geleceği birkaç dönek dışında, kimseyi kontrollerine alamadılar. Bunun üzerine, Atatürkçü aydınları kahpe cinayetleriyle kırmaya yöneldiler.

Ancak Uğur Mumcu’lar, Ahmet Taner Kışlalı’lar kabirlerine de sığmıyorlar. Uğruna yaşamlarını verdikleri Atatürk’ün laik, demokrat ve çağdaş Türkiye bayrağını hâlâ dimdik ayakta tutuyorlar.

 

*          *          *

 

Artık, biz de devreye girebilmeli ve Atatürkçülük bayrağına tüm gücümüzle sarılmalıyız.

 

Bunu, sadece şehitlerimizin anma törenlerinde bir araya gelerek yapamayız. Törenlerimiz  görkemli, içerikli ve coşkulu olabilir. Ancak bu yetmez.

Türkiye’nin laiklik, demokrasi ve çağdaşlık temelindeki Kemalist devlet yapısından vazgeçmesi, bunun yerine etnik ve dini cemaat temelindeki bir federatif yapılanmayı benimsemesi, içte ve dışta pek çok etkili çevre için bir isteriye dönüşmüştür. Bu konu, Avrupa Parlamentosu’nun ve ABD'de Bush yönetiminin dış politika mutfağı sayılabilecek Rand Corporation'ın raporlarının vazgeçilmez malzemesi olmuştur.

Bu, kendiliğinden gelişen bir olgu değildir. Özel olarak pişirilmektedir.

Dünyayı, Ortadoğu odaklı olarak yeniden biçimlemeyi planlayan ABD, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında ulus devletlere yer olmayacağı inancındadır. Türkiye de dahil olmak üzere, bölge devletlerinde ulusal kimliklerin ön planda olmasını proje için tehdit olarak algılamaktadır.

ABD, Ortadoğu üzerindeki kontrolünü etnik ve dinsel cemaatlerin örgütlülüğü temelinde kurmak istemektedir. Bu nedenle, etnik ve dinî cemaat örgütlenmeleri alabildiğine özendirilmekte, hattâ bu örgütlenmelerin ev sahipliği dahi yapılmaktadır.

Bu, boyun eğebileceğimiz ya da seyirci kalacağımız bir gelişme değildir. Bütün gücümüzle direnmemiz ve yaşanan süreci değiştirmemiz gerekir.

Bunun için, yeni Uğur Mumcuları, Ahmet Taner Kışlalıları da önümüze düşmeleri için bekleyemeyiz. Hepimiz bir Uğur Mumcu, bir Ahmet Taner Kışlalı olabilmeliyiz. Sevgili Uğur’un dediği gibi, onların her bir parçasından binlerce yeniden doğumu gerçekleştirebilmeliyiz.

Uluç Gürkan
#35 - Eylül 20 2006, 01:10:57

            Uğur MUMCU, Ölümünün 12. Yıldönümünde de Aramızda

                                                   24 OCAK 2005

   Uğur Mumcu; araştırmacı-gazeteciliğin Türkiye'deki en değerli adı... Basınımızda sık rastlanmayan yazarlardan biriydi Uğur Mumcu... Yıllarını gerçekleri ortaya çıkarmaya adamış, bu uğurda birçok olayın üzerine korkusuzca giderek belgelerle kamuoyuna sunmuştu. Atatürkçüydü, Cumhuriyetçiydi, karanlık güçlerin üstüne gözünü kırpmadan giderdi. Kılıçların değil, kalemlerin gölgesinde savaşmayı severdi. O'na, O'nun gibilere daha fazla gereksinim duyduğumuz şu günlerde kendisini özlemle anıyoruz.

   Milyonlar sadece bir plastik bomba ile bedeninin parçalanmasına tepki olarak değil, kendileri adına, onları savunan bir yürekli insanın kaybının acısı, kaygısı ile buluşuyorlar. Aradan geçen 12 yıl, ülkemizde ve dünyamızda yaşanan büyük yozlaşma, Uğur Mumcu'da simgeleşen, aydın, araştırmacı gazeteci kimliğinden sapmayı, Uğur Mumcu'nun teröre hedef seçilmesinin nedenlerini çok daha çarpıcı biçimde açıklıyor.

   Uğur Mumcu, gazete sayfalarında kalan binlerce yazısından bir bölümünü sayıları yirmi dörde (24’e) ulaşan kitaplarında toplamıştı. "Sakıncalı Piyade" ile başlayan bu yazarlık serüveni, yıllar yılı üst üste yığılan kitaplarıyla sürdü gitti. Yakın tarihimizin karanlık yollarından Rabıta'ya, silah kaçakçılığından teröre, oradan da mafyaya uzanan bu kitaplar, Türkiye insanının geleceğine ışık tutacak, Uğur Mumcu da yapıtlarıyla hep halkının yanında olacaktır. Dürüst ve yürekli kalemi ile milyonların kalbinde taht kurmuş bir araştırmacı yazardı. Ödün vermez bir Atatürkçü olarak Türkiye’nin her yönden gelişmesi ve uygar ülkeler düzeyine ulaşmasının ancak Atatürk devrim ve ilkelerine sahip çıkmaktan geçtiğini söylerdi.

   Maalesef, Mumcu suikastı faili meçhul cinayetler arasında yerini koruyor. Terör, masum insanları hedef alır, onları korkutmayı amaçlar; ama asla yıldıramaz. Terörün kazananı olmaz.

   Uğur Mumcu’nun, bu milletin uyanmasında öncü ve örnek olan araştırmacı gazeteciliği, idealizmi; silah ve uyuşturucu teröristlerinin, çağdaş ve çağdışı yobazların, rantiye peşinde koşan kimi medyanın, satılık "köşe" ve "kalemler"in arasından sıyrılıp, günümüzde de aydınlık yolunda örnekliğini ve yol göstericiliğini sürdürüyor.

   Türk Ulusunun insan onuruna yakışır bir dünyada yaşaması amacıyla, kişiliğinden ödün vermeden mücadele eden, Atatürk ve Devrimleri'nin yılmaz savunucusu, ilerici, yurtsever, demokrat, aydın ve yürekli gazeteci Uğur Mumcu'nun katledilmesini bir kez daha şiddetle kınıyoruz. Yaşadığımız olaylar, onu haklı çıkardıkça Uğur MUMCU’yu daha iyi anlıyoruz.

   Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

   Ali Ekber TUNÇDEMİR     

#36 - Eylül 20 2006, 14:50:47
.........

 Maalesef, Mumcu suikastı faili meçhul cinayetler arasında yerini koruyor. Terör, masum insanları hedef alır, onları korkutmayı amaçlar; ama asla yıldıramaz. Terörün kazananı olmaz.


Bu cümleler gercekten çok hoş olmuş.Evet kazanamıcaklar naparsa yapsınlar kazanamıcaklar

Paylaşımın için tşk ederim  :cicek
#37 - Eylül 20 2006, 15:29:42

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmegimizi.
arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığinda bitirirdik kitaplarimizi. kendimiz gibi yasayan binlerce yoksulun yüregini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksullugun bükemedigi bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. işkence hücrelerinde sabahladik kaç kez. isteseydik, diplomalarimizi, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. yüregimiz, işçiyle birlikte atti. yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. bizleri yok etmek istediler hep. öldürüldük ey halkım unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, iskencecilerin acimasiz ellerine terk edildik. direndik küçük yüregimizle, direndik genç kizlik gururumuzla. tükürülesi suratlarina karsi bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarimizi fırlattik boş birer eldiven gibi. utanmadilar insanliklarindan, utanmadilar erkekliklerinden. hücrelere atildik ey halkim, unutma bizi...

Ölümcül hastaydik. bağırsaklarimiz düğümlenmisti. hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. cezaevlerine kilitlenmis kocalarimizin taptaze duygularina, birer mezar tasi gibi savrulduk. vicdan sustu. hukuk sustu, insanlik sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. ölüm, her gün bir sinsi yilan gibi dolasiyordu derilerimizde. uydurma davalarla kapattılar hücrelere. hastaydik. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. bir buçuk yasindaki kızlarımızı öksüz bırakmazdik. önce kolumuzu, omuz basindan keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. sonra da otuz iki yasinda bırakıp gittik bu dünyayi, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. ege'deki tütün isçileri, sizin için öldük. doğudaki topraksiz köylüler, sizin için öldük. istanbul'daki, ankara'daki işçiler sizin için öldük. adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan isçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Bagimsizlik, mustafa kemal'den armagandi bize. emperyalizmin ahtapot kollarina teslim edilen ülkemizin bagimsizligi için kan döktük sokaklara. mezar taslarimiza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle baslarimizi ezmek, kanlarimizi emmek istediler. amerikan üsleri kaldirilsin dedik, sokak ortasinda sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaslarindaydik öldürüldügümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol sirketlerine karsi devletimizi savunduk; komunist dediler. ülkemiz bağımsız degil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. kurtuluş savasinda emperyalizme karsi dalgalandirdigimiz bayragimizi daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım unutma bizi...

Henüz çocuklugumuzu bile yasamamistik. bir kadin eli degmemisti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karsi, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarina. herkes tanıktır ki korkmadik. içimiz titremedi hiç. mezar topragi gibi taptaze, mezar tasi gibi dimdik boynumuzu uzattik yaglı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasinda vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuslardi ya da susmuslardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karsisindakilere bagirmamis insanlarin gözleri önünde öldürüldük. hukuk adina, özgürlük adina, demokrasi adina, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkim, unutma bizi...bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüge adanmis bir top çiçek gibiyiz simdi., hep birlikteyiz ey halkim, unutma bizi,
unutma bizi,
unutma bizi...

Uğur Mumcu
#38 - Eylül 20 2006, 15:47:10

Henüz çocuklugumuzu bile yasamamistik. bir kadin eli degmemisti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karsi, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarina. herkes tanıktır ki korkmadik. içimiz titremedi hiç. mezar topragi gibi taptaze, mezar tasi gibi dimdik boynumuzu uzattik yaglı kementlere.

Bu yazıyı her okudumda cok duygulanırım.Bu adamların cektiklerini okuyup dinledikçe insanın gercekten kanı donuo.O zaman hep kendime derimki ya biz nelerden şikayetciyiz bide şu insanların çektiklerine bi bakın :icon

Yasemin paylaşımn icin tşk ederim :cicek
#39 - Eylül 20 2006, 19:34:00

Üye:

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.