Alternatifim Cafe

Son İletiler

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10
41

İSLAM’I ALGILAMA ANLAYIŞIMIZ VE ÖN YARGILI DAVRANIŞLARIMIZIN GETİRDİĞİ YAŞANAN İSLAM……

Bizler hayata nasıl bakıyoruz ve olayları nasıl ALGILIYORUZ. Eğer bu konuda yanlış yapıyorsak, hiçbir konuda doğru sonuç almamızda mümkün olmayacaktır. Peki, algı ne anlama geliyor. Algı, bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak etme anlamındadır. İdrak etmekte akıl erdirmek, anlamak, kavramak anlamındadır. Demek ki hepsinin başı akıl ve düşünmekten geçiyor. Allah ın Kur’an da, hala düşünmüyor musunuz, aklınızı kullanmıyor musunuz diye uyardığı gibi. Eğer birileri size akılla din yaşamaz diyorsa, bu insanlar sizin algınızla oynuyor, sizi yönetmeye çalışıyor demektir.

Demek ki bir şeyi doğru algılayabilmemiz için, o konuya yönelerek akıl ve mantık devre dışı kalmadan, araştırdığımız konuyu anlamaya, araştırmaya çalışmalıyız. Algılamaya, idrak etmeye çalıştığımız konuyu doğru anlayabilmemiz için ise çok önemli gerçeği göz ardı etmememiz gerektiğinin önce bilincinde olmalıyız. ÖN YARGI. Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız, ALGI BİR OLAYIN ESASI DEĞİL, KİŞİNİN BİREYSEL YORUMUDUR. OLAYLARA BAKIŞI ESNASINDA, ONU ETKİLEYEN ETKENLERİN SONUCUDUR. BİREYİN ÇEVRESİNDEKİ OLAYLARA, ANLAM VERDİĞİ BİLİNÇSEL SÜREÇTİR. BİZLER EĞER İSLAM I, KUR’AN DAN DEĞİL, YÜZLERCE YIL ÖNCESİNDEN BİZLERE ULAŞAN RİVAYETLERİN IŞIĞINDA YAŞIYORSAK, BİZLER ALLAH IN DİNİNİ DEĞİL, O GÜNKÜ TOPLUMUN ALGISI ÖLÇÜSÜNCE ANLADIKLARI KİŞİSEL, BİREYSEL YORUMLARININ ANLAYIŞLARINI, DİN DİYE YAŞIYORUZ DEMEKTİR.  Onun içindir ki araştırdığımız bir konuyu doğru algılamak, konuyu doğru anlamak istiyorsak, önce ÖN YARGILARDAN KENDİMİZİ KURTARMALIYIZ.

Bilim adamları algı konusunu anlatırken, olayların çok önemli olmadığını, algılama şeklimizin daha önem taşıdığını söylüyorlar ve şu örneği veriyorlar. “ÖRNEĞİN EĞER ELİNİZDE BİR ÇEKİÇ VARSA, HER ŞEY GÖZÜNÜZE BİR ÇİVİ GİBİ GÖRÜNMEYE BAŞLAR.” Gerçekten de bizlerde olaylara öyle bakmıyor muyuz? İslam ı kimden ya da nereden hangi kaynaktan öğrendiysek, onun dışında din adına konuşanların sözlerini hiç dinlemeyiz bile. Çünkü din adına algımızı etkileyen kaynaklar, bizleri adeta farkında olmadan yönetir, düşünce ve inancımıza karşı olan insanı düşman gibi görürüz. Algı kişiden kişiye, toplumdan topluma değişir, çünkü algıyı etkileyen kaynaklar farklıdır. ÖNEMLİ OLAN BİLGİ ALDIĞIMIZ KAYNAĞIN DOĞRU OLMASIDIR.  Eğer yanlış kaynaktan bilgi aldıysak, yanlışımızın farkında olamayız. Çünkü bizleri etkileyen kaynaklar algımızı, algılama organlarımızın tamamını etkisi altına alır. BUDA BİZLERDE ÖN YARGI OLUŞMASINI SAĞLAR. ÖN YARGIYI YIKMAK, OLUŞTURMAKTAN DAHA ZORDUR. ÇÜNKÜ ÖN YARGILAR, TOPLUMDA BİRBİRİLERİNİ HEDEF ALARAK OLUŞTURULUYOR. BÖYLE OLUNCA DA BERTARAF OLMAMAK İÇİN, TARAF OLMAK ZORUNDA KALINIYOR.

Ön yargıyı, bakın nasıl tarif ediyor bilim adamları. “Ön yargı, bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden, PEŞİN BİR KARARA VARMIŞ OLMA DURUMUDUR. TOPLUMUN KÜÇÜKLÜKTEN İTİBAREN KULAĞIMIZA FISILDADIĞI HER KELİME VE SUNDUĞU HER RESİM, ÖN YARGIMIZIN TEMEL TAŞLARIDIR. ÖN YARGI, İNSANLARIN DÜŞÜNCESİZLİĞİNE BİR KILIFTIR. EN ADALETSİZ YARGI ÖN YARGIDIR.” Ne yazık ki bizler İslam ı, bizlere yıllardır kulaktan kulağa anlattıkları rivayetlerin etkisiyle anladık ve yaşıyoruz. Bu ön yargıyı yıkmak, inanın çok zor.

Bizler eğer İslam ı ön yargılardan kurtulmadan, kendimiz araştırıp doğru bilgiler almaya çalışmıyorsak, İslam ı gereği gibi doğru ALGILAMAMIZ ASLA MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Allah ın bizlere mesajını, emirlerini ve önerilerini doğru anlamak istiyorsak, önce yüzlerce yıldır İslam ı Kur’an dışından bizlere anlatanların söylemlerinden, öğretilerinden kurtulmalıyız ve daha sonra ÖN YARGISIZ KUR’AN I ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUYUP, DOĞRU BİLGİLEN MELİYİZ. Ama bu toplumun genel çoğunluğuna, öyle mantık dışı bir algıyı yerleştirmişler ki, Kur’an herkesin anlayamayacağı ve her bilginin olmadığı bir kitap olduğu kabul ettirilmiş. BU ALGI DEĞİŞMEDİKÇE, BU TOPLUMUN KUR’AN İLE BULUŞMASI VE KUR’AN GERÇEKLERİNİ FARK ETMESİ, ASLA MÜMKÜN OLAMAZ.

Allah da biz kullarının bu yanlışlarını bildiği için, bizleri bu konuda Nahl suresi 98. ayetinde, bakın nasıl uyarıyor ve Kur’an okumaya başlamadan önce ne yapın diyor. “ÖYLEYSE KUR’ÂN OKUYACAĞIN ZAMAN, TAŞLANMIŞ ŞEYTAN’DAN ALLAH’A SIĞIN.” Bizlere yıllarca bu ayeti örnek gösterip, Kur’an okumaya başlamadan önce “EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM” diye başlayacaksın Kur’an ı okumaya diye öğrettiler. Hâlbuki bu ayetin devamında Nahl 99. ayetinde ne diyordu önce ona bakalım. “GERÇEK ŞU Kİ: İMAN EDİP DE YALNIZ RABLERİNE GÜVENİP DAYANANLAR ÜZERİNDE, ŞEYTANIN BİR HÂKİMİYETİ YOKTUR.” Bu iki ayetten de anlıyoruz ki, bizler Kur’an ı doğru anlamamız ve algılamamız için, önce ön yargılarımızdan kurtulup, yani bizlere dini anlattığını iddia edenlerin anlattığı kendi düşünce ve fikirlerinden, araya şeytanında girip toplumu kandırdığı, onca yanlış rivayet ve sanı bilgilerden, Kur’an ı okumaya başlaman önce kurtulmalıyız. KİŞİLERE VE ONLARIN EMİN OLAMAYACAĞIMIZ BİLGİLERİNE DEĞİL, YALNIZ ALLAH A GÜVENİP VE YALNIZ ALLAH A SIĞINARAK, YANİ ALLAH IN KİTABINA GÜVENEREK KUR’AN I OKUMAYA BAŞLAMAMIZ GEREKTİĞİ UYARISINI ALLAH, BİZLERE YAPIYOR.

Ama yıllardır bu gerçek toplumdan gizlendi. Bu ayetin hükmü özde değil sözde yaşanır oldu ve bizler anlamını dahi bilmediğimiz bir dide Kur’an ı okuyoruz ve okumaya başlamadan öncede “EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM, diyor ve Kur’an ı hiç anlamadan okuyoruz. Öyle olunca da bizlerin din algısı, bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgilerle oluşuyor, inancımızı da bu etkenlerle yaşıyoruz.

Değerli dostlarım. Gelin önce bizlerin ön yargılarımızı etkileyen algımızı değiştirmek adına çaba harcayalım. Bunun yolu da, YALNIZ ALLAH A GÜVENİP DAYANMAKTAN GEÇER. Unutmayalım Peygamberimiz ÜMMİYDİ, yani hiçbir kitap ehline tabi değildi ve din adına ne öğrendiyse Kur’an dan öğrendi. ALLAH DA KUR’AN DA BİLDİRDİĞİ GİBİ, PEYGAMBERİMİZ ÜMMETİNE YALNIZ KUR’AN I TEBLİĞ ETTİ VE YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETTİ. Din adına referansımız yalnız Kur’an olmalıdır. Eğer bizlerin algısını Kur’an şekillendirmediyse, O algı bizi Allah a değil, şeytana yaklaştıracaktır.

Gelin din algımızı Kur’an ile sorgulayalım, tüm ön yargılarımızdan kurtulalım. İslam anlayışımızı yeniden düzenleyelim. Kur’an a uymayan, Kur’an ın onay vermediği tüm algıdan kurtulalım. Lütfen unutmayalım, Allah bizlerin anlayamayacağı bir rehber gönderip, daha sonrada o rehberden bizleri asla sorumlu tutmaz.

ZAMAN GEÇİYOR, HESAP GÜNÜ YAKLAŞIYOR. ŞİMDİ KARAR VERME VAKTİDİR. ALLAH, YANİ ONUN KİTABI KUR’AN A MI GÜVENİP DAYANACAĞIZ, YOKSA DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLAMAYACAĞIMIZ, BİZLERE ULAŞAN RİVAYETLERE Mİ, EDİNDİĞİMİZ VELİ KİŞİLERİN SÖZLERİNE Mİ GÜVENİP DAYANACAĞIZ. KARAR VERME VAKTİ GELDİ VE GEÇİYOR. DİLERİM DOĞRU KARAR VERENLERİN SAFINDA OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/


https://twitter.com/KURANA_DAVET


http://www.hakyolkuran.com/


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
42

GÜNÜMÜZ İSLAM ANLAYIŞININ, BU DENLİ AKIL VE KUR’AN DAN UZAK OLUŞUNA GÜZEL BİR ÖRNEK. “EBUBEKİR SİFİL'İN GENÇLERE TAVSİYESİ.”

Bizlerin günümüz İslam anlayışındaki bölünmüşlüğe ve adeta birbirine düşman olan mezhep, cemaat ve tarikatların oluşmasına neden olan inancımızın acıklı hale gelişinin nedenlerine, güzel bir örnek vermek istiyorum. İsminin başında Doç. Dr yazan ve toplumun bir bölümünün de düşüncelerine katılan Ebubekir Sifil in, İslam ı nasıl anlamalı ve yaşamalıyız konusundaki, gençlere tavsiyesini sizlere önce hatırlatmak istiyorum.

“Gençlere en başta tavsiyem şu: BU DİNİ KENDİ BAŞINIZA KİTAP OKUYARAK ÖĞRENMEYE KALKMAYIN. Kitap okumak insan olmanın sanki vazgeçilmez bir unsuru gibi. Oysa biz niye kitap okuyoruz? Bilgilenmenin bir vasıtası olarak kitap okuyoruz. Peki, bilgilenmenin başka vasıtası yok mu? Var. BİZİM GEÇMİŞİMİZDE, KÜLTÜRÜMÜZDE BİZ KİTAP OKUYARAK BİLGİLENMEDİK. DİNLEYEREK, BİZATİHİ AĞIZDAN AĞZA, KULAKTAN KULAĞA ŞİFAHİ BİLGİ VE KÜLTÜR NAKLİ VASITASIYLA BİLGİLENDİK. Makbul insan çok bilen insan değildir. Makbul insan Allah katında az da olsa ihlasla, takvayla amel eden insandır. Tabii dengeler yerinden oynayınca, modern toplumda makbul insan kim oldu? Çok bilen insan, çok etiketli insan, çok maaş alan, çok tüketen insan oldu! Oturduğu zaman carcar konuşan, ahkâm kesen, entelektüel kapasitesi yüksek insan makbul oldu. Bu yüzden okuma faaliyetinden önce diriltmemiz gereken bir metodun üzerine eğilmek lazım. Nedir o? BİR BİLENDEN, ALLAH KORKUSUNA SAHİP BİR BİLENDEN ÖĞRENME USULÜNÜ, TARZINI, METODUNU İHYA ETMEMİZ LAZIM. Buna önem vermemiz lazım.”

Bu şahsın, geçlere tavsiyesine bakar mısınız lütfen. Bu dini kendi başınıza, Kur’an ı okuyarak öğrenmeyin sakın diyor. Yani Allah ın mesajını, tebliğini ben yanında olmadan okuma, senin aklın bu ayetleri düşünerek okusan da anlamaya yetmez demek istiyor. HÂŞÂ ALLAH IN KULUNA ANLATAMADIĞINI, ANLATMAYA ÇALIŞANLAR VAR ARAMIZDA. Peki, kimden öğreneceğiz? Çünkü Allah İslam dininde ruhban sınıfının olmadığını, Allah böyle bir emir vermediğini bizlere bildirir Kur’an da. Hatta kitap ehlinden örnek verip, ben emretmediğim halde önce iyi niyetle başlayan ruhbanlığı, daha sonra menfaat ve çıkarlarına kullandıklarını, insanların mallarını haksız yere yedikleri örneklerini verir. Tevbe 31. ayette de geçmiş örnekler veren Rabbimiz, ruhban sınıfı yani din adamları dediğimiz sınıfın, adeta kendilerini kutsallaştırıp, onlar olmadan Allah a ulaşmayacakları, Allah ın doğru yolunu bulamayacaklarını iddia ettiklerini ve böylece toplumu yoldan saptırdıkları örneği verilir. Günümüzde kilise, papalık bu dünyada Allah ile kulları arasında aracı olduklarını söylüyorlar. BU İNANCIN AYNISI, İÇİMİZDE KENDİLERİNİ RUHBAN İLAN EDEN, KUR’AN I SEN ANLAYAMAZSIN, BİZ ANLATMALIYIZ SİZLERE DİYENLERDE, AYNI ŞEYLERİ SÖYLÜYORLAR. HATTA VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ, ONLAR BİZLERİN ŞEFAATÇILARI OLACAK MAHŞER GÜNÜ, DEMİYORLAR MI?

Bizlerin Kur’an ile bağını kesenler, sen Kur’an ı anlayamazsın, kendin sakın Kur’an ı anlayarak okuyup kendi başına İslam ı anlamaya kalkma diyerek, kendilerinin topluma dayattığı yanlış inancın sürdürülmesini istiyorlar. KUR’AN DAN DERS ALMADIKLARI İÇİN, CAHİLİYE TOPLUMUNUN BASKISINI TOPLUMA DAYATIYORLAR VE MÜSLÜMANLARA DA, ”BU DİNİ KENDİ BAŞINIZA KİTAP/KUR’AN OKUYARAK ÖĞRENMEYE KALKMAYIN” diyerek, toplumun kafasında karmaşa, korku ve şüphe uyandırıyorlar.

Okumanın, insan olmanın vazgeçilmez bir unsuru değilmiş gibi gösterip, insanların okumaya, bilme karşı heveslerini kesenler, günümüzde OKUYANLARIN DİNDEN ÇIKTIĞINI SÖYLEMEKTEN ÇEKİNMİYORLAR. Hatta iyi ki okumamışım, yoksa dinsiz olurdum diyecek kadar Kur’an dan uzak, toplumu aldatmaya ve böylece cahil kalan toplumu istedikleri gibi yönetmeye çaba harcıyorlar.  BU YALANLARIN FOYASI KUR’AN İLE ORTAYA ÇIKTI ARTIK. ÇABALARI BOŞUNA. Bilgilenmek için kitap okuduğunu söyleyenler, bilgilenmenin başka vasıtası yok mu diyerek, toplumu kendilerine yönlendirenler, kendi batıl inançlarının devamını sağlamaya çalışanlar, bakın nasıl bir kaynağı da, tıpkı Allah ın kitabı Kur’an ile eş tutarak aynı garantiyi vererek örnek veriyorlar. HÂLBUKİ KUR’AN I ALLAH KORUYOR, ONLARIN RİVAYET VE SANI SÖZLERİNİ KİM KORUYOR?

“BİZİM GEÇMİŞİMİZDE, KÜLTÜRÜMÜZDE BİZ KİTAP OKUYARAK BİLGİLENMEDİK. DİNLEYEREK, BİZATİHİ AĞIZDAN AĞZA, KULAKTAN KULAĞA ŞİFAHİ BİLGİ VE KÜLTÜR NAKLİ VASITASIYLA BİLGİLENDİK.”

İşte günümüz İslam anlayışının, bu denli bölünmüşlüğüne ve Kur’an dan saparak rivayetlerin ardı sıra gitmenin yol ve yöntemine güzel bir örnek. Bu ve onun gibi düşünen, inanan kişilerin hiç şüphe duymadan İslam ı öğrenecekleri kaynaklar, CAHİLİYE TOPLUMUNUN İZLEDİĞİ YOLUN TAMAMEN AYNISI. Kur’an ı bir kez anlayarak ve düşünerek okuyan bir Müslüman, bu acı gerçeklerin hemen farkına varacaktır. ONUN İÇİN SEN KENDİ BAŞINA SAKIN OKUMA DİYOR GENÇLERE, ÇÜNKÜ OKURLARSA SÖYLEDİKLERİNİN YANLIŞ OLDUĞU ORTAYA ÇIKACAK. KORKU BACAYI SARDI. Allah kitap ehlinin yaptığı yanlışları Kur’an da bizlere anlatırken, işte bu yanlışları yapıyorlar, benim gönderdiğim kitap onlara yetmiyor, ataların inançlarını din diye yaşıyorlardı, sakın sizlerde bunları yapmayın diye bizleri Kur’an da, onlarca ayetinde uyarıyor.

Geçmiş toplumların kitap okuyarak bilgilendirilmediğini örnek verip, günümüz gençlerinde Allah ın kitabı Kur’an ı okuyarak İslam ı anlayamayacağını söylemek, aklın ötesinde, toplumu zehirlemektir. Yüzlerce yıl önce okuma yazma bilmeyen, hatta kitabın çok az olduğu dönemle, günümüz imkânlarını karşılaştırmadan toplumu kendilerine bağlamaya çalışanlar, hem kendilerini hem de toplumu zehirlediklerinin ya farkındalar kasıtlı yapıyorlar, ya da gözlerde perde, gönülleri taş kesmiş gerçekleri göremiyorlar demekten başka, bir söz gelmiyor aklıma.

İslam ı birilerinden dinleyerek, ağızdan ağza, kulaktan kulağa şifahi rivayet bilgilerle, toplumların kültür anlayışları ile geçmişte öğrendiğini ve bunun en doğru bilgilenme olduğunu savunanlar, ALLAH IN DİNİNİ DEĞİL, KİŞİLERİN NEFİSLERİNDE YARATTIĞI VE HER TOPLUMUN KENDİ KÜLTÜR ANLAYIŞLARINI, DİNE İLAVE ETTİĞİ BEŞERİ BİR DİNİ YAŞAYACAKLARINI UNUTMAMALIDIRLAR. Allah ın Elçisi O örnek Peygamberimiz, Elçi olmadan önce, asla hiçbir kitap ehline tabi olmamasının nedeni, Kitap Ehlinin Allah ın dininden uzaklaşmaları ve kendilerine kendi nefis ve kültürleri doğrultusunda, Atalarından rivayet ve sanı bilgiler ışığında yaşadıkları beşeri bir din yarattıkları içindi. Ama EBUBEKİR SİFİL aynı yöntemlerle yaşanan, rivayetlerin ve kültürlerin oluşturduğu bir İslam ı böyle yaşamamız gerektiğini, gençlere tavsiye ediyor. BU TAVSİYEYE UYAN, SİZCE ALLAH A MI ULAŞIR YOKSA….? Yoksa nın cevabını huzura vardığımızda göreceğiz.

Ebubekir Sifil gençlere tavsiyesinin sonun da, bakın İslam ı kimlerden öğrenmemiz gerektiğini söylüyor. “BİR BİLENDEN, ALLAH KORKUSUNA SAHİP BİR BİLENDEN ÖĞRENME USULÜNÜ, TARZINI, METODUNU İHYA ETMEMİZ LAZIM.” Peki, kim bu bir bilen, Allah korkusu olan? Yoksa kendisi de bir bilen ve Allah korkusu olanların içinde var mı?  Hâlbuki Allah bunun tam tersini söylüyor ve güvenilecek yardım istenecek veliniz, yalnız benim diyor ve yalnız Kur’an ın ipine sarılın diyor Kur’an da. Sizce Allah, her aklı başında bir Müslüman, kendi başına anlayarak ve düşünerek okuduğunda, anlayamayacağı bir Kur’an gönderip, daha sonra bu kitaptan hesap sorar mı? Kimin doğru yolda gittiğini yalnız ben bilirim diye de uyarıyordu Rabbimiz.

Çok yakın geçmişte, Hoca Efendi dedikleri şahsı göklere çıkartarak, hatta bu kişi mahşer günü şefaat edecek dedikleri vatan haini, İslam ı en iyi anlatan veli kişiler arasında sayılıyordu. AMA TOPLUMUN BİRBİRİNE DÜŞMAN OLMASINI SAĞLADIĞI GİBİ, MÜSLÜMANLARIN VATANINA İHANET ETMESİNE NEDEN OLDU. BİNLERCE AİLENİN ACI ÇEKMESİNE SEBEP OLDU. ALLAH IN LANETİ BU VE BUNUN GİBİ DİNİ KULLANAN, ALLAH İLE ALDATAN VE TOPLUMU ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRANLARIN ÜZERİNE OLACAKTIR.

Değerli kardeşlerim. Zaman geldi ve çok çabuk geçiyor. Hesabın görüleceği o günün yolculuğuna çıkmadan önce, gelin bu yanlış düşüncelerden kendimizi kurtaralım. Bu şahısların tavsiyelerine değil, ALLAH IN KUR’AN DAN BİZLERE, APAÇIK YAPTIĞI TAVSİYELERE KULAK VERELİM. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim, anlayabilmeniz ve hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, yemin olsun ki Kur’an ı kolaylaştırdım diyorsa, ALLAH İLE ALDATICILARA DEĞİL, ALLAH A GÜVENELİM. Beşere güvenen mutlaka, hesap günü üzülenlerin safında olacaktır. ALLAH A, ONUN KİTABINA GÜVENEN İSE EN GÜZEL SIĞINILACAK LİMANA KENDİSİNİ ULAŞTIRACAKTIR.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/


https://twitter.com/KURANA_DAVET


http://www.hakyolkuran.com/


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
43
Konu Dışı / Ynt: Muhabbet Bahçesi
« Son İleti Gönderen: bad_child Ocak 02 2021, 13:34:42 »
Şimdi aklima geldi girdim şifremi unutmamışım ne güzel gunlerimiz geçti burda be herkese selam olsun dostlar
44
Magazin / Ynt: Berlusconi ile havuz hayali
« Son İleti Gönderen: aberfu Aralık 30 2020, 21:50:33 »
Havuz temizleme robotu


Bahçenizde yapmayı düşündüğünüz havuz yapımı için gerekli olan havuz malzemeleri havuz bakım kimyasalları ve havuz temizleme robotları ekonomik fiyatlar  ile   adresinde bulabilirsiniz
45

Mezheplerin, cemaatlerin ve tarikat mensuplarının ağzından düşmeyen bir konu vardır. BİZLER ŞERİAT İLE YÖNETİLMEK İSTİYORUZ. Aslında söylenen doğru, bende şeriat kanunları ile yönetilmek istiyorum ama Allah ın şeriatı doğrultusun da yönetilmek istiyorum. Benim şeriat anlayışım ve inancım, Allah ın Kur’an da emrettiği şeriat tır, mezheplerin oluşturduğu beşeri şeriat değil. İsterseniz önce şeriat kelimesinin anlamına bakalım.

“ARAPÇADA ŞERİAT KANUN, HÜKÜM, YASA, İZLENECEK DOĞRU YOL, YÖNTEM ANLAMLARINA GELİR.”

Şeriat kelimesinin, Kur’an da bahsedilen anlamından yola çıkarak, şöyle bir soruyu kendimize sormamız gerekmez mi? Şeriat kanun, hüküm ve izlenecek doğru yol anlamına geldiğine göre, bizlere de Allah Kur’an ı, doğru yolu bulabilmemiz adına, rehber olarak gönderdiğine göre, ALLAH IN ŞERİATINDAN BAŞKA ŞERİATLAR, YOL GÖSTERİCİLER OLABİLİR Mİ? Bu sorunun cevabını Kur’an dan aradığımızda, acaba dini konularda, daha önce hiçbir bilgisi olmayan Ümmi peygamberimiz, hangi şeriata uyma emri almıştır ona bakalım.

Casiye 18: SONRA SENİ BİR KURALA (ŞERİATA) GÖRE GÖREVLENDİRDİK; SEN ONA UY. Kendini bilmezlerin arzularına uyma. (Süleymaniye vakfı)

Demek ki Allah Elçisini, gönderdiği Kur’an da bahsettiği, hükümler verip kanun ve yasalar koyduğu, izlememizi istediği yolun açıklandığı Kur’an ın, yani ALLAH IN ŞERİATINA UYMASI İÇİN UYARIYOR ve seni bu yol yöntem üzere görevlendirdik, kendilerine atalarının oluşturduğu beşeri şeriatlar yaratanlara, sakın uyma diyor. BİR BAŞKA DEYİŞLE ALLAH IN ELÇİSİNİN ŞERİATI, YALNIZ KUR’AN DI. Bu konudaki uyarı ayetlerinden, birkaç tanesini hatırlayalım. SÖZ BAKIMINDAN ALLAH’TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR! (Nisa 87). ALLAH’TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50). BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM. (Enam 19). RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18)

Buna benzer onlarca ayetten de anlıyoruz ki, Allah ın elçisi yalnız Allah ın Şeriatına yani kanun ve hükümlerine uymuş ve yalnız Kur’an ile hükmetmiştir. Günümüzde şeriat isteyenler, ne yazık ki yazdığım ayetleri ve yüzlerce benzerlerini görmezden gelip, ne yani Peygamberimiz postacı mıydı, kargocu muydu diyerek, Peygamberimizin de dinde Allah ın şeriatına ilaveler yapacağına inanmakta bir kusur görmemişlerdir. Allah kesinlikle yasaklamasına rağmen kendilerine, ALLAH IN ŞERİATININ YANINDA BEŞERİ ŞERİATLAR YARATARAK, BUNLARDA ALLAH IN EMRİ YANİ ALLAH I ŞERİATI DEMEKTEN ÇEKİNMEMİŞLERDİR. Şura suresi 21. ayette Allah, bu konuda da bizlerin dikkatimizi çekiyor ve Allah ın koymadığı şeriat hükümlerini, hiç kimsenin koyamayacağı uyarısını yapıyor.

TOPLUMDA KORKU YARATAN, HATTA TOPLUMU DİNDEN, KUR’AN DAN UZAKLAŞTIRAN ANLAYIŞ, BU YANLIŞ İNANCIN SONUCU OLUŞMUŞTUR. Unutmayalım lütfen, Allah kendi şeriatını yemin ederek kolaylaştırdığını söylüyor. Ama bizler beşeri şeriatlar yaratarak dini zorlaştırıyor ve bu şeriatında Allah emri olduğunu söylemekten çekinmiyoruz, hatta baskıyla kendi inançlarımızı, Allah ın emri diye topluma yaşatmaya çalışıyoruz.

Allah ın şeriatı, kişinin kendi imtihanı ve kendisinin bizzat özgür iradesi ile yaşamı üzerine kurulmuştur, onun içinde uyulacak kanun ve kurallar açıkça Kur’an da belirtilmiştir. Yine Allah ın şeriatı toplumda ADALET, ÖZGÜRLÜK, HOŞGÖRÜ ÜZERİNEDİR ve asla ayrım yapmadan insanların huzurunun, adaletinin sağlanması her bireyin özgürce inancını yaşaması adına düzenlenmiştir.

Birde mezheplerin yarattığı şeriatı düşünün lütfen. Örnekler vermeye bile utanıyorum. Neredeyse Allah ın şeriatının tam tersi hükümleri, bunlara da bir Müslüman uymak zorundadır diyoruz. Bunları da Peygamberimizin dine ilaveler yaptığını, bunlarında Allah ın şeriatı gibi yaşanması gerektiğini söylemekten korkmuyoruz. Allah Elçisine, sana gönderdiğim şeriat üzerinde ol ve onunla kullarıma hükmet diyor, ama bizler bu gerçeklerin üstünü örtüp, Peygamberimizi dinde Allah ın şeriat, kanun, hüküm ortağı yapmaktan çekinmiyoruz. HÂLBUKİ ALLAH NE DİYE UYARMIŞTI BİZLERİ HATIRLAYALIM. “KENDİ HÜKMÜNDE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KILMAZ”. (Kehf 26)

AKLI BAŞINDA, KUR’AN GERÇEKLERİ İLE BULUŞMUŞ HER MÜSLÜMAN, ELBETTE ALLAH IN ŞERİATIYLA YÖNETİLMEK İSTER. ÇÜNKÜ ALLAH IN ŞERİATINDA ÖZGÜRLÜK VARDIR, ADALET VARDIR, EŞİTLİK VARDIR. HERKES İNANCINI ÖZGÜRCE YAŞAR VE YAPTIKLARININ KARŞILIĞINI DA GÖRÜR. AMA BEŞERİN YARATTIĞI ŞERİATTA, BUNLARIN HİÇ BİRİSİNİ BULAMAZSIN. DİNDE ŞERİAT, YALNIZ ALLAH IN DIR, ONUN KANUNLARIDIR.  Şeriat isteriz diye ortaya çıkanlar, ne yazık ki Allah ın şeriatını değil, mezheplerin oluşturduğu rivayet, sanı bilgilerin harmanladığı, atalarının yarattığı beşeri bir şeriatı istiyorlar.  ŞERİAT İSTEYEN YADA KARŞI ÇIKANLAR, NE YAZIK Kİ BAZI GERÇEKLERİ BİLMEDEN KABUL EDİYOR, YADA KARŞI ÇIKIYORLAR, ÜZÜCÜ OLANDA BURASI.

Değerli dostlarım, gelin Kur’an ı anlayarak, dikkatli bir şekilde okuyalım ve ayetler üzerinde düşünelim. Unutmayalım Allah ın Kur’an da bizlere önerdiği şeriatı, adaletin ve huzurun oluşmasında bizler için en uygun yol ve yöntemdir. Mezheplerin oluşturduğu beşeri şeriatsa, adaletsizliklerin ve huzursuzlukların yaşandığı baskıcı bir şeriattır, hep birlikte buna karşı çıkalım ve bu gerçeği topluma el birliğiyle anlatmaya çalışalım. HUZUR, ADALET VE MUTLULUK YALNIZ ALLAH IN ŞERİATI KUR’AN DADIR, LÜTFEN UNUTMAYALIM.

ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (casiye 6) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 )

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/


https://twitter.com/KURANA_DAVET


http://www.hakyolkuran.com/


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
46
İslam Dünyası / ÇOK EŞLİLİK VE KUR'AN IN ÖNERİSİ.
« Son İleti Gönderen: halukgta Aralık 29 2020, 12:21:50 »

Bizler Kur’an ı anlamaya çalışırken, eğer nefsimizin esiri olarak, beşeri batıl inançlarımıza delil aramak adına Kur’an a bakıyorsak, ondan doğru bilgiyi almamızda, asla mümkün olmayacaktır. Çünkü Allah bizlere, niyetlerimize göre cevap verecektir. Kur’an ı doğru anlamak istiyorsak, ayetleri rivayet ve batıl bilgiler ışığında değil, Allah ın ayetleri ve verdiği örnekler ışığında anlamaya çalışmalıyız.

Kur’an da Nisa suresi 3. ayette geçen, bazı kelimeler öne sürülerek, Allah bir erkeğin dört eşe kadar evlenmesine izin veriyor denmektedir. Gerçekten Allah, birden fazla eşle evlenmemizi öneriyor mu, yoksa Allah indirdiği ayetleriyle, o günün çok özel bir durumuna işaret ederek, SORUNLARA ÇÖZÜM BULMAK ADINA DERMAN MI OLUYOR, gelin birlikte ayeti anlamaya çalışalım. Ama önce, Nisa suresi 3. ayeti daha iyi anlayabilmemiz için, bir önceki ayeti de yazalım ki, ayetlerin özellikle kimlerden ve ne maksatla bahsedildiği daha iyi anlaşılsın.

Nisa 2: YETİMLERE MALLARINI VERİNİZ; temizi pis olanla değiştirmeyiniz, onların mallarını sizin mallarınıza katarak kendi helâl ve temiz malınızı kirletip yemeyiniz, çünkü bu büyük bir günahtır.

Nisa 3: ŞAYET YETİMLER HAKKINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEYECEĞİNİZDEN KORKARSANIZ, size helâl olan başka kadınlardan İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER ALINIZ. O kadınlar arasında da adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, BİR TANE ALINIZ; yahut ellerinizin altında bulunanlarla yetininiz. Zulüm ve haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur. (Bayraktar Bayraklı meali)

Nisa 2 ve 3. ayete baktığınızda, ilk önce bahsedilen konu yetimler ve bu yetimlerin ailelerinden kalan malları ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Dikkat ederseniz, belki savaşlardan belki de başka nedenlerden dolayı, anne ve babalarını kaybetmiş, yada bakacak kimsesi olmayan kadınlar ve onları koruma altına alan kişilerin durumlarından bahsediliyor ve böyle bir ortamda nasıl davranılması gerektiği açıklaması yapılıyor ayetlerde. BU UYARIYI ALLAH, YETİMLERİ KORUMA ALTINA ALMIŞ KİŞİLERE ÖZELLİKLE, MALLARI İÇİN ONLARLA EVLENİLMEMESİ UYARISI YAPILDIĞI ANLAŞILIYOR.

Sakın yetimlerin mallarını, kendi mallarınıza katmayın diyor. Onların malları için onlarla evlenmeye kalkar da, adaletsiz bir durum yaratırsanız, bu yanlış bir yol olur diyor bizlere. Adaleti koruyamama şüpheniz varsa eğer, sizin korumanız altındaki yetimlerle değil, size helâl olan (başka) yetim kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. BU AYETTE BİRDEN FAZLA EVLİLİK İZNİ, YETİM KALMIŞ KİMSESİZ KADINLAR İÇİNDİR. Bu sözleri söyledikten sonrada bakın ne diyor ayette.

“EĞER ADALETLİ DAVRANMAYACAĞINIZDAN KORKARSANIZ, O TAKDİRDE BİR TANE ALIN.”

Lütfen ayeti, indirilme amacının dışına çıkartmadan, ayette bahsedilenleri anlamaya çalışalım. Allah size emanet edilen yetimler hakkında, adaletli olamayacaksanız dedikten sonra, tavsiye ettiği başka kadınlardan bahsederken, eğer yetimler için indirilen ayeti, normal kadınlardan ikişer üçer dörder alın diye anlarsak, ayetin özünden sapmış, ayeti nefsimize uydurmuş oluruz. Ayrıca ayetin sonunda Allah ın tavsiyesine de ters düşmüş oluruz. Allah ne diyordu, adaleti sağlayamayacağından korkarsanız bir tane alın. Ayette Allah, size helal başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın derken, yetim olup ta malı ve mülkü olmayan ancak beğendiğiniz, sevdiğiniz diğer yetimler ile evlenip, onları O zor durumlarından kurtarın diyor. Nisa suresi 19. ayette bu konuya açıklık getirmek adına Allah şu ikazı yapıyor. “EY İMAN EDENLER! KADINLARA ZORLA VÂRİS OLMANIZ, SİZE HELÂL DEĞİLDİR.”

TEKRAR HATIRLATMAK İSTERİM. BU AYET VE AYETTE ANLATILANLAR, NORMAL KOŞULLARDA GEÇERLİ OLAN HÜKÜMLER DEĞİLDİR. Çünkü ayette yapılan uyarı ve ikazlar , sahipsiz kalmış yetimlerin mallarına göz dikmek adına onlarla evlenmeyi yasaklıyor. Bu durumda izlenmesi gereken yolu gösteriyor, tavsiyede bulunuyor. Allah birden fazla evliliği yasaklamıyor bu açık, ama tavsiyesi tek eşlilik. Eğer çok eşliliği birden bire yasaklamış olsa, toplumun neredeyse tamamının böyle bir evlilik yaptığı ortamda, sizce bu yasak nasıl karşılanırdı toplum tarafından? İşte Kur’an ın güzelliği ve toplumu ikna ile eğitim şekli.

Şunu da belirtmeliyim ki, ayette 4 eşe kadar evlenin demiyor. İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER TABİRİ, NET BİR SAYIYI BELİRTEN CÜMLE DEĞİLDİR. Daha açıkçası, belirli bir sınırlama yoktur. Söz gelimi şöyle denir, fazla yemeyin BİR KAÇ TANE ALIN. Bakın sayı belirtilmemiş ama çok fazla olmasın anlamındadır. Peki bu emri neden, hangi sebeple, hangi şartlarda veriyor Allah, burası önemli. Çünkü Allah bu ayetin dışında, birden fazla evlenebilirsiniz dediği hiç bir ayet yoktur. ALLAH BU AYETTE, İKİŞER ÜÇER DÖRDER EVLENİLECEK KİŞİLERİN, SAHİPSİZ KALMIŞ KİMSESİZ KADINLARDAN YAPILMASINI İSTİYOR. BAKIN TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM, BU ÖNERİ, SAVAŞLARDAN DOLAYI, ERKEK SAYISININ AZALDIĞI DURUMLA İLGİLİDİR. NORMAL ŞARTLARDA DEĞİL. AYETİN SONUNDA DA YAHUT ELLERİNİZİN ALTINDA BULUNANLARLA YETİNİN diyerek, ilk saydıkları ile zaten daha önce evli olan eşlerin, farklı konumda olduklarını göstermiş oluyor. Böyle bir şartta dahi, adaleti sağlayamazsanız aralarında, TEK EŞLE EVLENİN DİYOR.

Kur’an bu ayetle, toplumların aynı zor şartlar oluştuğunda uygulanması gereken bir ruhsat, izin veriyor. Böyle bir açıklama olmasaydı Kur’an da, toplumların böyle zor durumlarında, kadınlar sahipsiz kalabilir, hatta fuhuş ve zina artardı. Çok eşlilik konusu, Arapların geleneklerinde çok önemli bir yeri tutmaktaydı. Tek eşli olan erkekler, toplumda saygın bir insan olamama ile neredeyse eş değerdeydi. Lütfen o dönemin gerçeğini hayal edelim. PEYGAMBERİMİZİN 38 YILLIK EVLİLİK HAYATINDA, 29 YIL TEK EŞLİ OLARAK YAŞAMIŞTIR. SON DOKUZ YILINDA İSE GELENEKLERİN BASKISI VE BAZI ZORUNLULUK DAN DOLAYI, BİRDEN FAZLA EŞİ OLMUŞTUR. Allah çok eşlilik konusunda yasaklama getirmeyip, özel şartlar haricinde, uyarı ve önerilerle tek eşliliğe, özellikle bundan sonraki toplumları özendirmiştir. Allah Nisa suresi 129. ayetinde bizleri birden fazla evlilik için, bakın nasıl uyarıyordu ayeti hatırlayalım.

“NE KADAR UĞRAŞIRSANIZ UĞRAŞIN, KADINLAR ARASINDA ADALETİ YERİNE GETİREMEZSİNİZ.”

Allah bunu söylerken, acaba bizlere ne anlatmak istiyor, işte burası önemli. Bizler eğer nefsimizin etkisiyle, Kur’an dan delil arıyorsak, buluruz ve deriz ki, bakın Allah çok eşliliği yasaklamamış. Doğrudur yasaklamamıştır, ama birden fazla eşle evlenme ruhsatını, hangi şartlarda vermiştir, onu nefsimizin etkisinde kalmadan, Kur’an dan doğru anlamalıyız. Allah ın önerisi, adaletin sağlanabildiği, tek eşlilik tir. Sizce bizler adaletin asla sağlanamayacağı, bir evlilik yaparak mı mutluluğu, huzuru buluruz, yoksa adaletin sağlanabileceği tek eşliliği seçerek mi huzurlu ve mutlu bir yuva kurarız? ELBETTE ALLAH SEÇİMİ BİZLERE BIRAKMIŞTIR, AMA DOĞRU YOLU GÖSTEREREK. Örneğin Nisa suresi 3. ayetin sonunda, tek eşle evlenin dedikten sonra, o devrin bir gerçeği olan, bir öneride daha bulunuyor Allah, şimdide ona bakalım.

“YAHUT ELLERİNİZİN ALTINDA BULUNANLARLA YETİNİNİZ. HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN EN UYGUN OLAN BUDUR.”

Dikkat ederseniz Allah ayette, adaletin sağlanması için tek eşliliği önerdikten sonra, sahip olduğunuz, ellerimizin altında bulunan daha önce evli olduklarınız ile yetinin diyor. Bunu söylemesinin nedeni, malı mülkü olmayan, zor durumdaki yetimler ile evlenme konusunu anlattıktan sonra söylüyor. Aslında bu uyarı ile Allah, artık evlilik sınırının olduğunu, birden fazla evliliğin adaletli olmadığı uyarısını sürekli yapıyor ama Allah ın tavsiyesi tek eşlilik olduğunu da açıkça bildiriyor. Daha da dikkat çekici olanı, ayetin sonunda Allah ın önerdiği güzelliğe bakar mısınız ne diyor Rabbimiz bizlere. Tabi gören gözler, duyan kulaklar için. “HAKSIZLIK ETMEMENİZ İÇİN, EN UYGUN OLAN BUDUR.” Bakar mısınız lütfen, Allah ın önerisine. Neymiş daha uygun olanı? TEK EŞLE EVLENMEK, sizler için daha uygundur dediği halde bizler, hala nefsimizin etkisiyle nelerin peşinde gidiyoruz ve neler söylüyoruz. Karar sizlerin.

Tekrar etmek gerekirse, Allah çok eşliliği yasaklamamıştır, çünkü ÇOK EŞLİLİK GEREKTİĞİNDE LÜZUMU OLDUĞUNDA, KULLANILMASI GEREKEN BİR RUHSATTIR, İZİNDİR. Dünya ülkelerinde savaşlar ve hastalıklar sonucunda, kadın erkek dengesinin bozulması durumlarında, KADININ KORUNMASI, KOLLANMASI ADINA, zaten ülkeleri yönetenler tarafından, birden fazla evlilik bazen özendirilmiş ve uygulanmıştır. Bu konuda dünya tarihinde örnekleri vardır.

Allah Kur’an ın indirildiği devirde yanlış olan, toplumun alışık olduğu birçok konuya, indirdiği ayetlerle düzenleme getirmiştir, tavsiyelerle vazgeçmelerini sağlamıştır, adeta eğiterek. ÖRNEĞİN KÖLELİK, CARİYELİK GİBİ. Köle azat etmeyi özendirmiş, hatta köle azad etmeyle, yapılan bir yanlışın, günahın affını sağlayarak, kölelik ile İslam ın yan yana olamayacağını anlatmıştır. Cariyelik konusununda kapısını kapatarak, savaşlarda esir almayıp, ya bedeli karşılığı yada bedelsiz salıverilme koşulu getirilmiştir.

Kur’an bizlere en güzel yol ve yöntemleri, önümüze sunmuştur ve imtihanda olduğumuzu hatırlatarak, seçimi bizlere bırakmıştır. NEFSİMİZİN ARZULARINI MI, YOKSA ALLAH IN TAVSİYELERİNİ Mİ SEÇTİĞİMİZ, ÇOK ÖNEMLİDİR. Allah tek eşlilik konusunda, aşağıdaki tavsiyede bulunduysa, sizce bu konuda ki son nokta ne olmalıdır? Karar ve seçim sizlerin. “BU, ADALETTEN AYRILMAMANIZ İÇİN DAHA UYGUNDUR.”

Ülkemiz kanunlarında da evlilik, tek eşlilik üzerinedir. Evli kadının tüm hakları kanunlarla korunmaktadır. Eğer ülkemiz kanunlarının dışına çıkarak, birden fazla evlilik yaparsanız, Allah ın Kur’an da ikaz ettiği, uyardığı adaletsizliğin en büyüğünü kadına yapmış olursunuz. Erkek vefat ettiğinde, geride bıraktığı mal ve mirastan, diğer eşler yararlanamaz. Böylece diğer eşler, çok zor durumda kalırlar. Buda eşler arasında çok büyük adaletsizlikler yaratır. Bunun mahşerde bir hesabının olacağını da bilmeliyiz.

HİÇBİR KADIN, EŞİNİ BİR BAŞKA KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEZ. NASIL BİR ERKEK EŞİNİ, BAŞKA BİR ERKEKLE PAYLAŞMAK İSTEMİYORSA, BU DUYGULAR KARŞILIKLIDIR. Lütfen yaradılışın gerçeklerine ters düşen bir yaşamı seçmeyelim, ne huzur nede mutluluk bulamayız. Hayvanların bile bir kısmında, tek eşlilik vardır. Bu örnek bizlere ders olmalıdır. Bir erkek candan, gönülden sevdiği eşini, kimseyle paylaşmak istemiyorsa, aynı duyguları kadınlarında paylaştığını VE EŞİNİ HİÇBİR KADINLA PAYLAŞMAK İSTEMEYECEĞİNİ UNUTMAMALIYIZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/


https://twitter.com/KURANA_DAVET


http://www.hakyolkuran.com/


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/


https://hakyolkuran1.blogspot.com/

47
Konu Dışı / Ynt: Muhabbet Bahçesi
« Son İleti Gönderen: SkinWalkers Aralık 25 2020, 23:43:50 »
Hey gidi günler heyy.. (6)
48

Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an da Allah a şirk koşmak ya da Allah a eş koşmak sözüyle, ne demek istiyor ve bizleri uyarıyor. Çünkü Allah a şirk yani eş koşanların günahlarını bakın nasıl affetmem diyor.

Zümer 65:  Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de şu vahyedildi: “YEMİN EDERİM Kİ, EĞER ŞİRK KOŞARSAN BÜTÜN ÇALIŞMALARIN BOŞA GİDER ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun.” (Elmalı meali)

Nisa 48: Şüphesiz Allah, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.  (Diyanet meali)

Allah yemin ederek çok net bir hüküm veriyor ve diyor ki; eğer bana şirk, ortak koşarsanız bütün çabalarınız boşa gider ve günahlarınızı asla bağışlamam diyor. Gerçekten de bu uyarı çok önemli, çünkü Allah a şirk, ortak koşmaktan Allah neyi kast ediyor, eğer doğru anlayamadan bu dünyadan göçer gidersek, inanın hesap günü çok üzülenlerin safında oluruz. Gelin bu konuyu, kafamızdaki tüm yanlış bilgilerden kurtularak, yalnız Allah ın uyarıları ışığında anlamaya çalışalım.

Kur’an ı anlayarak birkaç kez okuyan bir Müslüman, Allah ın ikaz ve uyarılarının genel çoğunluğunun Allah a inanmayanlara, yani bizim tabirimizle ateistlere karşı değil, Allah a inandığını söyleyen ama Allah ın istediği yolda değil, batılın ve hurafenin şekillendirdiği bir inanca tabi olanlara hitap ettiğini, uyarılarını ve ikazlarını onlara yaptığını anlayacaktır. Bu durumda ŞİRK KOŞMAK, ORTAK KOŞMAK sözlerinden, Allah ın yanında bir Allah a daha inananlardan bahsetmediğini, önce hatırlatmak isterim. Bir başka deyişle Kur’an uyarılarının neredeyse tamamı, Kitap ehlinin yaptığı yanlışları düzeltmek, onları doğruya davet etmek içindir. BU DURUMDA KİTAP EHLİNE YAPILAN ŞİRK KOŞMAK YA DA ORTAK KOŞMAK TABİRLERİ, ALLAH IN YANINA BAŞKA BİR ALLAH, YA DA İLAH KOYMAK ANLAMINDA OLMADIĞI ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR.

Peki, Allah bu sözcükleri kimler için ve hangi yanlışları yaptıklarında kullanıyor olabilir bu durumda? İşte burası çok önemli. Eğer bunu göz ardı eder, anlamaya çalışmazsak, aynı yanlışları bizlerin yapması kaçınılmaz olacaktır. Bu konuda kitap ehlinin yaptığı yanlışlara bakalım.

Yunus 18: Kendilerine zarar vermeyecek, fayda da sağlamayacak olan şeyi Allah ile aralarına koyup kul olurlar. Bir de derler ki “BUNLAR ALLAH’IN YANINDA BİZİ YANINA ALACAK (ŞEFAAT EDECEK) OLANLARDIR.” De ki “Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, ONLARIN ORTAK SAYDIKLARINDAN UZAK VE YÜCEDİR.” (Süleymaniye vakfı)

Tevbe 31: BİLGİNLERİNİ VE DİN ADAMLARINI ALLAH İLE ARALARINA KOYUP RAB EDİNDİLER. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir ilaha(tanrıya) kul olmalarıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allah, onların ortak(şirk) koştuklarından uzaktır. (Süleymaniye vakfı)

Araf 191–192: Hiçbir şeyi yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanları mı ortak sayıyorlar? BUNLAR, NE ONLARA NE DE KENDİLERİNE YARDIM EDEBİLİRLER. (Süleymaniye vakfı)

Sanırım ortak ve şirk koşmak sözlerinden Allah, neyi kast ettiğini bu ayetlerden çok açık anlaşılıyor. Allah ın tek elinde bulunan yetki ve sorumluluklarını, yaratılmış bir beşere verirsek, Allah a eş ve şirk koşmuş oluruz. Cahiliye toplumu, edindikleri veli ve güvendikleri kişilere ya da din adamlarına, âlimlere öyle güveniyorlardı ki, Allah ın tek elinde bulunduğu bağışlama affetme, şefaat yetkisini ardı sıra gidip güvendiği kişilere vererek onların, mahşer günü kendilerini kurtaracaklarına inanıyorlardı. Allah bu yetkileri vererek, adeta yaratılmış insanları RAB edindiler diyor. 

Hâlbuki Allah diğer ayetlerinde, Şefaat tümden Allah a aittir, hiçbir şefaatçinin fayda etmediği o günden sakının diye bizleri uyarmıyor muydu? Bunca uyarıları alan ve iman ettiğimizi söyleyen biz Müslümanlar, hala Allah ın ayetlerinde geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, Allah sevdiği bazı kişilere de şefaat yetkisi vermiştir anlamını, topluma inandırmaya çalışıyorlar. Elbette bunlar beyhude çabalardır. Bu çabalarıyla Kur’an da çelişki yaratmaya çalıştıklarının farkında bile değiller. Allah ın bu konudaki iki uyarısını hatırlatmak istiyorum.

Enam 22: Bir gün onların hepsini toplayacağız sonra müşriklere şöyle diyeceğiz: “HAYAL KURUP ORTAK SAYDIKLARINIZ NEREDE?” (Süleymaniye vakfı)

Enam 40–41: De ki: “Kendinizi hiç düşündünüz mü, Allah’ın azabı size gelse veya kıyamet vakti gelse, ALLAH’TAN BAŞKASINA MI YALVARIRSINIZ? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin”.Hayır, yalnız o Allah’a yalvarırsınız. O da dilerse kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz. (Elmalı meali)

Bu iki ayetten de çok açık anlıyoruz ki, Kur’an ın bahsettiği şirk, ortak koşmak sözleriyle Allah, kendisinden başka yaratılmış hiç kimseyi veli, şeyh efendi edinerek din ve iman adına sonsuz güvenerek Allah ile asla aracı yapamayız, onları şefaatçi edinemeyiz, onlardan yardım bekleyemeyiz. Peki, bizler bu uyarılardan ders alıp, cahiliye toplumu, kitap ehlinin yaptığı bu yanlışları İslam ı yaşarken bizler yapmıyor muyuz? Ne yazık ki yapıyoruz, çünkü Allah ın bu uyarılarını görmek bile istemiyoruz. Bazı kardeşlerimize bu ayetleri hatırlattığımızda ise dine nifak sokan fitneci sözleriyle karşılaşıyoruz. Hâlbuki Allah iman ettiğini söyleyen genel çoğunluk için, bakın nasıl bir uyarı yapıyor ve bizlerin çok dikkatli olmamızı istiyor.

Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU, ALLAH’A ANCAK ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR. (Diyanet meali)

Allah bu ayetiyle, iman edenlerin yaptığı en büyük yanlışı, hastalığı bizlere bildiriyor ve sakın sizlerde aynı yanlışı yapmayın, BÜTÜN ÇABANIZ BOŞA GİDER DİYOR. Bizler cahiliye toplumunun yaptığı yanlışların ne yazık ki önüne geçtik. Yahudi ve Hristiyanların, yaratılmış insanları ilahlaştırdıkları gibi, bizlerde Allah ın elçisini ve veli edindiğimiz kişileri adeta ilahlaştırıp, Allah ın yetki ve sorumluluklarını da vererek Rab edindik. Bunu yapmayın yanlış yapıyorsunuz değimiz kişilerde bizlere, sen sünnet inkârcısı mısın, ALLAH IN ELÇİSİ POSTACI MIYDI şeklinde ithamlarda bulunuyorlar.  Allah elçisine bile kendi yetkilerini asla vermiyorsa, onun dışında veliler efendiler edinip şefaatçiler ediniyor, hatta VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ DİYORSAK, işte bizler Allah a eş, şirk koşuyoruz demektir.

TEKRAR HATIRLATMAK İSTERİM. ALLAH IN KUR’AN DA BU UYARILARINA KULAKLARINI TIKAYANLAR, ŞUNU SAKIN UNUTMASINLAR. YAPTIKLARI HER ŞEY BOŞA GİDECEK VE ALLAH ONLARI ASLA AFFETMEYECEKTİR. ALLAH IN AYETİNİ, TEKRAR HATIRLATMAK İSTİYORUM.

“”YEMİN EDERİM Kİ, EĞER ŞİRK KOŞARSAN, BÜTÜN ÇALIŞMALARIN BOŞA GİDER” (Zümer 65)

“Şüphesiz Allah, KENDİSİNE ORTAK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ.” (Nisa 48)

Lütfen bu ayetler kitap ehline hitap ediyor, bizlere değil demeyelim. Kur’an ın tamamı Kitap ehline indirildi ve onların yaptığı yanlışları Allah bizlere bir bir anlattı ki, bizlerde aynı yanlışları yapmayalım. Dilerim Kur’an ın uyarı ve ikazlarından dersler alarak, aynı yanlışları yapmayan, Allah ın halis kullarından oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/


https://twitter.com/KURANA_DAVET


http://www.hakyolkuran.com/


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
49
Duyurular / Ynt: Paylaşımcı Üyelerimize Para Veriyoruz
« Son İleti Gönderen: Diego06 Aralık 22 2020, 23:45:26 »
Hala ödeme yapıyor musunuz ?
50
Hikâye ve Denemeler.. / Karagöz İle Hacivat Konuşmaları
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Aralık 21 2020, 17:18:32 »




KARAGÖZ İLE HACİVAT: PARAYI KİM BULDU
Karagöz iş bulur. Yedi gün çalışır ve ilk haftalığını alır. Akşamüstü evine dönerken haftalığını kaybeder. Geldiği yoldan geriye döner ve düşürdüğü paralarını aramaya başlar. Diğer yandan da söylenmektedir:  " Paracıklarım, paracıklarım, gitti paracıklarım. Keşke paralarım cebimde dursaydı da ben kaybolsaydım. "
Aynı saatte evine dönmekte olan Hacivat Karagöz'le karşılaşır.
Hacivat: " Hayrola Karagözüm, yanımdan geçersin beni görmezsin. Paracıklarım dersin. Para mı kaybettin? "
Karagöz: " Hiç sorma Hacivat. Haftalık almıştım, onu kaybettim. "
Hacivat: " Bir gören, bir bulan yok mu? "
Karagöz: " Dört gören, beş bulan var. Canımı sıkma, canını yakarım. "
Hacivat: " Aman Karagözüm kızma. Para kaybedince ararsın bulamazsan, kadıya gidersin. "
Karagöz: " Hı. "
Hacivat: " Para kaybettin, aradın bulamadın, ne yaparsın? Kadıya gidersin. "
Karagöz: " Demek paramı kadı bulmuş. "
Hacivat: " Kadının para falan bulduğu yok. Parayı bulan kadıya bırakır. Kaybeden kadıya gider. Para kadıdaysa parasını alır. "
Karagöz: " Ya para kadıda yoksa. "
Hacivat: " O zaman avcunu yalar. "
Karagöz: " Yani şimdi avcumu yalarsam param bulunur mu? "
Hacivat: " Nereni yalarsan yala paran bulunmaz. "
Karagöz: " Ne yapmak gerekir? "
Hacivat: " Kadıya gitmek gerekir. Buyur Karagözüm, önden sen yürü. "
Karagöz: " Önden ben yürümem, yan yana gidelim. "
Hacivat ile Karagöz kadıya giderler. Yolda para bulan birisi parayı getirip kadıya teslim etmiştir. Fakat paranın sahibinin kim olduğunu bilmemektedir. Karagöz'ün haftalığını kaybettiğini öğrenen Hacivat onu kadıya yönlendirir,  çünkü Karagöz'ün kaybettiği parayı bulan Hacivat'tır.


Yazan: Serdar Yıldırım


-------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK
Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat'la karşılaşır.
Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? "
Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. "
Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek:  " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. "
Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. "
Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. "
Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. "
Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. "
Karagöz çenesini tutar:  " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. "
Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. " der ve paltosunu Karagöz'e verir. Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri takırdamaya başlar.
Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. "
Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. "
Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? "
Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto alacağım. "
Karagöz: " Hacivat'ım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. "
Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. "
Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime alacağım der ve birlikte Kürkçü Emin'in dükkanına girerler. Bunlar dükkanda tartışa dursunlar, Kürkçü Emin bir diğer lakabı da tilki Emin: Gençliğinde bir taşla dört kuş vurmuşluğu vardır. Şimdi ise, bir taşla iki kuş vurmanın derdindedir. Sensin der, büyüksün der, zenginsin der ve Hacivat'a iki kürklü palto satar. Paltoların birini Hacivat, diğerini Karagöz giyer.
Hacivat, Karagöz ile birlikte yolda giderken, gördüğü bir fakire eski paltosunu verir. İki arkadaş ilk karşılaştıkları yerden geçerken, leyleğin o evin bacasında olmadığını görürler.
Hacivat: " Bak Karagözüm, leylek yok, gitmiş. "
Karagöz başını kaldırır, etrafına bakınır:
" Başka leylekler mi gelmiş? Hani nerede? "
Hacivat: " Başka leylek falan yok. Tek leylek vardı, o da gitmiş. "
Karagöz: " Ha, şu zamansız gelen leylek. Onun sayesinde kürklü palto sahibi oldum. Şansım açıldı. Bundan sonra beni kimse tutmasın. "


Yazan: Serdar Yıldırım


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Milli Eğitim Ve Kültür Bakanlığı / 2017
Türkçe 5. Sınıf Ders Kitabı     108. sayfa
http://talimterbiye.mebnet.net/Kitaplar/2017-2018/ilkokul/Turkce5_Kitap2.pdf


--------------------------------------------------------------------------


DİLENCİ HACİVAT
Hacivat tüccarın biriyle ortak olur. Birlikte mal alıp satmaya başlarlar. İlk zamanlar işler iyi gider, sonradan bozulur. Bir sabah erkenden tüccar çıkagelir ve Hacivat'a iflas ettiklerini, elde avuçta birşey kalmadığını söyler. Hacivat parasız ve çaresiz kalır, evine ekmek götüremez olur. İş arar bulamaz, dilencilik yapmaya başlar:
" Fakire bir sadaka, fakire bir sadaka, " diyerek dolanır durur.
Karagöz Hacivat'ı dilenirken görünce beyninden vurulmuşa döner. Kendini çabucak toparlar ve Hacivat'ın yanına gider.
Karagöz: " Hacivat'ım, bu ne hal böyle? "
Hacivat: " Halim haraptır, Karagözüm. Tüccarın biriyle ortaklık kurdum, koca serveti har vurup harman savurdum. "
Karagöz: " Koca servet mi? Bu işe ne yatırdın sen onu söyle. "
Hacivat: " Bin beş yüz altın. Gitti, gitti, bin beş yüz altınım. "
Karagöz: " Ne?! Senin o kadar altının var mıydı, Hacivat? "
Hacivat: " Olmaz olur mu Karagözüm? Babamdan kalan servet pek çoktu. "
Karagöz: " Hazıra dağlar dayanmaz derler. "
Hacivat: " Dayandı. "
Karagöz: " Mirasyedinin mirası biter derler. "
Hacivat: " Bitmedi. "
Karagöz daha sonra Hacivat'tan tüccarın adını öğrenir. Tüccara giderek, ortak aradığını, evini ve bahçesini ortaya koyarak iş yapmak istediğini söyler ama gelir gider defterini kendisinin tutması gerektiğini bildirir. Tüccar, Hacivat'tan sonra yolunacak kaz olarak gördüğü Karagöz'e elindeki bin beş yüz altını verir.
Karagöz ertesi gün Hacivat'a bin beş yüz altını verir ve bir daha kimseyle ortak olmamasını söyler. Daha ertesi gün Karagöz'ün evine gelen tüccar yanındaki adamı göstererek, evi ve bahçeyi satın almak isteyen bir müşteri buldum, der. Ayrıca ortaklık gereği verdiği altınların bundan sonra kendisinde duracağını söyler.  Bunun üzerine Karagöz altınları gece evine giren hırsızın götürdüğünü, ortaklık kalmadığı için, evini ve bahçesini satmaktan vazgeçtiğini söyler. Tüccar durumu kabullenmek istemez. Karagöz sesini yükseltir, tüccara diklenir. Tüccar, Karagöz'ün karşısında tutunamaz. Müşteri kaçar gider. Çaresiz kalan tüccar yol kenarına oturup ava giderken avlandım der ve hüngür hüngür ağlamaya başlar.


Yazan: Serdar Yıldırım


---------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ BALIKÇI
İşsiz kalan Karagöz Hacivat'ın yönlendirmesi üzerine Misi Köyü'ne giderek oradaki gölden alabalık tutmaya başlar. Akşamüstü at arabasına binerek Bursa'ya döner. Alabalıkların bir kısmını kendine ayıran Karagöz geri kalanı balıkçılara satar.
Bir akşamüstü alabalıkları temizleyen Karagöz'ün hanımı balığın birinin içinde inci bulur. Çok sevinir. Odada oturmakta olan Karagöz'e inciyi gösterir. Karagöz sevinçten ne yapacağını şaşırır ve oynamaya başlar.   Akşam yemeğinden sonra evde konuşulan tek konu incidir. Karagöz'ün oğlu Yaşar, baba, ya tuttuğun öteki balıklarda da inci varsa, deyince Karagöz:       "Doğru oğlum, o balıklarda  inci olabilir. O zaman  alabalıkların içini evde temizleriz, karnında inci olup olmadığına bakar, öyle satarız. On-on beş alabalığın birinden inci çıksa zengin olduk demektir. "
Karagöz sonraki günlerde düşüncesini aynen uygular. Evde temizlenen alabalıkların birinden, ikisinden inci çıkmaktadır. İncileri kuyumcuya satan Karagöz kısa zamanda fakirlikten kurtulur.  Kuyumcu incinin kaynağını merak eder. Karagöz'ün ağzını arayan kuyumcu hiçbir şey öğrenemez. Bunun üzerine gizlice Karagöz'ü takip etmeye başlar. Sonunda olayı çözer ve gölün karşı kıyısında çadır kurarak, beş karısını, oğullarını, kızlarını, gelinlerini, damatlarını ve torunlarını getirir. Birlikte çok çalışarak, çok balık tutarak kısa zamanda göldeki alabalık neslini kuruturlar. Gölde bir tane alabalık kalmaz. Kuyumcu, torbalar dolusu inciyle servetine servet katar.
Aradan günler, haftalar geçmesine karşın, bir tek alabalık tutamayan Karagöz yol parası, evin geçimi derken, giderek fakirleşir. Daha sonra yine Hacivat'ın yönlendirmesi üzerine Hacivat ile birlikte Ulucami'nin yapım işinde çalışmaya başlar.




---------------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: MANGAL SEFASI     
Hacivat: " Karagözüm, sucuk aldım. Gel mangal sefası yapalım. "
Karagöz: " Birer kangal alalım ama benim bahçe küçük, kangala dar gelir. "
Hacivat: " Kangal demedim Karagözüm, mangal dedim. Mangalda sucuk pişirelim. "
Karagöz: " Kangalla çocuk bir arada olmaz. Yaşar'ı kangal ısırır. "
Hacivat: " Canım, ne Yaşar'ı, ne kangalı, sucuk dedim, mangal dedim. "
Karagöz: " He öyle söylesene, sucuğu mandalla tavana asarsın. "
Hacivat: " O neden? Neden sucuğu tavana asıyorsun? "
Karagöz: " Kurusun diye. Kuru sucuğun tadı farklı olur. "
Hacivat: " Tamam Karagözüm, sucuğu kuruttum, mangalı bahçeye oturttum. "
Karagöz: " Ben senin bahçeye gelmem, Hacivat. "
Hacivat: " Gelmezsen gelme. Ben de kendime ziyafet çekerim. "
Uzaklaşıp giden Hacivat'ın arkasından Karagöz söylenir:
" Seni gidi beni bilmez. Kangalı kesmiş, sucuk yapmış, mangalda pişirecekmiş. Bende o sucuğu yiyecek göz var mı? "


------------------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: BUZAĞI         
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar. Karşılıklı selamlaşmadan sonra iş arayan Karagöz'ün moralinin bozuk olduğunu gören Hacivat, ona derdini unutturmak için, bilmece sormaya karar verir:  " Karagözüm, sana bir bilmece sorayım da cevabını ver. Öküz altında ne arıyor derler?
Karagöz: " Tavşan arıyor derler. "
Hacivat: " Olmaz, tavşanın öküzle ilgisi yok. "
Karagöz: " Tilki arıyor derler. "
Hacivat: " Tilkinin öküzle hiç ilgisi yok. "
Karagöz: " Kurt arıyor derler. "
Hacivat: " Kurt öküz altında aranmaz. Öküz bunu babası, inek bunun annesi. "
Karagöz: " Koyun bunun amcası, keçi bunun dayısı. "
Hacivat: " Hani o şey büyür dana olur, tosun olur. "
Karagöz: " Dana olur, tosun olur. "
Hacivat: " Tamam, dana dedin, dananın küçüğü. "
Karagöz: " Küçük dana . "
Hacivat: " Hah, küçük danaya ne derler? "
Karagöz: " Dana küçük. "
Hacivat: " Karagözüm, galiba bilemeyeceksin. "
Karagöz: " Ben bilemezsem sen bil. "
Hacivat: " Buzağı arıyor derler. "
Karagöz: " Hı? "
Hacivat: " Öküz altında buzağı arıyor derler. "
Karagöz: " Ben onun öyle olduğunu biliyordum ama aklıma gelmedi. Sorunun cevabı buzağı. Bildim mi? "
Hacivat: " Bildin Karagözüm, bildin. "
Karagöz: " Bilemesem şaşardım. Bu soru kolaydı. Zor sorsan onları da bilirim. "
Karagöz' ün güldüğünü, neşelendiğini gören Hacivat sevinir. Karagöz'ü de sevindirmek ister ve ona pazar yerinde hamallık bulur. Günün geri kalan kısmında sandıkla portakal, limon taşıyan Karagöz akşamüstü kazandığı iki akçeyle evinin yolunu tutar.


-----------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: TURŞU
Hacivat: " Hanım turşu kurduydu. Turşular bir olmuş. "
Karagöz: " Hanım tarla kurduydu. Kuş mu olmuş? "
Hacivat: " Canım Karagözüm. Ne kurdu, ne kuşu? "
Karagöz: " Kurt Bozkurt, kuş Zümrüdü Anka Kuşu. "
Hacivat: " Hanım turşu kurduydu. Turşular olmuş dedim. "
Karagöz: " Hani masalda Bozkurtlar Zümrüdü Anka Kuşu'nu tepelemiş. "
Hacivat: " Eee. "
Karagöz: " Ben de seni tepelerim. "
Karagöz Hacivat'ın üstüne yürür.
Hacivat: " Dur Karagözüm, ben ne yaptım? "
Karagöz: " Daha ne yapacaksın? Tepeme çık öt bari. "
Hacivat: " Tepene çıkıp öteyim mi? Ne gibi ötmemi istersin? "
Karagöz: " İster horoz gibi öt, ister bülbül gibi öt. "
Hacivat: " Eşek gibi öteyim mi? "
Karagöz: " Eşek ötmez anırır. İstersen anırabilirsin. "
Hacivat: " Ben anıramam ama sen iyi anırırsın. "
Hacivat tarafından eşek yerine konmak Karagöz'ü çileden çıkarır. Hacivat'ın üstüne hamle yapar. Hacivat geri dönüp kaçmaya başlar. Karagöz Hacivat'ı evinin önüne kadar kovalar. Hacivat evine girer ve kapıyı sürgüler. Kapının önünde bağırıp çağıran Karagöz'e pencereye çıkan Hacivat'ın hanımı söylenir:
" Aaa yeter be! Git kendi evinin önünde bağır. "
Hacivat'ın hanımının sözleri karşısında Karagöz sessizce oradan uzaklaşır. On gün ne Hacivat'ı arar ne de onun evinin önünden geçer. İki ayrılmaz dost sonradan barışırlar.


--------------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK ETİ
Hacivat: " Karagözüm, ziyafet var. "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Ziyafet var, ziyafet. Al hanımı, Yaşar'ı. Bu akşam bize gelin. Levrek aldım, pişirip yeriz. "
Karagöz: " Bu akşam size gelemeyiz, leylek eti yiyemeyiz. "
Hacivat: " Leylek demedim Karagözüm, levrek dedim. Levrek balığı. "
Karagöz: " Bırak ya Hacivat, ne zamandan beri leylekler balık oldu. "
Hacivat: " Leylekler balık olmaz, tıpkı benim Karagöz olamadığım gibi. "
Karagöz: " Keşke Karagöz olsan, bana benzesen Hacivat. "
Hacivat: " Aman, hayatta isteyeceğim en son şey sana benzemek. Ben bu halimden memnunum.
Karagöz: " Tamam, bana benzeme. Git Halim'le Memduh'a benze. "
Hacivat: " Sen ne diyorsun Karagözüm? Halim'le Memduh da kim? "
Karagöz: " Sizin mahalleden yeni taşınmışlar. Bizim mahalleye geldiler. "
Hacivat: " Eee sonra? "
Karagöz: " Bizim mahalleyi beğenmediler. Sizin mahalleye geri dönecekler. "
Hacivat: " O neden? "
Karagöz: " Çünkü onları dövdüm. Alaycı konuşmaya devam edersen seni de döverim. "
Hacivat: " Sustum Karagözüm, yeter ki beni dövme. "
Karagöz: " Leylek eti falan da yemem. "
Hacivat: " Yeme Karagözüm, leylek eti yeme.


Yazan: Serdar Yıldırım


------------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: KARAGÖZ AŞIK       
Genç Karagöz Bursa sokaklarında elinde bir demet ısırgan otuyla hızlı adımlarla yürürken, Hacivat'la karşılaşır. Hacivat sorar:
" Hayrola Karagözüm, bu ne acele? Sanki peşinden köpek kovalıyor. "
Karagöz: " Sus Hacivat! Köpek beni niye kovalasın? O ancak senin gibileri kovalar. "
Hacivat: " Hemen kızma Karagözüm, lafın gelişi öyle dedim. Hızlı hızlı nereye böyle? "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Hızlı hızlı nereye böyle? Yani nereye yetişeceksin? "
Karagöz: " Şey, yavuklumla buluşacağım da. "
Hacivat: " Yavuklun mu? Senin yavuklun mu var? "
Karagöz: " Var tabi, neden olmasın? Ben sevemez miyim yani? "
Hacivat: " Tabi seversin, yavuklun da olur. O elindeki nedir? Isırgan otu mu? "
Karagöz: " He ya ısırgan otu. Yavukluma verecektim "
Hacivat: " Olur mu Karagözüm, hiç insan sevdiğine ısırgan otu verir miymiş? "
Karagöz: " Ee o zaman ne verir?
Hacivat: " Karanfil verir. "
Karagöz: " Kara fil mi? Afrika mı burası? Fil ne arar? "
Hacivat: " Karanfil dedim Karagözüm. Bir tür çiçek. "
Karagöz: " Çilek bulunmaz şimdi, mevsimi değil. "
Hacivat: " Çilek değil, çiçek dedim. Her neyse sen iyisi kırmızı gül götür. "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Kırmızı gül, kırmızı gül. "
Karagöz: " Kırmızı tül mü? Perdelik tüllerden mi? "
Hacivat: " Dur Karagözüm, ne perdesi ne tülü. Kırmızı gül dedim. "
Karagöz: " Kırmızı kül mü? Amma yaptın Hacivat, külün kırmızısı mı olurmuş? "
Hacivat: " Yine yanlış anladın. Peki o zaman senin dilinle konuşalım. Ya nesi olur? "
Karagöz: " Sen de ne cahilsin Hacivat. Külün rengi kül rengi olur. Bilmiyorsan öğren. "
Karagöz'ün yanlış anlamaları karşısında sinirlenen Hacivat ne kadar hırslandığını Karagöz'e fark ettirmemeye çalışır. Kuruyan dili damağında zorlukla döner:
" Tamam Karagözüm, yavukluna ne istersen götür. Isırgan götür, sarımsak götür, soğan götür. "
Hacivat, ister ıspanak götür, ister pırasa götür, diye söylenerek uzaklaşır gider. Hacivat'ın arkasından bakakalan Karagöz çabucak aklını toplar. Kendini daha sağlıklı düşünmeye zorlar:
" Hacivat'ın her dediğini ısırganın yanında yavukluma hediye etsem iyi olacak. Şimdi ben sarımsak, soğan, ıspanak, pırasa nerede bulurum? "
Karagöz aradıklarını komşuların yardımıyla tamamlar. Hepsini bir sepete koyarak yavuklusuna verir. Karagöz'ün yavuklusu genç kız hediyelerden dolayısıyla memnun olur. Bu genç kız Karagöz'ün oğlu Yaşar'ın annesidir.


Yazan: Serdar Yıldırım


------------------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: KÖSE
Güzel, güneşli bir yaz gününde Pınarbaşı Meydanı'nda bir sürü adam toplanmış, kahkaha patlatıyordu. Şişiren ağızdır da balonu patlatan iğnedir. Ağızdan çıkan iğneli sözler, adama nasıl kahkaha patlattırır, dilerseniz bunu öğrenelim.
Hacivat: " Ak akçe kara gün içindir. "
Karagöz: " Akçe yok ki kara güne saklasam. "
Hacivat: " Bir elin nesi var, iki elin sesi var. "
Karagöz: " Kurnada oturanın elinde hamam tası var. "
Hacivat: " Söz gümüşse sükut altındır. "
Karagöz: " Söz altınsa sükut tenekedir. "
Hacivat: " Olur mu Karagözüm, sükut yani susmak altındır. "
Karagöz: " İyi, o zaman susalım, konuşmayalım. Buradaki kalabalık hemen dağılır. İnsanlar, işini bırakıp bizi dinlemeye geliyorsa sözüm altın değerinde olduğu içindir. "
Karagöz kalabalığa dönerek:
" Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış fırtınasıdır koptu.
Bu sefer Hacivat kalabalığa dönerek:
" Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış boranıdır koptu. Eee ne diyelim onları alkışlayanlar sayıldığında birbirine eşit olduğu görüldü. Yalnız karşıda duran ve Karagöz ile Hacivat'ın her iğneli vuruşuna kahkahasını patlattıran köse kimseyi alkışlamadı. Sonradan sordum, benim oyum ikisine, dedi.


----------------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: EKMEK     
Bursa sokaklarında gezip dolaşan Karagöz ile Hacivat, Pınarbaşı Meydanı’na geldiklerinde yorulduklarını anlarlar ve bir ağacın altına oturup dinlenirler.
Daha sonra Hacivat:“ Aman Karagözüm, içim bayıldı. Fırından ekmek al da suya banıp yiyelim. “
Karagöz: “ Ekmek alayım da yakında fırın var mıdır? “
Hacivat: “ Var ya. Az önce önünden geçtik. “
Karagöz: “ Hiç fark etmedim. Yerini tarif et, hangi somun fırınında? “
Hacivat eliyle işaret eder:  “ Şuradaki inek ahırının ilerisindeki somun fırınında. “
Karagöz: “ Ne işi varmış elinin ineğin kuyruk sokumunda? “
Hacivat: “ Karagözüm, nereden çıkarırsın ineğin kuyruk sokumunu?  Şu ahırın ilerisindeki somun ekmek fırınında. “
Karagöz: “ Ahırda samandan ekmek mi pişiriyorlar? “
Hacivat: “ Hiç samandan ekmek olur mu? Buğday ekmeği olur, buğday. “
Karagöz: “ Atlara buğday ekmeği, insanlara saman ekmeği. “
Hacivat: “ İnsanlar saman ekmeği yemezler. İnsanlara buğday ekmeği, atlara saman ekmeği. “
Karagöz: “ Demek o fırında atlara saman ekmeği pişiriyorlar. “
Hacivat: “ Öyle demek istemedim. “
Karagöz: “ Ama öyle dedin. Atlara saman ekmeği dedin. “
Hacivat: “ Dur Karagözüm. Sana cümle anlatayım derken, ben kelimeleri şaşırdım. Gitmemek için, böyle yaptın. Ağzımdan çıkanı kulağıma duyurmadın. Ben bir ekmek alıp geleyim, “ diyen Hacivat hızlı adımlarla oradan ayrılır. Biraz sonra elinde bir somun ekmek ve bir çanak suyla gelir. Ekmeği ikiye böler ve yarısını Karagöz’e verir. Birlikte ekmeklerini suya banıp yerler.


--------------------------------------------------------------------------




KARAGÖZ İLE HACİVAT: KOCA KAFALI BİR KELEŞ
Hacivat: " Gökyüzünde yıldız var, ay var. "
Karagöz: " Yeryüzünde baldızımın yaptığı çay var. "
Hacivat: " Gökyüzünde bulut var, güneş var. "
Karagöz:  " Yeryüzünde unutma keleş var. "
Hacivat: " Karagözüm, keleş mi var? "
Karagöz:  " Var tabi, koca kafalı bir keleş var. "
Hacivat: " Acaba kim  bu keleş? "
Karagöz:  " Kim olacak tabi ki sen. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, kafan benimkinden büyüktür. "
Karagöz:  " Çaresiz kaldığın için, şu attığın çığlıktır. "
Hacivat: " Senin denizin bitmiş, çırpındığın sığlıktır. "
Karagöz: " Sığır sana derler, benden fışkıran sağlıktır. "
Hacivat:   " Sığır bana mı derler? Ben sığır falan değilim. "
Karagöz: " Sağır değilsin ama sığır olduğun muhakkak. "
Bana nasıl sığır dersin diyen Hacivat, Karagöz'ün yüzüne sert bir tokat vurur. Karagöz yere yuvarlanır, ayağa kalkar. Sol eli sol yanağının üstündedir.
Karagöz:  " Aman Hacivat, bana vurdun. "
Hacivat: " Sen de dayak istedin durdun. "
Karagöz:  " Zalim Hacivat, bana vurma. "
Hacivat: " Senin uçarken gördüğün telli turna. "
Karagöz:  " Hamama gittim, yoktu boş kurna. "
Hacivat: " Ben seni bilirim, çalar durursun zurna. "
Karagöz:  " De git Hacivat, alırım seni ayağımın altına. "
Hacivat: " O biraz zor, bugün üzüm şerbeti içtim. "
Karagöz:  " Tarlada buğday, başak mı biçtin? "
Hacivat: " Karagözüm, bugün çok saçmaladın. "
Karagöz:  " Hacivatım, seçmeyi bilemedin. "
Hacivat: " Yanlışta olan ben değilim, sensin Karagözüm. "
Karagöz:  " Tepeni delerim, budur son sözüm. "
Hacivat: " Karagözüm, barış yapalım, sun bana bir salkım üzüm. "
Karagöz:  " İki karış uzakta dur, bir bardak zıkkım çözüm. "
Hacivat: " Nasıl olur, bir bardak zıkkım çözüm? "
Karagöz:  " İç zıkkımın kökünü, titrerken gör  çözümü. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, zıkkım zehir olmasın? "
Karagöz:  " Zehir,  tehir olmasın, bardağa dolsun. "
Hacivat: " Dur Karagözüm, zehir bardağa dolmasın. "
Karagöz:  " O zaman Hacivat sessiz kalsın. "
Hacivat: " Ağzıma fermuarı çektim, işte bak sustum. "


Yazan: Serdar Yıldırım



Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10