Alternatifim Cafe

Kaz Dağı Efaneri Üzerine Bir Araştırma

Discussion started on Edebiyat

KAZ DAĞLARI YÖRESİ EFSANELERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA


Halk edebiyatı ürünlerinin sosyal yapı ve toplumsal işlevleri üzerine Batı’da birçok, ülkemizde de bazı çalışmalar yapılmıştır. “Halk Edebiyatı” adı altında çok geniş bir kavramla dizgeleştirilen ürünler bütününün, davranışlar kaynağı olarak gösterilebileceğimiz gelenek olgusu ile birlikte ele alınması toplumsal ve sosyal incelemelere kolaylık sağlamaktadır.

 

1. Geleneksel sorunu yalnızca bizi değil öteki batı ülkelerini de derinden etkilemiş bir kavramdır. (...) Batı, geleneksel olgusunu, hem kendi içinde hem de kendi dışında yaşıyor. Batı, gelenek sorununu hem bir ‘kült’ olarak yaşamıştır, hem bir gerçekçilik olarak algılamıştır, hem de ona ‘içerden’ bakmıştır.

 

Gelenek sorunu dolaylarında irdelediği olguların hiç birisini Batı kendisine (Batı’ya) özgü gerçekliğinden kopararak ve onunla yabancılaşarak ele almamıştır.  Doğal olarak bu Batı’nın kendisine, bilincine ve dizgeselliğine ters düşmemesi demektir ki, Batı’nın (özüyle) çelişmemesi anlamına gelir. 1

 

Bizde ise gelenek konusundaki yaklaşımlar ya bir koleksiyonculuk anlayışı içinde gerçekleşmiş ya da nostaljik değerlendirmelerle ele almıştır. “Oysa...gelenek sorunu(..) bir toplumun kendisine ve kendisi diye tanımlanan dizgeselliğe kendi ‘içinden’ değil, ‘dışından’ bakmasını aşma çabasıdır.”2

 

           1.1. Türk toplumu, Batı’nın Rönesans-Aydınlanma gibi kültürel ve düşünsel boyutlu çok etkili toplumsal değişmeleri geç yaşamakla birlikte, gelenekler dizgesi içinde bir süreklilik göstermektedir. “Halk davranışı, yani törensel ve anonim olma eğilimi mantığının azalması ve mistik inanışının artması ile doğru orantılı olduğu kuralını3 kabullenirsek geleneksel dizgesinde gevşemeyi de doğal karşılayabiliriz. Ancak, onların sosyal ve toplumsal boyutlarının ortaya konması da yüzyıllar boyunca insanlara yön vermiş olguları yakalamak demektir.

 

1.2.  Kökleri yüzyıllar öncelerine dayalı, inanç kaynaklı efsanelerin ve bunlara bağlı geleneklerin incelenmesiyle “günümüzde”  bir sonuca varmak zor gibi görünmektedir. Ancak, bir araştırmacının dediği gibi, “bugünün hızla gelişip rasyonelleşen dünyasında insanların irrasyonel davranışlarına bakarak dünün eski değerlerini ve onların bugün aldıkları şekli görmek, bu arada eskinin ışığında yeniyi anlamak mümkün oluyor.”4

 

            1.3. Çeşitli derleme çalışmaları yaptığımız Kaz Dağları yöresi efsaneler, geleneklerle iç içe yaşmaktadır. Bu çalışmamızda yöre efsaneleri üzerinde Prof. Dr. Paul Magnarella’nın “İşlev Kuramı” ve Prof. Dr.  Bilge Seyidoğlu’nun  “Erzurum Efsaneleri”  (Erzurum 1985) adlı çalışmasındaki toplumsal işlev hakkındaki görüşlerini uygulamaya çalışacağız.

 

            2. “Prof. Dr. P. Magnarella, Batı’da Levi-Strauss, Victor Turner ve diğerleri tarafından ele alındıktan sonra da moda ‘tip ve sembolik analiz yaklaşımını geliştirmiştir. Magnarella gelenekleri, hareketlerin, sarmalanmış davranışların, kelimelerin ve uygarlık içinde kazanılmış çevrede gelişsen fiziksel, sosyal, kültürel, ruhsal, sağlık ve ekonomik vs. gibi kombinasyonlarla biçimlenen objelerin standart dizisi olarak belirlenmiştir.”5  Geleneği oluşturan bir çekirdek (ya da başat) unsur ile yardımcı (instrumantal) unsurlardan hareket eden Magnarella, dört ana işlev belirlemiştir:

            1. Ruhsal işlev.

            2. Yaradılış-Kehanet (bilicilik) işlevi,

            3. Kuramsal işlev,

            4. Pratik (uygulama) işlevi.

           

            Bu dört ana işlece ek olarak belirli insanların gelenek-inanç sistemleri, kendilerinin toplum ve kültürleri hakkındaki spesifik konulara ait ifadeler de dikkate alınmaktadır.6

            2.1.  Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu ise, efsaneler üzerindeki araştırmaları sonucunda, onların:

            1.  Gelenek ve görenekleri koruyucu-koruyucu olmaları,

            2.  Topluma yön vermeleri,

            3. Oluşturdukları yere anlam kazandırmaları,

            4. Koruyucu ve sağaltıcı işlevleri üzerinde durmuştur.7

 

            2.2.  Araştırmamızdaki yöre, Güney Marmara Bölgesi’ndeki doğudan   batıya uzanan Kaz Dağlarının, Kuzeyde Çanakkale ilinin  Çan ilçesi ile güneyde Burhaniye-Edremit-Behramkale arasıdır.

 

            2.3.  Bu yöreye Oğuz aşiretlerinin gelmeleri, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ile gerçekleşmiştir. “Uç beylikleri döneminde gördüğümüz bu aşiretlerden ‘Germiyanlı Türkmenleri 1270’li yıllarda yörede görülmeye başlanmıştır. Selçuklu Devleti’nin “Uç Beyi” olan Alişar oğlu Yakup Bey, Türkmenler’e yeni yurtlar açmak için Bizans arazisine akınlar yapmıştır. Daha sonra Karesi Bey’le gelen Türkmenler Bizanslılar’ın boşalttıkları yerlere yerleştiler. 1334’te Balıkesir’i gezen Arap gezgini İbn Batuta’nın “şehirde henüz namaz kılacak bir camii olmadığını yazması, o tarihlerde bile şehirde tam bir yerleşimin olmadığını göstermektedir. Türkmenler’in önünün denizle kapandığını gören emir Karesi, Edremit Körfezi’nde kurduğu güçlü bir donanma ile aşiret savaşçılarını korsan denizciliğe yöneltmiş, bu sebepten de “Emir-es-Sehavil” unvanını almıştı.8

 

            13. Yüzyıldaki Moğol baskısı da yöreye büyük Türkmen kitlelerinin gelmesine yol açmıştır. Güney Anadolu’da   Adana yöresi Toroslar’ında yaşayan Türkmenler’e – orman ürünlerini işledikleri için-  verilen “Tahtacı” (Ağaç Eri)  adı, Kaz Dağları’nda yaşayan Oğuz boylarına da yansıtılmıştır.  Yöre halkı , Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u zaptetmeden önce kullanacağı gemilerin kerestelerini biçmek üzere kendilerini Toroslar’dan buraya getirdiği inancındadır. İşte bu Türkmenlerden bir bölümü, Kaz Dağları’nı kendilerine konar-geçer hayatlarında mekan seçmişlerdir. 182-1864 yılları arasında Bursa valisi olan Ahmet Vefik Paşa’nın iskan emri üzerine de köyler kurulmuştur. Yöredeki yaşlı kişilerin, iskandaki kararlı uygulamaları olan paşa hakkında “Çadır Yırtan Paşa” diye söz etmeleri de dikkatimizi çekmişti.

3. Yöre efsanelerinin en bilineni Sarı Kız hakkında anlatılanıdır. Bazı değişik motifleri kapsamakla birlikte efsanenin genel seyri şöyledir:

 

Akçay Körfezi ve çergesinde yöre halkıyla eni konu bütünleşmiş bu efsanenin kahramanı olan Sarı Kız , güzelliği ile tüm çevrede ün sahibidir. Babası, kızının kocaya varmasını kendisinin Hac vazifesinin sonrasına bırakır.

 

Babasının girmesinden sonra hastalanan kızın anası, öleceğini sezinleyince aynı vasiyeti kızına yineler. Aradan yedi yıl geçer. Ana ölür. Dünürcüleri hep geri çeviren Sarı Kız’ın sevdalıları, ona sahip olmak için çırpınsalar da başarılı olamazlar. Bunun üzerine iffetli Sarı Kız için iftiralar, lekelemeler başlar. Günün birinde hac vazifesinden geri dönen baba, yalanlara kanarak kızını kovar. Sarınca Kız alır başını yastık eder dağın kara taşını. Gel zaman, git zaman doğruyu öğrenen baba, hareketinden pişman olarak kızını aramaya koyulur. Değişik söylentilerle anlatılan buluşma sahnesinde baba, kız barışırlar. Yanındaki kazlarla yaşayan Sarı Kız, ayrılık yada gerçek vuslat deminin geldiğini anladığından abdest almak üzere elini körfezin sularına uzatır. Denizin içinden buz gibi soğuk, kaynak su fışkırır. Sarı Kız kırklara karışır. Bir diğer varyantta  önce kız babası ölür. Sarı Kız da dağların en yüksek yerinde meftundur. Günümüzde üç tarafı kapalı 1,5m kadar yüksekteki üç duvardan ibaret olan mezar, yöre halkı tarafından kutsal kabul bilinmekte ve özellikle Ağustos ayında toplu bir biçimde ziyaret edilmektedir. Mezarın dolaylarındaki beyaz kayaların, Sarı Kız’ın yoldaşları olan kazlar olduklarına inanılmaktadır.

 

3.1. Uzun Baba Efsanesi: Gelenek-görenekleri her türlü olumsuz koşula rağmen, hala inanılmayacak bir biçimde yaşatan Akçay’a 5 km. uzaklıktaki 130 haneli Türkmen Köyü Tahtakuşlar’da metfun Uzun Baba da efsane ve gelenek birlikteliğini yansıtan bir başka örnektir. Köy yaşantılarından anladığımız bilgilere göre, Uzun Baba, Hacı Bektaş’ın müritlerindendir. O’nun ocağından dervişler, ermişlik konusunda yarışa girerler. Bunlardan Karaca Ahmet, Uzun Baba’ya ‘Aramıza gelmeyen var, onu ara bul’ diyerek O’nu sınamak ister. Yollara düşen Uzun Baba’ya göklerden kopup gelen bir şahin yol gösterir. Kaz dağlarına varırlar. Uzun Baba’nın yeni mekanı burasıdır. Dergahını açar, hikmet sofrasını saçar. Okunu attığı yer de kendisine mezar olur. Günümüzde özellikle Hıdrellez’de köy halkının görkemli mezar ziyaretlerinde Uzun Baba mutlaka ziyaret edilir. Adına yaraşır uzunluktaki mezar, bir metrelik bembeyaz duvarlarla üç yandan çevrilidir. Kenarlarındaki çıkıntı taşlar, ziyaretçilerin tavafları sırasında niyet dilenerek  öpülür. Ziyaretin yanındaki diğer mezarlarda bulunan kaz ayağı biçimindeki üçlü motif ise, köyün yaşlıları; dünyada yaşamak, kabire girmek, ahirete geçmek biçiminde açıklarlar.

 

3.2. Âşıklar Tepesi Efsanesi: Anadolu’da birçok benzerini gördüğümüz bu efsanede; gelenek, psikolojik etki ve kutsallık açılarından önem kazanmaktadır. Çam ağaçlarıyla kaplı bir tepeden medfûn ermiş kişi, inanışa göre, bazı gecelerde elinde fenerle dolaşırmış. O’nu gören çiftlerin muradlarına ereceklerine inanılır. Mezarın olduğu çevredeki çam ağaçlarına niyet bezleri, mendiller bağlanır. Bazıları, erenin Kurtuluş Savaşı şehitlerinden biri olduğunu söylemektedir. Âşıklar Tepesi’nin temiz tutulması, çevreye saygılı olunması şarttır. İçki içilmez, çalgı çalınmaz orada. Âşıklar Tepesi’nde dedeyi gördüğünü söyleyen çiftlerin evlenmelerine karşı çıkanların felakete uğrayacağına inanılır.

 

3.3. Sarı Kız II: Öveşli Köyü’ndeki çamlığın içinde başka bir Sarı Kız türbesi bulunmaktadır. Bu Sarı Kız,  bir Osmanlı paşasının  -hatta rivayete göre Osmanlı sultanının- kızıdır. Paşanın ailesi Bigadiç taraflarına göçerken Başlamış denilen yerde Paşa’nın kızı olur. Doğuştan zayıf ve hastalıklı olan kız, her geçen gün sararıp solar. Dört bir yandan gelen hekimler, bir çare bulamazlar; çocuk, çamlıkta ruhunu teslim eder.

 

O günden beri çocuğun defnedildiği yer, çocuğu olmayan kadınlara çare, umut kaynağı olur. Mezarın çevresindeki çamlara bağladıkları bezler ve bebek kuklaları ve mezarın üzerine koydukları taşla çocuk beklentilerinin gerçekleşmesini umarlar. Ayrıca mezar toprağın üstü karşılaştırılarak ilk çıkan böcek, kurutularak çocuğu olmayan kadına ilaç diye verilir. Mezara çok  önem verildiğinden, hiç kimse o yörenin çamlarından bir dal bile kesemez, bir tek  çam kozası alamaz. Geçmişte bu yasağa uymayanların da cezalandırıldıkları örneklerle anlatılmaktadır. Bir köylü, çamlığa keçileriyle geldiğinde, mezarın başında kurda benzeyen bir yaratıklar karşılaşır. Sopası ile hayvana vurmaya kalkışınca, mezardan kızın çığlıkları duyulur. Köylü, lal ve sağır olarak köye döner.

 

3.4. Agonya yöresi, Kaz Dağlarının efsanelerle örtülü bir bölümüdür. Mitolojik birçok alıntı, eski Yunan  kralı Neopsis’ten başlar, günümüz efsanelerine kadar uzanır. Agonya çayı kenarındaki Orenigies (şimdiki örencik) köyünde savaş kampında kalan kral, güç almak üçün mutlaka şimdiki Hıdırlar köyünde bulunan kaplıcalara girermiş. Yöre halkı günümüzde de suyun güzelleştirici ve güçlendirici etkilerine inanmaktadır.

 

Bir keresinde kraliçe suda yıkanırken kaybolur. Sonsuz acılardan kaynaklanan kralın gözyaşları toprağa düştükçe, sıcak kaplıca suyunun hemen yanı başında buz gibi kaynak suyuna dönüşür. Günümüzde de bu iki suyu yan yana görmek mümkündür.

 

3.5. Devellerin Fadime Efsanesi: Yörenin güzel kızı Fadime, bir gün tek başına Cicik kaplıcasına gider. Birden suyun içinden çıkan ay yüzlü bir delikanlıya aşık olur. Seslenir, cevap alamaz, delikanlı suda yiter, gider. Kız, ertesi gün çocuğu rüyasında görür; kaplıca yakınındaki bir mağarada buluşmak üzere sözleşirler. Kız, şafakla birlikte mağaraya gider. Köylülerin şimdi ‘Büyülü Mağara’ dedikleri yerden mavi bir ışık süzülür. O günden sonra kızın hali, tavrı değişir. Durumundan şüphelenen Fadime’nin babası, kızı gizlice izlemeye başlar. Bir gün kızla, oğlan mağaranın içine girerler. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen bunların çıkmadığının gören baba, içeri dalar. Mağara çıkışı olmayan, kör bir kuyu gibidir. Kızla, oğlandan ese yoktur. Yıllarda kızının yolunu boşuna bekler, durur baba. Her Ilıca’ya giden bir kere ürpererek bakar mağaraya. Yörede çalışmayan, huysuz, aylak çocuklar bu mağaraya bırakılacakları ile tehdidiyle uyarılırlar.

 

4. EFSANELERİN İŞLEV (MAGNARELLA)  ve TOPLUMSAL BOYUT (SEYİDOĞLU) İNCELENMESİ

I. İşlev İncelenmesi:

Efsane No
 Adı
 1.Ruhsal Fonksiyon
 2. Yaradılış-Kehanet
 3. Kurumsal Fonksiyon
 4. Pratik Uygulamalar:
 
1
 Sarı Kız
 Ermişlik kültü, kadına ermişlik konumu kazandırılarak yüceltme, mezarın türbeye dönüşmesi, denizden kaynak suyunun çıkması
 Kadının çevresini ve toplu yönlendirmede duruma sahip olur.
 Kadın, saygınlık sosyal kültürel konum bakımından yücelir. Toplumsal ilişkililerde efsanenin belirleyici işlevi, Ağustos ziyaretleri ile birleştiricilik rolü
 Törensel uygulamalar.
 
2
 Uzun Baba
 Ermişlik kültü, semavi yardım ve yol gösterme, mezar-türbe oluşumu.
 Uzun Baba’nın yitik kişiyi efsane mantığı çevresinde araması
 Uzun Baba ile yerleşim hareketinin başlaması, belirli bir tarihte sosyal ilişkileri yönlendirme.
 Törensel uygulamalar, manevi sağaltma
 
3
 Âşıklar Tepesi
 Ermişlik kültü, semavi yardım ve güç kazandırma, mezar, türbe dönüşümü.
 Yok
 Çevre ile ilgili toplumsal uygulamalar, ana-baba davranışlarını etkileme
 Törensel uygulamalar. Sorun çözümleyici işlev.
 
4
 Sarı Kız II
 Yok
 Yok
 Çevre ile ilgili koruyucu işlev, çocuksuzluğun felaket getirici olmadığını  vurgulayarak, sosyal yapıda belirleyicilik
 Törensel uygulamalar, inanca dayalı sağaltma
 
5
 Örencik
 Yok
 Yok
 Yok
 Yok
 
6
 Devellerin Fadime
 Mistik tipleme, ışık, insan dönüşümü
 Yok
 Genç kızlara ilişkin ana baba davranışlarını yönlendirme ve belirleme
 Çocuk terbiyesine ait uygulama
 

II. Toplumsal Yapı İncelemesi (B. Seyidoğlu)

Efsane No:
 Adı
 1. Gelenek ve Görenek Koyucu  Efsane No:
 2. Topluma Yön Verme
 3. Mekanı Manalandırma
 4. Koruyucu ve Sağaltıcı
 
1
 Sarı Kız
 Belirli günde ziyaret ve çeşitli uygulamalar. Törensel giysiler ve davranışlar.
 Yalan ve itirafın toplumsal boyutu.
 Sarı Kız’ın türbesi mistik değer kazanır.
 Denizdeki kaynak suyunun şifalı olduğuna inanılır.
 
2
 Uzun Baba
 Hıdrellezdeki törenlerde Uzun Baba’yı ziyaret ve törensel kurallar. Giysi ve davranışlardaki gelenekler.
 Sosyal ilişkiler açısından yönlendiricilik
 Uzun Baba’nın mezarı türbeye dönüşür. Kutsal kişilik kazanmıştır.
 Uzun Baba, tüm dertlere çaredir. Türbenin çevresi korunur. Psikolojik sağaltma. Dileklerin gerçekleşmesi umudu.
 
3
 Âşıklar Tepesi
 Nişanlıların sevgililerin ziyaretleri şarttır. Çamlara bez, mendil asma geleneği sürdürülür. Tepenin ermişini gören çiftlerin vuslatına kimse karşı çıkamaz.
 Gençlerde hoşgörü ile bakmada yönlendiricilik. Baskının eleştirisi.
 Ermişten kaynaklanan kutsal mekan kavramı
 Mekanın temiz tutulması, korunması.
 
4
 Sarı Kız II
 Çocuksuzların uyguladığı çeşitli gelenek-görenekler. Ağaçlara asılan bez ve bebekler. Özel giysi geleneği.
 Çocuksuzluğun hoşgörüyle karşılanması gereği.
 Kutsal mekan anlayışı.
 Çevrenin ödünsüz korunması. Psikolojik sağaltma işlevi.
 
5
 Örencik
 Yok
 Yok
 Suyun güzelleştirici güçlendirici etkisine olan inanç, mekana kutsallık kazandırır.
 Sağaltma inancı.
 
6
 Devellerin Fadime
 Yok
 Genç kız davranışlarına hoşgörü getirme
 Mağaranın uyarıcı (ikaz edici) mânâ kazanması.
 Efsanenin uyarıcı yönünün çocuk terbiyesinde etken olması
 

 

 

Kaynak Kişiler
 

Adı
 Yaşı
 Tahsili
 Mesleği
 Malzeme
 Köyü
 
1. Kadir Usta
 78
 Yok
 Çiftçi
 Sarı Kız

Âşıklar Tepesi

Uzun Dede
 Tahta Kuşlar
 
2. Ramiz Gülü
 63
 Okur Yazar
 Yok
 Sarı Kız II

Örencik

Devellerin Fadime
 Örencik
 

 

1.      Hasan Bülent Kahraman: “Gelenek, Postmodernizm ve Bazı Yeni Kavramlar”

Varlık, Sayı:1028, Sayfa: 2.

2.      a.g.e.

3.      Günay Uyar: : “Günlük Yaşantımızdaki İrrasyonel Davranışlar”, Folklora Doğru,

Sayı 4, Sayfa: 13.

 

4.      a.g.e.

 

5. Metin Karadağ: “Mahalli Türk Evlerindeki Halk Geleneklerinin Anlam ve

Fonksiyonları”, U.Ü. Eğitim Fakülteleri Dergisi, Sayı: 2, C.4, 1992.

 

            6. Metot hakkında daha fazla bilgi için Paul Magnarella: Folk Customs in the

Traditional Turkish Home. Their Meaning and Function”. II. Milletlerarası Türk

Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara 1982.

 

7. Bilgi Seyidoğlu: Erzurum’da Yerlerle İlgili Derlenmiş Efsaneler Üzerine Bir

İnceleme (doçentlik tezi), 1978. Kitap halinde, basımı Ankara 1985.

 

            8. Orhan Sekendiz (ve diğerleri): Balıkesir Yöresinde Geleneksel Halıcılık... Balıkesir,

1992. (U.Ü. Araştırma Fonu, Proje No:90/11)

 

 KAYNAKÇA

 

Kahraman, Hasan Bülent: “Gelenek, Postmodernizm ve Bazı Yeni Kavramlar” Varlık

Dergisi, Sayı:1028, Sayfa2, Mayıs 1993.

           

            Karadağ, Doç. Dr. Metin: “Mahalli Türk Evlerindeki Halk Geleneklerinin Anlam ve

Fonksiyonları”, U.Ü. Eğitim Fakülteleri Dergisi, Sayı 2, C.4, 1992.

 

            Magnarella, Prof. Dr. Paul: Folk Customs in the Traditional Turkish Home. Their

Meaning and Function”. II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri,

Ankara 1982.

 

Sekendiz, Prof. Dr. Orhan: Aydın Ayhan, Aydan Yüngül: Balıkesir Yöresinde

Geleneksel Halıcılık: Coğrafi dağılışı ve Aşiret Geleneklerine Göre Farklılıklar: Doğal Boya Veren Bitkilerin Üretimi ve Pazarlama Konuları Üzerine Araştırmalar. U.Ü. Araştırma Fonu Proje No: 90/11 1992.

 

            Uyar, Günay: “Günlük Yaşantımızdaki İrrasyonel Davranışlar” Folklora Doğru

Dergisi, Sayı 4, Sayfa 13.

 
#1 - Mayıs 07 2006, 02:44:25
İmza kural dışı.

Üye:

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.