Gönderen Konu: Şanlıurfa  (Okunma sayısı 4304 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şanlıurfa
« : Temmuz 01 2007, 18:00:29 »
Şanlıurfa Genel Bilgi
 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bir il olan Şanlıurfa, doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, kuzeybatısında yine Diyarbakır, güneyinde ise Suriye sınırı ile çevrelenmiş bir sınır şehridir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kesiminde yer alan Urfa’nın büyük bölümü yükseltisi fazla olmayan düzlüklerden oluşmaktadır. Suriye’nin kuzeyindeki düzlüklere ve Fırat Vadisine doğru gittikçe alçalan bu düzlüklere Şanlıurfa Platosu ismi verilir.

İlin kuzeydoğu kesimini Karacadağ’ın batı bölümü engebelendirir. Sönmüş bir yanardağ olan Karacadağ’ın püskürttüğü lavlar geniş bir alana yayılmıştır. Buradaki en yüksek nokta Karacadağ’ın batısındaki Mandal Tepesi’dir (1.895 m.). Bunun dışında Şanlıurfa platosu üzerinde Harran ile Viranşehir ovaları arasındaki Tektek Dağı (749 m.) ve Kaşmer Dağı’dır (954 m.). Urfa’da Karacadağ’ın güneybatısında Takırtukur Dağları, bunun batısında Yılanlı Dağ, Viranşehir’in güneydoğusunda Karatepe ve Kepez Dağları, Tektek Dağlarının kuzeybatısında Susuz Dağları (801 m.), İl merkezi yakınında Germüş Dağları (770 m.), İlin güneyinde Nemrut Dağları (800 m.), Şanlıurfa-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları ile Birecik-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları, Arat Dağları (840 m.) bulunmaktadır. Ayrıca Beş Mağara Dağları, Cudi Dağı, Direkli Tepeleri, Kaşmer Dağı, Korçik Dağı, Sakızlı Dağı, Molla Ömer Dağı, Kalkan Dağı, Nohutçuk Dağı, Külaplı Tepesi ilin diğer yükseltileridir.

Şanlıurfa yapı bakımından III.Jeolojik zamanın son katı olan Poliosen bölümünün karakterini göstermektedir. Eski dünyanın bir bölümü ile birlikte oluşmuştur. Kıvrımlar oluşumundan önce Anadolu’nun bulunduğu sahada Thitys adı verilen bir deniz bulunmaktaydı. Üçüncü Zamanın sonu ve Dördüncü Zamanın başlangıcında gerçekleşen yan basınçlar ve patlamalardan pek etkilenmeyen Şanlıurfa, üzerinde bulunduğu sert kütle üzerinde biraz yükselmiş ve yer yer kıvrılmalara uğramıştır.

Suruç Ovası ile Harran (Altınbaşak) Ovası ilin diğer düzlükleridir. Şanlıurfa’nın en önemli ovası olan Harran Ovasının doğusunda Viranşehir Ovası, batısında da Suruç Ovası yer almaktadır.Ayrıca Fırat Nehri kenarında Halfeti Ovası, Bozova Ovası, Hilvan Ovası ve Karacadağ’ın püskürttüğü lavlarla örtülü Siverek Ovası bulunmaktadır.

Şanlıurfa, dünyanın ve Türkiye’nin en önemli bölgesel kalkınma projesi olan GAP’ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) merkezi durumundadır.

İl topraklarını batı, kuzeybatı ve kuzeyde doğal sınırı oluşturan Fırat Nehri sulamaktadır. Siverek Maktalan Geçidi civarında Şanlıurfa topraklarına giren Fırat Nehri, Suriye’ye yönelir. Bu nehir üzerinde Atatürk Barajı, Birecik Barajı, Karakaya ve Kargamış Barajları bulunmaktadır. Bu nehrin suyu iki tünel ile Harran Ovası ve çevresini sulamaktadır. Culap Suyu ile Habur Suyu da ilin diğer önemli akarsularındandır. Bunların dışında; Direkli Suyu, Süleyman Pınarı, Anzeli Pınar, Bamya Suyu, Kerhiz Suyu, Germüş Suyu, Belih Suyu, Cülmen Suyu, Kırkpınar Suyu, Karakoyun, Aligör, Yukarı Koymat, Gölpınar, Çamurlu, Belik, Cavsak, Karaköprü ve Tülmen Deresi bulunmakta olup, bu akarsuların bir çoğu yaz aylarında kurumaktadır.

Hacıhıdır ile Atatürk Barajının oluşturduğu yapay göller bulunmaktadır. İlin kuzey ve kuzeybatısındaki bazı alanlar Atatürk Baraj Gölünün suları altında kalmıştır. Deniz seviyesinden ortalama 518 m. yükseklikteki Şanlıurfa’nın yüzölçümü 18.584 km2, toplam nüfusu 1.436.956’dır.

Şanlıurfa bitki örtüsü Step görünümündedir. Nehir boylarında söğüt, kavak gibi ağaç toplulukları görülmektedir. Fırat Nehri havzasında erozyonu önlemek amacı ile ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.

İlde Karasal İklim hüküm sürmektedir. Yazları kurak ve çok sıcak, kışları yağışlı ve kısmen ılıman geçer. Kontinental (kara) iklim özelliğinden ötürü sıcaklık farklılıkları görülmektedir. Şanlıurfa’da yıllık ortalama yağış 462 mm.dir. Yıllık ortalama sıcaklık 18.6 C.dir.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, turizm ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; buğday, arpa, kırmızı mercimek, çiğit, karpuz, kavun, domates, üzüm, pamuk, patlıcan gelmektedir. Ayrıca az miktarda kayısı, erik, zeytin yetiştirilir. Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında olan Şanlıurfa’da tarım üretimi sürekli artış göstermektedir. Hayvancılıkta sığır, koyun ve kıl keçisi yetiştirilir. Birecik’te Kelaynak Kuşları, Ceylanpınar’da da Ceylanlar için üretme istasyonları kurulmuştur. GAP bölgesi ve Şanlıurfa’daki anıtlar turizm yönünden il ekonomisinde önem taşımaktadır.

Kalkınmada öncelikli iller kapsamındaki Şanlıurfa’daki sanayii daha çok tarıma dayalıdır. İldeki başlıca sanayi kuruluşları; un, şarap, meyve suyu, yem, yün ipliği, çimento, tarım alet ve makineleri üreten fabrikalar, et kombinası, süt ürünleri işletmesi, zeytinyağı ve sabun üretim tesisleri ile halı ve pamuklu dokuma kuruluşlarıdır.

Şanlıurfa yer altı kaynakları bakımından oldukça yoksuldur. Bozova’da fosfat, Suruç’ta tuğla-kiremit hammaddesi içeren cevher yatakları bulunmaktadır.

Urfa’nın eski ismi Şemseddin Sami’nin Kamusü’l Alamı’na göre; “Ur” ya da “Urelkeldaniyn” olup, Büyük İskender’in fethinden sonra Makedonyalılar bu şehri vatanlarındaki Edessa (Vodina) kasabasına benzeterek bu adla ve “Akarsuları güzel” anlamına gelen “Kaliroe” olarak adlandırmışlar, Araplar da “Kaliroe” isminden esinlenerek buraya “Ruha” ismini vermişlerdir. Prof. Fikret Işıltan’a göre İslam döneminde Diyarı Mudar olarak da adlandırılan bölgedeki Urfa’ya Osrhoene Krallığı döneminde verilen “Osrhoene” adının, Kentin Makedonyalılar tarafından “Edessa” ismi ile yeniden kuruluşundan, Süryanice “Urhai-Orhai” olan önceki isminin, Arapça “Er-Ruha”nın Latinleştirilmiş biçimi olduğu sanılmaktadır.

Aşağı Fırat Projesi kapsamında Fırat Nehri kıyılarında, Sultantepe’de, Göbeklitepe’de ve baraj göllerinin altında yapılan kurtarma kazıları yörenin tarihine ışık tutmuştur. Buna dayanılarak Şanlıurfa’da Neolitik Çağ (MÖ.10000-5500) ve sonrasında yoğun bir yerleşmenin olduğu ortaya çıkmıştır. Asur tabletlerine göre burası MÖ.2000’lerde Hurriler ile Mitannilerin yerleştiği bir yerdi. Hitiler Mitanni krallığını ortadan kaldırdıktan sonra yöreye yerleşmişler, MÖ.XI.yüzyıldan sonra da Mezopotamya’dan kuzeye doğru göç eden Aramiler buraya yerleşerek Bit-Adini Krallığını burada kurmuşlardır. MÖ.857’de Asurlulara bağlanan ve sonra Medlerin saldırısına uğrayan yöre, bir süre Babillerin egemenliği altında kalmıştır. MÖ.VI.yüzyılda Persler yöreye hakim olmuş ve buranın ticaretinin ve tarımının gelişmesinde büyük payları olmuştur. MÖ.IV.yüzyılda Büyük İskender Persleri Anadolu’dan çıkardıktan sonra yöreye de hakim olmuştur. İskender’in ölümünden sonra da Seleukosların hakimiyetine girmiştir. I.Seleukos tarafından MÖ.303’te bugünkü Urfa’nın bulunduğu yerde Edessa kenti kurulmuştur.

Edessa’nın, ilk kuruluşu ile ilgili kesin bilgi olmamakla birlikte, Arap tarihçisi Ebul Faraç’a göre, Nuh Tufanı’ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisidir. Hz. Adem’in çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün “Peygamberler Şehri” olarak anılmaktadır. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın mendilinin Şanlıurfa’da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişlerdir.

Musevi, Hırıstiyan ve İslâm peygamberlerinin atası olarak nitelenen Hz.İbrahim Urfa’da doğmuş, Nemrut ve onun yaptığı putlarla mücadele ettiği için burada ateşe atılmıştır. Lut Peygamber, amcası Hz. İbrahim’in Urfa’da ateşe atıldığını görmüş ve daha sonra buradan Sodam’a gitmiştir. Hz.İbrahim’in torunu İsrafiloğulları’nın atası Yakup Peygamber burada yaşamış ve Urfa’da ölmüştür. Bu nedenle Şanlıurfa inanç turizmi yönünden önem taşımaktadır.

Seleukoslardan sonra Mısırlılar, ardından Aramiler yöreyi ele geçirmiştir. MÖ.132’de burada Abgar, sonra da Osrhoene olarak isimlendirilen bir krallık kurulmuştur. Ermeni Krallığı yönetiminde yağmalanan, bir süre Partların denetiminde kalan Osroene Krallığı MÖ.I.yüzyıl sonlarında Romalılara bağlanmıştır. Romalılar ile Partlar arasında zaman zaman el değiştiren Osroene Krallığı, MS.117’de tamamı ile Roma’nın egemenliğini kabul etmiştir. Aramiler birçok kez Roma’ya karşı ayaklanmışlarsa da bu ayaklanmalar bastırılmıştır. Yöre III.yüzyıl ortalarında Sasanilerin, VII. Yüzyılda Arapların saldırısına uğramış, X.yüzyılda Bizanslılarla Mervaniler arasında el değiştirmiştir.

Bizans’ın hakim olduğu dönemde Ermeni komutanı Philaretos’un yönetimine girmiş, bunu Selçuklu ve Kilikyalı Thoros’un yönetimi izlemiştir. Haçlı Seferleri sırasında 1098’de burada Urfa Haçlı Kontluğu kurulmuştur. 1144’te Musul Atabeklerinden Zengilerin, 1182’de de Eyyubilerin yönetimine girmiş, 1232’de Mısır Eyyubilerine bağlanmıştır. Anadolu Selçukluları ile zaman zaman el değiştiren yöreye Harezmliler hakim olmuş Moğollar tarafından yağmalanmıştır. Anadolu Selçuklularının yıkılmasından sonra da Türkmen aşiretleri buraya yerleşmiş, 1399’da Timur’un, XV.yüzyıl başında da Akkoyunluların eline geçmiştir. Memluklular 1429’da yöreyi yağmalamış, ardından Safaviler yöreye egemen olmuş, 1517’de Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde Celali ayaklanmalarından Karayazıcı’nın başlattığı ayaklanma Urfa’yı etkilemiştir. XIX.yüzyıl sonlarında Halep Vilayetinin Urfa sancağına bağlı olmuşsa da ilin kuzey ve doğusundaki bazı kısımlar Diyarbakır vilayetinin sınırları içerisinde kalmıştır. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın 1839’da isyan etmesi üzerine Sultan II.Mahmut bu isyanı bastırmak üzere Hafız Mehmet Paşayı görevlendirmiştir. Hafız Mehmet Paşa ile Kavalalı Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşanın 20 Haziran 1839’da Birecik’te yaptıkları savaş Mısırlıların lehine sonuçlanınca Urfa 4 yıl boyunca Mısırlıların elinde kalmıştır. Urfa 1912 yılında bağımsız bir sancak konumuna getirilmiştir.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra24 Mart 1919’da İngilizlerin işgaline uğramış, onların çekilmesinden sonra 30 Ekim 1919’da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgale karşı yöre halkı karşı koymuş ve bunun sonucu olarak 11 Nisan 1920’de işgalciler Urfa’dan çekilmişler, 4 Haziran 1920’de de tüm yöreyi boşaltmışlardır.

Cumhuriyetin ilanından sonra da il konumuna getirilmiştir. Urfa milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ili adının “Şanlıurfa” olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM tarafından 12.6.1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.Urfa ilinin adının Şanlıurfa olarak değiştirilmesi hakkındaki 3020 sayılı kanun 22 Haziran 1984 tarih 18439 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Şanlıurfa’da günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Harran Höyüğü (MÖ.3000-MS.XIII.yüzyıl), Harran Bazda Mağaraları, Harran Çoban Mağaraları, Şuayp Şehri Kalıntıları, Sogmatar Kalıntıları, Pognon Mağarası, Betik Yapısı, Harran’da Sin Mabedi (MÖ.2000), Aziz Paulos-Aziz Petrus Kilisesi, Germüş Köyü Kilisesi, Deyr Yakup Manastırı, Harran Üniversitesi (718-913), Harran Şehir Surları, Harran Kalesi, Urfa Kalesi, Urfa Şehir Surları, Harran Ulu Camisi, Şeyh Yahya Hayat El Harrani Cami ve Türbesi (XII.yüzyıl), Cabir El-Ensar Cami ve Türbesi, İmam Bakır Cami ve Türbesi, Han El-Ba’rür Kervansarayı (1228), Eyüp Nebi Köyü Peygamber Mezarları, Eyüp Peygamber Türbesi, Rahime Hatun Türbesi, Elyesa’Peygamber Türbesi, Urfa Ulu Camisi, Arabi Camisi, Asım Paşa Mescidi, Behramlar Camisi, Çakeri Camisi, Dabbakhane Camisi, Eski Ömeriye Camisi, Hacı Lütfullah Camisi, Hacı Yadigâr Camisi, Halilür Rahman Camisi, Hasan Padişah Camisi, Hayrullah Camisi, Hekim Dede Camisi, Hizanoğlu Camisi, Hüseyin Paşa Camisi, İmam Sekkaki Camisi, Kadıoğlu Camisi, Kara Musa Camisi, Hüseyniye Mescidi, Kıbrıs Mescidi, Kudbettin Camisi, Mevlidi Halil Camisi, Mevlevihane Camisi, Miskinler Mescidi, Müderris Camisi, Narıncı Camisi, Nimetullah Camisi, Nur Ali Mescidi, Pazar Camisi, Rızvaniye Camisi, Siverekli Mescidi, Şeyh Benderiye Camisi, Tokdemir Mescidi, Tuzeken Camisi, Yusuf Paşa Camisi, Yeni Ömeriye Camisi, Selahattin Eyyubi Camisi, Fırfırlı Camisi, Circis Peygamber Camisi, Silvan Camisi, Afkan Tekkesi, Hindistani Tekkesi, Sadık Kalfa Tekkesi, Şeyh Mesut Tekkesi, Şeyh Saffet Tekkesi, Saat Kulesi, Firuz Bey Sebili, Şeyh Ebubekir Sebili, Hafız Süleyman Bozanefendi Çeşmesi, Şeyh Benderiye Çeşmesi, Mustafa Kemal Paşa Anıt Çeşmesi, Sütçü Abdurrahman Efendi Çeşmesi, Hekim Dede Çeşmesi, Emencekzade Çeşmesi, Veli Bey Hamamı, Sultan Hamamı, Vezir Hamamı, Cıncıklı Hamamı, Eski Arasa Hamamı, Serçe ve Şaban Hamamları, Gümrük Hanı, Titriş Kervansarayı, Çarmelik Kervansarayı, Mırbi Kervansarayı, Kazas Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Sarraç Pazarı, ve Türk sivil mimari örneklerinden saraylar, köşkler, konaklar ve geleneksel Urfa evleri, Harran Evleri bulunmaktadır.

Şanlıurfa Şanlıurfa Halil'ür Rahman Külliyesi

Şanlıurfa il merkezi Gölbaşı Mahallesi’nde, Balıklı Göl isimli küçük bir gölün çevresinde yer alan bu külliyenin ilk binası XIII.yüzyılda yapılmış, XVIII.-XIX.yüzyıllarda yeni yapıların eklenmesi ile külliye konumuna getirilmiştir. Yapı topluluğu Halil’ür Rahman Camisi, Halil’ür Rahman Medresesi, Rıdvaniye Camisi, Rıdvaniye Medresesi ve hazire ile bütünleşerek bir külliye haline gelmiştir.

Külliyenin bulunduğu yerde 150x30 m. ölçüsünde dikdörtgen şeklinde bir havuz olup, Balıklı Göl ismi ile tanınmaktadır. Bu gölün içerisindeki balıkları yiyenlerin öleceği veya başına bir felaket geleceği inancı halk arasında yerleşmiştir. Yine inanışa göre; Hz. İbrahim’in üzerine Nemrud’un mancınıkla kaleden attığı ateşin suya dönüşmesi, odunların da balığa dönüştüğü efsanesi yüzyıllar boyunca yaşamaktadır.

Külliyenin en eski yapısı gölün kuzey kıyısındaki Halil’ür Rahman Camisi’dir. Halk arasında bu camiye Döşeme Camisi veya Hz.İbrahim’in makamından ötürü Makam Camisi ismi de verilmiştir. Şanlıurfa’daki en erken tarihli cami olarak nitelenen bu yapının Abbasi halifelerinden Me’mun tarafından yaptırıldığı ileri sürülürse de, minaresinin batı ve kuzey cephelerindeki kitabesinde h.608 (1211-1212) yılında Selahaddin-i Eyyubi’nin yeğeni El Melikü’l Eşref Muzafferüddin Musa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Bazı iddialara göre de bu caminin bulunduğu yerde eski bir kilise bulunuyordu. Bu kilise, 504 yılında Urbisyus’un maddi yardımları ile Monofistler asına Meryem Ana Kilisesi olarak yapılmıştır.

Cami yapıldığı dönemden sonra Eyyubi mimarisini yansıtan özelliklerini büyük ölçüde yitirmiş ve son olarak 1810 yılında yapılan büyük bir onarım sonucunda da bugünkü durumunu almıştır. Caminin doğu cephesindeki kitabede; “Peygamberlerin atası Halil’ür Rahman’ın makamı olan bu cami 1225 (1810) tarihinde yaptırılmıştır” yazılıdır. Caminin batı kısmına bitişik Makam bölümünün batı kapısı üzerindeki ayet yazılı kitabede de h. 1228 (1871) tarihi bulunmaktadır. Bu da caminin iki ayrı dönemde onarıldığını göstermektedir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu camiden İbrahim Halil Tekkesi olarak söz etmektedir:

“Tekkenin içinde bir kaynak vardır ki, Nemrud’un Hz. İbrahim’i atmak için yaktırdığı ateşin olduğu yerden çıkmıştır. Dördüncü sultan Murad Bağdat seferine giderken bu tekkeyi ziyaret edip, iki balık yakalayarak kulaklarına birer altın küpe takmıştır.

Bir adam yedi gece yedi gün ziyaret etse muradı olur derler. Saf suyundan içenler Allah’ın emriyle çarpıntı illetinden kurtulurlar, bunun için Urfa halkında çarpıntı olmayıp sağlam olurlar.”

Yapı topluluğu kesme taştan yapılmış ve dışarıdan bir bütün olarak görülmesine rağmen gerçekte iki ayrı bölüm halindedir. Bursa üslubunda kaş kemerli bir kapıdan içerisine girilen, kutsal bir su kaynağının bulunduğu kubbeli ve kare mekân yapı topluluğunun makam kısmını oluşturmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, ibadet mekânının ortasındaki dört payenin taşıdığı pandantifli bir kubbe ile üzeri örtülüdür. Bunun etrafında sekiz çapraz tonozlu, mihrap duvarına paralel üç sahınlı bir plan ile karşılaşılmaktadır. İçerisi tonoz kemerlerin altındaki üçerli pencere grupları ile aydınlatılmıştır. Mihrap yarım daire şeklinde olup, sütunçelere dayanan kademeli ve üst üste iki sivri kemerlidir. Buradaki kesme taştan minber ise oldukça sade bir görünümdedir. Üzeri basit ve piramidal bir külah ile örtülmüştür. Caminin içerisi kireç ile sıvanmış olduğundan herhangi bir bezeme ile karşılaşılmamaktadır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1991 yılında yaptığı onarımda, caminin ana duvarları üzerine korkuluk şebekeleri eklenmiş ve burası kubbelerle çevrili bir teras konumunda getirilmiştir.

Caminin güneydoğu köşesinde bulunan ve içerisine ibadet mekânından girilen kare planlı minarenin Bizans dönemindeki kilisenin çan kulesi olduğu da iddia edilmiştir. Ancak, bugünkü konumu ile bunu kanıtlamak çok zordur. Minarenin gövdesi yatay silmelerle, akantus yaprakları ile bezenmiştir. Batı cephesine de nesih yazılı altı satırlık bir kitabe yerleştirilmiştir.


Halil’ür Rahman (Makam-ı Cedd-ül Enbiya) Medresesi:

Bu medresenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Günümüze gelen onarım kitabeleri de yapım tarihi konusunda bir bilgi vermemektedir. Medresenin merdivenleri karşısına gelen, kuzeye bakan odanın cephesinde h. 1189 (1775) tarihli bir onarım kitabesi vardır. Ayrıca gölün kuzey ve batı köşesindeki büyük odanın kapısı üzerinde de Sultan Abdülaziz döneminde h.1288 (1871) tarihinde Derviş Ali Paşa tarafından tamir ettirildiği yazılıdır. Büyük olasılıkla bu medresenin bulunduğu yerde Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde belirttiği, Şair Nabi’nin Tuhfet’ül Harameyn isimli eserinde sözünü ettiği İbrahim Halil Tekkesi’nin bulunduğu sanılmaktadır.

Medrese caminin makam kısmına bitişik olarak yapılan geniş bir eyvandan başlayarak kuzeye dönen ve gölün batı kıyısını kaplayan bir yapıdır. Ayrıca göle girintili olarak kubbeli bir de maksuresi vardır.

Gölün batı kıyısına sıralanmış tonoz örtülü hücreler arazi konumundan ötürü birbirlerinin eşi plan düzeninde değildir. Bu hücrelerin önünde Bursa kemerli iki katlı revaklar bulunmaktadır. Ayrıca burada Şazeliye Şeyhi Ali Baba ile Urfalı Âlim Buluntu Hoca’nın türbeleri vardır. Üçüncü türbenin kime ait olduğu ise kesinlik kazanamamıştır.

Bu medresede Bikeszade Hulusi Efendi, Şeyh Halid Efendi, Hikmet Efendi ve Şükrü Bey gibi XVIII.-XIX. yüzyıllarda yaşamış şairler yetişmiştir. Ayrıca son devir ulemalarından Abbas Vasıf Efendi, ünlü hattatlardan Arabizade Behçet Efendi bu medresede yetişmiş, Ahmet Vefik Efendi de medresede güzel yazı dersleri vermiştir.


Rıdvaniye Camisi ve Medresesi:

Halil’ür Rahman Külliyesi’nin en gösterişli yapıları Rıdvaniye Camisi ile Rıdvaniye Medresesi’dir. Gölün kuzey kıyılarını tümüyle kaplayan bu yapılar günümüze gelemeyen hamam ile birlikte başlı başına bir yapı topluluğudur. Bunlar Rakka Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından h.1129 (1717) yılında yaptırılmıştır.

Rıdvaniye Camisi halk arasında Zulmiye ismiyle tanınmıştır. Bu cami kesme taştan, dikdörtgen planlı bir plan düzeninde olup, ortadaki daha büyük olmak üzere üç kubbe ile üzeri örtülmüştür. Caminin girişinde üç bölümlü, üç kubbeli bir son cemaat yeri, doğusunda da tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Son cemaat yerinin üç kubbesinden ortadaki daha büyük olup, yanlardaki kubbeler yarım tonozlarla genişletilmiştir.

İki renkli taşların alternatifli dizilmesi ile hareketlendirilen basık kemerli bir kapı ile ibadet mekânına girilmektedir. Ahşap kanatlı giriş kapısı çağının en güzel geçme ve kakma tekniğinde yapılmıştır. Üzeri bitki motifleri ile bezenmiştir. Ayrıca kartuşlar içerisinde on beş beyitlik tarih manzumesi yazılıdır. Mihrap, siyah beyaz iki renkli taştan yapılmıştır. Minber balkon şeklinde olup, duvar içerisindeki taş bir merdivenle çıkılmaktadır. İbadet mekânı her cephede açılmış pencerelerle oldukça aydınlıktır.

Taş kaide üzerine sekizgen gövdeli minaresi mukarnaslı şerefesi ile dikkati çekmektedir.


Rıdvaniye Medresesi:

Rıdvaniye Camisi’ni üç taraftan kuşatan ve ortası havuzlu geniş bir avlu çevresinde U plan düzenindedir. Medresenin ana noktasında, üzeri kubbeli kütüphane, köşelerde iki büyük okuma odası ve revaklı medrese hücrelerinden meydana gelmiştir. Buradaki revakların Bursa kemerlerine benzerliği dikkat çekicidir. Medrese hücreleri avluya birer kapı ve pencere ile açılmıştır.

Halil’ür Rahman Külliyesi’nin çevresinde bulunan ve gezginlerin kitaplarında resimleri görülen Halil’ür Rahman Hamamı ile Balıklı Göl yakınındaki eski Urfa Evleri, haziresindeki bazı türbeler 1924-1958 yılları arasında yıktırılmıştır. Böylece Balıklı Göl ile ilerisindeki daha küçük, 50x30 m. ölçüsündeki Ayn-ı Zeliha Gölü arasında üzerinde köprü bulunan bir kanal açılmıştır. 1991 yılında yapılan onarım ve çevre düzenlemesi sırasında Halil’ür Rahman Külliyesi’nin bütün bölümleri gölün etrafını çevirecek şekilde korkuluk şebekeleri ve kemerlerle birbirlerine bağlanmış, iki medrese arasındaki alanın önündeki revaklı odalar da birleştirilmiştir.

Günümüzde bu yapı topluluğu Şanlıurfa’nın simgesi konumundadır.

Şanlıurfa Saat Kulesi

Şanlıurfa il merkezindeki Ulu Cami avlusunun kuzeybatı köşesindeki kule Urfa Saat Kulesi’ne dönüştürülmüştür. Bu kule sekizgen planlı olup, Haçlı Kontluğu döneminde burada yapılmış olan kilisenin çan kulesidir. Bu kule üzerine bir saat kulesi ilave edilmiştir. Ancak bu kulenin ne zaman saat kulesine dönüştürüldüğü bilinmemektedir.

Doç.Dr.Hakkı Acun’dan öğrenildiğine göre; 1927 tarihli Urfa Salnamesi’nde, Ulu Cami ve Ana Mektebi ile ilgili resimlerde kule üzerinde saat görülmemektedir. Bununla beraber 1945 tarihli Urfa ile ilgili resimlerde bu saat görülmektedir. Buna dayanılarak da kulenin saat kulesine 1927-1945 yılları arasında dönüştürüldüğü sanılmaktadır.

Kule kesme taştan sekizgen planlı olup, silmelerle üç bölüme ayrılmıştır. En üst bölüm saçaklıklı ve sivri kubbelidir. Buradaki sekizgen gövdeye her bir yüzüne yuvarlak kemerli pencereler açılmıştır. Saat kadranları da bu bölümün üzerine dört yönlü olarak yerleştirilmiştir.

Şanlıurfa Çarşıları

Hüseyniye Çarşıları (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinde Çadırcı Pazarı ile Kazancı Pazarı arasında bulunan Hüseyniye Çarşıları kuzey-güney yönünde birbirine paralel olarak uzanan iki kapalı çarşıdır. Bu çarşıyı Hartavizade Hafız Muhammed Selim Efendi’nin oğlu Hüseyin Paşa 1807’de yaptırmıştır.

Bu çarşıların her birinde on beşer adet dükkân bulunmakta olup, bunların üzeri çapraz tonozlarla örtülmüştür. Doğu tarafındaki çarşının kuzey cephesinde kilit taşının ortasında “Maşallahu Teala”; sağ tarafında “Suk açıldı, ayet-i kerime”, solunda da Nasrun minellahi ve fethün karib 1305 (1887) yazılıdır.

Çarşıda, ilk yapıldığı yıllarda halı, kilim, keçe ve düz yaygılar satılmıştır. Bir süre Yemenici Pazarı olarak kullanılmış, daha sonra da bakırcı esnafına tahsis edilmiştir.

Hüseyniye Çarşıları Şanlıurfa Kültür Sanat ve Araştırma Vakfı tarafından 1998 yılında restore edilmiştir.


Kasap Pazarı (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinde Mevlevihane Camisi’ne bitişik olarak yapılmış olan bu pazarın yapım tarihi bilinmemektedir.

Kesme, moloz taş ve tuğladan yapılan çarşının üzeri beşik tonozla örtülüdür. T planlı yapıda kasaplar satış yapmaktadır.


Kazzaz Pazarı (Bedesten) (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinde, Gümrük Hanı’nın güneyine bitişik olarak 1562 tarihinde yapılmıştır. Rızvan Ahmet Paşa’nın vakfiyesinde Bezzazistan olarak ismi geçmiş ve 1740 yılında da onarılmıştır.

Çarşı doğu-batı yönünde uzanmakta olup, üzeri arka arkaya dört kubbe ile örtülmüştür. Batı kısmında güneye doğru uzanan üzeri tonozlu ikinci bir bölüm daha bulunmaktadır. Pazarın doğuda Han Önü Çarşı’sına uzanan ana giriş kapısı, Sipahi Pazarı’na açılan batı kapısı, Pamukçu Pazarı’na açılan güney kapısı ve Gümrük Hanı’na açılan kuzey kapısı bulunmaktadır.

Çarşının içerisinde iki yönde zeminden bir m. yükseklikte dükkânlar sıralanmıştır. Burada Urfa yöresine özgü yerel kadın ve erkek giysileri satılmaktadır.

Bu çarşı Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları kapsamında 1999’da restore edilmiştir.


Sipahi Pazarı (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinde, Gümrük Hanı’nın batısında bulunan bu çarşının ismine Rızvan (Rıdvan) Ahmet Paşa’nın 1741 tarihli vakfiyesinde rastlanmaktadır. Buna dayanılarak da çarşının XVIII.yüzyılın ortalarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Vakfiyeden öğrenildiğine göre de Sipahi Çarşısı’nda 34 dükkân ve bir de Bezzazistan bulunuyordu.

Çarşı kesme taş, tuğla ve moloz taştan yapılmış olup, kuzey-güney yönünde uzanmaktadır. Üzeri belirli aralıklarda aydınlatma pencerelerinin bulunduğu beşik tonozla örtülmüştür. Zeminden yarım m. yüksekliğinde karşılıklı dükkânlar burada sıralanmıştır. Çarşının güneyi Boyahane Çarşı’sına, kuzeyi İsotçu Pazarı’na açılmaktadır.

Sipahi Pazarı’nda günümüzde halı, kilim, kürk, düz yaygı ve keçe türü eşyalar satılmaktadır. Çarşı günümüzde orijinalliğini korumakta olup, çarşı Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında 1998’de restore edilmiştir.


Kınacı Pazarı (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinde Mençek Hanı’nın batısında bulunan bu çarşının yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır.

Kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılan çarşı, kuzey-güney yönünde uzanmakta olup, iki yanında beşik tonozlu dükkânlar bulunmaktadır. Dükkânların arasındaki bölümün üzeri açıktır. Çarşı günümüzde kuyumcular tarafından kullanılmaktadır.


Pamukçu Pazarı (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinde, Kınacı Pazarı’nın batısında bulunan bu çarşının da yapım tarihi bilinmemektedir. Çarşı moloz taş, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Üzeri tonozla örtülüdür. Günümüzde kuyumcu ve elbiseciler tarafından kullanılmaktadır.


Boyahane Çarşısı (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinde Pamukçu Pazarı’nın batısında bulunan Boyahane Çarşısı, Yeni Boyahane Çarşısı altında bir yeraltı çarşısıdır. Bu çarşının ismine Rızvan (Rıdvan) Ahmet Paşa’nın 1740 tarihli vakfiyesinde rastlanmıştır. Buna dayanılarak da XVIII. yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Çarşının ortasında Halil’üe Rahman Suyu akmaktadır. Çarşının rutubetli oluşu, iplik ve kumaş boyamanın ilerleyen teknoloji karşısında terk edilmesinden ötürü 1960 yıllarında kapanmıştır.


Eski Kuyumcu Pazarı (Merkez)

Şanlıurfa Akarbaşı semtinde bulunan bu çarşının ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Kaynaklarda da bu konuda yeterli bilgiye rastlanmamıştır.

Moloz taş ve tuğladan yapılan bu çarşının iki kapılı ve beşik tonozlu idi. Çarşı 1983 yılında yol yapım çalışmaları nedeni ile Yanındaki Aslanlı Han ile birlikte yıktırılmıştır.


Şanlıurfa’da bu çarşıların dışında birçok çarşı olduğu ve bunların günümüze gelemediği kaynaklardan ve vakfiyelerden öğrenilmektedir. Bu çarşıların başında; Tüccar Pazarı, Uncu Pazarı, Bit Pazarı, İplikçi Pazarı, Tarakçı Pazarı, Sakıp Efendi'nin yaptırdığı Terziler Çarşısı, Kazzazlar Çarşısı gelmektedir. Ayrıca Evliya Çelebi de Seyahatnamesi’nde değinmiştir:

“Hepsi dört yüz dükkândır. Şehrine göre çarşı ve pazarı mamur ve süslü değildir. Fakat yine kıymetli eşya bulunur. Saraçhanesi İbrahim Halil Nehri kenarında olmakla temiz serdâbı Bağdat şekilli bir soğuk sulanmış caddenin iki tarafında mamur ve süslü ve mevsimi gelince zambak ve diğer çeşitli çiçeklerle süslü olup, gelip geçenlerin dimağlarını kokulandırır. Oralarda bütün maarif erbabının ve nice bilginin toplandığı yerler vardır. İki bedesteni vardır. Biri eski usul kâgir kubbeli kâvi binadır. Diğeri Tayyaroğlu Ahmet Paşa yapısı olup, uzuncadır. Üç adet demir kapısı vardır. Bütün kıymetli laal, yakut, zümrüt ve mü¬cevherler mevcuttur. Şehrin içerisinde ve dışarısında birçok su değirmenleri vardır ki benzerleri yoktur.”

Şanlıurfa Doğal Güzellikleri


Şanlıurfa il toprakları dağlık ve platolardan oluşan bir arazi yapısı göstermektedir. İl topraklarının %22’si dağlarla kaplıdır. İlin kuzeyini kaplayan dağların yükseklikleri çok azdır. Güneydoğu Toroslarının orta kesiminin güney eteklerinde geniş düzlükler içerisinde yer almaktadır. Kuzey-güney doğrultusundaki bu dağların yükseklikleri güneye doğru azalmaktadır. Güney kesiminde de geniş ovalar yer almaktadır. İl sınırları içerisindeki başlıca dağlar Karacadağ, Tektek Dağları, Susuz Dağlar, Germuş Dağları, Nemrut Dağları ve Arat Dağıdır.


Karacadağ

Şanlıurfa’nın kuzeydoğu kesiminde, sönmüş bir volkan olan bu dağ, 1938 m. yüksekliği ile ilin en yüksek noktasıdır. Sönmüş bir yanardağ oluşundan ötürü de yapısı bazalttır. Jeolojik dönemlerde Karacadağ'dan püsküren lavlar çok geniş bir alana yayılmıştır. Dağ sırasının üzerinde birçok tepeler vardır. Ayrıca buradan kaynaklanan sular uzun ve derin vadilerle Fırat Nehrine katılmaktadır. Karacadağ'da kış aylarında kayak yapılmaktadır.


Tektek Dağları

Tektek Dağları, Harran'la Viranşehir ovaları arasında kuzeyden güneye doğru uzanan kıvrım dağlarıdır. Kuzey güney doğrultusunda uzanan geniş kıvrımlı bir dağ sırasını oluşturmaktadır. Güneye doğru gittikçe azalan yükseltileri Aktepe’de 449.m.dir. En önemli tepeleri Sıfır Tepe, Kırık Tepe, Hellohello Tepesi, Hacco Tepesi, Cinas Tepesi ve Toklu Tepedir. Genel olarak basık bir plato görümünde olup yumuşak kalkerli bir yapıya sahiptir.


Takırtukur Dağları

Karacadağ'ın güney batısında yer alan bu dağlar kalkerli bir yapıya sahiptir. Çevresine hâkim bir konumda olan dağların en yüksek noktası 1.222 m.dir.


Yılanlı Dağ

Takırtukur Dağlarının batısında, Viranşehir'in güneydoğusunda yer almaktadır.


Susuz Dağları

Tektek Dağlarının kuzey batısında yer alan bu dağlar oldukça geniş bir kütle görünümündedir. En yüksek noktası 801 metredir. Bu dağlarda su kaynağı olmadığından ötürü Susuz Dağlar ismini almıştır.


Germuş Dağları

İl merkezinin kuzeyinde bulunan ve bir yay çizen bu dağların yüksekliği 771 m.ye kadar çıkmaktadır. Kalkerli bir yapısı vardır. Buradaki kalker tabakaları zamanla sertleşmiş olduğundan taşlarından yararlanılmaktadır. Dağlarda zengin su kaynakları bulunmaktadır. Bu su kaynaklarının yakınında Germuş Köyü kurulmuştur. Bitki örtüsü bakımından da oldukça fakirdir.


Nemrut Dağları

Şanlıurfa'nın güneyinde yer alan Nemrut Dağları bir süre sonra Tilki Dağları ismini almaktadır. Bu dağ sırası Suriye’ye kadar uzanmaktadır. Çevresine göre oldukça yüksek bir tepenin zirvesinde, sarp, geniş, düz bir kayalıktır. Buraya halk arasında Nemrut’un Tahtı ismi verilmiştir. Yapısı kalkerdir. En büyük yükseltisi 800 m.dir.


Şebeke Dağları

Şanlıurfa-Suruç arasında uzanan oldukça yüksek görünümlü olup, en yüksek yerinde 750 m.ye ulaşmaktadır. Kalkerli bir yapısı vardır, doğal bitki örtüsünden de yoksundur. Bu dağların arasında Şebeke Deresi ve tarihi Şebeke Köprüsü yer almaktadır. Bu dağlarda 11 Nisan 1920 tarihinde Şanlıurfa’nın kurtuluş mücadelesi verilmiştir.


Arat Dağları

Birecik-Suruç yolu üzerinde bulunan Fırat Nehri’nin yanında kıvrımlı bir sıra halindedir. En yüksek yerinde 840 m. ulaşmaktadır. Yumuşak kalkerden oluşmuştur.


Şanlıurfa’da bu dağlardan başka Beş Mağara Dağları, Cudi Dağı, Direkli Tepeleri, Kaşmer Dağı, Korçik Dağı, Sakızlı Dağı, Molla Ömer Dağı, Kalkan Dağı, Nohutçuk Dağı, Külaplı Tepesi bulunmaktadır.


Mağaralar

Şanlıurfa ilinin kalkerli toprak yapısından ötürü çevrede bir takım mağaralar bulunmaktadır. Bu mağaraların çoğu doğal olup içlerinden en önemlileri Kırk Mağaralar, Dergâh Mağarası ve Hazreti Eyüp Mağarasıdır. Bunların yanı sıra Damlacık Dağının kuzey, güney ve batı yamaçlarında da irili ufaklı mağaralara rastlanmaktadır. Bu mağaraların bazıları tarihi çağlarda yerleşim amaçlı olarak kullanılmıştır.

Şanlıurfa’nın 15 km güneybatısında, Birecik yolu yakınında bulunan Kırk Mağaralar Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşime sahne olmuştur. Burada yapılan yüzey araştırmalarında Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenen buluntularla karşılaşılmıştır.

Şanlıurfa Kalesi’nin yakınındaki mağara Hz. İbrahim’in doğduğu mağara olarak tanınmıştır. Bu mağaranın yanında daha küçük bir mağara daha bulunmaktadır. Kutsal sayılan bu mağaralar dini turizm yönünden de ilgi çekmektedir. Büyük ağaranın yanına cami yapılmıştır.
Şanlıurfa’nın 2 km güneyinde bulunan Hz. Eyüp Mağarasına dört basamaklı bir merdiven ile inilmektedir. Yöre halkı tarafından bu mağara da kutsal sayılmaktadır.


Akarsular

Şanlıurfa akarsu yönünden zengin değildir. Fırat Nehri dışında akışı düzenli olan akarsuyu hemen hemen yok gibidir. Bulunanlar ise yalnızca kaynadıkları noktalarda verimli olmaktadır. Bunların çoğu da sel suları niteliğindedir.


Fırat Nehri

Şanlıurfa il topraklarına Siverek ilçesinin Dağbaşı yöresinde giren Fırat Nehri güneybatıya doğru akarak Adıyaman-Şanlıurfa il sınırını oluşturur. Buradan da Göksu’yu sularına katarak Gaziantep il topraklarına girer. Güney kesiminde de Birecik’in batısından Suriye topraklarına girer. Fırat Nehri’nin il topraklarında uzunluğu 270 km.dir. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Toroslar’daki karların erimesiyle su seviyesi yükselir. Bununla beraber il toprakları içerisinde akışı oldukça düzensizdir.


Cülap Suyu

Şanlıurfa’nın kuzey doğusunda Diphisar ve Gürpınar köyleri arasında doğan Cülap Suyu güneye doğru akarak iki küçük dere ile birleşir. Daha sonra da Harran’ın kuzeyinden geçen Belih çayını da alarak Fırat’a dökülür. İl toprakları içerisinde uzunluğu 60 km.dir.


Karakoyun Deresi

Urfa il sınırları içerisinde batı-doğu doğrultusunda, kış ve bahar aylarında akmaktadır. İçersinde bulunduğu vadi kalker oluşumlardır.


Cavşak Suyu

Şanlıurfa il merkezinin kuzeybatısındaki Cavşak Köyü yakınlarından kaynayan bu su küçük derelerle beslenir. Güney ve doğuya doğru eğikli bir yamaçtan akarak doğuya yönelir. Sonra da Bamya Suyu ile birleşir.


Belih Suyu

Şanlıurfa Harran ilçesinin güneyinde, Akçakale ve Aynelarus yakınlarında doğan bu Tektet Dağlarından kaynaklanan sular ile birleşir. Suriye sınırını geçtikten sonra Fırat Nehrine katılır.

Habur Suyu

Şanlıurfa’nın en önemli akarsularından olan Habur suyu Viranşehir7in kuzeydoğusunda Karacadağ eteklerinde doğar. Bundan sonra iki kol halinde güneydoğuya yönelir ve Zerka ile Çağçağ çaylarını da sularına katar. Fırat nehrinin önemli kollarından olup uzunluğu 350 km.dir.


Zengeçur Çayı

Karacadağ eteklerinden doğan bu su Fak köyü yakınlarındadır. Karacadağ’ın kuzey eteklerinden kaynaklanan derelerle birleşerek batıya doğru akar. Gâvur Tepesi güneyinde Geldik Çayı ile birleşir ve bundan sonra da Zengeçur ismini alır. Derin bir vadi içerisinden akarak Kazo Köyü yakınlarında Fırat Nehrine karışır.


Göller

Şanlıurfa il merkezinde iki büyük göl bulunmaktadır. Bunlar Halil-ür Rahman ve Aynızeliha gölleridir. Yöre halkınca kutsal sayılan bu göller il merkezinin güney batısında Tıfıldar Tepesi ile Kale Tepe’nin arkasındaki çanaklar içerisinde oluşmuştur. Bu gölleri çevredeki küçük su kaynakları beslemektedir.


Halil-ür Rahman Gölü

Şanlıurfa il merkezinde Gölbaşı Mahallesi’nde bulunan göl 150 m. uzunluğunda, 30 m. genişliğindedir. Bu göl ile ilgili olarak Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer ile ilgili bir efsane bulunmaktadır. Yanındaki Aynı Zeliha gölü ve çevresindeki Rizvaniye (Rıdvaniye) Camisi, medresesi, Halil-ür Rahman Camisi, medresesi ve diğer tarihi yapıları ile Şanlıurfa’nın önemli bir turizm merkezidir. Ayrıca bu iki göl içerisinde bulunan ve kutsal sayılan balıkları ile ün yapmıştır.

İbrahim Peygamber devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmiş, onları kırıp parçalamıştır. Bu arada tek tanrı inanışını savunmuştur. Bunun üzerine Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılmıştır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilmiştir. Bu buyruk üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşmüştür. Hz. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Söylentiye göre Nemrut’un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atmıştır. Zeliha’nın düştüğü yerde de Ayn Zeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.


Ayn Zeliha Gölü

Şanlıurfa il merkezinde Gölbaşında bulunan bu göl Halil-ür Rahman gölü ile aynı efsaneyi paylaşmaktadır. Söylentiye göre Nemrut’un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atmıştır. Zeliha’nın düştüğü yerde de Ayn Zeliha Gölü oluşmuştur. Bu göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.

Gölün uzunluğu 50 m. eni ise 30 m., derinliği de 1-4 m.dir. Yer altı suları ile beslenen gölün suyu tatlı olup, içerisinde kutsal sayılan 15-40 cm boyunda balıklar yaşamaktadır



Atatürk Barajı Gölü

Türkiye'de sulama ve hidroelektrik üretimi için şimdiye kadar yapılmış en büyük barajın sularını toplayan gölün toplam depolama kapasitesi 48.7x106 M3'tür. Drenaj havzası 92.338 Km2'dir. Alanı yaklaşık 817 km.dir.

Fırat Nehri sularından oluşan gölden sulama amaçlı yararlanılmaktadır. Göl içerisinde balıkçılık yapılmakta ve GAP Şenliği kapsamında her yıl su sporları yarışmaları düzenlenmektedir. Ulaşım feribotlarla yapılmaktadır. Atatürk Baraj Gölü yapılırken 1 ilçe 34 köy 85 mezra su altında kalmıştır.


Ovalar

Şanlıurfa, Güneydoğu Toroslar'ın güneyinden başlayarak, eski kara kütlesi olan S.Arabistan platformunun kuzeyi arasında bulunmaktadır. Yani tarihte Mezopotamya diye bilinen alanın kuzeyini oluşturmaktadır. İl toprakları düzlüklerin egemen olduğu bir topografik özellik gösterir.

Şanlıurfa'da yurdumuzun önemli tarım sahalarını oluşturan ovalar bulunmaktadır. Bunlar batıdan doğuya doğru Suruç, Harran, Viranşehir ve Ceylanpınar Ovası’dır. Ayrıca Halfeti, Hilvan ve Bozova Ovaları da önemlidir.


Harran Ovası

Şanlıurfa'nın en önemli ovalarından birisi olan Harran Ovası’nın ortalama yüksekliği 375 m' genişliği de 150.000 hektardır. Harran Ovası Şanlıurfa’nın yükseltisi en az olan ovasıdır. Doğusunda Viranşehir Ovası, batısında Suruç Ovası bulunmaktadır. Toprakları kırmızı renkte yeni alivüyal toprak ile örtülüdür. Demir-oksit toprağa bu rengi vermiştir.


Suruç Ovası

Şanlıurfa Suruç ilçesindeki Suruç Ovası, Harran Ovasının batısında yer alır. Ova hafif dalgalı ve engebelidir. Yüzölçümü 710 km2’dir.Harran Ovası gibi bu ovada kırmızı renktedir. Toprak tabakasının kalınlığı 50-100 cm. arasında değişir. İlin verimli ovalarının başında gelmektedir.


Viranşehir Ovası

Şanlıurfa’nın en büyük ovası olup 1.200 km2’lik bir alanı kaplamaktadır. Dalgalı ve engebeli bir görünümü vardır. Karacadağ ile Tektek Dağları arasında geniş bir alanı kaplamaktadır. Ova güneye doğru alçalır ve burada Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftlikleri bulunmaktadır. Alivüyal topraklarla örtülü olup temeli kalkerli bir yapı gösterir.


Halfeti Ovası

Şanlıurfa Halfeti ilçesinde, Fırat nehri kenarında uzanmaktadır. Ova az yükseklikte tepelerle çevrilmiştir.


Bozova Ovası

Şanlıurfa Bozova ilçesinde bulunan ovanın kuzeyinden Fırat nehri geçmektedir. Arazi konumlu olarak az engebeli bir yapıya sahiptir.


Hilvan Ovası

Şanlıurfa Hilvan ilçesinde genelde düz bir arazi yapısı göstermesine karşılık yer yer engebelere de rastlanmaktadır. Bu ovanın da rengi demir içerdiğinden ötürü kırmızı renktedir. Jeolojik yapısında kalker ve karstik oluşumlar bulunmaktadır. İlin verimli ovalarındandır.


Siverek Ovası

Şanlıurfa Siverek ilçesinde bulunan bu ova Karacadağ’dan püsküren lavlarla kaplı olup yer yer dalgalı bir arazi konumundadır. Jeolojik yapısındaki bazalttan ötürü siyah taşlı alanları bulunmaktadır.


Mesire Yerleri

Şanlıurfa’da doğal bitki örtüsünün yetersiz oluşundan ötürü mesire yerleri de yeterli değildir. Bununla beraber il merkezindeki Aynı Zeliha ve Halil-ür Rahman göllerinin çevresi, Büyük Göl ve Küçük Göl, Fırat Nehri kıyıları, Karaköprü, Direkli ve Aligörsuyu ilin başlıca mesireleridir.


Karaköprü

Şanlıurfa il merkezine 5 km uzaklıkta bulunan Karaköprü Köyü’nün yamaçlarındaki ağaçlık alanlar ve buradaki suyun çevresinden mesire yeri olarak yararlanılmaktadır. Bu alanlar söğüt, kavak, nar ve dut ağaçları ile kaplıdır.


Direkli

Şanlıurfa’nın kuzeybatısında bulunan Direkli Suyu çevresi ilin önemli dinlenme ve mesire yerlerinden birisidir. Yeraltı sularının bulunduğu bu alandaki sularının şifalı olduğuna inanılmıştır. Ayrıca mesire yerinin çevresi ağaçlıktır.


Büyük Göl Ve Küçük Göl (Bozova)

Şanlıurfa Bozova ilçesinde bulunan bu göllerin çevresi sebze ve meyve ağaçları ile kaplıdır. Buradaki göller ilçe sakinlerinin mesire yeri olup göllerde çeşitli balıklar yaşamaktadır.


Aligörsuyu (Suruç)

Şanlıurfa Suruç ilçesinde, Suruç Ovasında, Pınarbaşı yöresindeki derenin çevresi yöre sakinleri tarafından mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

 |||Alıntıdır...|||
« Son Düzenleme: Temmuz 01 2007, 18:06:12 Gönderen: organik $eker »
Odun kesicinin hık diyicisi ..... :dondurma   

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #1 : Temmuz 01 2007, 18:16:58 »
resimler

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #2 : Temmuz 01 2007, 18:24:38 »
diğerleri

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #3 : Temmuz 01 2007, 18:29:44 »
slm organik şeker ş.urfalımısınz...
slm..

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #4 : Temmuz 01 2007, 18:36:19 »
bunu nasıl yaptın yaaaaaaaa
bende urfalıyımm  :) :)  güzel olmuşş

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #5 : Mayıs 30 2008, 16:13:27 »
İlgi Çekici Yerleri:

Astıma iyi gelen havası ve ilginç doğal oluşumlarıyla Ballıca Mağarası ve Sebastopolis antik şehri görülmeli. Halil Rahman Gölü İl merkezinde olup bulunduğu semtin adıyla tanınan Balıklı Göl, turizm açısından oldukça önemlidir. Göldeki balıkların Hz. İbrahim´i yakmak için toplanan odun parçalarından oluştuğu rivayet edilir. Harran Şanlıurfa il merkezinden 44 km. Güneyde, Akçakale ilçesine 15 km. Mesafede olup zamanında dünyanın 16. Büyük şehriydi. Hz. Adem´in burada çiftçilik yapmış, İbrahim Peygamber´in vatanı olarak bilinmektedir. Harran ismi Asur çivi yazılarından da anlaşıldığı gibi yolların birleştiği yer anlamına gelir. Harran eski devirlerde civarındaki bağları ve konserveciliği ile dünyaya ün salmıştır.
Hz. Eyüp Peygamber Çile Mağarası Akçakale´ye giden yolun 500 metre içerisindedir. Mağaraya 5-6 basamakla inilir. Mağara ve cami kutsallığı ile ün salmış bir avluda olup Eyüp Peygamber külliyesi olarak bilinmektedir. Sabır timsali Eyüp Peygamber´in bu mağarada çile çektiği söylenmektedir. Bu mağarada 7 yıl hasta yattığı ve yakındaki su ile yıkanarak iyileştiği söylenir. Ayn-i Zeliha Gölü Şanlıurfa ilinin Kale semtindedir. Rivayete göre Ayn-i Zeliha Nemrut´un üvey kızı olup Hz. İbrahim´in mertliğine ve doğruluğuna aşık olmuştur. İbrahim´i ateşe atmaması için uzun süre babası Nemrut´a yalvarmış fakat Nemrut Hz. Ibrahim´i ateşe atınca o da kendini çifte kubbelerin bulunduğu yerden ateşe atmıştır. Ayn-i Zeliha´nın düştüğü yere Ayn-i Zeliha Gölü denmiştir. Gölün etrafını çevreleyen asırlık çınar ağaçları göle ayrı bir özellik ve güzellik vermektedir. Gölde bulunan balıklar halk arasında kutsal sayılmaktadır.
Rizvaniye Camii (Zulumiye Camii) Halil Rahman Gölü´nün kuzey kenarında göl ve çevresindeki eserlerle birlikte görülmeye değer eserdir. Caminin iç mekanının giriş kapısında Rakka valisi Ahmet Rizvan Paşa tarafından H.1129-M-1716 yapıldığı bilinmektedir. A. Rizvan Paşa çok sert karakterli ve zalim bir adam olduğu için camiye halk tarafından Zulumiye Camii adı verilmiştir. Kale Şehir merkezinin güneyindeki Damlacık Dağı´nın kuzey eteğinde sarp kayalar üzerinde kurulmuş. Üç tarafı hendekle çevrilmiş olan kaleye batı tarafında açılan kapıdan giriliyor. Kral Nemrut´un Hz. İbrahim´i ateşe attırdığı mancınık burada bulunmaktadır. Mancınık diye anılan bu çift sütun Osrhoene Krallığı zamanında yapılmıştır

Arkeoloji Müzesi
Eski şehrin kuzeybatısında bulunan müze özellikle de Urfa'daki Sultantepe ve Harran'da bulunan kalıntıları sergileyerek, İç Kale Dağı'nın içindeki boşlukta bulunan üçüncü yüzyıl Suriye'sine ait bir mozaik sunuyor.

Halil Rahman Medresesi
Yeşil kilise olarak da adlandırılan cami 1211 yılında bir Kuran okulu olarak kullanılmış ve tarihte iç kale içinde yer alan eski bir kilise olarak yer almış. Caminin minaresi sekizinci yüzyıldan kaldığı tahmin ediliyor. Bu binanın hemen önünde büyük su birikintisi bulunuyor ve Birket İbrahim veya Halil Rahman Gölü ismini alarak, sonunda Birket Zulha Parkı'na bağlanıyor. Daha sonra ise, uzayarak Kale Dağı'nın eteğindeki su kaynağı tarafından besleniyor. Gölette bulunan ve yerliler tarafından beslenen kutsal balıklar Hz. İbrahim'e ait bir efsaneden geliyorlar. Hz. İbrahim, M.Ö. 19. yüzyılda birçok göçebe kavimler Mezopotamya'dan batıya göç ettiklerinde, Ur'dan önceki Kanaan yolunda Urfa'da da konaklar. Acımasız Kral Nemrut, İbrahim'i tek tanrılı inancından dolayı cadıların yakıldığı taş üzerinde yakmak ister. Tanrı dev bir fırtına ile İbrahim'i bütün gövdesini havaya kaldırarak bu ölümü engeller ve onu taş üzerindeki diğer küllerle birlikte bir göle bırakır. Küller gölde sazan balıklarına dönüşür ve kutsal sayıldıklarından daha sonra Türkler tarafından beslenirler.

Kapalı Çarşı
Şehrin görülmeye değer başka yerlerinden biri de anacaddenin güneydoğusunda Ulu cami ve Hasan Paşa Camii arasında kalan büyük kapalı bir çarşıdır. Bu çarşı henüz turistik özellikler taşımamaktadır. İç avluya sahip bir Osmanlı kervansarayı olarak, erkeklerin toplandığı bir de çayhaneye sahiptir.

Şovalye Kilisesi
Ulucami'nin batısında oldukça parlak geçen zamanlardaki Şovalye Edessa'dan kalma bir kilisedir. Restore edilmiş ve daha önce hapisane olarak da kullanılmıştır.
''Cehennem, başkalarıdır. ''

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #6 : Mayıs 30 2008, 16:14:18 »
Şanlıurfa’da yapılmış olan saraylardan günümüze hiçbir kalıntı ulaşamamıştır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre; Urfa’daki Orshoene (Edessa) krallarının sarayları bugünkü Halil’ür Rahmen ve Ayn-ı Zeliha göllerinin bulunduğu yörede idi. Ancak bu saraylar 201, 413 ve 525 yıllarındaki sel baskınları sırasında harap olmuş ve kalıntıları da günümüze gelememiştir. Bunlardan Kışlık Saray ve kalenin bulunduğu yerdeki sarayın, Ayn-ı Zeliha’nın çevresinde olanlar da aynı tarihlerde ortadan kalkmışlardır. İçkale ile Dışkale arasında bulunduğu bilinen Molla Gezer Paşa ve Mehmet Paşa Sarayları da günümüze ulaşamamıştır.

Evliya Çelebi bu saraylarla ilgili bazı bilgiler vermektedir:

“…bağlı, bahçeli, akarsulu, hamamlı büyük sarayları vardır. Meşhurları Tayyar Mehmed Paşa Sarayı, oğlu Ahmet Paşa Sarayı (ki bu zat cömertli¬ğiyle tanınmıştır), Paşa Sarayı, Molla Sarayı, Gezerpaşa Sarayı, Celali Kadı Sarayı, Sardoğlu Mustafa Paşa Sarayı ve Ali Paşa Sarayı…”

Rakka Valisi Yusuf Paşa’nın h.1122 (1720) tarihli vakfiyesinde Yusuf Paşa Camisi’nin kuzeyinde Valiler Sarayı isminde bir saray yaptırdığı yazılıdır. Bugünkü Sarayönü semtinde bulunan bu saray büyük olasılıkla 50 yıl öncesine kadar ayakta duran Eski Saray olduğu sanılmaktadır. Osmanlı döneminde Hükümet Konağı olarak kullanılan bu saray günümüzde Harran Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi’nden Köprübaşı’na uzanan alanda bulunuyordu.

Bu saraylardan hiçbirisi günümüze ulaşamamıştır

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #7 : Mayıs 30 2008, 16:14:46 »
Şanlıurfa’nın su gereksinimini sağlayan değirmenler Halil-ür Rahman, Kehriz ve Karakoyun suları üzerinde kurulmuşlardı. Bu su değirmenlerinden pek az örnek günümüze gelebilmiş ve bunların çoğu yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Evliye Çelebi bu değirmenlerden söz etmeden geçememiştir:

“Şehrin içinde ve dışında emsalsiz birçok su değirmeni vardır. Önce Pazar değirmeni ki her gün 50 kile un öğütür. Gezilecek bir değirmendir. Diğer değirmenler şunlardır: Arasta Değirmeni, Tayyip Paşa Değirmeni, Salkı Fakih Değirmeni, Arasta Başı Değirmeni ve Kadı Değirmeni”

Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği değirmenlerden yalnızca Halil-ür Rahman Suyu ile çalışan Pazar Değirmeni ayakta kalabilmiş diğerleri yıkılmıştır. Bunun yanı sıra A.Cihat Kürkçüoğlu’ndan ve Mahmut Karakaş’tan öğrendiğimiz kadarı ile günümüze gelebilen Şanlıurfa su değirmenlerinin önemlileri şunlardır:

Mıhsımor Deresi yakınında Açıksu’dan gelen su ile çalışan yeraltı değirmeni; Rızvaniye Camisinin vakfı olan Eyvanlı Değirmen; Tut Değirmeni; Kehrizbaşı Değirmeni; Küçük Kehrizbaşı Değirmeni; Halil-ür Rahman Suyu ile çalışan Boyahane Değirmeni; Eskici Pazarı Değirmeni; Cıncıklı değirmeni; Kamışlı Değirmeni; Mazı Değirmeni; Dabbakhane Değirmeni; Sultanlık Değirmeni; *** Değirmeni; Aşağı *** Değirmeni; Demirkapı Değirmeni; Kaz Değirmeni; Sel Değirmeni; Paşabağı Değirmeni; Harrankapı Paşabağı Değirmeni; Yukarı Karakoyun Değirmeni; Aşağı Karakoyun Değirmeni ve Beykapusu Karakoyun Değirmeni.

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #8 : Mayıs 30 2008, 16:15:52 »



Anadolu ile Mezopotamya arasında kültürel bir geçiş olan Şanlıurfa’da bir müze kurulması ilk defa Maarif Müdürü Avni Günal tarafından ortaya atılmış, çevredeki dağınık haldeki eserler Atatürk İlkokulu’nda bir araya getirilmiştir. Bundan sonraki dönemde şehrin müzeye olan ihtiyacı Milli Eğitim Bakanlığı’na duyurulmuştur. Müze çalışmaları başladıktan sonra Şehit Nusret İlkokulu’nun alt katı 1956 yılında müze olarak tahsis edilmiş ve toplanan eserler burada düzenlenmiş ve teşhir edilmeye başlanmıştır. Müzenin yapısı sürekli gelen eserler nedeni ile yetersiz kalmış, Şanlıurfa Belediyesi Şehitlik Mevkiindeki 1.500 m2’lik bir araziyi müze yapılması için hazineye devretmiştir. Bundan sonra Y.Mimar Meral Korkusuz’un hazırladığı projeye göre Bahçelievler Şehitlik Mahallesi’nde yeni müze binasının yapımına 1961 yılında başlanmıştır.

Şanlıurfa Müzesi 18.11.1967 tarihinde Müdürlük haline getirilmiş ve 1969’da da ziyarete açılmıştır. Önceki dönemlerde toplanan eserlere ilave olarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Ankara Etnoğrafya Müzesi’nden seçilen eserler buraya gönderilmiş ve koleksiyonlar zenginleştirilmiştir. Müzenin zamanla gelişmesi ile yanına 1987 yılında ek bir bina yapılmıştır. Bu çalışmalar sırasında müzede görevi başında ölen Adnan Mısır’ın büyük hizmetleri olmuştur.

Şanlıurfa Müzesi arkeoloji ve etnoğrafya bölümlerinden meydana gelmiştir.

Şanlıurfa ve çevresindeki Harran, Göbekli Tepe, Kazane Höyük, Gürcü Tepe, Hacınebi Höyük, Titriş Höyük ile Atatürk ve Birecik barajlarının suları altında kalan Hidar, Hasek Höyük, Çavi Tarlası, Nevala Çori, Tilbeş Höyük, Apemeia gibi höyüklerden, eski yerleşim yerlerinden çıkarılan buluntularla müzenin bölümleri zenginleştirilmiştir.




Müzenin arkeoloji bölümünde; Alt ve Orta Paleolitik devirlere ait çakmak taşı aletleri; Neolitik döneme ait çakmak taşından deliciler, kesici aletler, taş idoller ve kaplar; Kalkolitik döneme ait pişmiş topraktan boyalı ve boyasız, geometrik bezemeli keramikler, mühürler, pithoslar, kolyeler; Eski Tunç Çağına tarihlenen pişmiş topraktan kap kacaklar, mühür baskılı küp parçaları, figürinli kap kacaklar, silindir şeklinde damga mühürleri, çeşitli hayvan figürinleri, takılar, idoller, madeni eserler ve Harran’da bulunmuş döşeme mozaikleri sergilenmektedir.

Müzenin etnoğrafik bölümünde ise; yöresel giysiler, gümüş ve bronz oymalı kitabeler, ağaç işi örnekleri, ahşap kapılar ve pencere kanatları bulunmaktadır. Ayrıca yöresel çeşitli el sanatı örnekleri ile el yazması eserler, kuranlar, kesici ve ateşli silahlar koleksiyonları tamamlamaktadır.

Müze bahçesinde de çeşitli dönemlere ait büyük boyuttaki taş eserlere geniş yer verilmiş ve bunlar kronolojik bir sıraya göre sergilenmiştir.



Şehitlik Mahallesi, Çamlık Caddesi Bahçelievler
Tel : (0414) 313 15 88
Faks : (0414) 314 16 42

Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #9 : Mayıs 30 2008, 16:16:15 »























Ynt: Şanlıurfa
« Yanıtla #10 : Mayıs 30 2008, 16:16:38 »



















 facebook  linkedin  myspace  twitter
 


Ziyaretçiler bu sayfayı aşağıdaki kelimelerle buldu:

evler urfadaki tunel sulayan alternatifim imageshack eski google urfada
harran karakoyun resimleri hidar urfa geleneksel firat altinbasak ovasini evleri