Alternatifim Cafe

Edebiyat Üzerine Haberler..

Discussion started on Edebiyat

En çok hayranı olan filozof
Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek, Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenecek konferans ve film gösteriminden oluşan etkinliğe katılmak için bir kez daha Türkiye’de olacak.

Geçtiğimiz yıl Kasım ayında, Bilgi Üniversitesi’nde konferans veren Slavoj Zizek, bu yıl da Boğaziçi Üniversitesi’nde, 3 – 4 Aralık’ta Türkiye’de olacak.

Zizek ilk gün 'Post - İdeolojik Dünyada İdeoloji: Hollywood' başlıklı konuşmada, 'Hollywood ideolojik bir makinadır' klişesini yorumlayacak.

İkinci gün Zizek ve İsrailli yönetmen Udi Aloni, din ve laiklik ekseninde İsrail – Filistin sorunu ele alacak.

Popüler kültürü yapı bozuma uğratan ve Lacan, Derrida ve Foucault'tan etkilenen Marksist filozof, köktendincilikten politik doğruculuğa, küreselleşmeden internete, Matrix'ten David Lynch'a kadar sayısız alanda ve konuda yazıyor.

''Anti-Komünizm’deki bu diriliş gücünü nereden alıyor? Gençlerin birçoğunun Komünist dönemi hatırlamasının bile söz konusu olmadığı ülkelerde eski hayaletler niye hortlatıldı? Yeni anti-Komünizm buna basit bir cevap sunuyor: “Kapitalizm sosyalizmden gerçekten çok daha iyiyse, hayatlarımız niye hâlâ bu kadar sefil?” Birçoklarına göre bunun sebebi gerçekten kapitalizm dahilinde olmamamız: Gerçek bir demokrasiye hâlâ sahip değiliz, sadece onun yanıltıcı bir maskesine sahibiz, iktidarın ipleri hâlâ aynı karanlık güçlerin elinde, eski komünistlerden oluşan dar bir çevre yeni sahipler ve yöneticiler kisvesi altında varlığını sürdürüyor.'' (Gerçek sosyalizme bir şans daha)

Zizek'in 'Gülünç Yücenin Sanatı: David Lynch'in Kayıp Otoban'ı Üzerine', 'İdeolojinin Yüce Nesnesi', 'Ödünç Alınan Irak Çaydanlığı' gibi kitapları Türkçe'ye de çevrildi.

3 Aralık Perşembe
13:00 - 15:00
'Post-ideolojik Dünyada İdeoloji: Hollywood'

15:30 - 17:00
Tartışma + Soru-Cevap

4 Aralık Cuma
10:00 - 12:00
Film Gösterimi: Local Angel
Yönetmen Udi Aloni ile Soru ve Cevaplar

14:00 - 16:30
Film Gösterimi: Forgiveness
Yönetmen Udi Aloni ile Soru ve Cevapllar

17:00 - 18:30
Slavoj Zizek, Udi Aloni: Post-ideolojik Dünyada İdeoloji: İsrail-Filistin sorunu
#76 - Kasım 26 2009, 15:25:03
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

'Bu kitap treni yerinden kaldırır'

Dave Eggers'dan popüler kültürün tüm putlarını deviren, çarpıcı ve alışılmadık bir kitap: 'Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser'

Dergiciliği, senaristliği ve büyük ilgi gören kitaplarıyla tanınan Dave Eggers'dan kalıpları yıkan, alışılmadık bir kitap: Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser.

''Bu kitabın gücü ve enerjisi bir treni yerinden kaldırmaya yeter.'' (Davis Sedaris)

Herhangi bir kitabın başarısı anlatıcısının ne kadar ilginç olduğuyla ilintili midir? Dave Eggers böyle bir iddiada bulunduktan sonra okura birtakım şıklar sunuyor ve kendisi hakkında şöyle diyor: “Aynı sizin gibi biridir.”

Edebiyat dünyasının ‘harika çocuğu’ olarak nitelenen ancak çocukluktan epey uzak olan (39 yaşında) Eggers, biyografi formatını yerle yeksan ettiği bu 'eser'de yazıya adeta meydan okuyor.

Bu başıbozuk biyografi/romanı irdelemeden önce Eggers’ı tanımak gerek, zira Eggers’ın yazar kimliği kitabın içeriğinden ayrı değil. Biyografiyle kurgu, yazarın ‘hikâye’si ile kitabın ‘hikâye’si 'Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser’de birbirine karışıyor. İçsel monologları kamera gözüyle bağdaştırabilen, yazıda alışılmış formları melezleştirerek dönüştüren bir yazar Dave Eggers.

“Okur kırk yıldır J.D. Salinger’ın yeni bir kitap yazmasını bekliyordu. Bekleyiş sona erdi… Salinger yerine karşımızda çarpıcı, yeni bir yazar var. Adı: Dave Eggers.” (Tampa Tribune)

HAYAT HİKAYESİ KİTAPTAKİ GİBİ
1970 doğumlu Eggers, tıpkı Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser’de anlatıldığı gibi annesi ve babasını bir ay içinde kaybetmiş ve 21 yaşındayken 7 yaşındaki küçük kardeşini yetiştirme sorumluluğunu üstlenmiş. Anne ve babasını erkenden kaybetmenin ve küçük bir çocuğu genç yaşta tek başına büyütmenin yükünü üstleniyor üstlenmesine ama hayata bodoslama dalmaktan, düşüncelerini haykırmaktan ve kendi deyişiyle dünyayı baştan sona tümden değiştirecek bir ‘devrim’ yapma hayalleri kurmaktan vazgeçmiyor.

Devrimin aracı 'Might' adında bir dergi; yoldaşları ise bu rüya uğruna gece gündüz çalışmaktan gocunmayan, temel kültürel referansları TV olmasına rağmen kendilerini görmedikleri ekranlara öfkeli olan kayıp bir kuşağın yürekleri patlama noktasında mensupları. Çizili meslek rotalarını izlemektense daha fazlasını isteyen arkadaşlarıyla Eggers, 'Might' dergisi ardından 'Esquire’dan 'ESPN’e uzanan pek çok medya kuruluşunda çalışıyor, başka yayınevleri tarafından reddedilmiş kitapları basma misyonuyla yola çıkan McSweeney’s yayınevini kuruyor ve ekibiyle McSweeney’s, The Believer, Wholpin vs. gibi dergileri çıkartmayı sürdürüyor.

'Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser’in Pulitzer’e aday olması ardından her biri diğerinden apayrı pek çok kitap yazıyor. Eggers son olarak Spike Jonze’nin sinemaya uyarladığı Maurice Sendak’ın çocuk kitabı klasiği 'Where The Wild Things Are’ın senaryosu ve senaryoya dayalı romanı ile gündemde.

“Delicesine komik ve tek kelimeyle unutulmaz!” (San Francisco Chronicle)

Bir neslin tüm şüphelerini, kaygılarını, kendi kendiyle kavga ve umutlarını dile getiren Eggers okurlarına feryat ediyor: Şu ağı kurun artık! Zamanımız azalıyor.
#77 - Kasım 26 2009, 15:25:52
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

İslami kesim bu şairleri okuyor
Usta şairlerin çoğu okunmamaktan, kitaplarının satılmamasından şikayetçi olurken, İslami-muhafazakar kesime mal olan şairler yok satmaya devam ediyor...


Yaşamın tüm alanlarda olduğu gibi sanat ve edebiyatta da belli sınıflandırmalar ister istemez yapılıyor. Bu sınflandırmaların başında da ideolojik ayrımlar başta geliyor.

Dün hayatını kaybeden Ömer Lütfi Mete de bu ayrımlar ve sınıflandırmalar içinde görülen isimlerdendi. İslami kesimin en sevdiği isimler arasında yer alan Mete gibi birçok şair de bu kesime mal ediliyor. Herkesin bildiği ve sevdiğini söylediği usta şairlerin kitapları satmazken İslami kesime mal edilen isimlerin kitapları yok satıyor.

İşte İslami-muhafazakar kesimin sevdiği isimlerden bazıları:

Necip Fazıl Kısakürek
Şair, romancı, hikâyeci, piyes yazarı Necip Fazıl Kısakürek, en çok tartışılan yazarların başında geliyor. 'Muhafazakar kesimin Nazım'ı olarak da anılan Kısakürek, Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz veren Abdülhakim Arvasi ile tanışınca hayatı değişti.

Bu tanışma onun hayatında dönüm noktası oldu. İslami kimliği ile öne çıkmaya başladıktan sonra ders kitaplarından şiirleri ve fikirleri çıkarıldı.

'Büyük Doğu' dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet İnönü ve tek parti yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi. 163. maddeye aykırı bulunan yazıları ile birkaç yılda bir hapse mahkûm oldu.

Kimi kesimlere göre Türkçe'yi en iyi kullanan şairler arasında gösterilen Kısakürek, Atatürk aleyhinde işlenen suçlar hakkındaki kanuna aykırı fiilinden dolayı da 8 Temmuz 1981'de Atatürk'ün manevi şahsına hakaret suçundan hüküm giydi.

Kısakürek, en çok geçirdiği değişim ve bu değişim sonrasındaki sert çizgisiyle eleştirildi.

''Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.'' (Kaldırımlar)

Fethi Gemuhluoğlu
Şair, yazar, teorisyen Fethi Gemuhluoğlu, sağ cenahın en önemli isimlerinin başında geliyor.

''Fethi’yi Fethi yapan nokta, Fethi’nin ailesi ve yetiştiği çevredir... Göztepe’deki ev Fethi’yi Fethi yapan unsurlardan biridir. Öyle ki duvarı yola, doğrudan doğruya yola bitişiktir. Arada en küçük bir mesafe yoktur. Duvarın bir tarafında bir kalabalık, gürültü fakat öte tarafında inanılmaz bir sükun var idi. Bu Fethi’nin hayat aynasıdır, mekan olarak Fethi’de rolü olan bir unsurdur.” (Muharrem Ergin)

Gemuhluoğlu, şairliğinin yanında siyasetteki yeriyle de muhafazakar kesimde önemli bir yere sahipti.

''Masal bu ya:
rüyama girmesin diye
kırk başlı ejder ile
şahın kızındaki dev
yorganı başıma çeker.'' (Fark)

Sezai Karakoç
Aynı zamanda siyasetle de ilgilenen Sezai Karakoç, İkinci Yeni içerisinde yer alıyor. Batı edebiyatını da yakından bilen Karakoç, 'metafizik şiir'ler içerisinde görülen eserlerinde 'yaşatma sevinci'ni temel almıştır.

İslami düşünceyi modern şiirle birleştiren Karakoç, 'Diriliş' dergisini yayımlarak bu alanda en önemli dönemlerden birini başlattı.

Çoğu otoriteye göre 'değeri bilinmemiş ve iyi anlaşılmamış' şair olarak gösterilen Karakoç,

''Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın'' (Kar Şiiri)

İsmet Özel
1963’ten itibaren şiirleri yayınlanmaya başlayan İsmet Özel, 1974’te fikri ve ruhi bir değişim yaşayarak yazı hayatını İslami düşünce çerçevesi ekseninde kurdu.

Bu değişim nedeniyle çok konuşulan ve eleştirilen Özel, İkinci Yeni şairlerinin etkisiyle başladığı kariyerini sert sözlerle devam ettirdi.

60 sonrası 'toplumcu şiir'in en simge isimlerinden olsa da geçirdiği fikri değişim nedeniyle Özel belli kalıplara koyulmakatan kurtulamadı.

''Hüngür bütün gündür
Dindiren dingil sızıyı
Ensemde boza pişiren
Su dökündür inat sürdür sarımsak kok
Halden anlar bir Allah’ın kulu da mı yok.'' (Neden Aşk Acısı)

Cahit Zarifoğlu
Cahit Zarifoğlu'nun, 1976'dan sonra, kurucularından olduğu, 'Diriliş'ten sonra 'Mavera' dergisinde şiirleri, birkaç hikâyesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve "Okuyucularla" ismini verdiği sohbetleri yayımlandı.

Yeni Devir, Millî Gazete gazetelerinde yazıları yayımlanan Zarifoğlu, lisede öğretmenlik ve TRT'de çevirmenlik de yaptı.

'Diriliş' dergisindeyken Sezai Karakoç gibi isimlerden etkilendiğini kendisi de dile getiren Zarifoğlu, muhafazakar kesimde yer alan diğer isimlerden uslubu ve yumuşak tonuyla ayrılıyor.

47 yaşında hayata veda eden Zarifoğlu, her ne kadar belli kalıplara mahkum olsa da, otoriteler onu sınıflandırılmayacak şairler arasında gösteriliyor.

''Bir erkek mi o
Göle yatmış bir güneş demetinde
O mor ışında
Bir köpek ölüsü gibi yatan
Hızla kayan
Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi'' (Aşka Dair)

Cahit Koytak
22 yaşında Diriliş dergisinde yayınladığı şiirlerle yazı hayatına başlayan Cahit Koytak, şairliğinin yanında çevirmenliğiyle birçok ödül aldı.

Koytak'ın önemli çevirilerinin başında Muhammed Esed'in 'The Message Of The Qur'ân'ı yer alıyor.

Şiirleri düzyazıya yakın olan Koytak'ın son dönem eserlerinde politik okumalara da rastlandı. 

''Yüzleri, yüzleri ve maskeleri
Silik kopyaları bırak yaşayanlara
Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz
Ve hazin güz yağmuru görünümünde
Yağan ebediyeti'' (Daktilo Kızın Ölümü Üzerine Caz İçin Nihavent)

Kamil Eşfak Berki
İlk şiiri 1971'de yayımlanan Kamil Eşfak Berki, gençlik yıllarından itibaren, Sezai Karakoç'un düşünce ve sanat dergisi 'Diriliş'te yer aldı.

Berki, şiir çevirileri ve Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu gibi şairlerin üzerine yazdığı denemelerle tanınıyor.

''Burası ağır isyan katarı istasyonu
Devekuşu aşkımız cayır cayır yanacak
Biz ki ellerimizi toprağa ayarladık
Toprak da bize sabrını bağışlayacak.'' (Ağır İsyan Katarı, Ay Işığı ve Kervan)

Arif Ay
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde de okuyan Arif Ay, lise yılarından itibaren şiirlerini yayımlıyor.

''bir devir
buğday mühürlenir
kitap sürgülenir
tutuklanır yaşam
yağmur bir göçtür
kollara kelepçe vurulunca'' (Baskın)

İhsan Deniz
Şiirlerini yayımlamaya 'Yönelişler' dergisinde başlayan İhsan Deniz, gazate ve televizyonda da çalıştı.

Bursa Araştırma Kütüphanesi'nde yöneticil de yapan Deniz, Hrant Dink'in ölümünün ardından yazdığı yazıyla sert eleştiriler almıştı.

Yeni Şafak gazetesinde haftalık yazılar yazan Deniz, TRT 2'de 'Sesler Kalır' programının danışmanlığını hala sürdürüyor.
#78 - Kasım 26 2009, 15:27:13
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Karanlık taraf Anakin’i çağırıyor

Beyazperdenin en büyük efsanelerinden 'Star Wars' Klon Savaşları serisiyle devam ediyor.


JBC yayıncılık tarafından 3. cilti yayımlanan Star Wars Klon Savaşları gerçekçi çizimleri ve nefes kesici hikayesiyle dikkat çekiyor.

Serinin 3. bölümünde ikiye bölünmüş galakside kıyasıya savaşlar devam ediyor. Cumhuriyet güçlerinin en önemli gücü Jedi’lar zor durumda...

'Jabiim’de Son Direniş' adlı sayıda genç Jedilar ayrılıkçı güçler tarafından tuzağa düşürülüyor.

Savaş tüm hızıyla devam ederken Anakin Skywalker'ın başına gelenler onu her geçen gün karanlık tarafa bir adım daha yaklaştırıyor. Ayrıca Anakin'in Darth Vader olma yolunda başına gelen önemli olaylardan birine daha bu ciltte şahit oluyoruz.

Toplam 9 ciltten oluşan 'Klon Savaşları', George Lucas'ın yönettiği epik filmler 'Bölüm 2: Klonların Saldırısı' ile 'Bölüm 3: Sith’in İntikamı' arasında geçiyor.

'Klon Savaşları' serisi, filmlerde sadece başlangıcı ve bitişi gösterilen uzun savaş dönemi boyunca yaşanmış olaylara ışık tutuyor.

Ayrıca filmlerde sadece geri planda gözüken ya da hiç gözükmeyen çok sayıda karakterin bu savaşlarda oynadıkları roller de ön plana çıkarıyor.

'Star Wars, Klon Savaşları 3' JBC Yayıncılık etiketiyle kitapçılarda.
#79 - Kasım 26 2009, 15:28:45
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Adonis'in şiirleri Yerebatan'da
'Yerebatan Şiir Akşamları'nda, Arap şair Adonis'in şiirleri okunacak.


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından 26 Aralık Cumartesi akşamı Yerebatan Sarnıcı'nda geçekleştirilecek etkinlik, yazar Mehmet Lütfi Şen'in Adonis'in Türk ve dünya şiirine etkisini konu alan konuşmasıyla başlayacak.

Şiir seçimlerini Vahide Ulusoy'un yaptığı program, Adonis'in şiirlerinin tiyatro sanatçıları Şenay Saçbüker ve Hüseyin Köroğlu tarafından yorumlanmasıyla devam edecek.

Adonis, Arap şiir geleneğinden koparak şiiri özgünleştirmiş bir isim olarak tanınmakla beraber, ''Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülü''nü ilk kez alan ve ''Le Grand Prix des Biennales de Poeise''nin de sahibi olarak tanınıyor.

Etkinliğe katılacaklardan ücret alınmayacak.
#80 - Aralık 23 2009, 19:47:02
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Mektuplarla örülmüş bir aşk romanı
Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir...'' Edebiyat tarihinin en büyük kalemlerinden Kafka'nın 'Milena'ya (yazdığı) Mektuplar'ı Can Yayınları tarafından yayımlandı.


 Franz Kafka, Prag’da bir dost meclisinde tanıştığı gazeteci Milena Jesenská’dan öykülerini Çekçe’ye çevirmesini ister. Kafka ile Milena’nın yollarını kesişmesine neden olan bu dilek, bir ilişkinin başlangıcı, Milena’ya Mektuplar başlığı altında toplanan bu yazışmalarsa kısıtlı bir iletişimin tek aracı olacaktır.

Milena’ya Mektuplar eşi benzeri olmayan bir kitap, mektuplara örülmüş bir aşk romanıdır.

Kafka’nın Milena’ya Nisan 1920 tarihli ilk mektubunda yağmurlu bir günden söz ederek deyiş yerindeyse bir roman tadında başlattığı bu yazışmalar, yazarın ölümünden kısa bir süre öncesine değin süregiderken, ümitsizliğin, çaresizliğin ve tıkanışın anlatımına dönüşür. Çünkü Kafka’nın da dediği üzere, “Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, ki onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları.”
#81 - Aralık 23 2009, 19:47:42
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Şair Lorca'nın mezarı Alfacar'dan çıkmadı
İspanya İç Savaşı'nda kurşuna dizilerek öldürülen ünlü şair Federico Garcia Lorca'nın gömüldüğü sanılan Alfacar'da yürütülen 51 günlük çalışma sonrasında bölgede insan kalıntılarına rastlanmadı.


İspanya İç Savaşı sırasında 1936'da diktatör Francisco Franco'nun destekçileri tarafından kurşuna dizilerek öldürülen ünlü şair Federico Garcia Lorca'nın gömüldüğü sanılan yerde kalıntıları çıkmadı.

İspanya'da sosyalist hükümetin hazırladığı ve 2007 yılında parlamentoda kabul edilen "tarihi bellek" yasası gereği, İspanya İç Savaşı ve Franco döneminin kayıplarının bulundukları yerlerin tespit edilip, ortaya çıkarılmaları öngörülüyordu.

Bu yasayla bağlantılı olarak bazı sivil toplum örgütlerinin girişimiyle şair Lorca'nın kalıntıları aranmaya başlandı.

Bu zamana kadar Lorca'nın, ülkenin güneyindeki Granada kentinin dokuz kilometre kadar dışındaki Alfacar bölgesinde gömülü olduğu sanılırken, arkeolog ve uzmanların sürdürdüğü 51 günlük çalışmadan sonuç çıkmadı.

Arkeologlar, "Hiçbir insan kalıntısı bulunmadı. Şu andan itibaren tarih, bilimsel bilgilerle tekrardan yazılmak zorunda. Tüm spekülasyonlar sona erdi" açıklamasında bulundu.
#82 - Aralık 23 2009, 19:49:10
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Dağlarca'nın evi Gökyüzü'nde görülecek
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vasiyeti üzerine hayatının son zamanlarını geçirdiği dairesi, müze haline getirilecek. Müzenin adını ise kendisi zaten koymuştu: 'Dağlarca'dan Gökyüzü'


Usta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vasiyeti üzerine hayatının son zamanlarını geçirdiği dairesi, yasal işlemlerin tamamlanmasından sonra Kadıköy Belediyesi'nce müze yapılacak.

Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Dağlarca'nın sağlığında kişisel eşyalarının da yer aldığı evinin müze haline getirilmesi için Kadıköy Belediyesine bıraktığını hatırlattı.

Dağlarca'nın evinin mahkeme tarafından mühürlendiği için henüz hiçbir işlemin yapılamadığına işaret eden Öztürk, ''Bize evini bıraktı, ama başka yerlerde başka mal varlıkları daha varmış. Onlar da araştırılıyor ve tespiti yapılıyor. Mehmetçik Vakfı da mirasçısı. Bizimle ilgili bölüm bütün bu yasal süreç tamamlandıktan sonra çözülecek'' diye konuştu.



Selami Öztürk, bu arada mahkemenin evde, kitapları, özel eşyaları, antika bir radyo ve pikap ile fotoğrafların tespitini yaptığını dile getirerek, şunları kaydetti:

'ADINI KENDİ KOYMUŞTU'

''Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vasiyetini yerine getireceğiz. Dairesi kişisel eşyaları, kitapları ve resimleriyle onun adını taşıyan bir anı evi, müze olacak. Adını zaten sağlığında kendisi koymuştu; 'Dağlarca'dan Gökyüzü'. Buraya gençlerin gelmesini, kitap okumalarını, çay, kahve içip sohbet etmelerini isterdi. Biz de onun bu isteği doğrultusunda evini elden geçirip düzenleyeceğiz.

'EN BÜYÜK ARZUMUZ...'

Türk şiirinin ulu çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca ülkemiz için çok büyük bir isim. Onun Kadıköy'de yaşaması, son zamanlarını Kadıköy'de geçirmesi bizim için büyük bir onur ve güzel bir anı olarak kalacak. Onun adını yaşatacağız. Tabii ki en büyük arzumuz, son zamanlarında bizden son isteği olan evinin kapılarının müze olarak açılması, gençlerin gelmesi, kitaplarının orada olması, eşyalarının sergilenmesiydi. Bu arzusunu yasal süreç tamamlandıktan sonra yerine getireceğiz. Dünyaya mal olmuş bir isim olan Dağlarca, küçük eve sığmaz ama, biz onun son arzusunu yerine getirip, onun anısına, hatırasına sahip çıkacağız. Onu tanıdığımız için, bizim hemşehrimiz olduğu için kendimizi tüm Kadıköylüler olarak şanslı sayıyoruz.''
#83 - Aralık 23 2009, 19:50:30
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Yılın en komikleri bir arada
Haftalık mizah dergisi Penguen, 'Karikatür Yıllığı 2009'u yayımlandı.


Haftalık mizah dergisi Penguen, 2009 yılı kapak karikatürleri ve gündem karikatürlerinden oluşan 'farklı' bir almanak yayımladı.

160 sayfalık yıllıkta kapak karikatürleri dışında Penguen dergisi çizerleri Bahadır Baruter, Barış Atar, Cem Dinlenmiş, Doğan Güneş, Erdil Yaşaroğlu, Faruk Kaya, Fatih Solmaz, Hakan Karataş, Kaan Sezyum, Kamuran Süner, Kenan Yarar, Metin Üstündağ, Mustafa Satıcı, Özer Aydoğan, Selçuk Erdem, Semra Can, Serkan Altuniğne, Serkan Yılmaz, Seyit Ali Aral, Sönmez Karakurt'un gündemle ilgili karikatürleri de yer alıyor.

'VAY BE BUNLARIN HEPSİ OLMUŞTU'

'Karikatür Yıllığı 2009'u yayına hazırlayan derginin Yazı İşleri Müdürü Faruk Kaya, "Yeni bir yıla başlamadan önce, şöyle bir sayfalarını karıştırıp "Vaaay be, gerçekten bunların hepsi olmuştu" diyebileceğimiz, ülke olarak başımızdan geçenlerin Penguen çizerlerinin bakış açısıyla yansıtıldığı, belli başlı önemli olayların derlenip toplu halde sunulduğu bir kitabımız olsun istedik" diyor.


Kaya, almanakla ilgili şunları söylüyor: "Söz konusu olan koca bir yıl olunca da; tıpkı ülkemizdeki dizi filmler öncesi yayınlanan ve neredeyse dizi filmin kendisinden daha uzun süren özet bölümler misali, 160 sayfalık, yıl boyunca uzun uzun okunabilecek bir karikatür yıllığına kavuştuk. Bu sayede okurlarımız, geride bıraktığımız yılı diledikleri günden başlayarak ileri geri, evire çevire yeniden hatırlayabilirler diye düşündük.

SABAHA KADAR KAFA KAFAYA ....

Penguen Karikatür Yıllığı içerisinde yer alan karikatür ve kapaklar, yıl boyunca her Pazartesi günü çizerlerimizle birlikte gerçekleştirilen gündem toplantılarında, çoğu zaman sabaha kadar kafa kafaya vererek, o haftanın öne çıkan haberleri üzerine espri düşünülerek ortaya çıkarılan işlerden oluşuyor. Yıllığımızı hazırlarken de, yine kafa kafaya vererek, yıl boyunca çizdiğimiz birçok gündem karikatürü arasından en önemlilerini seçmeye özen gösterdik. Hangi karikatürlerin yıllıkta yer alacağına karar verdikten sonra, dergideki halleriyle değil de; okurlarımızın olayları hatırlamalarına yardımcı olacağını düşündüğümüz birkaç cümleyi karikatürlerimize eklemeyi uygun gördük.

'OLDU DA BİZE Mİ OLDU?'
Açılım, Ergenekon dalgaları, Davos Zirvesi, Obama'nın ziyareti, Bilge Köyü Katliamı, Münevver Karabulut cinayeti, bitirme planı, ıslak imza, üçüncü köprü tartışmaları, telekulak skandalı.... Ve yıl boyunca, daha sayamadığımız bir sürü şey oldu...

"Eeee, oldu da bize mi oldu?" Evet, istesek de istemesek de olan yine bizlere oldu. 2010 yılının, 2009'u ampulle aratmaması dilekleriyle... İyi Yıllar"
#84 - Aralık 23 2009, 19:51:46
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

'Gerçek' Tenten ilk kez Çin'de
81 yaşındaki 'Tenten', Çin'deki maceralarına başladı.



 İlk kez 81 yıl önce yayımlanan, Fransızca konuşan ülkelerin en çok tanınan çizgi dizi karakteri Tenten, korsan baskıları ve uydurma albümleri Çin'de piyasa sürüldükten sonra ilk kez aslına en sadık biçimde Çince yayımlandı.

Mandarin Çincesinde çevirileri yapan Wang Bingdong, Tenten'i her tercüme ettiğinde çok zevk aldığını ve kendisini Tenten ile diğer karakterlerin maceralarının içinde hissettiğini söyledi.

Herge'nin çizgilerini ilk kez 2001'de 66 yaşındayken keşfeden bu tercüman sanatını ve üç yılını, aralarında Sovyetler Birliği tarafından çok eleştirilen ve resmi olarak hala komünist bir ülkede yayımlanması zor "Tenten Sovyetler'de"nin de bulunduğu 22 albüme adadı.


Çin'de Tenten'in 80'li yıllarda normalinden daha küçük boyutlarda İngilizce'sinden tercüme korsan baskıları yayımlanmıştı. 2001'de yayımlanan ve iki milyondan fazla satan ilk tam baskı albüm ise "Tenten Tibet'te" adlı maceranın "Tenten Çin Tibeti'nde" diye çevrilmesiyle skandal yaratmıştı.

Pekin'de yaşayan ve Tenten dergileri koleksiyoncusu Fransız Pierre Justo'nun da desteğiyle tercüman Wang ise orijinal metne tamamen sadık kalarak, harika bir Çince çeviriyle Tenten'in bu ülkedeki maceralarına gerçek anlamda başlamasını sağladı.

Çin'deki Tenten düşkünleri, yeni piyasaya çıkan orijinal dergiyi sevinçle karşıladı.
#85 - Ocak 16 2010, 10:03:21
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

'Türkiye AB üyesi olmalı, Fenerbahçe gibi...'
Orhan Pamuk, uzun yıllardır Avrupa futbolunda mücadele eden Fenerbahçe'yi örnek göstererek, 'Türkiye'nin AB üyesi olması gerektiğini' söyledi.

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, "Avrupa, kardeşlik, eşitlik, demokrasi, insan hakları ve özgürlüğe dayanıyorsa Türkiye'nin AB üyesi olması gerektiğini" belirterek, Fenerbahçe'yi örnek gösterdi ve "Türk takımı Fenerbahçe, Avrupa futbolunda uzun yıllardır mücadele ediyor" dedi.

Pamuk, İngiltere'nin başkenti Londra'daki "Southbank Centre"da, İngilizce'ye çevrilen son romanı "Masumiyet Müzesi" ile ilgili konferans verdi.

Dinleyicilerin, merkezin yaklaşık 900 kişilik "Queen Elizabeth Hall" salonunu tamamen doldurduğu konferansta Pamuk, burada bulunmaktan onur duyduğunu belirterek, "Masumiyet Müzesi" romanından bazı bölümler okudu ve kitabının konusundan bahsetti.


İngiliz yazar ve eleştirmen Hermione Lee ile daha sonra kitabını tartışan Pamuk, Lee'nin özellikle kitapta anlatılan aşka, Füsun karakterine, Kemal karakteriyle Orhan Pamuk'un ne kadar benzediğine ilişkin sorularını yanıtladı.

Kitabındaki Kemal karakteriyle, üst tabaka bir aileden gelmesi ve hayat tarzı konularında kendisiyle benzerlikler olduğunu anlatan Pamuk, "Kitaptaki baş kahraman Kemal ile en derin benzerliğimiz, dışına çıktığı, ayrıldığı üst tabaka Nişantaşı toplumuna duyduğu küskünlüktür. En çok bu noktada Kemal karakteriyle kendimi özdeşleştirdim" dedi.

Lee'nin "Doğu-Batı romanıyla" ilgili sorularını da yanıtlayan Pamuk, romanlarında "doğu-batı" konusunu genellikle işlediğini kaydetti.

FENERBAHÇE GİBİ...
Dinleyicilerin sorularını da yanıtlayan Orhan Pamuk, "Türkiye'nin AB üyeliği ve bunu İngilizlerin nasıl algılaması gerektiğiyle" ilgili soruya, "Türkiye'nin AB'ye girmesi gerektiğini hep savundum. Bu hala inandığım ideal bir politikadır. Bunu sadece Türkiye adına iyi olacağı için değil, Avrupa halkları adına da iyi olacağı için savundum. Eğer Avrupa Hristiyanlıkla ilgiliyse tabii ki Türkiye'nin burada yeri yoktur. Ama eğer Avrupa, kardeşlik, eşitlik, demokrasi, insan hakları ve özgürlüğe dayanıyorsa Türkiye öncelikle coğrafi olarak Avrupa'dadır ve Müslüman olmak AB'ye girmek için engel teşkil etmemelidir" diyerek, Fenerbahçe'yi örnek gösterdi ve "Türk takımı Fenerbahçe, Avrupa futbolunda uzun yıllardır mücadele ediyor" yanıtını verdi.

'MASUMİYET MÜZESİ"NİN KAPAĞININ İLGİNÇ HİKAYESİ
Dinleyicilerden gelen, "Masumiyet Müzesi"nin kapağındaki fotoğrafla ilgili soru üzerine de Pamuk, kapağı yapan kişinin adının "Ahmet Işıkçı" olduğunun yazdığı ama aslında bu ismin ilk romanındaki hayali bir karakter olduğunu, kitabının kapağını kendisinin yaptığını anlattı.

"Masumiyet Müzesi" için çalışırken, 1960'lı ve 70'li yılların İstanbul'una ait birçok fotoğrafa bir internet sitesi aracılığıyla baktığını kaydeden Pamuk, kapaktaki bu fotoğrafı da bu internet sitesinde bulduğunu belirtti. Bir arabada beş kişiyi gösteren fotoğrafın orijinalinde arka planda, Boğaz manzarası yerine, Ankara'da bir orman manzarası olduğunu ve photoshop programını kullanarak arka manzarayı değiştirdiğini söyledi.

Sadece arka manzarayı değil, arabada oturan erkeklerden birine photoshop ile pantolon askısı bile eklediğini anlatan Pamuk, daha sonra bu 5 kişiden 4'ünün öldüğünü, hayatta olan ve en önde oturan kadının ise 80'li yaşlarında ve Alzheimer hastası olduğunu öğrendiğini kaydetti.

Konferansın yapıldığı salonun girişinde, Orhan Pamuk'un İngilizceye çevrilen tüm kitapları satılırken, Pamuk, konferansın ardından uzun kuyruklar oluşturan okuyuculara kitaplarını imzaladı.
#86 - Ocak 16 2010, 10:04:20
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Erdil Yaşaroğlu karikatürleri cebe girdi
Usta karikatürist Erdil Yaşaroğlu, Penguen dergisindeki köşesiyle aynı adı taşıyan Komikaze kitap serisinin ardından şimdi de mini kitaplar serisiyle okuyucunun karşısında...

İlişkiler, İş Dünyası, Kediler, Köpekler... Haftalık mizah dergisi Penguen çizeri Erdil Yaşaroğlu'nun dergideki köşesinde yayımladığı karikatürleri topladığı yeni mini kitapları.

Yaşaroğlu'nu takip edenler, onun köşesiyle aynı adı taşıyan 'Komikaze' serisinin 13. kitabı 'Serseriler'le daha yeni buluşmuşken bu defa kitapçı raflarında tematik 4 mini kitap karşılaşıyor.

Her biri 96 sayfadan oluşan kitaplar Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı.
#87 - Ocak 16 2010, 10:05:05
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Gerçekle bellek arasında...
'Yanılsamalar Kitabı', 'Yükseklik Korkusu', 'New York Üçlemesi', 'Ay Sarayı' gibi başyapıtların yazarı Paul Auster'ın yılın en iyileri arasında yer alan son kitabı 'Görünmeyen' Türkçe'de.

 Paul Auster’ın yeni romanı 'Görünmeyen', dünya eleştirmenlerinin değerlendirmesinde yılın en iyi kitapları arasına alınmakla kalmadı, yazarın en önemli romanı olarak da tanımlandı.

Auster bu romanında gerçekle bellek, yazarlıkla kimlik arasındaki belirsiz sınırı irdeleyerek “Amerika’nın en görkemli yaratıcı yazarlarından biri” tanımını gerçekten hak ettiğini bir kez daha kanıtlıyor.

1967 baharında New York’ta başlayan roman, iç içe geçen dört bölüm boyunca Paris’e ve Karayip Adaları’na kadar uzanan karmaşık bir ilişkiler zincirini anlatıyor.


Şair olmak isteyen üniversiteli Adam Walker, siyasal bilimler profesörü Rudolf Born ve sevgilisi Margot ile başlayan aşk üçgeni, Walker’ın ablasını, Born’un üvey kızını da içine alan dörtgenlere, beşgenlere dönüşüyor.

Vietnam savaşına öfkeli 68 Kuşağı’nı, enseste kadar varan coşkulu bir cinsel açlığı, sürekli bir adalet arayışını felsefi göndermelerle ören 'Görünmeyen', Can Yayınları etiketiyle Türkçe'de.

Auster'ın diğer kitapları: 'New York Üçlemesi', 'Ay Sarayı', 'Kehanet Gecesi', 'Köşeye Kıstırmak', 'Son Şeyler Ülkesinde', 'Leviathan', 'Şans Müziği', 'Timbuktu', 'Yanılsamalar Kitabı', 'Yükseklik Korkusu', 'Brooklyn Çılgımlıkları', 'Yazı Odasında Yolculuklar', 'Karanlıktaki Adam'.
#88 - Ocak 16 2010, 10:06:05
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

'Beatles üyeleri yanlış sırayla ölüyor'
'Cahillikler Kitabı’nın yaratıcılarından ilginç bir aforizma kitabı... 'Afili Lugat', en parlak zihinlerin en güzel ve en komik sözlerini bir araya getiriyor.


''Dünyada anlaşılması en zor şey, gelir vergisidir'' (Albert Einstein)

En parlak zihinlerin en güzel ve en komik sözlerini bir araya getiren ve onları ‘hırs’tan ‘endişe’ye (ya da ‘enginar’dan ‘pencere’ye) dek 399 ayrı başlık altında düzenleyen aforizma kitabı 'Afili Kitap'ta, hayatın (çocuğunuzun balığının ölümünden, Kuantum Teorisi’ne dek) karşınıza çıkarabileceği hemen her durum için yararlı bir kullanım yer alıyor.

Bilge özlü sözlerden, muhteşem esprilerden, gülünç sözlerden ve gerçeğe, güzelliğe dair samimiyetle yapılmış açıklamalardan oluşan bir kaynak kitabı; pratik bir ilginçlikler rehberi... .


'Cahillikler Kitabı’nın yaratıcılarının hazırladığı 'afili kitap' Domingo Yayınevi etiketiyle kitapçılarda.

KİTAPTAN SEÇMELER...
*Ödüller hakkında bilinmesi gereken tek şey, Mozart’ın onlardan hiç kazanmamış olduğudur. (HENRY MITCHELL)

*İnsanı yaratmak tuhaf ve özgün bir fikirmiş ama buna koyunu eklemek, gereksiz bir tekrar olmuş. (MARK TWAIN)

*Bu ülkeyi nasıl yöneteceğini bilen herkesin taksi sürme ve saç kesmekle meşgul olması ne büyük talihsizlik. (GEORGE BURNS)

*Savaş Tanrı’nın Amerikalılara coğrafyayı öğretme yöntemidir. (AMBROSE BIERCE)

*Mesele rujsa önemli olan renk değil, Tanrı’nın, dudaklarınızın bittiği yer konusundaki nihai kararını kabul edebilmektir. (JERRY SEINFELD)

*Beatles üyeleri yanlış sırayla ölüyor. (VICTOR LEWIS SMITH)

*Yaşlandığımız için vazgeçmeyiz oyun oynamaktan, oyun oynamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. (BERNARD SHAW)
#89 - Ocak 16 2010, 10:07:17
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Atatürk'ün artık ansiklopedisi de var
Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk'ün yaşamını, kurtuluş mücadelesini ve cumhuriyetin ilk yıllarını anlatan iki ciltlik 'Atatürk Ansiklopedisi' hazırlıyor.


Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi tarafından, Atatürk'ün yaşamını, kurtuluş mücadelesini ve cumhuriyetin ilk yıllarını anlatan iki ciltlik ''Atatürk Ansiklopedisi'' hazırlanıyor. Kurum ayrıca, cumhuriyet tarihi, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla ilgili çalışmaları İngilizce, Rusça, Arapça, Almanca ve Fransızca'ya tercümeye yönelik çalışma başlattı.

Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cezmi Eraslan, kurum olarak Atatürk'e, düşüncesine, ilke ve inkılaplarına ve Türkiye Cumhuriyeti'ne faydalı olacak işleri gerçekleştirme azmi içinde olduklarını söyledi.

Kurum bünyesinde oluşturulan bir bilim ekibinin 'Atatürk Ansiklopedisi' çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Eraslan, ansiklopedi çalışmalarının daha önce başladığını hatırlatarak, şöyle konuştu:

''Ansiklopedi üzerinde çalışan bir ilim ekibi yaklaşık 600 maddeyi gözden geçiriyor. Tek endişemiz akademik ölçüler içinde Atatürk'e ve kuruma yakışır bir eser ortaya çıkarmaktır.''

Eserin basımı konusunda Ziraat Bankası'nın verdiği desteğin devam ettiğini ifade eden Eraslan, ''Akademisyenlerin işi bittiğinde eseri basacağız. 10 Kasım'a yetiştirmeyi arzu ediyoruz. Okuyucular Atatürk'ü ve dönemindeki Türkiye'yi ana hatlarıyla derli toplu şekilde önlerinde bulacak.'' diye konuştu.

YABANCI DİLLERE TERCÜME HAZIRLIĞI
Milli Mücadele dönemi, Atatürk ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili panel, konferans ve sempozyum çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Eraslan, yabancıların Türkiye'nin meseleleri ve önder şahsiyetleriyle ilgili bilgileri yabancı araştırmacıların kitaplarından öğrendiklerini bildirdi.

Eraslan, Atatürk, Cumhuriyet tarihi, ilke ve inkılaplarla ilgili çalışmaları yabancı dillere çevirme düşüncesi içinde olduklarını belirterek, şunları dile getirdi:

''Türk, İslam ve Batı dünyasına yönelik olarak Türkçe, İngilizce, Rusça, Arapça, Almanca ve Fransızca şeklinde temel kitapları hazırlama projemiz var. Önemli kitapların çevirisi yapılacak. Türkiye'nin şu anda dış politik meseleleri konusunda Türk aydınının ve araştırmacısının görüşünü bütün dünyaya duyurma çabası içinde olacağız. Takdir edersiniz ki, bu işbirliği ve güç birliğiyle olabilecek bir şey. Bireysel faaliyetlerle bir yere varmanın pek imkanı yok.''

Eraslan, ayrıca, ''Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri'' adlı eserdeki eksiklikleri giderme çalışması yaptıklarını belirterek, şunları ifade etti:

''Eldeki söylev ve demeçlerde Atatürk'ün uzun konuşmaları bazı yerlerde özetlenmiş vaziyette. Bunun için akademisyenlerden bir ekip oluşturduk. O dönemin bütün kaynaklarını elden geçirerek, kısaltılmış ve özetlenmiş konuşmaları tam metin halinde, tam bir söylev ve demeçler külliyatı halinde çıkarmak istiyoruz. Bir yandan dönemin gazetelerini tarıyoruz, Meclis zabıtları da ayrıca taranacak ve kontrol edilecek. Ayrıca günümüze okuruna hitap edecek bir şekilde Nutuk'un sadeleştirilmesi çabası içindeyiz.''

13 BÖLÜMLÜK BELGESEL
30 Ekim 1918'den Cumhuriyet'in ilanına kadar olan dönemi, 13 bölümlük bir belgesel halinde hazırlamak için çalıştıklarını da anlatan Eraslan, şunları söyledi:

''Yaşanmış olaylar daha çok akılda kalıyor. Olayları geçtiği yerde ve mekanlarda tespit edeceğiz. Arşiv belgeleri, fotoğraflar ve hareketli görüntülerle önemli olayları anlatacağız. Bu çalışmada İnönü savaşlarının geçtiği yeri, Sakarya'yı, Dumlupınar'ı ve Büyük Taarruz'u, nerede geçti, nasıl oldu, görüntülü olarak yerinde takip edeceğiz. Çalışmamız belgesel niteliğinde olacak. Canlandırma yapmayacağız, bütçemiz buna müsait değil. Doğru bilgi ve hatırda kalıcı anekdotlarla bu süreci gençlerimize anlatmak ve sevdirmek istiyoruz. Belgeseli yarımşar saatlik 13 bölüm halinde düşünüyoruz.''
#90 - Ocak 16 2010, 10:08:18
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Uzaktı şimdi çok daha uzakta...
Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden 'Gönülçelen/Çavdar Tarlasındaki Çocuklar'ın yazarı J.D.Salinger hayatını kaybetti.


Amerikan edebiyatının klasiklerinden 'The Catcher in the Rye/Gönülçelen'in (Çavdar Tarlasındaki Çocuklar) yazarı J.D. Salinger hayatını kaybetti.

Salinger'in temsilcisi Phyllis Westberg, Amerikalı yazarın, önceki gün New Hampshire'daki evinde 91 yaşında hayata veda ettiğini açıkladı.

Kariyerine New York'taki dergilere kısa hikâyeler yazarak başlayan J.D. Salinger, yaşamının büyük bölümünü, 1951 yılında basılan 'Çavdar Tarlasındaki Çocuklar' ile kavuştuğu ünden sakınarak yaşadığı küçük Cornish kasabasında geçirdi.

Başlangıçta eleştirmenler tarafından iyi eleştiriler almayan 'Çavdar Tarlasında Çocuklar' bir süre sonra klasikler arasında gösterildi. Ama Salinger bu kitabıyla yakaladığı ünden rahatsız oldu ve  toplumun ilgisinden kaçmaya başladı.

1965'ten bu yana, herhangi bir şey yayımlamayan Salinger, kendisi hakkındaki yayınları hukukî yollarla engelemeye çalıştı. Ortak anılarını kamuoyu ile paylaştığı için eski sevgilisi Joyce Maynard ile öz kızı Margaret Salinger'i de hayatından çıkardı.

'KENDİM İÇİN YAZIYORUM'
'Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın film haklarını satmaya da hiçbir zaman razı olmayan Salinger, ender verdiği röportajlardan birinde "Yazmayı seviyorum ve sizi temin ederim düzenli olarak yazıyorum. Ancak ben kendim için yazıyorum ve bunu yapabilmem için kesinlikle yalnız bırakılmam gerekiyor" diyerek yayımlanmamış eserleri olduğu konusunda ipucu vermişti.

Salinger, edebi kariyeri süresince aralarında, '9 Stories/ 9 Öykü', 'Franny and Zooey', 'Raise High the Roofbeam Carpenters/ Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar' ve 'Seymour - An Introduction/ Bir Giriş' gibi eserlere imza attı.
#91 - Ocak 29 2010, 21:01:02
« Son Düzenleme: Ocak 29 2010, 21:02:24 Gönderen: Fettane Şatifil »
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

Necip Fazıl'ın Büyük Doğu yazıları kitaplaştırıldı

Necip Fazıl Kısakürek'in Kitap Küliyatına 4 yeni kitap daha eklendi. Ünlü şair ve fikir adamının Büyük Doğu dergilerinde yayınlanmış yazıları derlenerek 4 ayrı kitap halinde okurlara sunuldu.


Özellikle Çile, Cinnet Mustatili, kafa kağıdı, Bir adam yaratmak, O ve ben adlı eserleri baskı üstüne baskı yapan Necip Fazıl, sadece şiirleri ve fikirleri ile değil eserleri hala çok satılan kült yazarlar arasında anılarak da ölümsüzlüğünü sürdürüyor...

1983 yılından bugüne Necip Fazıl Kısakürek’in bütün eserlerini okurlarına ulaştıran Büyük Doğu Yayınları, çıkardığı 4 yeni kitap ile dikkatlerin bir kez daha Üstad ve O’nun sosyal-siyasi mücadelesi üzerinde yoğunlaşmasını sağladı. 

Necip Fazıl’ın çıkardığı ve döneminin büyük yankı uyandıran siyasi polemiklerine imza attığı Büyük Doğu dergisinde yayınlanan yazıları 4 ayrı kitapta derlendi.

1-    Vesikalar Konuşuyor
2-    Büyük Doğu Cemiyeti
3-    Bediüzzaman Said Nursi
4-    Nasreddin Hoca

Büyük Doğu Yayınevi yetkilileri, yayınladıkları basın bildirisinde Üstad'ın kitaplarının içeriği hakkında şu bilgilere yer verdiler:

Vesikalar Konuşuyor: Bu kitaptaki, her biri bir vesikaya bağlı yazılar, Türk cemiyetinin sahip olduğu bütün kıymetlerin ve maddi-manevi değerlerinin Cumhuriyet tarihi boyunca belli zümre ve şahıslar tarafından nasıl istismar edildiğini, sistemli ve planlı biçimde nasıl çiğnendiğini gösterici mahiyette ifşa ve teşhisler içeriyor.

Örneğin Lozan antlaşması ile elde edilen istiklalin, ne pahaya emperyalistlere kabul ettirildiğini, olayları fikri bir temel üzerinde ele alan Necip Fazıl’dan öğreniyoruz. Ona göre, Lozan’da şekli bir istiklal elde edebilmek için, Türk milletinin, dünyaya bedel bir kıymeti olan mukaddesat alakası ve manevi kurumları feda edilmiş ve bu işin gizli aktörü olarak bir Hahambaşı aktif rol oynamıştır. Bu tarihi gerçeği bilmeden, Türk istiklalinin ne anlama geldiğini çözebilmenin mümkün olmadığını söyliyen Necip Fazıl, bir başka ifşasında, geçtiğimiz günler içinde gündeme gelen Dersim Faciasını, ilk defa gözler önüne sermiş olarak tarih boyunca gelen faciaların en büyüğü olarak gösteriyor; ve Doğu Faciasını bütün hikayesi, sorumluları ve sebep-sonuçları ile açıklığa kavuşturuyor…

Türkiyede Komünizmin nasıl iş gördüğü… Bütün gerçekliği içinde Köy Enstitüleri… Milli Şef döneminin suistimal hikayeleri… Ali Şükrü Cinayeti… Rejimin Din Düşmanlığının tarihçesi ve CHP karşısındaki Muhalefet Partilerinin içyüzü, ele alınan ve düğümleri çözülen mevzular içinde…
Ve daha neler; rejimin, örtüler altında tutmaya gayret ettiği yakın geçmişin cevabı gizlenen birçok meselesi (Vesikalar Konuşuyor) kitabı içinde…

Büyük Doğu Cemiyeti: Bir idealin mana ve eylem ocağı olarak kurulan Büyük Doğu Cemiyeti, Necip Fazıl’ın sosyal-siyasi mücadelesi içinde önemli bir yer tutar. 28 Haziran 1949 - 26 Mayıs 1951 tarihleri arasında faaliyet gösteren Büyük Doğu Cemiyeti, seçimlere katılımı mümkün bir Parti olarak kurulmuş, ancak başta kadro zaafı ve dönemin baskıcı siyasi şartları sebebiyle, erken bir çıkış olarak tarihe intikal etmek zorunda kalmıştır. Bu kitapta, Büyük Doğu Cemiyetinin, bütün oluş ve olamayış sebeplerini içeren teferruatlı hikayesi, Necip Fazıl’ın kaleminden takip edilebilir.

Bediüzzaman Said Nursi: Necip Fazıl’ın gözünde Said Nursi, müşterek bir dava birliği ve beraberliği içinde bulunduğu, muhterem bir din adamıdır ve sahte şeyh ve kalpazan alimlerin ortalığı kapladığı bir devirde emin bir şahsiyettir.

Bu sebeple, o tarihlerde (1950) geniş ve aktif aydınlar kalabalığına Said Nursi hazretlerini daha yakından tanıtmak lüzumunu duyan Necip Fazıl, Nur Risalelerinden bazı parçaları Büyük Doğu dergisinde yayınlamıştır.
Dolayısıyla bu eser, Said Nursinin hayat ve eserini tanıtan bir biyografi ve Nur Risalesinden yapılan sadeleştirmeleri içermekte.

Nasreddin Hoca: Ağızdan ağıza nakledilen fıkralarıyla halkın, hikmetinden gafil olarak sadece bir güldürücü olarak tanıdığı Nasreddin Hoca, Necip Fazıl’a göre yeniden ele alınması ve özüne nüfuz edilmesi gereken milli bir kahramandır.

Onun menkıbeleri, muhtevalarındaki ince tenkid ve tahlil kıymetleriyle tek tek yeniden izah ve tespit edilmelidir. Nasreddin Hoca fıkralarına el atan Necip Fazıl, bu eserde, onu hikmet cephesiyle göstermek gayesinde…
#92 - Şubat 13 2010, 16:41:58

Pierre Loti’nin uğruna roman yazdığı kadın
Gerçek adı Hatice’ydi, yeşil gözlü bir Çerkez güzeliydi, Loti’ye gönül verdiğinde bir adamın üçüncü eşiydi...


Asırlar önce uğruna şiirler, romanlar yazılmış iki kadın var ki, bu gün dahi ruhları aramızda dolaşıyor. Bu kadınlardan biri “Fatma Hanım”dı desek, şimdi size bir şey ifade etmez. Fakat Makber denilince herkes, en azından çok kimse o ünlü şarkıyı bilir: “Her yer karanlık / Pür nur o mevki / Mağrip mi yoksa / Makber mi yarab?” Abdülhak Hamit bu şiiri, Beyrut’ta, genç yaşta ölen eşi Fatma Hanım için mezarı başında yazmıştı. Hamiyet Yüceses, Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla bu şarkıyla ünlerine ün katmışlardı.
#93 - Temmuz 10 2010, 17:07:05
Gölgeye çarpan kan gibiyim

Aynaya diyorum bu yalan mı

Kendime diyorum: "Uyan artık"!

merhaba. konunun hepsini okudum. çok faydalı yorumlar yapmışsınız teşekkürler. edebiyata bir ilgim var. bende edebiyat ile ilgili kitap alacağım zaman pegasus yayınevinden alıyorum. kitap satış ta çok ilgililer. çok satan kitaplar ve yeni çıkan kitaplar bölümünde edebiyat ile ilgili işe yarar birsürü kitap oluyor kolayca ulaşabiliyorum kitaplara.
#94 - Mart 18 2014, 10:52:04
« Son Düzenleme: Mart 18 2014, 10:55:29 Gönderen: tekinak99 »

Üye:

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.