Alternatifim Cafe

UĞUR-SUZ (2. bölüm)

Discussion started on Mizah ve Karikatür Bölümü

Uğur iş görüşmesi yapacağı bankanın genel merkez binasının iki-üç metre önünde ayakta durmaktaydı. Binaya alttan yukarı doğru baktı. Çantasını sağ ayağının yanına yere koydu. Gravatını düzeltti. Kendi kendine:
            ‘Hadi oğlum, içeri girince her şey çok güzel olacak.’
Çantasını aldı ve binaya girdi.
 
 
                                                                                        *****
 
Asansörün kapısına sert bir şekilde vuruluyordu Uğur asansörün içinde, sırtı asansörün duvarına dayalı, bacakları yere uzanmış vaziyette oturuyordu. Alnı boncuk boncuk terliydi. Ceketi yere uzattığı bacaklarının üzerindeydi. Zor nefes alıyordu. Gravatını iyice gevşetmişti. Gömleğinin üstten iki-üç düğmesini açmıştı. Gözleri yarı kapalıydı ve  kendinden geçmek üzereydi. Asansörün kapısına vurulmaya devam ediliyordu
            Kalın sesli bir adam yüksek sesle:                     
‘Dayanın beyefendi, az kaldı’.
            Bir kadın:                             
            ‘Kim bilir ne kadar kaldı içeride adamcağız? Sesi de kesildi.’
            Başka bir kadın             
            ‘Öldü mü yoksa?’
Uğur’un gözleri kapandı.
            Kalın sesli adam:                               
            Ne sağlam kapıymış be!
Kulakları tırmalayan metalik bir kanırtma sesi duyuldu. Peşinden şiddetli bir darbe sesi…Büyük bir gürültüyle asansörün kapısı açıldı.
             Elinde bir balyoz olan kalın sesli adam:             
            ‘Hah oldu!’
Uğur baygındı. Asansörün önünde beş-altı kişilik küçük bir kalabalık vardı. Gömlekli, gravatsız biri geldi ve bileğinden Uğur’un nabzını kontrol etti. Gömlekli adam:
            ‘Sadece bayılmış. Hadi yardım edin arkadaşlar.’
İki genç adam Uğur’u kaldırarak asansör kapısının hemen dışında yerde duran sedyeye koydular.
 
 
*****
 
Yaklaşık yirmi dakika sonra Uğur küçük bir bekleme salonunda bekliyordu. Bu kısım ayrı bir kapalı bölüm değildi. Bu kısımda altı tane geniş ve rahat koltuk ve ortada geniş bir sehpa vardı. Sehpânın üzerinde ekonomi dergileri vardı. Uğurla birlikte bekleyen genç bir adam  İngilizce bir ekonomi dergisi okuyordu. Hemen yan tarafta Personel Müdürü’nün sekreterinin bulunduğu küçük bir bölüm vardı. Uğur çantasından küçük bir kolonya şişesi çıkardı ve avucuna biraz kolonya döktü. Ellerini güzelce ovuşturdu ve .kolonyalı ellerini derin bir nefesle kokladı. Sonra ellerini yanaklarına ve boynuna sürdü. Bu sırada sekreter bayan yanına gelmişti. Sekreter:
            ‘Uğur Bey, Personel Müdürümüz Nejat Bey sizi bekliyorlar. Kendinize geldiyseniz buyurun 
            lütfen.’                                           
            Uğur çantasını alıp ayağa kalkarak:                                                                   
            ‘Teşekkürler,ben iyiyim, gidebiliriz.’
            Uğur sekreter bayanın arkasından yürüdü.
Personel Müdürünün odasının önüne geldiler. Sekreter odanın kapısını hafifçe tıklattı. Sol eliyle yavaşça kapıyı açtı. Sekreter sağ eliyle içeriyi işaret ederek:
            ‘Buyurun Uğur Bey.’
            Uğur:         
            ‘Teşekkürler.’
Uğur aralanan kapıdan içeri girdi. Uğur odadan içeri girdiğinde Personel Müdürü kapıya yaklaşık bir metre uzaklıkta, kapıya dönük durumda ayakta durmaktaydı. Elli-elli beş yaşlarında babacan bir adamdı. Sol elindeki kağıda bakıyordu. Hemen başını kaldırdı ve içtenlikle gülümseyerek Uğur’a sağ elini uzattı. El sıkışırlarken Personel Müdürü gayet içtenlikle:
            ‘Hoş geldin evlat. (Uğur’a masanın karşısındaki rahat koltuğu göstererek) Şöyle geç lütfen.’
            ‘Teşekkürler efendim.’
Uğur koltuğa oturdu. Personel Müdürü masasına doğru yürüdü ve elindeki kağıtları masasını üzerine bıraktı. Sonra masasının yanından geçerek koltuğuna oturdu. Ellerini masanın üzerine koydu.                                                             
            Personel Müdürü:
            ‘Asansörde talihsiz bir olay yaşamışsın. Geçmiş olsun.’
            Uğur:
‘Önemli değil efendim. Ben alışığım.’
            Personel Müdürü şaşkın ve ciddi bir ifadeyle:
            ‘Anlamadım?’
            ‘Şeyy…Maalesef, şanssızlık’
            Personel Müdürü:       
            ‘Neyse, tekrar geçmiş olsun. Bir şey içer misin?’
            Uğur:
            ‘Bir çay alabilirim efendim.’
            Personel Müdürü önündeki bir düğmeye basarak yüksek sesle.
            ‘Sadık, evladım buraya iki çay getir.’
Personel Müdürü masasının üstündeki iki kağıttan birini aldı ve kısa bir süre ona baktı. Sonra tekrar Uğur’a bakarak:
            ‘Boğaziçi mezunusun demek?’
            Uğur:
            Evet efendim.
            Personel Müdürü:
            ‘Hımm. Hem de çap yapmışın orada. Ekonomi ve İşletme bölümünü dört yılda bitirmişsin.’
            Uğur gururlu bir ifade ile:
            ‘Evet efendim. Pek zorlanmadım açıkçası.’
Personel Müdürü tekrar önündeki kağıtlara baktı.
            Personel Müdürü:                             
            ‘Bu da yetmemiş Harward Üniversitesinde burslu olarak yüksek lisans ve doktora da 
             yapmışsın üstelik.’
Tam bu sırada odanın kapısı hafifçe vuruldu. Kapı açıldı ve elinde çay tepsisiyle yirmi iki-yirmi üç  yaşlarında gömlekli ve gravatlı bir çaycı yaşlarında göründü.
            Personel Müdürü çaycıya gülümseyerek:
            ‘Gel Sadık,gel.’
Çaycı usulca içeri girdi. Önce Uğur’un önündeki küçük sehpâya, sonra Personel Müdürünün masasına çayları bıraktı. Sonra kapıya doğru yürüdü. Kapı kolundan tutup Personel Müdürüne bakarak:
            ‘Başka bir isteğiniz var mı efendim?’
            Personel Müdürü:       
            ‘Yok canım. Teşekkürler.’
Personel Müdürü şekerleri bardağa atarak çayını karıştırdı ve çayından bir yudum aldı. Uğur da çayından bir yudum aldı. Personel Müdürü Uğur’a gözlerini kısıp tuhaf bir şekilde bakarak:
            ‘Boğaziçi’ni bitirmek yeterli gelmedi mi sana? Eğitim için neden Amerika’ya gittin?’
            Uğur:
            ‘Şey efendim... Boğaziçi’nden 2001 yılında mezun olmuştum. Biliyorsunuz tam kriz zamanıydı. 
             Türkiye’de bankaların ve şirketlerin ekonominin durumu çok kötüydü malumunuz. Harward’dan
             burs olayı da çıkınca karar vermek benim için zor olmadı.’
            Personel Müdürü:
            ‘Doktoran bittikten sonra Amerikan vatandaşlığı alıp bir bankada iki yıl kadar orta seviye 
             yöneticilik yapmışsın.(Gülümseyerek) Niçin bu kadar kısa sürede işinden ayrıldın? Sıkıldın mı 
             yoksa?’
            Uğur:
            ‘Yok, hayır efendim. Çalıştığım banka iflas etti. Malum Amerika’da başlayan,şu an yaşadığımız
             kriz sebebiyle.’
Uğur çayından bir yudum aldı. Personel Müdürü gözlüğünü çıkarıp masanın üzerine koydu ve o da  çayından bir yudum aldı.
            Personel Müdürü:                     
            ‘Ah evet! Ülkemizi bile mahvetti bu kriz.(Gülerek)Ah o George  Bush yok mu…Dünyayı bile
batırdı uğursuz herif.(Çayından bir yudum alıp kağıtlara bakarak)Yedi tane yabancı dil mi 
biliyorsun?’
            Uğur:               
            ‘Evet efendim. İngilizce, Almanca ve Rusçayı ana dilim gibi konuşabilirim. Diğerlerinde de
           oldukça iyiyim.’
Personel Müdürü tekrar gözlüğünü taktı ve geriye yaslandı. Elindeki iki kağıda 2-3 saniye bakıp tekrar masanın üzerine bıraktı.
            Personel Müdürü:
            ‘Hımm. Herşey mükemmel görünüyor.Yalnız çok ciddi bir sorun var evlat.’
            Uğur oldukça meraklı ve şaşkın bir şekilde:
            ‘Nedir efendim?’
Personel müdürü masasına doğru eğilip, dirseklerini masaya koyup çenesini ellerine yasladı. Yine gözlerini kısıp Uğur’a bakarak gayet ciddi bir ifadeyle:
            ‘Sen biraz fazla okumuşsun!’
            Uğur oldukça şaşırarak:                   
            ‘Anlamadım?! Nasıl yani efendim?’
Personel Müdürü gözlüğünü çıkarıp masaya koydu ve tekrar koltuğuna yaslandı .Ellerini göbeğinde birleştirerek oldukça üzgün ve ciddi bir şekilde:
            ‘Bak evlat,ben açık konuşmayı severim. Bizim genel müdür şerefsizin tekidir.Şimdi seni işe 
             alsam,hak ettiğin bir pozisyon versem, inan adam seni kıskanır. Eğitimin ve kariyerin ondan
             çok daha iyi. Seni işe alıp seviyene uymayan bir pozisyonda da çalıştıramam. Bu defa vicdanım 
             sızlar.(Ciddi bir şekilde başını sağa sola sallayarak) Maalesef evlat, seni işe alamam.’
Uğur şaşkınlık ve üzüntüyle bir an Personel Müdürü’ne baktı. Elindeki çay bardağını sehpânın üzerindeki çay tabağına koydu. Sessiz ve yavaşça ayağa kalktı. Sol eliyle yerdeki çantasını aldı. Personel Müdürü’ne doğru yürüdü. Personel Müdürü de yavaşça ayağa kalktı.
            Uğur Personel Müdürüne elini uzatırken:
            ‘Sağlık olsun efendim.Vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim.’
            Personel Müdürü el sıkışırlarken:
            ‘Gerçekten üzgünüm evlat.’
            Uğur:
            Önemli değil efendim.
Uğur arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü. Sağ eliyle kapı kolunu tuttu.
            Personel Müdürü yüksek sesle:                                 
            ‘Evlat’
            Uğur dönüp ona baktı.
            Personel Müdürü:                                                               
            ‘Sen iyi birine benziyorsun. Bahtın açık olsun.’
            Uğur:
            ‘Sağ olun efendim.’
            Tekrar kapıya döner. Kapıyı açarken alçak sesle:
            ‘Sağ olun.’
Uğur odadan çıkarak elinde çantasıyla sinirli bir şekilde hızlı adımlarla yürümeye başladı. Suratı oldukça asıktı. Kendi kendine alçak sesle:
            ‘Adi herif! Genel müdür şerefsizmiş! Şerefsizlik bende desene şuna!’
Önündeki köşeden dönerken yerleri paspaslayarak gelen birine çarptı. Bu kişi biraz önce onlara çay getiren kişiydi.Uğur:
            ‘Pardon. Görmedim.’
Adam Uğur’a bakar.Uğur da genç adama bir an dikkatlice bakarak:
            ‘Siz az önceki çaycı değil misiniz?’
‘Evet benim.’
Uğur bir an genç adamın elindeki paspasa ve yanındaki küçük kovaya şaşkınlıkla bakar.
            Çaycı:
            ‘Şeyy. Burada bu tip işleri de boş zamanımda ben yaparım.’
Uğur genç adama bir an acıyarak baktı. Elini genç adamın omzuna koydu.
            Uğur:
            ‘Ya kardeşim. Bak sen akıllı birine benziyorsun. Zamanında okumamışsın, böyle ağır işlerde 
            eziliyorsun.’
            Çaycı:
            ‘Yok abi. Ben üniversite mezunuyum.’
            Uğur şaşırarak:
            ‘Üniversite mi?!’
            Çaycı:                 
            ‘Evet abi. Bilkent Ekonomi mezunuyum ben.
            Uğur:
            ‘Peki bu halin ne?’
            Çaycı:
            ‘Bankanın politikası abi. Genel müdürümüz benim gibi iyi eğitimli gençleri böyle işlerde deniyor bir mühlet.
            Uğur gülümseyerek:
            ‘Allah Allah! Sabrınızı ölçüyor herhalde.’
            Çaycı:                                                                   
            ‘Evet abi. Bende öyle tahmin ediyorum. Gerçi genel müdürümüz bana söylemedi ama benim 
             hakkımda güzel planları varmış. Sağlam bir yerden duydum. (Eliyle az ileride fotokopi çeken
             bir genci göstererek) Bak abi şu gördüğün de okuldan aynı bölümden arkadaşım.’
Uğur çaycının işaret ettiği fotokopi çeken gence baktı. Gencin bulunduğu yerde yirmi beş-otuz kişi alçak bölmelerle ayrılmış masalarında çalışmaktaydı. Genç adam onlara bakıp gülümseyerek elini hafifçe kaldırdı. (Gencin her iki yanındaki masaların üzerinde yarımşar metre yüksekliğinde kağıt yığını vardı.) Sonra işine devam etti.
            Çaycı gülerek:                                           
            ‘Oda fotokopi işlerine bakar abi .Onun da geleceği çok parlak.’
Tam bu anda bulundukları yerin karşısındaki odadan yirmi beş-yirmi altı yaşlarında biri çıktı.
Çıktığı odanın kapısının hemen yanında yerde iki üç koli vardı. Öfkeyle ve yüksek sesle:
            ‘Sadıık! Neredesin sen?! Kaç kere söyleyeceğim sana şu kolileri kargoya ver diye.’
            Çaycı:
            ‘Tamam efendim.Şunları bırakıp geliyorum.’
Genç adam sinirli bir şekilde içeri girer.
            Uğur:
            ‘Peki bu herif kim?’
            Çaycı:
            ‘Omu?Genel müdürün yeğeni.Bu bölümün müdürü.Ama inan bana daha fazla yükselemez
            abi. Adam salağın teki. Duyduğuma göre okulu bile zor bitirmiş.Neyse izninle ben işime 
            bakayım abi. İnşallah senin işte olur.
            Uğur:
            ‘Allah yardımcın olsun kardeşim.’
Çaycı elinde paspas ve kovayla hızla uzaklaştı. Uğur şaşkınlıkla çaycının arkasından bakakaldı.
 
 
 
*****
Uğur banka genel merkez binasında çıkıp sağ elinde çantası olduğu halde cadde kaldırımında yürümeye başladı. Çok gitmemişti ki  birkaç metre ilerisinde altı yedi yaşlarında küçük bir kız çocuğunun kaldırımın kenarında oturduğunu gördü. Küçük kız elleriyle yüzünü kapatmış şekilde ağlıyordu. Uğur kıza ilgili bir şekilde bakarak yaklaştı. Küçük kızın yanına çöküp sağ elini küçük kızın omzuna koyarak:
            Uğur:
            ‘Ne oldu canım, niye ağlıyorsun?’
            Küçük kız yaşlı gözlerle Uğur’a bakarak:
            ‘Annemi kaybettim amca’.
            Uğur:
            ‘Üzülme, hadi kalk buluruz. Nerede kaybettin anneni?’
Küçük kız ayağa kalkar.
            Küçük kız eliyle ileriyi işaret ederek:
            ‘Şu ilerdeki alışveriş merkezinde.’
            Uğur:
            ‘Kalk hadi ağlama. Bulamazsak polis amcalarına gideriz. Onlar anneni bulur.’
Uğur cebinden bir kağıt mendil çıkarıp küçük kıza verirken:
            ‘Al şunu. Sil gözlerini.’
Küçük kız gözlerini sildi. Ama hala hafifçe ağlamaktaydı. Uğur küçük kızın elinden tuttu.
            Uğur:                                     
‘Hadi gel’
Yürümeye başladılar. Elma şekeri satan bir seyyar satıcıya yaklaştılar.   
            Küçük kız hafifçe ağlayarak:
            Amca bana şeker alır mısın?
            Uğur:
            ‘Tabiî ki alırım canım. Yeter ki sen ağlama.’
Satıcının yanına geldiler.
            Uğur gülümseyerek:
            ‘Kolay gelsin. Hala elma şekeri satılıyor demek.’
            Satıcı:
            ‘Sağ ol abi. Ne yapalım ekmek davası işte.’
            Uğur:
            ‘Bir tane verir misin?’
Satıcı arabadan bir şeker alıp Uğur’a uzatırken:
            ‘Buyur abi.’
Uğur şekeri satıcıdan alıp küçük kıza verirken:
            ‘Hadi canım,ağlama artık! Korkma bana güven.’
Küçük kız elma şekerini alınca ağlaması birden kesildi. Mutlulukla şekeri yalamaya başladı.
            Uğur:                         
            ‘Kolay gelsin.’
            Satıcı:
            ‘Sağ ol abi.’
            Uğur:
            ‘Hadi güzelim, çabuk gidelim.’
Uğur çantasını sol eline alıp sağ eliyle küçük kızın sol elinden tuttu. Tekrar yürümeye başladılar. Satıcı peşlerinden tuhaf tuhaf onlara baktı. Bu defa küçük kızın neşesi yerindeydi.
            Küçük kız gülümseyerek:
            ‘Teşekkür ederim amca. Sen çok iyi birisin.’
            Uğur da gülümseyerek:
            ‘Bir şey değil canım. Hadi biraz daha hızlı yürüyelim.’
Yürümeleri biraz hızlandı. Tam bu sırada caddeden geçen polis otosu göründü. Polis otosunun arka koltuğunda oturan otuz-otuz beş yaşlarında genç bir kadın otomobilin açık camından çıkardığı eliyle işaret ederek bağırmaya başladı:
            ‘İşte kızım orada komiser bey!’
İki polis otosu caddenin kenarında peş peşe durdu. Otoların içindeki polisler ve genç kadın hızla otolardan indiler. Küçük kızın annesi Uğurlara doğru seslenerek:
            ‘Gamzee!’
Uğur ve küçük kız sesin geldiği yöne doğru baktılar. Genç kadın hızla koşarak yere çöküp küçük kıza sarıldı. Küçük kız halâ elma şekerini tutmaktaydı. Küçük kızın annesinin hemen peşinden altı-yedi polis geldi. Bir tanesi sivil ve pardesülüydü. Küçük kzın annesi Uğur’a öfke ile bakarak:                 
            ‘İşte kızımı bu sapık kaçırmış komiser bey! (Küçük kızın elinden aldığı elma şekerini 
             göstererek)Bakın şekerle kandırmış kızımı!’
            Uğur:
            ‘Ama efendim, biz de sizi arıyorduk.’
Genç kadın hışımla elindeki şekeri yere atıp ayağa kalktı. Çantasını Uğur’un başına doğru savurdu. Uğur sol eliyle başını korudu. Bir kadın polis genç kadını tutmaya çalıştı.Yavaş yavaş kalabalık
toplanmaya başlamıştı.Küçük kızın annesi:
            ‘Adi yalancı! Pis sapık seni!’
            Komiser Kemal:
            ‘Bir Dakka! Bir Dakka! Sakin ol be kadın! (Uğur’a dönerek)Delikanlı, ben ahlak masasından
             Komiser Kemal. Anlat bakalım, nasıl açıklayacaksın bu durumu?’
            Uğur:
            ‘Açıklayacak bir şey yok komiser bey.Kız kaldırıma oturmuş ağlıyordu. Ben de annesine
            götürmek için aldım konuştum. Ağlamasın diye de elma şekeri aldım.(Küçük kıza)Sende 
            bir şeyler söylesene güzelim.’
Küçük kızın annesi kızın omuzlarından tutup ona bakarak:
            ‘Hadi kızım korkma.anlat her şeyi.’
            Küçük kız korku ile ağlamaya başlayarak:                                                                 
            ‘Valla ben istemedim anne. Şekeri kendisi aldı.’
            Küçük kızın annesi Uğur’a öfke ile bakarak:                     
            Vay şerefsiz sapık!
Uğur çantasını yere bırakarak:.
            ‘Vallahi söylediklerim doğru komiser bey. Kız çok korktu herhalde.Ondan anlatamıyor olanları.’
Komiser Kemal cevap vermedi. Sakince gözlerini kısarak çevredeki binalara baktı. Yerdeki elma şekerini alarak:
            ‘Bu ne delikanlı?’
            Uğur şaşırarak:                                     
            ‘Elma şekeri.’
Komiser elini havaya kaldırarak işaret parmağıyla önünde bulundukları binayı göstererek gayet ciddi bir şekilde:
            ‘Peki burası neresi?’
Uğur şaşkınlık ve merakla komiserin gösterdiği binaya bakarak:
            ‘İnşaat halinde bir gökdelen.
            Komiser Kemal:                                 
            ‘Bilemedin delikanlı. Burası bir kaba inşaat. Maalesef bütün deliller aleyhinde. Şahidin yoksa
             işler kötü.’
Uğur’un yüzünü müthiş bir şaşkınlık ve endişe kapladı. Bu sırada şeker aldıkları satıcı çevrelerinde toplanan kalabalığı yararak yanlarına gelir. Satıcı heyecanla:                                                                             
Ben her şeyi gördüm komiser bey!
Herkes satıcıya baktı. Uğur sevinçle satıcının koluna sarılarak:.
            ‘Kardeşim benim. Seni Allah gönderdi. Hadi anlat her şeyi.’
            Satıcı öfke ile bakıp kolunu çekerek
            ‘Çek lan elini şerefsiz!’
            Uğur:     
            ‘Ama!?...’
            Satıcı Komisere:                                                               
            ‘Her şeyi gördüm komiser bey. Küçük kıza ağlamaması için şeker aldı.İkide bir kıza
            canım, güzelim falan diyordu. İşim gereği tanırım böyle tipleri.(Parmağıyla Uğur’u işaret
            ederek) Kesin sapık bu herif!’
Tam bu sırada komiserin yanına kalın camlı gözlüklü bir polis geldi. Elinde Uğur’un sabah çantasına koyduğu erkek dergileri vardı.Gözlüklü polis:
            ‘Amirim bakın neler buldum!’
Komiser dergileri eline alıp bir iki saniye onlara baktı ve öfke ile Uğur’a bakarak::
            ‘Ulan şerefsiz! Kılığına bakanda adam sanır seni! (Polislere başıyla işaret ederek) Götürün adi
             herifi! :okey
 NOT: UĞUR-SUZ ADLI ROMANIM ŞUBAT AYINDA YAYINLANACAKTIR
#1 - Aralık 26 2016, 12:21:48

Üye:

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.