Gönderen Konu: Tekirdağ  (Okunma sayısı 3685 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Tekirdağ
« : Mayıs 25 2008, 16:40:31 »
Tekirdağ Türkiye'nin Kuzeybatısında, Marmara Denizinin kuzeyinde tamamı Trakya topraklarında yer alan üç ilden biri, ayrıca Türkiye’de iki denize kıyısı olan altı ilden biridir. 6.313 km² yüzölçümüne sahip İI doğudan İstanbul, kuzeyden Kırklareli, batıdan Edirne, güney-batıdan Çanakkale, güneyden Marmara Denizi ile çevrilidir. Kuzeydoğudan Karadeniz 'e 2,5 km’lik bir kıyısı vardır.

Ergene Havzasının güney kesimindeki en büyük kent olan Tekirdağ, Güney Ergene yöresinden ve kuzeyden gelen yolların Marmara denizine ulaştıkları yerde, geniş bir körfezin kıyısına kurulmuştur.
 
     JEOLOJİK YAPI
 

Tekirdağ'ın jeolojik yapısı oldukça gençtir. I. zamanda il alanı denizlerle kaplı iken, günümüzdeki görüntüsünü IV. zamanda almıştır. Anadolu ve Trakya yükselirken, Ege Marmara ve Karadeniz havzaları alçalmıştır. Topraklar genel olarak kil içeren ve çimentolaşmış grelerden oluşur.

    DEPREM DURUMU VE TEKTONİK
 

Tekirdağ; Karlıova'dan başlayan yaklaşık 1.200 km boyunda 100-15.000 m genişliğinde pekçok sayıdaki faylardan oluşan Kuzey Anadolu Fay (KAF) sonu yakınında yer almaktadır. (15-25 km). Tekirdağ İl sınırları içerisinde depreme neden olabilecek faylar; Saroz - Gaziköy fayı ile Marmara Denizi’nde bulunan çukurlukların kenarlarında yer alan fay parçalarıdır. Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 18.04.1996 tarihli "Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası" na göre Şarköy, Mürefte ve Barbaros 1. Derece deprem bölgesinde kalmaktadır.



 YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
 

Balkan yarımadasının güneydoğu kesiminde yeralan Trakya bölgesinde farklı morfolojik üniteler vardır. Tekirdağ bölgesinde bu morfolojik ünitelerden dağlık olanları kuzeydeki Istranca (Yıldız) dağlık kütlesi ile güneydeki Ganos (Işık) ve Koru dağlarıdır. Bu iki dağlık arazi arasında, Ergene ırmağının kolları ile yarılmış, hafif , orta ve bazen dik eğimli peneplen arazileri ile güney ve yer yer orta kısımlarda yeralan yüksek tepelik ve eğimli yamaç araziler bulunmaktadır.



   DAĞLAR

       İlin en önemli yükseltisini oluşturan Tekir Dağları, Tekirdağ kentinin 12 km güneyinde Kumbağ' dan başlar, Gelibolu kıstağına kadar bir sıra halinde (60 km) uzanır. En yüksek yeri Ganos (Işık) dağıdır. İlin doğu kesimi daha az yüksektir. Hafif dalgalı düzlükler üzerinde bazı sırtlar görülür. Bunlardan biri, Çorlu çevresinde; doğu-batı doğrultusunda uzanır. Ergene havzasını sınırlayan ve bir su bölümü çizgisi görevi gören bu sırt, doğuda Istranca batıda Tekirdağ eteklerine kavuşur. Istrancalar (Yıldız Dağları), Çerkezköy'de baslar ve kuzeye gittikçe yükselir.
 

OVALAR

     İç kesimlerde akarsuların geniş tabanlı vadilerini kaplayan geniş ve bereketli ovalar yer alır. Bunların en önemlileri Çerkezköy'den başlayarak batı yönünde, Ergene yatağı boyunca giderek genişleyen Ergene Ovası ile Ergene nehrine akan Hayrabolu ve Çene (Besiktepe) derelerinin alüvyon yatakları boyunca uzanan Hayrabolu ve Çene Ovalarıdır.

Marmara kıyıları boyunca uzanan dar ve küçük kıyı ovaları, akarsuların getirmiş olduğu materyallerin kıyı boyunca birikmesi sonucu oluşmuştur.
 

AKARSULAR

     Tekirdağ, Ergene havzasında yer almakla birlikte, bitki örtüsü, yağış, jeolojik yapının yetersizliği nedeniyle seyrek ve az akarsu ağına sahiptir. Akarsuların debi ve rejimleri düzensiz olup, yağış miktarı ve rejimiyle orantılıdır. Yazın, suları azalarak kurumakta, kışın ise yağış ve kar erimeleriyle çoğalmakta, hatta taşmaktadır. İI akarsuları Saroz Körfezi, Marmara Denizi ve Karadeniz'e dökülür. İlimizin önemli akarsuları Ergene Irmağı ile Çorlu, Hayrabolu, Işıklar, Olukbaşı ve Gölcük dereleridir.

     KIYI ŞEKİLLERİ
 

Tekirdağ güney sınırı boyunca uzanan Marmara Denizi'nde 133 km kıyısı bulunmaktadır. Ayrıca Karadeniz'in de 2.5 km kıyısı vardır. Marmara kıyıları, dar ve küçük kıyı ovaları bir tarafa bırakılacak olursa genellikle yüksek kıyılardır. Tekirdağ kıyılarının tek doğal limanı Marmaraereğlisi'dir. Burası bir yarımada konumundadır. Doğusundaki Marmaraereğlisi limanı 1.600 m çaplı bir yarım daire biçimindedir. Ağzı poyraza açık, diğer rüzgarlara kapalıdır. Şiddetli lodos ve batı rüzgarlarından korunmak için teknelerin sığındığı bir limandır.

Tekirdağ ilinin, Karadeniz kıyısındaki Kastro (Çamlıkoy) körfezinden Çilingoz koyuna kadar uzanan sahil şeridi yüksek ve dik falezli bir görünüme sahiptir.
 

MARMARA DENİZİ
 

Tekirdağ körfezi derinliği 100 m'yi geçmez. Self denilen sığ bir denizdir. Deniz bitkileri ve hayvanları bakımından zengindir. Körfez Kumbağ'dan batıya çekilecek çizginin güneyinde 1.000 m'den fazla derinleşir. Balıkçılar buraya kanal veya com demektedirler. Balık sürüleri ve asıl akıntılar buradan geçer.
 

İKLİM

     Sıcaklık ortalamaları ve genel nemlilik indisleri göz önüne alınırsa, Tekirdağ ili iklimi, ılıman yarı nemli olarak nitelenir. Kıyı kesiminden iç kesimlere girildikçe denizden uzaklığın ve yükseltinin etkisiyle sıcaklık ve yağış değerlerinde küçük farklılaşmalar görülür.

Marmara Denizi kıyısı boyunca, yaz mevsimi sıcak ve kurak, kış mevsimi ise ılık ve yağışlı geçen Akdeniz ikliminin özellikleri görülür. Ancak, Karadeniz ikliminin etkisiyle yaz kuraklığı hafiflemiştir. Kış mevsiminde kar yağışları olağandır. İç kesimlere girildikçe yaz mevsimi daha kurak, kış mevsimi daha soğuk geçen yarı karasal iklim özellikleri belirginleşir.

    BİTKİ ÖRTÜSÜ
 

Tekirdağ’ın kuzeyinde Saray'a doğru uzanan Istranca kütlesinin kuzey yamaçları daha fazla yağış alması nedeniyle kayın ormanları ile kaplıdır. Bu kesimde ormanaltı örtüsünü orman gülleri (Rhododendron) olusturur. Güney yamaçlara ve daha güneye doğru inildikçe, yağışın azalmasına bağlı olarak, kayının yerini meşe ve gürgenin aldığı görülür.

Ergene havzasına doğru inildiğinde ise yerleşim alanları yakınlarında seyrek olarak meşe, gürgen, karaçalı ve karaağaç toplulukları göze çarpmaktadır. Bu küçük ağaç toplulukları, Trakya’nın iç kesimlerinin step alanı olmadığının bir kanıtıdır. Trakya bölgesi, tarım arazisi kazanmak amacıyla ormanların tahribi sonucu, bugünkü step arazisi görünümünü kazanmıştır. (Antropojen step) Bu kısımda yer alan taban arazilerde ve vadilerde kavak ve söğüt türleri yaygındır.

Güneydeki Ganos dağlarının kuzey yamaçlarında gürgen, meşe, ıhlamur ağaçları ve sık bir ormanaltı örtüsü hakimken, güney yamaçlarda yağışın azalması nedeniyle kuru ormanlar ve maki toplulukları yer almaktadır. Koru dağlarında ise meşe ve kızılçam ormanları ile maki toplulukları hakim durumdadır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #1 : Mayıs 25 2008, 16:42:03 »
-İlçeler-

Merkez
Çerkezköy
Çorlu
Hayrabolu
Malkara
Marmara Ereğlisi
Muratlı
Saray
Şarköy

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #2 : Mayıs 25 2008, 16:42:36 »
TEKİRDAĞ İLİ’NİN TURİZM POTANSİYELİ

            Marmara denizine 100 km.den fazla kıyısı olan ve bundan dolayı haklı olarak ''Marmara'nın İncisi'' unvanıyla anılan ilimiz, sahip olduğu doğal güzellikleri ve barındırdığı kültürel varlıklarıyla turizm açısından göz ardı edilemeyecek avantajlara sahiptir.
            Avrupa’yı Asya kıtasına bağlayan E80 (TEM), E84 ve D-l00 karayolları ile 56 km.lik demiryolu ağının ilimiz sınırları içerisinden geçmesi, ilimizde büyük bir ulaşım kolaylığı sağlamaktadır.  Uluslararası statüye  sahip,  Çorlu Hava Limanıyla çağdaş limancılığın gereği olarak tüm hizmetlerin verildiği, İlimiz Merkez ilçedeki Akport ve M.Ereğlisi ilçesindeki Martaş limanları, hava ve deniz ulaşımına verilen önemi yansıtmaktadır
            İlimiz, Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Rakoczi Müzesi, Namık Kemal Evi, Osmanlı dönemine ait camileri, çeşmeleri, Karacakılavuz El Dokumaları, Kiraz Festivali, Bağbozumu ve Tepreş Şenlikleri, doğal plajları, doğa harikası Çamlıkoy’u (Kastro) ve diğerleri ile bir tarih ve turizm kentidir
            Özellikle yaz aylarında plajları ve eğlence yerleriyle bir eğlence merkezi olma yönünde hızla ilerleyen Kumbağ Beldesi ile yeşil bağları, zeytin bahçeleri, sahilleri ve şaraplarıyla ünlü Şarköy ve  Marmara’nın Efes’i olarak anılan adeta bir açık hava müzesi görünümündeki antik ilçesi M. Ereğlisi ilçesi ve bağlı beldeleri önemli tatil merkezlerimizdendir Yeme-içme, eğlence ve konaklama tesislerinin, ikinci konutlarının çok olması, bu yörelerimize turizm sezonu içerisinde hareket ve canlılık getirmektedir
            Diğer yandan, Tekirdağ Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi ve ilimiz Merkez ilçe ile M.Ereğlisi, Çorlu ve Şarköy ilçelerinde bulunan Meslek Yüksek okullarının ''Turizm Otelcilik'' bölümlerinde, Türk turizmine yetişmiş eleman kazandırılmaktadır.
            Dünya turizm sektörünün yeni turizm stratejisi olan “Eko turizm kapsamında, Valiliğimizce de çalışmalar sonucunda, ilimizin doğal yapısı ve mevcut potansiyeli de göz önüne alınarak, İlimiz sınırları içerisinde sportif turizmi faaliyetlerinin uygulanmasına esas olmak üzere, Kumbağ Beldesi, Yeniköy, Uçmakdere ve Gaziköy arasındaki  köy-orman yolu, gerekli düzenlemeler ile Trekking (Yürüyüş) Parkur Alanı olarak belirlenmiştir. Yine Uçmakdere,ve Yeniköy arasında kalan sahanın yamaç paraşütçülüğüne çok uygun olduğu tespit edilmiştir.
            Tüm dünyada olduğu gibi, dinamik bir yapıya sahip olan, hızla büyüyen ve diğer sektörlerin de gelişmesine yardımcı olan turizm sektörü, ülkemizde de öncü ve dinamik bir yapıya kavuşmuş olup, ilimizde de gereken ilgiyi görüp, güçlü bir yapıya kavuşması, kaçınılmaz bir süreçtir.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #3 : Mayıs 25 2008, 16:43:41 »
Kültür

TEKİRDAĞ HÜKÜMET KONAĞI'NIN TARİHÇESİ
            Binanın ön kısmı; Hicri 1328 ( 1912-1913 ) de Mutasarrıf Selanikli Hüsnü Bey tarafından yaptırılmıştır. Arka kısmı ve önündeki beton bahçe 1934 yılında Vali Haşim İŞCAN tarafından yaptırılmıştır.
            Binanın arka bahçesi ile arka kısımdaki 3 kat ilavesi 1946 yılında Vali Ferit NOMER tarafından yaptırılmıştır. Hükümet Konağının mevcut tapusu Maliye hazinesi üzerine olup, tapu kütüğündeki kaydı; müştemilatıyla beraber bahçeli kâgir Hükümet Konağı olarak Ortacamii Mahallesi, Hükümet Caddesi, Pafta 30, ada 100, parsel 6 dır. Hükümet Konağı'nın bahçesiyle beraber yüzölçümü 9254,88 m² dir.

            MÜZELER
            Arkeoloji ve Etnografya Müzesi
            Tekirdağ Müzesi 1967 yılında bugün Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün bulunduğu binada hizmete girmiş, 1977 yılına kadar küçük bir teşhir salonunda hizmetini sürdürmüştür.
            Bugünkü müze binası 1927 yılında  Vali Konağı olarak inşa edilmiştir. 1977 yılında  İl Özel İdaresi’nce  Kültür ve Turizm Bakanlığı’na  tahsis edilen ilk Cumhuriyet dönemi yapılarından olan kâgir yapı, daha sonra aslına uygun restore edilerek müze haline getirilmiştir. Tekirdağ bölgesinde bulunmuş olan tarih öncesi çağlardan günümüze kadar  gelen toplam 14.726 adet eser bulunmakta olup, bunlardan 1.066 adedi sergilenmektedir.
            a) Taş Eserler Salonu: Perinthos Marmara Ereğlisi), Heraion (Karaevlialtı), Byzante (Barbaros), Apri (Kermeyan), ve Tekirdağ'ın diğer ilçe sınırları içindeki ören yerlerinde bulunmuş steller, adak stelleri, heykeller, heykelciklerden oluşan taş eserler ile, Naip Tümülüsü Odası aynı boyutlarda hazırlanan cam bir oda içinde tüm buluntuları ile sergilenmektedir.
            b) Arkeolojik Küçük Eserler Salonu: Tarih öncesi çağlardan Bizans dönemine kadar olan süre içinde yapılmış olan eserlerden pişmiş toprak Ana Tanrıça kabı, günlük kullanım kapları, krater ve amphoralar, madeni heykelcikler, kaplar, mızrak uçları, ok uçları, fibulalar, cam ve taş takılar, koku şişeleri, süs eşyaları ile madeni paralar sergilenmektedir.
            c) Etnografya Salonu: Osmanlı ve yakın dönemlerde kullanılan pişmiş toprak sırlı kaplar, ateşli ve kesici silahlar, gümüş takılar, Tekirdağ yöresi kadın ve erkek kıyafetleri, hamam takımları, el işlemeleri sergilenmektedir. Karacakılavuz dokumaları ile eski Tekirdağ Yatak Odası teşhiri bu bölümde yer alır.
            d) Tekirdağ Odası: 19. yy. ve 20. yy. Başlarını canlandıran bir oda iç fonksiyonlarıyla tasvir edilmiştir.
            e) Açık Teşhir: Müzenin beş teraslı geniş bahçesinde Tekirdağ çevresinde bulunan Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari parçalar, lahitler, mezar taşları, yazıtlar, sütunlar, heykeller, mil taşları ve kabartmalar teşhir edilmektedir.
Müzede 9822 adet sikke, 3046 adet arkeolojik eser ve 1858 adet etnografik eser olmak üzere toplam 14726 adet eser mevcuttur.

         
            Rakoczi Müzesi
            Macar prensi II. Ferenç Rakoczi'nin Tekirdağ'a 1720 yılında gelip ölüm tarihi olan 1735'e kadar içinde 15 yıl oturduğu dönemin Osmanlı mimarisi özelliklerini taşıyan bir Türk evidir. Macar Hükümeti tarafından 1932 yılında bir Macar mimarına aslına uygun onartılarak Müze haline getirilmiştir.
            Girişindeki Türkçe ve Macarca kitabede binanın ne zaman ve ne maksatla restore edildiği yazılmaktadır. İkinci kattaki büyük bir odada Macar istiklâl mücadelesi kahramanının yağlı boya bir tablosu ile muhtelif eşyaları ve tarafından yapılan tahta oymalarının kopyaları teşhir edilmektedir.

            Namık Kemal Evi
            Tekirdağ Namık Kemal Evi, Orta cami mahallesi, Namık Kemal caddesi No: 7 de, Namık Kemal Derneği, İl Özel İdaresi, Tekirdağ Eğitim Vakfı, Tekirdağ Belediyesi, Vakıflar, Okullar, Belediyeler, Gönüllü kuruluşlar ve tüm halkımızın desteği ile inşa edilmiştir.
            21 Aralık 1992 de temeli merasimle atılan bina, 21 Aralık 1993’te hizmete girmiştir.
            19.Yüzyıl Osmanlı mimarisi tarzında üç kat olarak inşa edilen bina aslına sadık kalınarak yapılmıştır. Etrafında geniş bir bahçe duvarı vardır. Binanın dışı ve altı odası ahşap malzeme ile kaplanmıştır.
            Namık Kemal Caddesi'ne bakan bahçe duvarı tarafında büyük bir portal kapı ile bahçeye girilmektedir. Bahçede Açıkhava sahnesi ve seyirlik alan bulunmaktadır.
            Bodrum katının bahçeye açılan kapısından bodruma girildiğinde büyük panolarla donatılmış sergi salonu göze çarpar. Burada çeşitli sergiler açılmaktadır.
            1. kata mermer döşeli bir holden girilir. Burada Atatürk ve Namık Kemal'in büyük tabloları ilgi çeker. Sofaya girildiğinde ise Namık Kemal'in adını taşıyan yerler, basın ve yayınlar, belgeler, kendisine, ailesine ait fotoğraflar bulunur. Camekanlı dolaplarda ise Tekirdağ'ın eski fotoğrafları, 19. Yüzyılda kullanılan el ve ev işleri, aydınlatma araçları, kahve, çay takımları bulunmaktadır.
            Sofanın sol köşesindeki mutfakta Tekirdağ yöresindeki her türlü mutfak araç ve gereçleri teşhir edilmektedir.
            Eski kiler odası, modernize edilerek, 19. Fırka ve Atatürk odası olarak döşenmiştir. Burada Atatürk’ün Tekirdağ’a çeşitli gelişleri ile ilgili hatıralar sergilenmektedir.
            1. kattan 2. kata geniş bir merdivenle çıkılır. Çıkışta Gazi Hasan Paşa, Yavuz Sultan Selim ve Türklerin Rumeli’ye geçiş tabloları yer almaktadır.
            2. kat bir salon ve dört odadan ibarettir. Namık  Kemal Salonu’nunda Tekirdağ ve yöresi erkek ve kadın kıyafetleri ibrik ve abdest leğeni vs. Diğer gömme camekanlar ise Namık Kemal’in eserleri (kitapları, gazeteleri, yazıları) ve görev yaptığı, sürgüne gönderildiği yerlerin fotoğrafları ve diğer eşyalar ile tablolarla bezenmiştir.
            Büyük salona açılan misafir odası, Tekirdağ İl Özel İdaresini temsilen derneğe yaptığı katkılardan dolayı bu odaya Vali Şenol Engin Misafir odası adı verilmiştir. Geleneklerimize göre misafir odası olarak döşenen odada, alçak bir sedir döşenmiş, arka yastıkları, köşe yastıklarının yanında Tekirdağ'ın gelin kıyafetleri dallı ve bindallılar sergilenmiştir.
            Mehmet Serez Tekirdağ Araştırmaları ve Basın Odası ise derneğin kurucularından ve Namık Kemal Evi’nin bu duruma gelmesinde büyük emeği geçen Mehmet Serez'in adını taşımaktadır. Odada Tekirdağ’lı şair ve yazarlar, devlet adamları, bilim adamları ve Tekirdağ ile ilgili belgeler sergilenmektedir.
            Namık Kemal Odası’nda ise Namık Kemal’in soy kütüğü ve 19. Yüzyıla ait birçok eşya bulunmaktadır. Evin yatak odası eski devri yansıtan karyola, ayna, sedir, divan, çeyiz sandığı gibi eşyalarla süslenmiştir. Bu odanın içinden gusulhaneye geçilmektedir. Burası da bir Türk Hamamı şeklinde düzenlenmiştir.

            MALKARA EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI MÜZESİ
           1993 yılında açılan bu özel müzenin halkın gönüllü bağışlarıyla 250 civarında arkeolojik, 350 civarında etnografik ve 475 civarında da sikkeden oluşan koleksiyonu bulunmaktadır. Halen 4 katlı Kültür Sitesinin 1. katında hizmet vermektedir. Tel: (0.282) 4270172-3

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #4 : Mayıs 25 2008, 16:44:04 »
KÜTÜPHANELER
            Osmanlı döneminde bazı medrese ve camilerde açılan ilk kitaplıklar günümüze ulaşamamıştır. Cumhuriyet döneminde bu alandaki çalışmalar 1930'lardan başlayarak Halkevleri'nce sürdürülmüştür. Okuma odaları ve kitaplıklar 1950'de kurumla birlikte kapatılmış, kaynakları da dağıtılmıştır. Bundan sonraki çalışmalar Kadınlar Birliği, Milli Eğitim Bakanlığı, Kütüphane Kurma ve Yaşatma Dernekleri ve Belediyeler gibi çeşitli kurum, kuruluş ve derneklerce yürütülmüştür. O yıllarda, İl'de yalnız bir çocuk kitaplığı açılabilmiştir. Aynı yıl Merkez İlçe, Çorlu ve Muratlı'da 3 halk Kütüphanesi açılmıştır.

           Namık Kemal İl Halk Kütüphanesi: 1955 yılında çocuk kütüphanesi olarak Halkevi’nde açılan kütüphanemiz, 1964 yılında İl Halk Kütüphanesi haline dönüşmüştür. Kütüphanede 49.330  adet kitap mevcut olup, Barbaros caddesindeki (Eski İtalyan Konağı)  binasında hizmet vermektedir.

           100. Yıl Şube Halk Kütüphanesi: 1991 yılında, 100 yıl mahallesinde açılmış olup, 2001 yılında “Ertuğrul Mah. Mimar Sinan Cad. Yamaç Sk. No:2” adresine nakledilmiştir. Bu kütüphanede de 3846 adet kitap bulunmaktadır.

           Çorlu İlçe Halk Kütüphanesi : 1970 yılında açılmıştır. “Omurtak Caddesi, No:85” adresinde hizmet vermektedir. Kütüphanede  14.443 adet kitap mevcuttur.

           Muratlı İlçe Halk Kütüphanesi : 19,10,1973 tarihinde açılmıştır. Belediye binasın 3. katında hizmet vermektedir. Kütüphanede  11.016 adet kitap mevcuttur. 

           Hayrabolu İlçe Halk Kütüphanesi : 1988 yılında açılmıştır. “Hisar Mah. Alpullu Cad.” adresinde hizmet vermektedir. Kütüphanede  8.862 adet kitap mevcuttur.

           Çerkezköy İlçe Halk Kütüphanesi : 1992 tarihinde açılmıştır. Belediye Binasının 4. katında hizmet vermektedir. Kütüphanede 5.605 adet kitap mevcuttur.

           Saray İlçe Halk Kütüphanesi : 1999 yılında açılmıştır. Atatürk İlköğretim Okulu binasında hizmet vermektedir. Kütüphanede  3.550 adet kitap mevcuttur.

           Şarköy İlçe Halk Kütüphanesi : 2007 yılında açılmıştır.Özel İdarece 25 yıllığına tahsis edilen binada 1.katında hizmet vermektedir.Kütüphanede 2.765 adet kitap mevcuttur.

           Velimeşe Halk Kütüphanesi: 1993 yılından beri Çorlu ilçesine bağlı Velimeşe beldesinde hizmet veren kütüphanede 4.289 adet kitap mevcuttur.

           Malkara Eğitim ve Kültür Vakfı Kütüphanesi: 1993 tarihinde açılmıştır. Malkara Kültür Sarayı’nın 2.katında hizmet vermektedir. Kütüphanede  5.000 adet kitap mevcuttur.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #5 : Mayıs 25 2008, 16:44:29 »
ANITLAR
Kurtuluş Anıtı
            Zamanın Vilayet Yazı İşleri Müdürü Niyazi Tayyip Bey tarafından yapılan anıt, şehrin düşman işgalinden kurtuluşunun ve Ulu önder Atatürk'e minnettarlığını belirtmek amacıyla Hükümet Konağının önündeki havuzun başına dikilmiş, sonra harf devrimi nedeniyle önce Gazhane'de ki taşlar arasına sonra Rüstem Paşa Camii'nin avlusuna kaldırılmıştır. Son olarak Müze Müdürlüğü'nce korunma altına alınmıştır.

            Hürriyet Abidesi
            Hürriyetin ilânı nedeniyle yapılmış bir anıt çeşmedir. Eski belediye binası bahçesindedir.

            Şehitler Anıt Çeşmesi
            Şehrin Türkler tarafından fethi sırasında şehit düşenlerin anısına, 1949 yılında Belediye tarafından yaptırılmış Anıt-çeşme olup arkasında kabir mevcuttur.

            Namık Kemal Anıtı
            Vatan şairi Namık Kemal'in doğduğu evin yıkılması üzerine , doğum yerini simgeleyen anıttır.1908 yılında Edirne – Tekfurdağ'ı Millet Vekili Mehmet Şeref AYKUT tarafından yaptırılmıştır.

            Atatürk Heykeli
            Hükümet Konağının önüne dikilmiş mermer bir heykeldir. Atatürk'ü gerçek ölçülerinde başı açık, redingotlu ve normal duruşlu göstermektedir. Heykeltıraş Kenan Ali'nin eseridir. Yüzü güneye dönüktür. Yine mermer olan kaidesinde Gençliğe Hitabesi bulunmaktadır.

            Namık Kemal Heykeli
            Tekirdağ'da doğan, vatan, ulus, özgürlük, insanlık gibi yüksek kavramlara kendini adayan Namık Kemal’in heykeli eski belediye başkanlarından Şevket Cicioğlu'nun döneminde Cicioğlu'nun da gayretleriyle heykeltıraş Nusret Suman'a yaptırılmıştır.

            Harf İnkılabı Anıtı
            Cumhuriyetimizin 50. Yılında 26 Ekim 1973 tarihinde açılmıştır. Başöğretmen Atatürk'ün harf devrimini ve Tekirdağ'a bu amaçla gelişlerini sembolize etmektedir. Atatürk Bulvarında bulunmaktadır.

            Şehit Öğretmenler Anıtı
            Terör örgütleri tarafından şehit edilen öğretmenlerin anısına 1998 yılında dikilen bir anıt olup Tekirdağ'a İstanbul yönünden girişte sağda yeşil alan üzerinde bulunmaktadır. Anıt yüzeyinde ellerinde meşâle bulunan kadın ve erkek öğretmen ile şehit öğretmenlerin isimleri yer almaktadır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #6 : Mayıs 25 2008, 16:44:59 »
CAMİLER VE KÜLLİYELER

            Tekirdağ'ın Türkler tarafından fethinden sonra ( 1357 ) gerek merkez ilçede gerekse de diğer ilçelerde Osmanlı mimarı tarzında camiler ve külliyeler yaptırılmıştır. Bu camiler yapı özellikleri bakımından farklıdır. Tek kubbeli camilerin yanında çeşitli fonksiyonlu camilerde görülmektedir.

            Rüstem Paşa Külliyesi
            Bugün külliyenin camii, hamamı, bedesteni, medresesi ve kitaplığı ayaktadır. Vaktiyle kervansaray'ı ve imareti olduğu da söylenmektedir. Fakat bugün camii ve bedesteni en iyi durumda olan yapılardır.

            Rüstem Paşa Camii
            Ertuğrul mahallesindedir. 1553 tarihli camii Kanuni Sultan Süleyman'ın Damadı Rüstem Paşa yaptırmıştır. Camii avlusuna yalın bir kapıdan girilir. Avludaki mermer şadırvan, kurşun kaplı beşgen çatıyla örtülüdür. Kuzeydeki çift devaklı son cemaat yeri, ana mekanda yanlara doğru taşar. Dış son cemaat yeri ahşap çatı, iç son cemaat yeri ortada haç tonoz, yanlarda ikişer kubbe ile örtülüdür. Taç kapı dikdörtgen bordürlü ve mukarnaslıdır. Yapı kitabesi büyük bir pano içerisinde mukarnasların altında, onarım kitabesi (1841) ise sağdaki mihrabiyenin üstündedir. Kare planlı ana mekan kubbeyle örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarladır. Köşelerdeki taşıyıcı payelere oturmaktadır. Taşıyıcı ayakların arasındaki sivri kemerli nişlerle kare plana devinim kazandırılmıştır. Kubbe kasnağı dıştan da payandalarla desteklenmiştir.
            Kubbedeki alçı kabartma çiçek ve çelenkler dışında bezeme yoktur. Yalın bir yapıdır.
            Mukarnaslı mihrap dikdörtgen silmelidir. Mermer minberin yan aynalık ve korkulukları geometrik motiflidir. Camii ana mekan duvarları ile kubbe kasnağındaki pencerelerle aydınlık bir görünüm kazanmıştır. Kuzey batıdaki çokgen gövdeli tek şerefeli minarenin kemerli girişi taç kapının sağındadır.
             Medrese : Camiinin otuz metre doğusundadır. 1880'de harap olunca üzerine ahşap bir okul kurulmuştur. Rüştiye ve idadi olarak kullanılan bu yapı Cumhuriyet İlkokulu olarak kullanılmıştır. (Bugün sadece temel ve duvar kalıntıları görülebilir.)
             Kitaplık : Camii ve medrese arasındadır. Kare planlı kubbeli bir yapıdır. Binaya ocak ve baca eklenerek sonraları aşhane olarak kullanılmıştır. Söz konusu kitaplık restore edilerek kullanımı elverişli hale getirilmiştir.
             Hamam : Medresenin hemen yanındadır. İlk şekli ile kubbeli bir yapı olan hamamın üzeri ahşap bir çatı ile örtülüymüş. Kadınlar ve erkekler kısmı olmak üzere bir çifte hamam şeklindeki yapıdan geriye, sadece taş ve tuğla duvarlardan bir kısmı kalmıştır.
             Bedesten : Caminin 200 m. batısındadır. Altı kubbeli dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kubbeler sekizgen kasnaklara oturur. Bedestenin dört tarafta birer kapısı vardır. Kapı kemerleri dıştan yuvarlak, içten sivri kemerlidir. Taş ve tuğla karışımından inşa edilmiş olan yapının uzun cephelerinde üçer, kısa cephelerinde ikişer pencere açılmıştır. Bedestenin kubbeleri birbirine geniş kemerlerle bağlı olan iki büyük fil ayağıyla taşınır. Kubbe geçişleri pandantiflerle sağlanmıştır. Son yıllarda onarılmış olan yapı Küllîyenin cami ile birlikte sağlam olarak görülebilen bir kısmıdır.
             Rüstem Paşa Çarşısı : Ayrıca Camii'nin doğusunda son olarak yeni bir çarşı yapılmıştır. Yeri Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olan bu çarşı toplam 49 dükkandan ibaret olup inşaatına 1986 yılında Vali Dr. Süleyman Oğuz zamanında İl Özel İdaresi'nce başlatılmış, 1988 yılında da tamamlanmıştır. Külliyenin dönem özelliklerini yansıtan mimariye sahiptir.

            Eski Camii
            Ertuğrul mahallesindedir. Yapım kitabesi yoktur. İlk yapı yanmıştır. Kaynaklardan bu yapının 1830'da Zahire Nazırı Tekirdağlı Ahmet Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
            Cami önündeki sekizgen şadırvan perde motifleriyle bezelidir. Motiflerin üstündeki yazı kuşağı her yüzde ikişer pano içindedir. 1836'da yapıldığı anlaşılan şadırvan, ahşap çatıyla; uzun dikdörtgen planlı iki katlı son cemaat yeri düz çatı ile örtülüdür. Sundurmalı taç kapıdan ana mekana girilir. Dikdörtgen planlı ana mekanın üç yanı kadınlar mahveli ile çevrilidir. Üst kat mahvelinin ortasında dairesel çıkıntı biçiminde müezzin mahfili yer alır. Altıgen mihrap nişi istiridye motiflidir. Alınlığı kıvrık dal ve çiçek motifleriyle bezenmiştir. Mihrap nişi istiridye motiflidir. Bu niş ana mekandan ayrı dikdörtgen bir bölme içindedir; sağında minber, solunda vaaz kürsüsü bulunmaktadır. Minber ve kapı üstündeki motiflerden başka bezeme yoktur.

            Orta Camii
            Kapıdaki kitabeden bugünkü yapının eski camiinin yerine yaptırıldığı yazmaktadır.1854-1855 yılların da Kürkçü Sinan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Hükümet Caddesindedir. Duvarlar moloz taştır. Dikdörtgen planlı ana mekan ile buna eklenmiş kare planlı bir bölüm ve son cemaat yeri, ahşap çatı ile örtülüdür. Batı duvarına bitişik basamaklarla ikinci kata, girişin sağındaki basamaklarla kadınlar mahveline çıkılır. Taç kapının önünde iki ahşap sütunlu sundurma vardır. Aydınlanma, duvarlar ve kubbe kasnağındaki pencerelerle sağlanmıştır. Ahşap tavanda iki süs görülmektedir.
            Doğu ve batı duvarlarındaki gömme ayakları başlıkları, akantus yaprakları ve çelenklerle bezelidir. Başlıklardaki panolarda halife adları yazılıdır. Barok biçimindeki Mihrap nişinin yanlarında akantus yaprakları ile bezeli ayaklar vardır. Mihrap kavsarası motifli alçı süslemelidir.

            Hasan Efendi Camii
            Hasan Efendi Caddesindedir. 1627 yılında yaptırılmıştır. Hasan Efendi'nin mezarı yanındadır. Taş minaresinin şerefeden yukarısı depremde yıkılmıştır.

            Yusuf Ağa Camii
            Muratlı caddesi üzerinde, orijinalde kendisi ve minaresi ahşap bir camii iken sonradan gördüğü onarımla bugünkü halini almıştır.

             İnecik İmaret Camii
            XV. Yüzyılda (1498-1499) Antalya Mirlivası Hüseyin Bey (Paşa) tarafından yaptırılan Tekirdağ'daki en eski camilerden biridir. Beş kubbeli son cemaat yeri ile büyük bir kubbenin örttüğü kare mekandan oluşur. Cami ters T planlıdır. Camiinin batı tarafında Antalya Mirlivası Hüseyin Bey'in türbesi bulunmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılan türbe ile cami hizmete girmiştir.

            Ayaz Paşa Camii
            Saray ilçesi’ndedir. 1539'da Sadrazam Ayaz Paşa yaptırmıştır. Kubbeyle örtülü, son cemaat yeri ile ana mekandan oluşan kesme taş duvar örgülü küçük bir yapıdır. Ana mekan kubbeyle örtülüdür. ince silindirik gövdeli minare tek şerefelidir.

            Gazi Süleyman Paşa Camii
            Malkara İlçesi Camiatik mahallesinde şehitlik abidesinin kuzey batısında yer alır. Bizanslılar zamanında kilise olduğu, Osmanlıların Malkara'yı zaptı sırasında mescit'e çevrilmiş olduğu söylenmektedir.(1365) Batı kapısı üzerindeki kitabeye göre de Yıldırım Beyazıt (1389-1402) tarafından Gazi Süleyman Paşa adına camiye çevrildiği anlaşılmaktadır.
            Vakıflar Genel Müdürlüğündeki kaydına göre 1365 tarihinde yapılmıştır. 1.151 m² alan üzerine 284 m² alan kaplayan caminin cemaat kapasitesi 600 kişidir.
            Cami 1306 hicri, 1888/89 miladı yılında Sultan Abdülhamit'in emriyle büyük bir onarım geçirmiştir. Bu onarıma ait kitabe kuzey taç kapısının üzerinde yer alır. Daha sonra bazı ilaveler yapılarak bugünkü haline getirilmiştir. Halen mevcut olan minaresi daha sonra inşa edilmiştir.
            Gazi Süleyman Paşa Camii dikdörtgen planlı, derinlemesine sahan düzenlemeli, ahşap sütunlu ve düz dam örtülü Anadolu Selçuklu dönemi Ulu Camii planında yapılmıştır.

            Hacerzade İbrahim Bey Camii
            Malkara İlçesi 14 Kasım caddesinde Hüseyin Köse İlköğretim Okulu’nun yanında yer alır. 1406 tarihinde Hacerzade İbrahim bey tarafından yaptırılmıştır. Yapının mimarı belli değildir. Bu cami Balkan Savaşında ve depremlerde büyük hasara uğramıştır. Cami restore edilmiş, eski durumuna çok yakın hale getirilmiş ve 15 Ekim 1971 tarihinde ibadete açılmıştır.
            Yapı tamamen düzgün kesme taş malzemeden cephesinde mermer malzeme de kullanılmak suretiyle tek kubbeli mescit planında yapılmıştır.
            Minare; yapının kuzeybatı köşesinde yer alır. şerefe altına kadar olan kısmı orijinaldir. Şerefe ve üst kısmı 1970 yılında tamir görmüştür. Sekizgen minare kaidesinin üç yüzü duvar içinde kalmış olup, beş yüzü dışarıdan görülebilmektedir. Her yüzde Bursa kemeri tabir edilen sepet kulpu kemer süs unsuru olarak kullanılmıştır. Oluklu bir gövde üzerinde mukarnas altlıklara sahip şerefe ve üzerinde de bodur bir petek kısmı, külah, madeni alan yükselir.

            Gazi Ömer Bey Camii
            Malkara İlçesi Gazibey Mahallesinde hâl binalarının kuzeyinde yer alır. Mora fatihi Turhan Bey'in oğlu olan Gazi Ömer Bey tarafından 1493/94 yılında yaptırılmıştır. Adına yapılan külliyeden bugün sadece cami ve türbe ayaktadır. Mescid, kervansaray ve dükkanlar kalmamıştır.
            Cami, bir buçuk metre kalınlığında, 13 m boyunda, tamamen düzgün kesme taş malzemeden, bütün mekanın tek kubbe altında toplandığı merkezi planlı bir yapıdır. Son cemaat yerini üç kubbe örtmüştür.
            Yapının minaresi, batı yönünde yer alır. şerefeye kadar olan kısım orjinal, şerefeden yukarısı yakın zamanlarda onarım görmüştür.
            Bu cami Osmanlıların Rumeli'de yaptıkları camilerin en eskilerindendir.

            Ulu Cami (Güzelce Hasan Bey camii)
            II.Beyazıd'ın damadı Güzelce Hasan Bey tarafından 1500 yılında Hayrabolu merkezine yaptırılmıştır.
            Osmanlı mimarisinin örneklerinden olup 10,29 m çapında merkezi bir kubbe ile yanlarında 4,55 m çaplarında 4 küçük kubbe ile örtülmüştür.
            Cami 1877 yılında kendi vakfı tarafından tamir edilmiştir. Balkan Harbi öncesi meydana gelen deprem ve 1920 deki depremle hasar görmüş, 1947 yılındaki onarıma kadar ibadete kapalı kalmıştır.

            Paşa Camisi
            1409 yılında çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. 1875 yılında da onarım görmüştür.

             Ömer Efendi Camisi
            1504 –1505 yıllarında yarı kagir olarak yaptırılmıştır. 1872'de ise ahşap olarak onarım görmüştür.

            Çarşı Camisi
            Hasip Bey Camii olarak da bilinir 1686 - 1687 yıllarında Kethüdazade çorumlu Mustafa Bey yaptırmaya başlamış Mehmet Hasip Bey tarafından yarı kagir olarak tamamlanmıştır.

             Süleymaniye Camii
            Çorlu’nun merkezinde bulunan cami Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1521 yılında yaptırılmıştır.
            Kare bir plan üzerine yapılan caminin malzemesi kesme taştır. Külliye olarak yapıldığı cami ile birlikte imarethanesi, medresesi ve hamamdan oluştuğu kaynaklarda belirtilen yapılardan sadece camii ayaktadır.

             Fatih Camii
            Tekirdağ ilindeki en eski yapılardandır. Çorlu ilçesinde olup Fatih Sultan Mehmet’in süt annesi Daye Hatun tarafından 1453 yılında yaptırılmıştır.

             Cami-i Kebir
            Şarköy ilçesinde bulunan ve Gazi Süleyman Paşa tarafından 1325-1330 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Trakya’da Osmanlılar tarafından yapılan ilk camidir. 13 Aralık 1983 tarihinde yanmış ancak daha sonra onarılarak yeniden ibadete açılmıştır.


             TÜRBELER
            Malkara'da: Fatih'in ünlü komutanlarından Turhan Oğlu Ömer Beyin türbesi, Hayrabolu'da: Kanuni'nin deve kolları komutanı ve çağının büyük şairi, Melâmi pirlerinden Ahmed_i Serban'ın türbesi, Çorlu'da: 16. Yüzyılın tanınmış Türk Bilgin ve şeyhlerinden olan Vizeli Bihişti Ramazan Efendinin kabri bulunmaktadır.


            HANLAR
            Tekirdağ'da geniş ve çok odalı 49 han olduğu ancak şimdi bunlardan hiçbir eser kalmadığı bilinmektedir. Bunların en önemlileri: Menzil Hanı, Çorlulu Dimitro'nun Hanı, Karagöz'ün Hanı, Büyük Han’dır.


             ÇEŞMELER
            Tekirdağ şehri  bol miktarda akan sulara sahip  idi. Bu sular halkın istifadesine sunularak, caddeleri, meydanları  ve cami avlularını süsleyen çeşmeler ve şadırvanlar yapılmıştır. Mahmut Sümer'in “Tekirdağ'ın Eski Günleri” isimli eserinde “Ecdadımızın nefsir kasabada (Tekirdağ'da) hayrat olarak yaptırıp bıraktığı o güzel tarih abidesi çeşmelerden (82) tanesinin 1945-1946 yıllarında yıkıldığına şahit olunmuştur.” denilmektedir.
            Bugün İl Merkezinde Sahil Şadırvanı, Meydan Şadırvanı, Çiftlikönü Meydan Şadırvanı ile birlikte İskele Çeşmesi, Şehitler Anıt Çeşmesi, Şabanoğlu Çeşmesi, Hacı Çeşmesi, Kadı Çeşmesi, Sururi Ağa Çeşmesi, Meydan Çeşmesi, Rakoczi Çeşmesi, Solak Çeşme, Tavanlı Çeşme, Yusuf Ağa Çeşmesi, Kuru Çeşme bulunmaktadır.
            İlçe merkezlerinde de bazıları şunlardır:
            Çorlu İlçesi’nde; Fatih Çeşmesi, Hastane Çeşmesi, Çoban Çeşmesi, Kumlu Çeşme, Aşk Çeşmesi, Tavanlı Çeşme. Şarköy İlçesi’nde; Kuru Çeşme, Camii Kebir Çeşmesi.Malkara İlçesi’nde; Mermer Çeşme, Hüsrev Kethüda Çeşmesi, Baş Çeşme, Kabil Çeşme, Zülfükâr Ağa Çeşmesi, Künk Çeşmesi.


            KÖPRÜLER
            İlimizde Osmanlı Devletinden zamanımıza kadar ermiş birçok köprü görülebilir. Bunların başlıcaları şunlardır.
            Naip I. Köprüsü, Naip II. Köprüsü, İnecik Köprüsü, Çorlu I. Ergene köprüsü, Çorlu II. Ergene Köprüsü, Yenice Köprüsü (Malkara), Hacılar Köprüsü (Hayrabolu), Muratlı Köprüsü (Muratlı)- Taş Köprü (Çorlu)

            HAMAMLAR
            Yalı Hamamı : Bugün işleyen çifte hamamdır. Yaptıranı ve yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak 1944'te Belediye tarafından satın alınarak tamir ettirilmiştir. Kadın ve erkek tarafları 4'er kurnalı güzel bir hamamdır. İki büyük kubbesi vardır.
            İnecik Erenler Hamamı : Tekirdağ Malkara yolu üzerindeki İnecik köyündedir. Tarihi hakkında kesin bilgiler mevcut olmamakla birlikte tarihi çok eskilere dayanır. Köy tüzel kişiliğince çalıştırılan hamam, yapılan onarımlarla birçok tarihi özelliğini kaybetmekle beraber halen kullanılır durumdadır.
            Ayaz Paşa Hamamı : Saray ilçesinde Sadrazam Ayaz Mehmet Paşa'nın yaptırdığı külliyenin hamamıdır. (1536-1539) Ayaz Paşa Camii'nin yanında yer alır.
             Bu hamamların yanında Tekirdağ'da Eski Hamam, Orta Hamam, Paşa Hamamı, Malkara'da Turhan Bey tarafından yaptırıldığı bilinen çifte Hamam ve yine Eski Hamam ya tamamen ya da kısmen tahrip olmuş tarihi hamamlardır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #7 : Mayıs 25 2008, 16:45:32 »
KALELER
            Tekirdağ, Hayrabolu, Malkara ve Beşiktepe'nin kale duvarlarına toprak altında yer yer rastlanmaktadır. Marmaraereğlisi, Çorlu ve Barbaros kalelerinin kalıntıları görülebilir. Bu kalelerin kesin sınırları ve büyüklükleri belli değildir. Semetli ve Dağyenicesi arasındaki kale tepesinde, Çimendere ve Gözsüz köylerine yakın iki tepe üzerinde de kale kalıntıları vardır. Koru dağlarında mevcut iki kale kalıntısının hayli yüksek duvarları orman içinde görülmektedir.
            Çorlu Kalesi: Çorlu'nun kuzey batı kenarındadır. Doğusu ve batısı oldukça derin ve kuru dere yatakları ile çevrilidir.
            Elmalı ve Yenidibek Kaleleri: Malkara'nın Elmalı köyünde Elmalı Kal'ası, Yenidibek Köyünde de Blovat Kalesi yıkılmış olduğu halde, surları yer yer görülmektedir. Her iki kalede bölge arazilerinin hakim tepelerine kurulmuş, yüzyıllarca önemli savunma görevlerini yerine getirmiştir. Osmanlıların bölgeyi fethetmesi ile birlikte kaleler yıkılmış, kullanılmaz duruma getirilmiştir. Bugün her iki kalenin yer üstünde bazı duvar kalıntıları görülmektedir.
            Karacahalil Kalesi : Toprak üstü araştırmaları yapılan Karacahalil köyü hudutları dahilindeki Koca Kale diye de anılan kale ise konum itibari ile ilk çağlardaki yerleşimlere uygun Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezini görmektedir. Yer üstü buluntularından, siyah pişmiş toprak parçalarından, Tunç çağı yaşantısından (İ.Ö.5 yy.)dan Bizans dönemi yerleşmesine kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır.
             Osmanlılar Rumeli Kalelerini aldıkları zaman ekseriyetle yıkmışlar ve aynı yerde oturmayı tercih etmemişlerdir. Bu Kale yıkıntılarının civar köylerde ve hatta Malkara'da inşaat işlerinde kullanılması ile bu tarihi kalıntılar korunamamış ve ortadan kalkmıştır.
            Kermeyan Kalesi: Bunlardan önemli olan Kermeyan Kalesi (Zesutare)dir. Kale, Kermeyan köyünde Taşlıkdere ve Kale Deresi arasında 200 dönümlük bir yerde dışı Keşan taşları ile yapılmıştır. Çok eski Kale olup oturma yeri olarak kullanılmıştır. Eski ismi APRİ dir. M.S. 50 yy. Roma İmparatoru Cladius tarafından emekli Roma subayları için kurulan antik şehirdir. Bizans döneminde yerleşim önem kazanmıştır. Osmanlılardan önce Balkanlardan inen akıncı kavimler tarafından yakılmış olabileceği gibi, Türklerin gelişinden önce Trakya'da çok büyük bir deprem olması sebebiyle de yıkılmış olabilir.

             TARİHİ HORA FENERİ
            112 yıldır aynı aile fertleri tarafından çalıştırılan fener, Fransızlar tarafından yaptırılmıştır. 96 kristalden meydana gelen fener kendi ekseni etrafında 360 derece dönerek görev yapmaktadır.

            TÜMÜLÜSLER
            Trakya'da çeşitli yüksekliklerde arazi üzerinde görülen bu tepelerdir. Anıt mezar tepeleridir. Türkiye Trakyası'nda en erken tümülüse Kırklareli Taşlıcabayır Tümülüsü'nde rastlanmıştır. (İ.Ö. 1200) Anadolu'da en erken tümülüsler Frig Tümülüsleridir. (İ.Ö. 8-7 YY) Tümülüs geleneği Hıristiyanlığın kabulüne kadar devam etmiş olup en yeni örnekleri İ.S. 3. YY'la tarihlenmektedir. Gömülen kişilerin ekonomik yapılarına uygun olarak Tümülüs yükseklikleri değişmektedir.
            Tümülüslere Tekirdağ İli’nde oldukça sık rastlanmaktadır. Henüz fazla kazı yapılmış değildir. Başlıcaları: Merkez; Karaevli Harekat Tepe, Naip, Işıklar, Kaşıkçı, Hacıköy, Çorlu'nun; Sarılar, çeşmeli, Marmaraereğlisi’nin Merkez ve Aytepe, Hayrabolu'nun; Kabahöyük, Delibedir, Hacıllı, Kadriye, Malkara'nın; Kermeyan, Gözsüz, Müstecep, Kavakçeşme Muratlı'nın; İnanlı tümülüsleridir. Bunlardan Naip, Karaevli Harekat Tepe, Hayrabolu Hacıllı Tümülüslerinde kazılar yapılmıştır.
             Naip Tümülüsü: Naip Köyü'nün çanakçı ovasında doğal bir sırt üzerinde yaklaşık 17 m yüksekliğinde 90 m çapında bir tümülüstür. 1984 yılında kazısı yapılmıştır. Tümülüsün içinde bir dramos, dramostan sonra merdivenle ulaşılan bir mezar odası bulunmaktadır. Mezar odasında mermerden bir ölü yatağı, bir ziyafet masası, iki adet te sehpa bulunmaktadır. Küçük buluntular arasında gümüş kaseler, gümüş kepçe, gümüş süzgeç, bronz kandil, bronz kandil ayağı, bronz kalkan, bronz at koşumları, altın düğmeler yer almaktadır. Gömülen kişinin mezar yatağı üzerindeki kemikleri bulunamadığından kişinin kimliği konusunda buluntular üzerindeki araştırmalar sonuç vermemektedir. Mezar İ.Ö. 350 yılına tarihlenmektedir.
             Karaevli Harekat Tepe Tümülüsü: Tümülüsün orijinal yüksekliği 22 m olup çapı 97 m kadardır. Tümülüste yapılan kazı sonucunda Trak Odyris Kabilesi krallarından Kersepleptes'e ait olduğu düşünülen sandık mezar buluntularıyla birlikte ele geçmiştir. Buluntular arasında altın kaplama boncuklarla süslü erguvani renk kraliyet elbisesi, meşe dalı şeklinde kraliyet tacı, sarmaşık dalı şeklinde Diyonizos Rahipliği tacı, bir kraliyet yüzüğü, ayaklarında sandaletleriyle ele geçmiştir.
             Hayrabolu Hacıllı Köyü Tümülüsü: 9,5 m yüksekliğinde olup çapı 60 m kadardır. Yapılan kazı sonucunda kremasyon mezar tipi ortaya çıkmış olup, ölü yakıldığı yerde gömülmüştür. Mezar çukurunun önünde ziyafetlerin yapıldığı ve atının yakıldığı yuvarlak bir çukur daha tümülüsün tabanında bulunmuştur. Gömülen kişi mezarda bulunan kılıç, mızrak ve kalkanından anlaşıldığı kadarıyla Roma I. YY'da Trak'lı bir komutandır.


            ESKİ TEKİRDAĞ EVLERİ
            Tekirdağ'ın tarihi geçmişi çok eskilere gitmesine rağmen Tekirdağ 1357 yılından önce gerek Bizans döneminin gerekse de diğer kültür ve medeniyetlerin izlerine rastgelmek mümkün değildir. Bu da şunu gösteriyor ki Türkler bu şehre tam anlamıyla mühürlerini vurmuşlardır. Ancak bölgede Cumhuriyete kadar Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıklarda yaşıyordu.
            Türk evleri çevrenin tabii ve sosyal çevrenin şartlarına, malzeme  imkanlarına göre şekil değiştirdikleri, zaman içinde de türlü  sanat akımlarına ayak uydurdukları görülmüştür. Rahat, ferah ve sağlıklı bir yaşama imkanı sağlayan, estetik açıdan üstün bir düzeye ulaşmış olan Türk evinin doğması Türklerin üstün sanat, yetenek ve yaratıcılıklarının sonucudur. Bu yansıma tabii olarak Tekirdağ iline ulaşmıştır.
            Eski Tekirdağ evleri ilin eski yerleşim bölgesi olan Ertuğrul, Hürriyet, Ortacami, Eski cami, Yavuz, Turgut, Zafer ve Gündoğdu Mahallelerinin yanı sıra Malkara, Çorlu, Hayrabolu ilçelerinde de görülmektedir. Merkez ilçede toplam 260 kadar tescilli ev vardır. Bunların büyük bir çoğunluğu ne yazık ki harabe halindedir.
            Tekirdağ'da cami, medrese, bedesten, han, hamam ve çeşme gibi eserler hep taştan yapılmıştır. Eski Tekirdağ evlerinin ise büyük çoğunluğu ahşap olup kâgir evler de vardır.
            XVII. Yüzyılda Tekirdağ, bağ-bahçe ve gülistan bayırlar eteğinde bir şehirdir. Bu yüzyılda saray biçiminde 11 konak ve yüze yakın konak yavrusu büyük evin mevcut olduğu görülmektedir.
            Bugünkü sahil ve sahil yolu deniz idi. Deniz sahil yolunun şehir tarafındaki büyük kagir evlere dayanırdı.
            1927 yılından önce şehrin cadde ve sokakları daracık olup cadde ve sokak başlarında fenerler içerisinde numaralı teneke gaz lambaları yanardı. Sokakları Arnavut kaldırımıydı. Fenni kanalizasyon yoktu, eski künk borular vardı. Caddeler yangın vs. sebebiyle şehrin 3. valisi Arif Hikmet Bey'in çabaları ile bugünkü halini alabilmiştir. Bugünkü Muratlı caddesinin başı 1927 yılında yapılan kamulaştırma sonucu açılmıştır. Kente elektrik 30.11.1930 tarihinde Belediye başkanı Ekrem Bey'in zamanında getirilmiştir. İlk su şebekesi de ondan sonra yapılmaya başlanmıştır.
            Mahmut Sümer “Tekirdağ'ın Eski Günleri isimli eserinde eski kayıtlara göre şehrin çeşitli mahallelerinde 4.414 evle 981 dükkanın ve 278 zahire deposunun mevcut olduğunu belirtmektedir. Günümüzde ise tescil kaydı devam eden 260 kadar sivil mimarlık örneği ile 63 anıtsal eser vardır.
            Tekirdağ'ın eski kent dokusu ve sokaklarının oluşumunda başlıca etmenleri şöyle sıralayabiliriz.
·         Şehrin deniz kenarında bulunması
·         Bölgesel ve coğrafi etkenler
·         Ekonomik etkenler
·         Kültürel etkenler
            Eski Tekirdağ evleri, yükseklikleri, mimari özellikleriyle uyumlu, çevreye ve birbirine saygılı, yanyana ve destek olarak bir bütünlük oluşturmaktadır. Evlerin yola, güneşe ve güzel manzaraya doğru açık cephesi bulunur. Eski kent dokusu içinde yer alan konutların tümünde, plan kuruluşu veya sokak konut ilişkisi yönünden ortak bir niteliğe rastlamak mümkündür.
            Ertuğrul mahallesinde denize paralel caddeler ve bunları denize doğru dik olarak kesen sokaklar vardır. Burada deniz rüzgarlarının iç mahallere kadar girmesi amaçlanmıştır.
            Eski Tekirdağ evlerinde, Türk aile geleneğinin etkileri görülür. Bunun en önemli örneği, büyük evlerin mekan olarak haremlik ve selamlık diye ayrılmasıdır.
            Büyük ailelerin bir arada yaşama geleneği nedeniyle iki üç kuşak birarada otururdu. Evler de bu ihtiyaca göre düzenlenmiştir.
            Kışlık yiyecekleri hazırlanarak saklanması ve diğer ihtiyaçlar içinde zengin katlar düzenlenmiştir. Buraları yaşama alanı olarak da kullanılırdı. Bazen ailelerin ihtiyaçlarına göre hayvanlar için barınak olarak kullanılmıştır.
            Evlerin büyüklüğü ve tezyinatı ailenin ekonomik gücüne göre düzenlenmiştir. Varlıklı kimseler evin iç ve dış yüzüne yağlı boya ile boyatmışlardır.
            Eski Tekirdağ halkı zevk sahibidirler. Halkın bu özelliğini evlerin cephesindeki tahta süsler yansıtmaktadır. Akşamları büyük havuzlu ve her cins çiçekli bahçelerde yapılan zevk ve sefalar, düğün ve hamamlardaki eğlenceler sosyal hayatın bir parçasıdır.

            TEKİRDAĞ EVLERİNİN MİMARİ ÖZELLİKLERİ
            Tekirdağ'ın eski evleri, genellikle iki veya üç katlı olup ahşaptan yapılmıştır. Duvarları ahşap, çatkı arası kerpiç dolgudur. Dış cephe yatay olarak ağaç malzeme ile kaplanmıştır. Temeller ve zemin kat taştan yapılmıştır.
            Büyük evlerin pek çoğu haremli, selamlıdır. Çatı katları oldukça yaygındır. Birçok evde orta kattaki cumbanın üstü çatı katında örtülü balkon şeklindedir.
            Ağaç giriş kapıları çift kanatlı, oyma, kapı kollu veya tokmaklıdır. Giriş kapısı çoğunlukla giriş nişi ile içeri çekilmiştir. Birinci kata çıkan dış merdivenler mermerdir. Merdiven ön cephede olup genellikle 7-8 basamaklıdır. Çift taraflı merdivenler de vardır.
            Taştan yapılan zemin katın tek kanatlı ayrı bir kapısı vardır. Kapı da genellikle evin ön cephesindedir ve alçaktır. Kiler, depo, ocak vb. zemin kattadır.
            Evin içinden birinci ve ikinci kata tahta merdivenlerden çıkılır. Odalarda pencere altlarında sedir vardır. Tavan ve tabanlar tahtadır.
            Evlerin hemen hepsi şahnisli, yani ileriye çıkmalı, cumbalıdır. Cumbaların altında cumba destekleri vardır. Ahşap direklerin destek olarak kullanılması da çok yaygındır.
            Evlerin ön cephelerine tezyinat yapılmıştır. Evler geniş ve çok pencereli olup alt kat pencereleri demir parmaklıdır. Pencerelerin etrafında, dış cephede genellikle tahta süsler vardır.
            Balkon, cumba veya saçaklar tahta süslerle süslenmiştir. Bu süsler tezyinatın en önemli unsurlarıdır.
            Bitişik evlerde, çoğunlukla öne ve arkaya meyilli beşik örtüsü çatı, ayrık evlerde ise dört tarafa veya iki yana akıntılı çatı kullanılır. Çatılar saçaklı ve alaturka denilen tek oluklu kiremitle kaplıdır.
            Günümüze kalmayan konakların cümle kapılarının gayet yüksek açılan kanatları olup, geniş bahçesinin bir tarafında, mutfağı, arabalığı, hayvan ahırları, uşak ve hizmetçi odaları, hususi mermer hamamı, büyük havuzlu çeşmesi, çift kuyusu vardır. Harem ve selamlığı ayrıdır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #8 : Mayıs 25 2008, 16:46:08 »
TEKİRDAĞ'DA YAŞAYAN EL SANATLARI
            Karacakılavuz El Dokumaları :
            İlimiz el dokuma sanatının yaşatıldığı Karacakılavuz Kasabası merkez ilçeye 32 km. uzaklıktadır.
            Karacakılavuz köyü dokumalarından yola çıkarak Karacakılavuz köyünün kökeni araştırıldığında, köklerinin Orta Toroslara dayandığı işledikleri motiflerden anlaşılmaktadır. Karaman oğlu beyliği sınırlarında yaşayan Karacakılavuzluların dedeleri Türklerin Trakya'yı ele geçirmelerinden sonra Fatih Sultan Mehmet döneminde (15. Y.Y. ilk yarısı) Toroslardan alınarak Balkanların Türkleştirilmesi amacıyla Balkanlara yerleştirilmişlerdir. Dokumacılığa Balkanlarda da devam eden Karacakılavuzlular daha sonra Tekirdağ topraklarına yerleşmişlerdir. Dokumalarının çoğunluğunda Anadolu motifleri bulunan Karacakılavuz dokumalarında ara motifleri olarak Balkan motiflerine de rastlanmaktadır. Bu nedenledir ki Karacakılavuz dokumaları toplumların yaşadıkları yörelerin izlerini taşımasının da ne kadar önemli rol oynadığını ortaya koymaktadır. Anadolu ve Balkan motiflerinin işlenerek ortaya konulduğu Karacakılavuz dokumaları Tekirdağ Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün çabalarıyla halen yapılmakta olup, hediyelik eşya olarak satışı yapılmaktadır.
            Burada yaşayan halk ilk defa 1877-1878 yıllarında Bulgaristan'dan göçmen olarak gelmiştir. Halkın el sanatlarından olan bu dokumalar nesilden nesile yaşatılarak günümüze kadar gelmiştir.
            Karacakılavuz el dokuma tezgahları yaklaşık 115 cm. Yüksekliğinde. 23 cm boyunda, 100 cm. eninde olup meşe ve gürgenden yapılmıştır. Daha çok çuval, minder yüzü, yastık yüzü, seccade, heybe ve kilim dokunmaktadır.
            Kırmızı, turuncu, siyah, lacivert, yeşil, sarı, mavi, mor kullanılan başlıca renklerdir.
            İplik malzemesi olarak önceden yapağı kullanılmakta ise de şimdi kolaylığa ve rahatlığı bakımından yün kullanılmaktadır.
            Desenler oldukça zengindir. Dokumalarda göz motifi, koç boynuzu, köpek ayağı, tavus kuşu, üç güller, çam dalı, mührü Süleyman, çengel, sofra, beygir nalı, yıldız, kilit deseni motifleri işlenmektedir.
            Başlangıçta bir kaç tezgahla başlayan el dokumacılığı, Kültür ve Turizm Müdürlüğünün gayretleri ile “El Dokumacılığı Projesi” çerçevesinde gün geçtikçe geliştirilmektedir.


            TEKİRDAĞ HALK KÜLTÜRÜ
            Tekirdağ Halk Kültürü, yüzyılların deneyiminden süzülerek biçimlenmiş, kuşaktan kuşağa aktarılan bir değerler bütünüdür. Halk kültürü ürünleri örnek değerler ve ahlak anlayışı, dini inançlar, gelenekler, günlük yaşam v.b. ile beslenir. Yaşadıkları yöreyle aralarında bir bağ bulunan bu ürünlerin oluşmasında, şekillenmesinde tarihi ve kültürel mirasın önemli bir rolü vardır.

            TEKİRDAĞ EVLENME TÖRENLERİ VE BUNLARA BAĞLI ADET VE İNANMALAR
            Evlenme törenleri bağlı bulunduğu kültür tipinin öngördüğü belirli kurallara ve kalıpla uydurularak gerçekleştirilir. Evlenme, tören, töre, adet, gelenek, görenek ve inanma bakımından zengin bir tablo çizer.
            Evlilik Öncesi
            Tekirdağ'da  kızlar 17-18, erkekler askerlik dönüşü 22-23 yaşında evlenme çağına gelmiş olarak kabul edilirler. Evlilikte akraba olmaması şartı aranır. Evlenmede “sıra gütme” adı verilen bir tür sıra gözetimi vardır. Öncelikle abla ve ağabeylerin evlenmelerine dikkat edilir. Ancak önemli bir engel değildir.
            Evlenme yaşına gelen gençler evlenme isteklerini evin büyüklerine söyleyemezler. Çeşitli yollara başvurarak bu dileklerini belli ederler. Bir kaçını şöylece sıralayabiliriz. Ayakkabıları ters çevirme, devamlı of çekme, süpürgenin üstüne oturma v.b.
            Evlenme Aşamaları
             Kız bakma – Kız Görme
            Tekirdağ'da evlenme çağına gelen oğullarına önce beğendiği bir kız olup olmadığını sorar. Eğer oğlan kız beğenmeyi ailesine bırakırsa ailesi önce çevreden soruşturarak kız arar. Kız ararken kızda ve ailesinde ahlaki yapı, maddi durum, fiziki v.b. özellikleri arar. Oğlunun beğendiği bir kız varsa aynı özellikler soruşturularak araştırılır. Çevredeki evlenme törenleri kızlarla erkeklerin birbirlerini görüp tanışma ortamlarıdır. Eğer bir kıza karar verilirse kız evine görücü gönderilir.
            Görücüler oğlanın annesi, teyzesi, halası, yengesi ve komşu kadınlardır. Kız evi bu ziyaretin nedenini sezer. Gelin adayı gelenleri güleryüzle karşılar. Teker teker ellerini öper. El öpme sırasında ve ziyaret boyunca kız belli edilmeden incelenir. Vücutça bir kusuru olup olmadığına dikkat edilir. Yürüyüşü, oturması, kalkması, davranışları gözlenir. Evin temizlik ve düzenine bakılır.
            Kız beğenilmişse görücülerden yaşlı bir hanım, kızı beğendiklerini, uygun görürlerse kararlaştırılacak bir günde erkeklerin kızı istemeye gelip gelemeyeceklerini sorar. Kızın annesi ya da yakınlarından biri bu tekliften memnun kalmışsa “Mademki siz münasip gördünüz kısmetse olur, ama bir kere de erkeklere danışalım” der. Görücü misafirler uğurlanır.
             Kız isteme - Söz Kesme
            Kız evinde erkekler oğlanın mesleğini, iyi ve kötü alışkanlıklarını belli etmeden araştırırlar. İyi olduğuna kanaat getirilirse oğlan evine bir gün verirler. Kız istemek için oğlanın ailesinden, akrabalarından, iş arkadaşlarından çevrede saygınlığı ile tanınan kişilerden oluşan bir grupla kızı istemek üzere kız evine giderler.
            Gelinlik kız her birinin elini öperek,”hoş geldiniz” der. Kadınlar bir daha da erkek misafirlerinin yanına çıkmazlar. Yalnız kız arada bir şeker, kolonya, çay, kahve v.b.ikram etmek üzere odaya girip çıkar. Gelinlik kızın üzerinde en güzel elbisesi vardır. Erkekler selamlaşıp hatır sorduktan sonra tanışırlar, sohbet ederler. Bir süre sonra sedirde oturan erkek evinden bir kişi ayağa kalkarak “haydin başlayalım” diyerek odanın ortasına gelir. Bunun üzerine kız evinden bir kişi kalkarak karşısına geçer. Bunlar kız ve erkek evinin en yakın akrabalarıdır. Önceden seçilirler. Bunlar, nişan, takı, karşılıklı hediyeler, eşyalar ve baba hakkı (başlık parası) konusunda konuşup anlaşırlar.
            Baba hakkı son yıllarda çok azalmıştır. Baba hakkının temelinde ekonomi ve evlilik kurumuna saygı yatmaktadır. Baba hakkıyla kızın ailesine düğün masraflarına katkı, evlenme yoluyla evden ayrılan işgücünü ve ekonomik güçlüğü karşılamak amaçlamaktadır.
            Kızın verilmesi kesinleşince söz kesilir. Kız evi söz bohçası verir. Düğün için kız tarafına, terlik, çorap, ayakkabı, tuvalet takımı, nişan elbisesi ve çeyiz eksiklerini tamamlamak için patiska v.b. verilir. Oğlan tarafı da evlerindeki kişi sayısı kadar, yakın akrabalar dahil bohça ister.
            Söz kesiminde erkek tarafı kıza grep, çorap, elbiselik kumaş, terlik v.b.olan bohça verir. Kız tarafı da söz bohçasını, mendil, gömlek, kravat, çorap, v.b.söz kesti alameti olarak koyar. Bohçalar karşılıklı verilince söz kesilmiş olur. Odada bulunanlar kız ve oğlan babasını “Hayırlı uğurlu olsun “ v.b. şeklinde iyi dilek ve temennilerde bulunurlar. Kız tarafından birisi lokum ve şeker ikram eder. Müstakbel gelin odada bulunan herkesin elini öper, kızın eline bir miktar para verilir. Nişan günü tespit edilerek dağılırlar.
             Nişan
            Nişan evliliğe atılan ilk adımdır. Bu törenle kız ve oğlanın evlenme istekleri çevreye duyurulmuş olur. Nişan kız evinde yapılır. Nişan günü kız evi oğlan evi tarafından istenilen bohçaları yanında bir tepsi nişan tatlısını oğlan evine gönderir. Oğlan evi nişan tatlısını nişan alameti olarak konu komşu, akrabaya dağıtır. Kız ve oğlan tarafının ve köy halkının hazır bulunduğu bir bahçede nişan töreni yapılır. Yüzükler bu törende takılarak gençlerin nişanları ilan edilir. Köy halkı bu törenlere büyük ilgi gösterir. Daha sonra düğün günü kararlaştırılır.
            Düğün
            Düğünler bazen salı günü başlayıp pazar günü sona erer. Bu düğünler “perşembe düğünü” ve “pazar düğünü” olarak adlandırılır. Köylerde daha çok pazar düğünü yapılmaktadır. Düğüne cuma gecesi kız evinde, cumartesi günü oğlan evinde başlanır. Düğüne komşular, akrabalar ve köylüler katılır. Oğlan evine yakın bir yerde komşu evinde veya bir kahve ocağına giderek düğünü kutlarlar. çay kahve içilir.
            Kadınlar hediyeleriyle birlikte düğün evine giderler. Kız evinde ve erkek evinde cümbüş vardır. Kızlar rengarenk elbiseleri pırıl pırıl parlayan oyalı grepleriyle maniler, türküler söyleyip oynarlar.
            Köyde delikanlılar oynayan kızları 30-40 metre öteden seyrederler. Kızlara yaklaşıp laf atmak hoş karşılanmaz. Eğlenceler kızlarla delikanlıların karşılıklı bakışmaları, kızların delikanlıların imalı maniler söylemesiyle sürer.
             Çeyiz Götürme - Çeyiz Gösterme
            Kız evinin düğün tarihinden önce çeyiz adı verilen bir takım eşyaları hazırlayıp alması adettir. Düğünden bir müddet önce damat ve gelin kendi yakınlarından bir kaç kişiyle giyecek ve ev eşyası almak için alışverişe çıkarlar. Buna “ çeyiz düzme” denir.
            Bu arada gelinlik alınır veya diktirilir. Kızın çeyizi tamamlanınca konu komşuya gösterilir. Çeyiz düğüne bir hafta kala veya alay gününde damat evine davul zurna eşliğinde bayrakla götürülür. Tekirdağ'da çeyiz taşınırken sandığın üzerine oturma adedi vardır. Bahşiş alınmadan kalkılmaz.  Çeyiz oğlan evinde duvarlara asılır, masalar üzerinde sergilenir. Bu hazırlık tamamlanınca  düğüne bir kaç gün kala adına “okuyucu” , “fike” veya “yiğitbaşı” adı verilen genellikle fakir ve dul bir kadın komşuları, hısım akrabayı ve diğer köylüleri tek tek gelin hamamı, hamam gecesi, ana kınası ve kız kınası için çağırır. Okuyucu kadının sepetinde yaşlılar için kına, gençler için kırmızı kurdeleyle bağlı tel bulunur. Köyün yaşlı kadınlarına birer fincan kına verir. Genç kızlar kız kınası için yapılacak olan peksimet yapımı için kız evine çağırır. Okuyucu kadına çağırdığı evlerden mendil, havlu, kumaş, para ve yiyecek gibi şeyler verir. Köy kahyası da muhtelif yerlerde bağırarak düğüne davet eder.

             Gelin Hamamı
            Köyün kadınları hamama çağırılır. Hamam parasını oğlan evi verir. Hamamda türküler söylenir, maniler atılır, tef eşliğinde oynanır. Gelinin arkadaşları gelinle oynarlar. Hamam sonrası kız evi yemek verir. Bu yemekte özellikle yufka böreği yapılır. Pirinç çorbası, dolma ve aşure v.b.ikram edilir.
             Hamam Gecesi
            Bu gece hamama gelen kadınlar arasında yapılan bir eğlencedir. Gelin kız en güzel elbisesini giyer. Genç kızlar darbuka çalar, mani söyler. Oynarken gelinin başına hamam tası konur. Bunun içine para atılır. Toplanan bu paralar tellaklara bahşiş olarak verilir.
             Kına Gecesi (Ana Kınası)
            Tekirdağ'da kına adedi çok yaygındır. Kına yakılırken gelinin ve güveyin avucuna konan para kısmet içindir. Onları ömür boyu kötülüklerden koruyacağına inanılır. Geline kına yakılırken başına al örtmesi al basmasından korunmak içindir. Kötülük ve nazardan korunmak için gelinin yüzü örtülür.
            Tekirdağ'da genellikle cuma günü gecesi kız evinde ana kınasını kutlamak için toplanırlar. Konuklar gelin evinin en yakın komşuları, akrabalarıdır. Bazen kınaya oğlan tarafından kızlar da gelirler. Mevsim yazsa dışarıda, kışsa içeride toplanırlar. Gelin kına gecesinde gelinlik giymez. Ya nişan elbisesini yada başka bir elbise giyer. Gelin kızın başı mum çiçekleriyle süslenir. Bazen kına gecesi için ince çalgı tabir edilen keman, cümbüş, darbukadan oluşan çalgıcılar tutulur. Çalgıcı tutulmazsa kızların çaldığı darbuka eşliğinde, türküler söylenir, oyunlar oynanır.
            Kına yakılmadan önce genç kızlar çeşitli kılıklara girerek oyun çıkarırlar. Mani atışırlar. Kına gecesinin son saatlerine doğru geline kına yakılır. Kına yakılacağı zaman gelini bir sandalyeye oturtup yüzünü kırmızı greple örterler. Gelin bu sırada ağlamaya başlar. Eğer ağlamazsa kınanır, ayıplanır. Gelinin kınasını yengeler yakar. Kına yakmadan önce gelinin omzuna bir mendil koyarlar. Gelinin ellerine ve ayaklarına kına yakarlar. Gelinin ellerini, gelinin çeyiz sandığından çıkarılan oyalı kına bezleriyle sararlar. Kına yakılırken kızlar kına vurma türküsünü söylerler. Eğer gelin uzak bir yere gidiyorsa kına yakılırken hasretliği, gurbetliği anlatan türküler söylenir. Gelini kına için bağlanmış elleriyle oynatırlar. Kına yakılırken para yapıştırırlar veya gelinin avucuna para koyarlar. Gelinin arkadaşları gelinin yanında kalarak, sabaha kadar eğlenirler, hiç uyumazlar.
            Güneş doğmadan önce çalgılar alınarak, köy içinde yakın bir çeşmeye gidilir. Gelinin annesi ve babası genç kızlara gelinin kınasını yıkatırlar. Gelinin avucundan çıkan paraların bir kısmını arkadaşlarına verirler, bir kısmını ise gelinin sandığına ve damadın cebine kısmeti açılsın diye koyarlar.
             Gelin Salınması ( Kız Kınası)
            Oğlan evi cumartesi günü genç kızları sabahtan berbere götürür. Akşam için ince çalgı tutulur. öğleye kadar iş biter. Kızlar düğün evine dönerler. Cumartesi öğleden sonra oğlan tarafı kız evine gider. İki tarafın davetlileri bir araya gelir. Davetlilere akşam kız evinde yemek verilir. Bu sırada gelin salınması için davetliler toplanmıştır. Gelin o gece gelinlik giyer. Ağır bir müzik çalar. Bu müzik daha çok “kırmızı gül “ türküsüdür. Ortaya bir sandık, sandığın üzerinde içi su dolu bozuk paraların konduğu bir tas konur. Önde, başında yeşil bir başörtü bulunan gelin ve kollarında iki yenge, arkada ikişer ikişer grup olmuş kızlar tasın etrafında üç defa dönerler. Gelin üçüncü turun sonunda sandığa bir tekme vurur. Tas devrilir, bozuk paralar etrafa saçılır. Çocuklar bu paraları kapışırlar. Gelin önce yengelerin sonra davetlilerin elini öper.
             Gelin Alayı
            Pazar sabahı gelini almaya gidecek olan alay arabalarını oğlan tarafı hazırlar. Kız tarafı da kızın eşyalarını gönderme hazırlıkları yapar. Alay arabalarının üstleri renk renk kilimlerle sarılır. Arabalar kapalı hale getirilir. Gelinin bindiği araba en yakın komşusunun arabasıdır. Son zamanlarda bu arabaların yerine özel taksi, minibüs ve traktörler almıştır. Gelin arabasına güveyin komşuları, hala, teyze ve yenge gibi yakın akrabalarından biri biner. çalgıcılar öndedir. Bunların ardında gelin arabası ve diğer arabalar güle oynaya kız evine doğru yola çıkarlar.
            Alaya atlarıyla katılan gençler gelin arabasının önünde dururlar. Mendil veya çevre isterler. Gençlerin bu arzuları gelinin bu iş için hazırlanmış bohçasından karşılanır. Alay köyün dışında uygun bir alanda durur. Çalgıcılar “koşu havası” çalmaya başlarlar. Atlı gençler at koşusuna geçerler. Koşu menzili 3-4 km.dir. Verilen işaret üzerine koşu başlar. Birinci gelen atlı gelinin arabasına gider, gelin alayının geldiğini müjdeleyen koşu yastığını alır ve damadın evine yollanır. Öte yandan bahçede tıraş edilmekte olan damadın sağdıcı koşuda birinci gelen atlının elinden bu yastığı alır. Hediyesini verir. Yastık uygun bir yere konur ve günün hatırası olarak saklanır.
             Şimşir (Ahret Dalı)
            Gelinin ahret kardeşi veya arkadaşları tarafından hazırlanır. Köylerde kızlar birbirleriyle ahret tutarlar. Bunlardan hangisi önce evlenirse ona ahreti veya ahretleri şimşir hazırlarlar. şimşire iğneden ipliğe ne varsa ondan konur (iğne, iplik, meyve, oyuncak, tarak v.b.). Bunlar bir çam dalına iplikle tutturulur. Dalın ucu toprakla dolu bir tenekeye veya saksıya yerleştirilir. Alay geleceğine yakın bütün davetliler çalgılar önde, gelin arkada ahretin evine gidilir. Orada bir saat oynadıktan sonra şimşir ve bohça alınarak eve gelinir. Buna karşılık oğlan evinde ahretliğe çamaşır ve elbiselik verilir. Delikanlılar tarafından alayın geldiği haber verilir. Gelini içeriye sokarlar.
             Telli Horoz
            Köyün gençleri gelin alayı gelmeden önce çalgıcılarla birlikte sabah ezanı okunduğu zaman oynayarak oğlan evine giderler. Oğlan evinde damadı ve damadın yakın arkadaşlarını birer birer uyandırırlar. Bahçede oynarlar, eğlenirler.
            Buradaki eğlenceler bitince yeniden çalgılarla birlikte kız evine gidilir. Kız evi köy gençlerine ya bir bilezik veya bir elbise asar. Tekrar oynanır. Gelin, erkek tarafından gelenlerin ellerini öper. Her elini öptüren para verir. Gelinin yengesi de birer havlu verir. Köyün gençlerine büyük bir tepside, bütün her tarafı telle sarılmış bir pişmiş horoz, yanında çeşitli içkiler, peksimet denilen ufak kurabiye gibi şeyler verirler. Telli horozu yiyen içkileri içen gençler coşarlar, oynarlar ve silah atarlar.
             Çömlek Kırma
            Gelin alayı kız evine gelince önce gelin çıkartılmaz. Gelinin arkadaşları türkü söyleyerek gelini kaynananın yanına getirirler. Kaynana bu kızlara para verir. Kızlar gelini kaynananın önüne getirerek bırakırlar. Gelin kaynanasının ve akrabaların ellerini öper. Gelinle kaynana oynarken aralarında çömlek kırar.
             Toprak Bastı
            Oğlan tarafı gelin almağa gittiği zaman kız tarafının bayrağı ve çalgıları oğlan tarafının bayrağı ve çalgılarıyla birleşerek toplanırlar. Gençlerle konuşulur, anlaşılır. Bir miktar para ile mendil, çevre, havlu v.b. verilir.
            Gelin İndirme
            Alay koşudan sonra yavaş yavaş köy içine girmeğe başlar. Alayın köye dönüşü ağır yapılır ve nihayet oğlan evine gelinir. Gelin arabası avluya çekilir. Diğer arabalardakiler, davetliler daha önceden yerlerini almışlardır. Oğlan damatlık elbiselerini giymiş hazır beklemektedir. Gelin arabadan indirilir. Başı al bir greple örtülüdür. Damat, tıraşında bulunan arkadaşlarının ardından odasına çıkar.Damadın çeyiz odasını terk etmesinden sonra gelin içeriden çıkartılır.Bir sandalye üzerine çıkarılarak hazır bulunanlara gösterilir.
             Gerdek
            Damat yumruklanarak gerdeğe sokulur ve topluluk dağılır. Düğün sona erer.
            Düğün Sonrası
           Gelin Paçası
             Düğünün ertesi gün düzenlenen törene Tekirdağ'da “Gelin Paçası” adı verilir. Gelin paçası kadın ve kızlar arasında yapılır. Bu günde gelinin gelin gittiği evin erkeklerinin karıları dallı giyerler. Diğer kadınlar normal giysiler içerisindedir. Kadınlar çeşitli oyunlar oynarlar, mani türkü söylerler, eğlenirler.
             Düğün Tatlısı
            Düğünden bir hafta sonra kız evi baklava, revani v.s.tatlılar yapar. Gelinle damat çağrılır. Bunların yanısıra kız ve oğlan evinden davetliler çağrılır. Yemekten sonra gençler bir odada, yaşlılar bir odada toplanır, kendi aralarında eğlenirler.



  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #9 : Mayıs 25 2008, 16:50:56 »
Tekirdağ








  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #10 : Mayıs 25 2008, 16:53:12 »
Şarköy











  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #11 : Mayıs 25 2008, 16:56:38 »
Çorlu






  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #12 : Mayıs 25 2008, 19:02:17 »
Merkez.

 Tekirdağ şehrinin kuruluş tarihi yaklaşık M.Ö.6 binlere kadar iner. Şehir Trakların, daha sonra sırasıyla Perslerin, Romalıların ve Bizanslıların egemenliğinde kalmıştır. 1357 yılında şehir ve yöre Türkler tarafından fethedilerek ebediyen Türklerin hakimiyetine geçmiştir.

Şehrin ilk adı Bisanthe (Barbaros) dir. Romalılar devrinde Rhadesthus, Bizans devrinde Rodosto idi. Türkler Tekirdağ’ı fethettikleri zaman adı Rodosçuk, daha sonra Osmanlılar döneminde Tekfurdağ olarak adlandırılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise şehir TEKİRDAĞ adını almıştır.

Tekirdağ, Osmanlı İmparatorluğu devrinde, devlet merkezi olan Edirne-İstanbul gibi iki önemli şehri arasında ve sefer yolları üzerinde bulunduğundan, hemen bütün padişahların geçit ve uğrak yeri olmuştur.

Tekirdağ şehri, fethinden sonra ilk kez 31 Ocak 1878–3 Mart 1878 tarihleri arasında Rusların, II. kez Balkan Savaşı’nda 15-21 Ekim 1912 tarihli Lüleburgaz Savaşı’nda Türk ordusu yenilince 13 Temmuz 1913 tarihine kadar Bulgarların işgalinde kalmıştır.

Şehir I. Dünya Savaşı’ndan sonra 20 Temmuz 1920 günü Yunan saldırısına uğrayarak işgal edilmiş, 13 Kasım 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.

20 Ocak 1921 tarihli ilk Teşkilatı Esasiye Kanununun “Türkiye, coğrafi durum ve ekonomik ilişkiler bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler bucaklara ayrılmıştır.” Hükmü gereğince girişilen yeni örgütlenme sırasında Tekirdağ il olmuş, ancak Kurtuluş Savaşı’nın güçlükleri içinde örgüt hemen kurulamamış, Cumhuriyetin ilanından hemen önce 15 Ekim 1923 tarihinde il merkezi olmuştur.

Birçok tarihi olaylara sahne olan Tekirdağ için ATATÜRK’ ün özel bir yeri vardır. İlimize ilk defa I. Dünya Savaşı nedeniyle 2 Şubat 1915’te 19. Tümeni kurmak üzere gelmiştir. Daha sonra 23 Ağustos 1928 tarihinde Harf Devrimini başlatmak üzere ikinci kez şehre gelmiştir.

Tekirdağ il merkezinde bir merkez ilçe belediyesi, 4 belde (Banarlı, Barbaros, Karacakılavuz, Kumbağ) belediyesi bulunmaktadır. Merkez ilçeye 55 köy bağlıdır. İl merkezinin yüzölçümü 1.111 km² dir.

Merkez ilçe idari yönden 14 mahalle (Aydoğdu, Çınarlı, Zafer, Eskicami, Ortacami, Gündoğdu, Hürriyet, Yavuz, 100. Yıl, Altınova, Değirmenaltı, Ertuğrul, Turgut, Karadeniz) 4 belde (Banarlı, Karacakılavuz, Barbaros, Kumbağ) ve 55 köyden oluşmaktadır.

 İstanbul iline 130 km uzaklıktadır. Şehrin güneyinde Marmara Denizi, doğusunda Marmara Ereğlisi, kuzeyinde Çorlu, kuzeybatısında Muratlı ve batısında Malkara ile çevrilidir.

Merkez ilçe topraklarında en önemli yükseltiyi Tekir Dağlar’ı oluşturur. Tekir Dağlar’ı, Kumbağ yöresinden başlayarak Marmara Denizi’ne paralel olarak uzanır. Bu dağların en büyük yükseltisi Ganos Dağı’dır. (945 m) Bu dağ aynı zamanda ilinde en yüksek tepesini oluşturur. Şehrin doğu kesiminde yükselti daha düşük olup burada geniş düzlükler vardır. Merkez ilçe topraklarının büyük bir bölümü geniş düzlükler ve alçak tepelerden oluşur.

Merkez ilçe doğal durumu, yağış miktarı ve toprak özellikleri nedeniyle büyük akarsulara sahip değildir. Küçük akarsuların yatakları da mevsimlere göre değişir. Yazın suları azalan, bazen tamamıyla kuruyan bu akarsuların suları kışın artar.

İlçenin sahip olduğu toprakların büyük bir kısmı tarıma elverişlidir. Orman örtüsü Tekir ve Ganos Dağlarının yüzeylerinde yer yer meşelikler bulunmaktadır. Ayrıca bazı kesimlerde az miktarda  kızılağaç, karaağaç türlerine de rastlanmaktadır.

Merkez ilçenin Marmara kıyılarında Akdeniz iklimi egemendir. Kıyı şeridinde yazlar sıcak, kışlar ılıktır. Bununla birlikte Akdeniz bölgesi kıyılarından ayrı olarak kışın kar yağar. Bölgede zaman zaman esen soğuk kuzey rüzgarları ısının düşmesine neden olur. İç bölgelerde karasal iklim egemendir.

Merkez ilçe, kara ve denizyolu ulaşımının olduğu bir yerdir. Karayolu ulaşımı Tekirdağ kentinden batıya ve kuzeye yayılan 3 yoldan sağlanır. Bunlardan kuzeye çıkarak, Muratlı’dan geçen yol il merkezinin D-100 karayoluna bağlantısını sağlar. İlçenin İstanbul’a bağlantısını oluşturan kıyı (D-110) karayolu batıda Malkara - Keşan üzerinden İpsala’ya dek uzanır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #13 : Mayıs 25 2008, 19:03:24 »
ÇERKEZKÖY

Çerkezköy ilçesi, 1877 – 1878 Osmanlı – Rus savaşından sonra kurulmuş ve buraya Çerkezler yerleştirilmiştir. Çerkezler kısa süre sonra bölgeyi terk etmişler ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler buraya yerleşerek bugünkü yerli halkı oluşturmuşlardır.

Yıldırım Beyazıd’ın Ankara Meydan Savaşı’nda Timur’a yenilip esir düşmesinden sonra şehzadeler arasında taht kavgası başlamıştır. Edirne’de bulunan en büyük şehzade Süleyman Emir’in kardeşi Musa Çelebi’ye mağlup olması üzerine Edirne’den İstanbul’a sığınmak üzere 15 kişilik mahiyeti ile kaçarken, Çerkezköy’de kardeşi Musa Çelebi’nin adamları tarafından katledilmiştir. Şimdiki Atatürk İlkokulu’nun bulunduğu yere gömülmelerinden sonra yine kardeşi Mustafa Çelebi tarafından Süleyman Çelebi’nin mezarının bulunduğu yere türbe yaptırdığı bu nedenle Çerkezköy’ün eski adının “Türbedere” olduğu bilinmektedir.

1912 yılına kadar mevcut olan türbe ve civarındaki 15 kadar mezar, Balkan Harbi’nde 9 ay Bulgarların işgalinde kaldığı sırada, işgalci Bulgar askerleri tarafından yıkılarak talan edilmiştir. Çerkezköy ilçesi 29 Ekim 1922’de düşman işgalinden kurtarılmış. 1 Nisan 1938’e kadar Saray ilçesine bağlı bucak merkeziyken bu tarihte ilçe olmuştur

Çerkezköy ilçesi, doğu ve güneyde İstanbul ilinin Çatalca ve Silivri ilçeleri ile güneybatıda Çorlu ilçesi, batıda Kırklareli’nin Lüleburgaz ve kuzeyde Saray ilçeleri ile çevrilidir. Yüzölçümü 326 km² ‘dir.

 Toplam nüfus artış hızı itibariyle Çerkezköy ilçesi Tekirdağ ili içinde ilk sırada yer almaktadır. Nüfus yoğunluğu itibariyle de km²’ye düşen kişi bakımından da en yoğun olan ilçedir

Çerkezköy ilçesi idari yönden 4 mahalle (İstasyon, Fevzi Paşa, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Gazi Osman Paşa), 4 belde (Karaağaç, Kapaklı, Veliköy, Kızılpınar), 5 köyden oluşmaktadır.

İlçe toprakları Ergene havzasındaki hafif engebeli düzlüklerden oluşur. Tekirdağ’ın doğu kesiminde bulunan Çerkezköy yöresinde Istranca Dağları’nın uzantıları ile arazi engebelenir. Bu kesimlerde yükselti batıya göre daha düşüktür. Yöre topografyası Büyükyoncalı-Bahçeağıl ve Çerkezköy-Velimeşe doğrultusunda uzanan 50-150 m, iki vadi tabanı dışında ise ortalama 150-200 m ve yer yer daha fazla yükseltilerle belirlenmektedir. Tüm yerleşiminin 150-200 m altındaki katlarda yer aldığı ve yüksekçe yerlerinde orman, tarım ve mera alanı olarak kullanıldığı görülmektedir.

Çerkezköy alanı genellikle kalkersiz kahverengi toprak türlerinden oluşmaktadır. Çorlu deresi vadisi boyunca uzanan topraklar alüvyal topraklardır. Kalkersiz kahverengi orman toprakları yörenin kuzey ve doğusunda ormanlarla kaplanmıştır. Diğer kahverengi toprakların çoklukla kuru tarım ve yer yer mera olarak kullanıldığı görülmektedir.

Çerkezköy ilçesinde, Çorlu deresinin güneyinde yer alan Kızılpınar ve Veliköy yerleşmesinin toprakları alüvyal topraklar olup, bölgede her türlü bitkiyi yetiştirmeye elverişli, drenajı iyi olan kolay işlenebilir niteliktedir.

Çerkezköy ilçesi, Trakya ikliminin belirgin özelliklerinin etkisi altındadır. Genel olarak yazlar sıcak, kışlar ılık geçmektedir.

Tekirdağ il merkezine 56 km, İstanbul’a ise 110 km. uzaklıktadır. Çerkezköy’e ulaşım karayolu ve demiryolu ile yapılmaktadır. Çerkezköy ilçesi Kınalı Ayrımı-Çerkezköy-Çorlu yolu ile Çerkezköy-Saray-Vize-Kırklareli yollarının kavşak noktasında bulunmaktadır. Ayrıca Beyciler-Çerkezköy bağlantı yolu ile TEM’e bağlanmaktadır. Çerkezköy için önem taşıyan TEM bağlantı yolu, ilçenin İstanbul metropolü ile ilişkisini kuvvetlendirmektedir.

Çerkezköy ilçesinde demiryolu bağlantısı İstanbul–Edirne–Avrupa demiryolu ile sağlanmaktadır. Çerkezköy istasyonu önemli ihracat istasyonlarından biridir. Ayrıca İstanbul–Çerkezköy elektrikli banliyö hattında 1996’dan beri yolcu taşınmaktadır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #14 : Mayıs 25 2008, 19:05:07 »
ÇORLU

 Çorlu, tarihin çeşitli dönemlerinde Makedonya, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmıştır. Zaman zaman Hun, Avar ve Peçenek akınlarına da maruz kalmıştır. Ayrıca İstanbul üzerine çeşitli seferler düzenleyen Arap ordularının istilasına da uğramıştır.

Ortaçağda burada Bizans’ı korumak için kullanılan Thzolous (Trizallum) kale kentinin bulunması İstanbul yolu üzerinde yer alan Çorlu’ya askeri bir önem kazandırmıştır
 

Çorlu’nun adı ile çok değişik ifadeler mevcuttur. Eski atlaslarda şehrin adı Thzolous, Trizallum şeklinde geçmektedir. Bizans döneminde peyniri meşhur olduğu için Peynir Kasabası anlamında “Tribiton” adı verilmekte, bazı eserlerde “Sirello” şeklinde geçmektedir. Halk arasında Çorlu adının, çorak, işe yaramaz anlamındaki “Çor” veya “ Çur ” ’dan kaynaklandığı, şehrin Türkler tarafından alınışı sırasında zorluklarla karşılaşıldığından zor kelimesine benzetme yapılarak “Çor “ ‘dan geldiği ifade edilmektedir.
 

Çor veya Çur terimi eski Türk boylarında yüksek bir rütbe veya unvan olarak kullanılmaktaydı. Çor veya Çur’dan Çorlu şehrinin adı çıkmıştır.
 

Çorlu 1357’de I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. Süleyman Paşa ve Orhan Gazi’nin ölümleri üzerine tekrar Bizans egemenliğine geçen Çorlu, 1361’de kesin olarak Türklerin hakimiyetine girmiştir.
 

Şehzade Selim ile II. Beyazıt Çorlu yakınlarındaki Uğraşdere’de karşılaşmış ve Şehzade Selim babasının kuvvetleri önünde yenilmiştir.
 

1512’ de tahtını oğluna bırakan II. Beyazıt, Dimetoka Sarayı’na giderken Çorlu Konağı’nda ölmüş. Daha sonra Yavuz Sultan Selim de İstanbul’dan Edirne’ye giderken 21 Eylül 1520’ de aynı topraklarda ölmüştür.
 

Eylül 1676’da ise Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Çorlu ile Karıştıran arasındaki Karabiber Çiftliği’nde vefat etmiştir.
 

18. yüzyılda Kırım’dan uzaklaştırılan hanzadelerin ve Girayların sürgün yerlerinden biri Çorlu olmuştur.

Çorlu 1830’da Rumeli Beylerbeyliği kaldırılıp, Edirne vilayeti kurulunca, Çorlu bu vilayetin Tekirdağ sancağına bağlı bir kazası haline getirilmiş. 1870’te vilayetler örgütünün ıslahı sırasında durumunu olduğu gibi korunmuştur.
 

1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı, bunu izleyen Balkan ve l. Dünya Savaşlarında, elden çıkan topraklardan başlayan göçler, Çorlu’nun nüfus ve yerleşme yapısını büyük ölçüde değiştirmiştir. 1934’de Romanya ile anlaşılarak 50.000’ e yakın Türk, ülkeye getirilmiştir. Çorlu’da bir mahalle “Reşadiye Mahallesi” bu göçmenlerin yerleşmeleri için ayrılmıştır. Yine 1989–1990 yıllarında Bulgaristan’da yerlerinden oynatılan soydaşlarımızdan 15.000 kadarı Çorlu’ya yerleşmiştir.
 

Çorlu 1876’da geçici olarak Rusların eline düşmüştür.  1912–1913 Balkan savaşlarının I. devresinde Osmanlı Doğu Ordusu Kumandanlığı karargahı Çorlu’da idi. 5–6 Aralık 1912 Balkan Savaşı’nda Bulgarların eline geçmiş. Balkan savaşlarının II. devresinde Edirne’ye doğru ilerleyen Türk Ordusu tarafından 15 Temmuz 1913’de kurtarılmıştır.
 

25 Temmuz 1920’de Yunan işgaline uğrayan Çorlu 15 Ekim 1922’de bu işgalden kurtarılmıştır.

Çorlu ilçesi, idari yönden 12 mahalle (Hatip, Hıdır Ağa, Nusratiye, Kazımiye, Reşadiye,Muhittin Sağlık, Silahtar  Ağa, Cemaliye, Şeyh Sinan, Camiatik, Kemalettin.), 5 belde (Ulaş, Velimeşe, Marmaracık, Misinli, Yenice), 17 köyden oluşmaktadır.
 

Çorlu’da şehirleşme 1970’lerden itibaren hız kazanmıştır. Çorlu özellikle 1990 sonrası, hızla artan bir sanayi ile Türkiye’de en fazla göç alan yerlerden biri haline gelmiştir.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #15 : Mayıs 25 2008, 19:05:41 »
HAYRABOLU

Hayrabolu, Trakya’nın en eski kasabalarından biridir. Eski adı Chariupolis (Rüzgarlı şehir), bugünkü adının ise fetih sırasında ölen kale komutanı Hanripol’dan ya da “fethin hayrı boldur.” deyiminden geldiği ileri sürülmektedir.
   
    Trakların yerleşim alanlarından biri olduğuna dair belirgin bazı işretlerin bulunduğu İncirlik yurt yeri Hayrabolu’ya 9,Kabahöyük köyüne 2 km uzaklıktadır.

İlçe,tarih çağları boyunca Makedonyalıların, Hun, Avar, Peçenek, Bulgar gibi Türk boylarının akınlarına ve Roma  Bizans imparatorluklarının idaresinde bulunmuştur.

Hayrabolu Türkler tarafından 1357 yılında fethedilmişse de bir süre sonra elden çıkmıştır. Hayrabolu 1368 yılında Sultan Murat tarafından son kez ve kesin olarak Bizansın elinden alınmıştır. Bu tarihten sonra Hayrabolu’ya Anadolu’nun muhtelif yerlerinden, bilhassa da Karasi, Sivas, Kayseri ve Ermenek’ten Türkler getirilip yerleştirilmiştir.

Türklerin Trakya’yı almalarını sağlayan kuvvetlerin başında Yörükler gelir. Birçok tarihi kayıtlarda Yörüklerin Sultan Orhan devrinden başlayıp (1324-1362) Fatih Sultan Mehmet’e kadar geçen zamandan süre gelen akınlarıyla, Trakya bölgesinin tamamıyla birlikte Hayrabolu’nun da Türkleştirildiği görülmektedir.

Yörüklerin en büyük beyleri Tekirdağ, Hayrabolu ve Çorlu’da otururdu. Bir ara Tekirdağ’da Yörük ocaklarının 419’a kadar ulaştığı tarihi kayıtlarda bulunmaktadır. Osmanlılar döneminde Hayrabolu’ya çok sayıda Türk boyları gelip yerleşmişlerdir. Bu nedenle de bir çok yerleşim birimi ve köylerin adı ,bu boylardan gelmektedir.

Hayrabolu’ya Anadolu’dan gelen şeyhler ve ahiler de bulunuyordu.(Sarban Ahmet, Balıklı Baba, Üveysi Baba, Gül Baba...) Sarban Ahmet, Irak seferine giderken ilk Türk tarikatı olan Melami Tarikatı liderlerinden ve kurucularından Pir Ali Sultan ile Konya’da tanışıp ondan etkilenmiş, 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman fermanı ile Hayrabolu’da dergâhını açmıştır. Dergâh 1888 yılında Abdülhamit’in talimatı ile bir de harem dairesi yaptırılarak tekrar açılmıştır.

Hayrabolu’nun sefer yolu üzerinde bulunuşu nedeniyle uzun yıllar, özellikle Kanuni devrinde at ve develerden kurulan savaş ikmal kollarına kışlak olmuştur.

Fetihten sonra Cerman Sancağına bağlanmış bir bucak merkezi iken 1849 yılında Tekirdağ’a bir ara (1866-1867) Lüleburgaz’a bağlanmışsa da 1867 yılında müstakil kaymakamlık haline gelen Hayrabolu 1868 de ilçe olmuş, Tekirdağ’ın il haline gelmesinden sonra da Hayrabolu Tekirdağ’ın ilçesi olmuştur.

Hayrabolu 1829 ve 1878’de Rus,1912’de de Bulgar işgaline uğramıştır. 1. Dünya savaşından sonra önce müttefiklerin sonra da Yunanlılar’ın işgaline maruz kalmış ve 14 Kasım 1922’de düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Hayrabolu ilçesi merkezi idari yönden 4 mahalleden (Aydınevler, Hisar, İlyas, Kahya) meydana gelmektedir. Hayrabolu ilçesinde biri ilçe merkezi ikisi de beldelerde (Çerkezmüsellim, Şalgamlı) olmak üzere üç belediye teşkilatı vardır. İlçeye 46 köy bağlıdır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #16 : Mayıs 25 2008, 19:06:11 »
MALKARA

 Tarihi kaynaklar Pers Kralı Kserkes (Kayhüsrev) zamanında Yunan şehirleri ile yapılan savaşlar (Pers savaşları) sırasında, Malkara’ya çok yakın olan Gürgen bayırı denilen yerde bir kalenin yapıldığı söylenmektedir. Bu kale civarında birçok yılan bulunduğundan, bu kaleye Farsça Margar ve Margaar adı verilmiştir. Malkara sözü, yılanlı mağara veya yılanlı kale anlamına gelmektedir.

Malkara’nın çeşitli tarihi dönemlerde adı birçok değişiklerle günümüze gelmiştir. Margar-Margaar (İran’lılar), Megalo Hora (Bizanslılar), Megalo Goro, Migalgara, Maalgara ve en son şekli ile Malkara adını almıştır.

Türkler, Gazi Süleyman Paşa’nın emrindeki güçlerle Rumeliye geçmişlerdir (1353-1356). Bu sırada Hacıilbey, Lala Şahin, Balaban Bey, Küçükhıdır Bey, Evrenbey, Hacısungur Bey, Müstecep Bey gibi ünlü komutanlar öncülüğünde Tekirdağ, Vize, Keşan, İpsala ve Çorlu şehirleri hızla fethedilmiştir. Kaynaklar bu arada Malkara’nın da alındığını yazmaktadır. 1360’lı yılların başında Bizanslıların saldırıları sonucunda birçok yer gibi Malkara’da elden çıkmıştır. Ancak l. Murat, bölgede duruma hakim olunca, daha önce elden çıkan yerler, Malkara’da dahil bölge kesin olarak Türklerin eline geçti.(1363) Malkara’yı feth eden komutanın da Hacı İl Bey olduğu bilinmektedir.

Malkara’nın kesin olarak Türklere geçmesinden sonra, Osmanlıların iskan politikasına uygun olarak Anadolu’dan getirilen Yörükler, Malkara ve civarına yerleştirilmişlerdir. Bu arada, Ankara ve Çankırı dolaylarından getirilen bazı ahi grupları da Malkara'ya yerleştirilmişlerdir. Malkara ve civarına yerleştirilen Yörüklerin büyük bir bölümünün l. Mehmet (Çelebi) döneminde (1402-1421) Saruhanlı Beyliğinin yörükleri oldukları bilinmektedir. Bunlar; Konya, Aydın ve Muğla çevrelerinden getirilerek yerleştirilmişlerdir. Başlarında da ünlü Paşayiğit bulunmaktaydı.

İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından sonra, Malkara’nın Balkanlara yapılacak seferler sırasında önem kazandığı görülür. Fatih döneminde Malkara, daha sonraları “ Evlad-ı Fatihan ” adıyla anılan akıcıların merkezi olacaktır. Paşayiğit’in soyundan Turhan Bey, yaşadığı dönem içinde Malkara’nın gelişmesini sağlamış, bu dönemde Malkara oldukça gelişmiştir. Zira, akıncı birliklerinin tüm ihtiyaçları buralardan karşılanmaktadır. Fatih döneminin önemli akıncı beylerinden, Ömer  Bey’in kabri de (1488) Malkara’da bulunmaktadır.

Yükselme döneminde, Edirne-Belgrat önem kazanınca Malkara eski önemini yitirir, gibi görünür. Ancak bu sırada ünlü devlet adamlarının ve komutanlarının sürgün yeri olarak önemini devam ettirir. Bunlar arasında Hadım Süleyman Paşa (1548), Koca Sinan Paşa ünlü Osmanlı Vezir-i Azamıdır (1596), Sadrazamı Sofu Mehmet Paşa (1469), Hüsrev Mehmet Paşa, Melek Ahmet Paşa, Boynu Eğri Mahmut Paşa, Hacı Evhat, (1524’lerde Kanuni’nin özel öğretmeni), Bedri Mustafa Paşa bulunmaktadır.

Büyük Gezgin Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Malkara’ya da yer vererek Malkara’nın 1.150 haneden oluştuğunu, evlerin kiremit örtülü, bakımlı bir şehir olduğunu belirtir.

Malkara, 1828 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ilk defa işgale uğramıştır. 1878 Osmanlı-Rus Savaşında da Tekirdağ işgale uğrayınca Malkara’da önemli göçlere sahne olmuştur. Malkara, tarihin en kötü günlerini Balkan Savaşı sırasında yaşamıştır. 9 Kasım 1912’de Bulgarlar tarafından işgale uğramıştır. Yerli Bulgar ve Rumların da işbirliği ile 500’den fazla kadın, erkek ve çocuk şehit edilmiştir. Katledilen insanlar, toplu olarak gömülmüşlerdir. İşgal 8.5 ay sürmüş,  bu arada şehir yağma edilmiş, yakılmış, yıkılmış, 14 Temmuz 1913’te Mustafa ve Enver Paşa’nın birlikleri tarafından şehir harabe halinde kurtarılmıştır.

Malkara son kez l. Dünya Savaşı sonunda 20 Temmuz 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, 11 Ekim 1922’de sağlanan ateşkes uyarınca 14 Kasım 1922 tarihinde Yunanlıların şehri boşaltmasıyla kurtulmuştur.

Malkara 1870 yılına kadar Gelibolu’ya bağlı kalmış bu tarihte Edirne vilayetine bağlı Tekfurdağ Sancağına (Tekirdağ) bağlanmıştır. Bazı kayıtlara göre de Malkara 1880 yılında ilçe olmuştur.

Malkara ilçesi idari yönden 4 mahalle (Camiatik, Hacıehvat, Yenimahalle, Gazibey) 3 belde ve 70 köyden oluşmaktadır. Malkara ilçesinde biri ilçe merkezi, üçü kasaba (Sağlamtaş, Kozyörük, Balabancık) olmak üzere dört belediye teşkilatı vardır 

Malkara ilçesinin nüfusu ile ilgili olarak arşiv kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde 1455 yılında hane sayısının 789 olduğu, nüfusunun da 3.990 civarında olduğu anlaşılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında nüfusu 3084, 3. Mehmet döneminde ise nüfusunun 2.835 civarında olduğu görülmektedir. 1831 yılında yapılan ilk gercek nüfus sayımında toplam nüfus 5.778’dir.

 Tekirdağ iline 56 km. uzaklıkta olan Malkara’nın kuzey batısında Uzunköprü, kuzey doğusunda Hayrabolu, güney doğusunda Şarköy, güneyinde Gelibolu, batısında ise Keşan bulunmaktadır.1.149 km2‘lik yüzölçümü ile Tekirdağ ilinin toprak alanı en geniş ilçesidir.

İlçede yüksek dağlar, vadiler yoktur. Genelde toprakları, aşınmış, tepelerden yarı ova özelliği gösteren plato görünümündedir. Tekirdağ ilinin en önemli dağı olan Tekir Dağları Malkara’ya 25 km. mesafededir. Bu dağlar, ilçemizin güney bölümünde, Tekirdağ-Gelibolu istikametinde uzanırlar. İlçenin sınırları Çimendere köyü yakınında son bulur. Ganos dağı, Tekir sıra dağlarının en önemli yükseltisidir. Malkara’nın yüzey şekilleri nedeni ile büyük akarsuları yoktur. Barajları ve göletleri besleyen dereler vardır.

İlçe; kara iklimine sahip olup, kış ayları soğuk ve yağışlı geçmektedir. Yazlar da, genellikle sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 500 milimetredir.

Malkara, Tekirdağ il merkezinin 58 km batısındadır. Tekirdağ’dan Yunanistan’a ulaşan D-110 karayolu üzerindedir. İlçenin, İstanbul- Tekirdağ –Çanakkale-Edirne-Kırklareli gibi il merkezleri ile yol bağlantısı bulunmaktadır.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #17 : Mayıs 25 2008, 19:06:49 »
MARMARA EREĞLİSİ

 Gerek coğrafi konumu, gerekse Perinthos adında bulunan -nt- çift sessiz harfi dolayısıyla burada koloni kurulmazdan önce de yerleşimlerin olabileceği olasılığını ortaya koymaktadır. Perinthos ‘a çok yakın iki tarih öncesi yerleşmesinde, Kamaradere ve Toptepe Höyüğünde İ.Ö.4300 yıllarına tarihlenen buluntular bulunması bu savı arkeolojik olarak belgelemektedir.

Antik çağlardaki ismi ile Perinthos’un adının kökeni ve tarihi hakkında çeşitli tartışmalar vardır. Tarihçi Heredot Perinthos’un adının kökeni ve tarihi hakkında tartışmalar vardır. Tarihçi Heredot Perinthos’un bir Trak kalesi olduğundan ve Perinthosluların saldırılarda özgürlüklerini yiğitçe savunduklarından bahseder.

 

Antik kaynaklar ve Arkeolojik belgelerden edinilen bilgilere göre İ.Ö.600 yıllarında Samoslu kolonistlerce kurulmuştur. Trakyanın ticarete atılmasından sonra kurulan kent iki doğal limana sahip olmasından dolayı bütün çağlarda önem kazanmıştır. Perinthos’un kuruluş efsanesinde Herakles (Herkül)ve elinde meşalesiyle Artemis yer alır. Bu nedenledir ki İ.S.2. yy.dan sonra ismi HERAKLEİA olarak değişir. (Anadoludaki bütün Heraklia kentleri günümüzde Ereğli olarak adlandırılmıştır. Örneğin: Konya Ereğlisi ve Karadeniz Ereğlisi).

Kuruluşundan kısa bir süre sonra İ.Ö.570 yılları civarında Selymbria (Silivri) koloni kentini kuran Megalılar Perinthos’u ele geçirmek ister. Ancak başarılı olamazlar. Bu sırada doğudan gelen başka istilacılar vardır. Pers kralı Dareus İ.Ö.514-513 yıllarında Tuna’nın kuzeyindeki İskitlere karşı yaptığı seferi sırasında Trakya’yı Pers hakimiyeti altına alır. Bu sırada Perinthos’ta Pers egemenliğine girmiştir. Perslerin İ.Ö. 476-475 yıllarında Kimon tarafından yenilgiye uğratılarak Trakya’dan çekilmelerinden sonra Perinthos yeniden bağımsızlığını kazanır.

Bu tarihten Makedonya saldırısına kadar kent hakkında fazla bilgi yoktur. Makedonya kralı II.Philip Heraion Teichos’a (Bu günkü Karaevli köyü altı, Çitlenbik deresinin denizle birleştiği alan) kadar olan bölgeyi Odyris Kralı Kersepleptesi yenerek zaptetmişti. İ.Ö.341 (Karaevli altında 1997 yılında Tekirdağ Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazıda bulunan kıralın büyük bir olasılıkta Kersepleptes olduğu tahmin edilmektedir.) II. Philip Perinthos’u kuşatmasına rağmen, bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak II.Philip’in oğlu Büyük İskender daha sonra Perinthos’u egemenliği altına almıştır. Perinthos’ta Büyük İskender döneminde (İ.Ö. 336-323) darphane kurulmuş, Büyük İskender bu darphanede kendi adına sikke (madeni para) bastırmıştır. Daha sonra kent Romalıların müdahalesiyle bağımsızlığını kazanmıştır.

İ.Ö. 72 yılında Orta Karadeniz kıyılarına hakim olan Pontus kralı Mithridates batıya doğru ilerlemiş bir çok batı kentlerini ele geçirdikten sonra Perinthos’u da kuşatmış ancak almayı başaramamıştır.

İ.S. 19 yılında Roma İmparatoru Tiberius Trakya’ya Vali göndermeye başlamıştır. Böylece Trakya Romaya bağımlı bir devlet haline gelir. İ.S.46 yılında İmparator Cladius, Trakya kraliyet sülalesini bertaraf ederek Roma eyaletini kurar. Roma döneminde eyalet valisinin ikametgahı perinthos’tur. Kapsamlı bir ticaret ve gelişmiş ekonomisiyle büyük sahil yolu üzerindeki konumu ve limanları ile Perinthos Marmara denizinin kuzey kıyısındaki en önemli koloni kentidir. Askeri açıdan çok önemlidir. Özellikle üzerinde bulunduğu yollar sayesinde önemi artmıştır. Roma çağında “Viva Egnatia” adı verilen ve Adriyatik kıyısındaki Dyrrachium’dan başlayıp Byzantion’a (İstanbul) ulaşan sahil yolu ile Singidunum’dan (Belgrad) başlayıp Perinthos’ta sona eren ordu yolu üzerindedir. Romalı askerler Marmara’nın Güney Sahillerine Perinthos’tan kalkan gemilerle ulaşmaktadırlar.

İ.S.196 yılında Roma İmparatorluğu ile Byzantion arasında çıkan anlaşmazlıkta Perinthos Romanın saflarında yer almıştır. Çıkan savaşta Byzantion yenilince Roma İmparatoru Septimus Severus Byzantion’u köy statüsüne indirerek eyalet merkezi olan Perinthos’a bağlamıştır. Bu savaş anısına Septimus Severus Büyük bir heykelini Perinthos’a diktirmiştir. Bu dönemde Perinthos oldukça hızlı gelişmiştir.

İmparator Aurelian’ın ölümünden sonra (İ.S. 3 YY.) Perinthos’un ismi Heraklia (Herakles’in Kenti) olarak değiştirilmiştir. Daha öncede belirttiğimiz gibi bütün Heraklia kentleri bugün EREĞLİ olarak anılmaktadır.

İ.S. 4-5. YY.da Heraklia halı dokuma yeri olarak ün salmıştır. Roma İmparatorluğunun İ.S.395 yılında ikiye ayrılmasından sonra başkentin Kostantinapol olmasıyla önemini giderek yitirmeye başlamıştır.

Bizans İmparatoru Anastasius (491-5189 Justinianus 8527-565) zamanlarında Heraklia büyük bir onarım ve yeni yapılaşma yaşamış ve bir kez daha önem kazanmıştır. Bu dönemlerde Perinthos’un dini bir piskaposluk merkezi olduğu yazılı kaynaklardan öğrenilmektedir. Ayrıca Dr.Nuşin Asgari ve Tekirdağ Müze Müdürlüğü tarafından yapılan sur içi kazılarında bu döneme ait iki büyük Bazilikanın bulunmasıyla bu durum yazılı belgeler ve kalıntılarla birlikte kanıtlanmıştır.

4.5 ve 6. YY. da kentin nüfus yoğunluğunun çok olduğunu belirleyen bir başka belgede, yine son yıllarda Tekirdağ müze Müdürlüğünce saptanan ve bir kısmında kazı yapılan kaya mezarlarıdır. Zeminin kumtaşı olması nedeniyle Marmaraereğlisinin kuzey doğu ve batı kesimi o dönemde büyük bir mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Bu dönemde Perinthos’un su sorunu, bu gün Veliköy beldesinin güney doğusunda yer alan Çukurçengel su kaynaklarından elde edilen suyla sağlanmıştır. Su kaynaklarının bulunduğu bölgede havuzlar ve kanallar yaparak sonra da pişmiş topraktan yapılan su künkleriyle su Perinthos’a kadar taşınmıştır. Bu gün dahi Marmaraereğlisinde iki adet çeşmenin suyu bu su kaynaklarından gelmektedir.

Bugünkü yoğun yerleşmenin altında kalan antik şehir çok büyüktür; Sadece Akropolün uzunluğu yaklaşık 1.5 km.’yi, genişliği 500 m’yi aşmaktadır. Doğu – Batı doğrultusunda uzanan yüksek bir yarımada olan bu Akropol’ün kuzeyinde Perinthos koyu ve limanı, kuzey batı eteklerinde ise yaygın bir aşağı şehir kesimi ve bu şehri kuzeyden geniş bir Nekropol alanı çevreler. Akropol’ün kuzeyi ve batısını, bir de aşağı şehri çevreleyen surlar Perinthos’un en belirgin kalıntısıdır. Akropol’ün1/3’ü askeri bölge içinde kalmaktadır. Akropol’ün güneyinde Bizans kaya mezarları yer alır. Kuzey doğuda Mola Burnu içinde yer alan limanın içi bugün dolmuş ve sığlaşmıştır. Burundan çıkan dirsekli mendireği ise denizin içinden Kılkaya Fenerine kadar izlemek mümkündür.

Akropol’ün üzerindeki antik yapıları doğudan batıya sıralayacak olursak Mola Burnu’nun kuzey yamacında tonoz geçitli bir tuğla yapı kalıntısı, Akropol’ün güney yamacında bir tiyatro yeri, ortalarında bir yapının çift tonozlu terası, batı ucunda büyük bir Bizans Kilisesi’nin kalıntısı, güney batı yamacında ise Bizans yapı kalıntısı görülür.

Marmaraereğlisi Koyunu kuzeyden Kamara dereden başlayarak şehri bir yarım ay şeklinde Nekropol çevirmektedir. Bu Nekropol’de arkaik çağdan itibaren Bizans çağı içlerine kadar uzun bir zaman süresince çeşitli tipte mezar stelleri, lahitler, mezar sunakları ve mezar anıtları kullanılmıştır. Bunlardan ortaya çıkarılanlar Tekirdağ Müze Müdürlüğü’nde ve Marmaraereğlisi içinde yer alan açık hava müzesi olarak ayrılan alanda koruma altına alınmışlardır.

Şehrin kuzey batısındaki düzlükte antik su yolu kalıntısı ve Osmanlı su terazisi ile çeşme şehrin İstanbul girişindeki yolda toprağın yüzeyinde izlenebilen antik duvar kalıntıları da yer almaktadır.

Aşağı şehir surlarının üstünde inşa edilmiş olan “Konstantin’in Evi”olarak adlandırılan Konstan evi Rum Evi bulunmaktadır.

Evin güneyinde Akropol’ün hemen altında yaklaşık 220 m. uzunlukta stadion yer almaktadır.1986 yılında yapının Krypthoportikus denilen alt geçidin anıtsal giriş kapısının yeri tespit edilmiş ve 1987 yılında yapılan kurtarma kazısıyla da ortaya çıkarılmıştır. Akropol tepesinin kuzey yamacında St. George Kilisesi bulunur.

Marmaraereğlisi’ndeki taşınmaz kültür varlıkları Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır.1.derece Arkeolojik sit alanları yeni yapılanmaya kapalı olup 2.ve 3. derece arkeolojik alan ilan edilen bölgelerde Müze denetiminde inşaat yapılmaktır.

Tekirdağ ile Marmaraereğlisi arasında bulunan ve Marmaraereğlisine 5 km. uzaklıkta Toptepe Höyüğünde yapılan kurtarma kazısında önemli buluntular ortaya çıkarılmıştır. Eski bir yerleşim yeri olan Toptepe’de Tekirdağ Müze Müdürlüğü ve İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Prehistorya bölümünden Doç.Dr.Mehmet ÖZDOĞAN ile birlikte yapılan kurtarma kazısında Kalkolitik çağa ait önemli veriler bulunmuştur.

Marmaraereğlisi Trakya’nın Efes’i durumundadır. Toprak altındaki şehir ortaya çıkarıldığında turizme büyük hizmet edilmiş olacaktır.

Marmaraereğlisi’nin kuzeyindeki düzlük ve sırtların üzerinde 8 tümülüs bulunur. Çoğunlukla sivri konik biçimli olan ve yığma tepelerin çevresinde krepis yoktur. Hiç birinde (Tümülüs) mezar odası görülmemekle beraber, hemen hepsinin üzerinde ellenmiş olduklarını belirten büyük ya da ufak göçmeler bulunmaktadır. Tümülüsler kuzeyden güneye, deniz kıyısına dikey üç sıra halinde dizilmişlerdir.

Batıdaki sıra; Kukunartepe, Kalemistepe, ortadaki sıra; Çiçeklitepe, Yılmatepe, Miltepe, Doğudaki sıra küçük Metristepe, Büyük Metristepe ve Bekçitepedir.

Çorlu yolu üzerinde Omurca çiftliğinde Rumlardan kalma büyük bir şaraphane, kilise ve sarnıç yer almaktadır.

1876-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında kısa bir süre bölge Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Teşkilatlı limanı ve feneri olan Ereğli’ye İstanbul’dan “İdare-i Mahsusa” vapurları düzenli sefer yapıyorlardı.

Balkan savaşında (1912) Bulgar işgali sırasında, bölge halkı zorlu günler geçirmiş,ancak hemen sonra M.Ereğlisi ve Tekirdağ kıyılarına çıkarma yapan Osmanlı ordusu, Bulgarları geriye püskürtmüştür. 20 Temmuz 1920 günü sabahı, İngilizlerin himayesindeki Yunanlılar, Ereğli ve Tekirdağ kıyılarına çıkarma yapmışlardır.

İstiklal Savaşında “Trakya-Paşaeli Mudafaa-ı Hukuk Cemiyeti” düşman işgalinden kurtulmak çabalarını sürdürmüştür. Anadolu ‘da Büyük Taarruzun başlaması ile , Türk Ordusunun önünden kaçan çok sayıda Rum, deniz yoluyla Ereğli’ye gelmiş, daha sonra Çorlu’ya geçerek Yunanistan’a gitmişlerdir. Nihayet 1922 yılında tekrar Türklerin eline geçmiştir.

Marmaraereğlisi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Tekfurdağı (Tekirdağ) sancağının kazası halindeydi.

Eski Ereğli (Gümüşyaka) , Sultanköy ve Çeşmeli’ deki büyük çiftliklerde, Balkanlardan gelen göçmenler iskan edilmiştir. Böylece bu göçmenlerin yerleşmesi sonucunda M.Ereğlisi bir gelişme göstermiştir.

Marmaraereğlisi 1940 yılına kadar, köy statüsü durumundaydı. Bu tarihten sonra 7 köyün birleşmesi ile (Çeşmeli, Eski Ereğli, Sultanköy, Şahpaz, Türkmenli, Yakuplu, Yeniçiftlik) Çorlu ilçesine bağlı nahiye haline getirilmiştir.

Marmaraereğlisi 16.6.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla ilçe olması kabul edilmiştir.

İlçe merkezi üç mahalle (Muhacir, Cedit Ali Paşa, Dereağzı Mahalleleri), iki belde (Yeniçiftlik beldesi) ve üç köyden meydana gelmiştir.

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #18 : Mayıs 25 2008, 19:07:29 »
MURATLI

Muratlı, İstanbul – Edirne ve Tekirdağ – Edirne hattı üzerinde önemli bir merkez olup eski sefer yolları arasında bir geçit yeri üzerindedir. Osmanlı hükümdarı l. Sultan Murat, sefer dönüşü bu bölgeden geçerken eski karayolu köprüsünün güneyinde ordugah kurmuş ve bu alanı çok beğenmiş.

Muratlı’nın ismiyle alakalı şu rivayet anlatılır:

Yaveri hükümdarına:

-Sultanım bu beldeyi çok beğendiniz. Bu beldeye ne ad verelim?

 diye sormuş.

Sultan:

- “Murat Eli olsun “, diye ferman buyurmuş.

Böylece tarihe ve coğrafyaya bu adla geçmiştir. Zaman içerisinde bu adın söylenmesi biraz zor gelince Murat Eli, Muratlı’ya dönüşmüştür. Tarihin önemli bir olayı da hemen Muratlı’ya yakın Büyük Karıştıran ‘da geçmiştir. İkinci Beyazıt oğlu Yavuz Sultan Selim ile bu topraklarda savaşmıştır. Yavuz Sultan Selim, Edirne’ye doğru giderken Muratlı ilçesine bağlı Yukarı Yeşilsırt köyünde Ulaz mevkiinde ölmüştür.

Muratlı Cumhuriyet döneminde Atatürk tarafından göçmenlerin yerleştirilmesiyle kurulmuş bir ilçemizdir.

Muratlı merkezinin çok eski zamanlardan beri meskün bir yer olduğunu İnanlı Tarım İşletmesi (Eski adıyla İnanlı inekhanesi ve aygır deposu)yakınında bulunan ve Zindan Üstü (Şimdiki Sarı Bayır) adı verilen yerde şehir kalıntılarının temellerinden çıkan küp ve bakır parçalarından anlaşılmaktadır. Muratlı Bağlar mevkiinin  de eski yerleşim yeri olduğu bilinmektedir.

19. Yüzyılın sonlarında demiryolu geçinceye kadar (1870) 17 hanelik bir yer olan Muratlı, sonraları 30-40 haneye ulaşmıştır. Köy gelişerek 1910 yılında nahiye (bucak) merkezi olmuştur.

Cumhuriyet devrinde göçmenlerin ilçeye yerleştirilmeye  başlaması ile Muratlı hızla büyümüştür. İlçe uzun zaman Çorlu  kazasına bağlı bir nahiye olarak yönetilmiş, 01.09.1957 tarihinde  ilçe olmuştur.

Muratlı ilçesi idari yönden 6 mahalle ( Fatih, İstiklal,  Kazım Dirik, Kurtpınar, Muradiye, Turan ) ve 16 köyden oluşmaktadır.

Muratlı, 1959 yılında elektriğe kavuşmuş, 1971 yılında ise ulusal şebekeye bağlanmıştır. 1968 yılında ilçe düzenli suya kavuşmuş, 1972 yılında ise yeterli duruma getirilmiştir.
     Muratlı, il merkezine 24 km uzaklıkta olup, doğusunda Çorlu ilçesi, güneyinde Tekirdağ ve kuzeyinde Kırklareli ilinin Lüleburgaz ilçesi bulunur.

Yüzölçümü 427 km² ‘dir. İlçede yüksek dağlar ve vadiler yoktur. İlçe toprakları genellikle geniş tabanlı ve bereketli  düz alanlardan (ovalardan) oluşur. Bazı kesimler engebeli olmakla birlikte bunların yükseklikleri çok azdır.

Kaynağı ilimiz sınırları içinde olan en önemli akarsu  Ergene güney-batıya doğru akarak Muratlı yakınlarındaki İnanlı köyüne kadar Çorlu ve Vize sularıyla birleşerek Ergene nehri (çayı) adını alır.

İlçenin sahip olduğu toprakları çok büyük bir kısmı tarıma elverişlidir. İlçenin orman yapısı yok gibidir.

Kara iklimine sahip olan ilçe kış aylarında soğuk ve yağışlıdır. Yazlar da genellikle sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 587.6 mm’dir. Sıcaklık ortalaması 18.7C ’dir.

İstanbul-Edirne demiryolu, Çerkezköy–Çorlu ve Muratlı istasyonlarından geçer. Uzunluğu Muratlı İlçesi sınırlarında 21 Km. dir. İlçede bir istasyon şefliği bulunmaktadır. İstasyon 5 yoldan meydana gelmiştir. İstasyonun 1. Yolunda 300 m. Uzunluğunda 7 metre eninde yükleme ve boşaltma rampası vardır. D.D.Y. Muratlı Tren İstasyonu:1870 yılında Avusturya’lılar tarafında inşa edilmiştir. 1937 yılına kadar, Faransız demiryolu şirketi tarafından işletilmiştir. Aynı yıldan itibaren TCDD İşletmesine geçmiştir. D-110 ve D-100 karayollarını birleştiren  karayolunun  ilçeden geçmesi  yörenin  yurtiçi ve yurtdışı ulaşımını kolaylaştırmaktadır.


  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #19 : Mayıs 25 2008, 19:08:09 »
SARAY

Saray’ın eski bir yerleşme merkezi olduğu, Güneşkaya (Güneşli) mevkiindeki tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

   Tekirdağ ilindeki en eski yerleşme bölgelerinden Saray ilçesi sınırları içindeki Güneşkaya ve ve Güngörmez mağaralarında Paleolitik (Eski Taş Devri) ve Kalkolitik yerleşme izlerine rastlanmıştır.

    İlçe; Bizans döneminde küçük bir yerleşme birimiydi. Osmanlılar döneminde ise Istırancaların güney eteklerini izleyerek iki başkenti Edirne’yi İstanbul’a bağlayan yol üzerinde yer almasından önem kazanmıştır.

    Cengiz Han’ın soyundan gelen Kırım Hanları 18. Yüzyılda bu bölgede özellikle de Saray dolaylarında sürgün hayat yaşamışlardır. Bugün Saray Ayaz Paşa Camii avlusunda gömülü olan Kırım Hanları şunlardır:

ll. Devlet Giray Han: ölümü 1725, ll. Fetih Giray Han ölümü 1746, İslam Giray Sultan ölümü 1742, lll. Selim Giray Han: ölümü 1785, lV. Devlet Giray Han: ölümü 1780, Şahbaz Giray Han: ölümü 1792,

     Saray, Fatih döneminden 19. Yüzyılın sonlarına kadar Edirne Vilayeti Kırkkilise (Kırklareli) Sancağı’nın Vize kazasına bağlı bir nahiye olarak yönetilmiş.1916’da Kırkkilise sancağına bağlı bir kaza merkezi olmuştur.

     Milli mücadele sırasında bütün bölge ile birlikte Yunan işgaline uğramıştır. 1920’ de başlayan bu işgal Mudanya Mütarekesi ile 15 Ekim 1922 ‘de İtalyanlara teslim edilen Saray, 30 Ekim 1922 ‘de ise Yunan işgalinden kurtulmuştur.

     Saray ilçesi idari yönden 4 mahalle (Ayazpaşa, Kemal Paşa, Pazarcık, Yenimahalle) 2 Kasaba (Beyazköy, Büyükyoncalı ) ve 20 köyden oluşmaktadır.

Saray ilçesi, kuzeyde Karadeniz, Kırklareli, doğuda İstanbul, güneyde Çerkezköy, batıda Çorlu ile çevrilidir.

     Yüzölçümü 612 km² olup İl merkezine uzaklığı 82 km’dir.İlçenin yükseltisi ise 140m’dir.

     Düz bir alan üzerine kurulmuş bulunan ilçe topraklarının büyük bölümü Ergene Havzasında yer alır. Arazi kuzeydoğuda Yıldız (Istıranca) dağlarına doğru yükselerek uzanır. İlçenin en yüksek noktası Yıldız dağları üzerinde yer alan Karatepe’dir.(473m)

     Trakya bölgesine hayat veren Ergene nehri Saray ilçesindeki Karatepe Güneşkaya mevkiinden doğar. Diğer iki akarsu Vize suyu ile Galata deresidir.Vize suyu ilçe dışında Ergene nehrine karışırken, Galata deresi Saray ilçesinin doğusundan geçip Çerkezköy ilçesinde Ergene nehrine ulaşır.

İlçenin sahip olduğu toprakların 314.895 dekarı kullanılan tarım alanları teşkil ederken orman ve fundalık alanlar 255.665 dekardır.

     Trakya’da tek Karaçam ormanı Saray Kastro yöresinde bulunur. Bu sebeple Kastro yöresindeki 329 hektarlık Karaçam ormanı 18 Nisan 1988 tarihinde doğayı koruma alanı (Milli Park) olarak ayrılmıştır. Yıldız Dağları (Istranca) ormanlıktır. Bu ormanlarda geniş yapraklı ağaçlardan,  meşe ve karaçam hakimdir. “Bahçeköy” bölgenin önemli orman işletmelerinden biridir.

     İlçede kara iklimi hakimdir.Kış ayları soğuk ve yağışlı geçmektedir.Yazlar sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 678.2 mm’dir.
     Tekirdağ’ın Karadeniz’e açılan tek kapısı durumundaki Saray; Istıranca dağlarının güney eteklerinden geçen İstanbul-Kırklareli yolu üzerindedir. İl merkezine Çorlu-Çerkezköy ilçeleri üzerinden 81 km, Muratlı ilçesi- Vakıflar kavşağı üzerinden 78 km’dir.



  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #20 : Mayıs 25 2008, 19:08:59 »
ŞARKÖY

  Şarköy ilçesinin batısında Kızılcaterzi köyü Buruneren çiftliği ve Fener Karadutlar mevkii ile Sofuköy’de İ.Ö. 6000-3000 yıllarına ait yerleşmeler tesbit edilmiştir. Bu yerleşmelerde savaş ve günlük kullanım aracı olarak kullanılan taş baltaların üretildiği ortaya çıkarılmıştır.

    Şarköy İğdebağları (Araplı) köyü Kozmanderesi mevkiinde erken devir çağına ait (İ.Ö.1200) bronz eserler bulunmuştur. Bu eserler o dönemin maden kültürünü ne derece önemli olduğunu göstermekle birlikte aralarında Miken kılıçlarının da bulunması Ege dünyasıyla Trakya arasındaki ilişkileri göstermektedir.

     M.Ö. 750-550 yılları arasında Yunanlılar Traklarla karşılıklı anlaşarak il kıyılarında koloniler kurmuşlardır. Kipert’in antik haritasına göre, il sınırları içinde ve Marmara Denizi kıyısında kurulan koloniler batıdan doğuya doğru şunlardır: Heraklea (Eriklice), Hora (Hoşköy), Ganos (Ganoz), Bizatnhe-Panion (Barbaros). M.Ö. 168-M.S. 395 yılları arasında bölgeye Romalılar hakim olurlar. Bu dönemde yöre, yarı bağımsız yaşamış fakat Trak kavimleri Romalılar’ın hakimiyetine uzun zaman direnmişlerdir.

     Şarköy’ün bugünkü yerinde Antik ve Bizans devri haritalarında Tristatis, Agora gibi oturma yerlerine rastlanmaktadır. Rumeli’yi fetheden Orhan Bey’in en büyük oğlu Süleyman Paşa zamanında ŞEHİRKÖY diye anılan adı, buraya Anadolu’dan göç eden Yörük Türklerin ağzında, şehirden Şar’a dönüştürülmüş ve Şarköy diye söylenmiştir.

     Süleyman Paşa 1354 tarihinde Gelibolu’yu aldıktan sonra Şarköy ve Mürefte’yi alamadan fütühatını Tekirdağ’a uzatmıştır. 1356 tarihinde ani ölümünden önce Şarköy’ü de fethetmiştir. Süleyman Paşa’nın ölümünden sonra Şarköy’ü Bizanslılar tekrar geri almışlar ise de, I. Sultan Murat tahta geçer geçmez, 1362 yılında Şarköy’ü yeniden almıştır. Osmanlı Türkleri’nin Rumeli’yi almalarını sağlayan kuvvetlerin başında Yörükler, onlardan kurulmuş Yayalar ve Müsellemler gelir. Sultan Orhan zamanında başlayıp Fatih’e kadar, gittikçe hızı azalarak süregelen ve büyük Yörük akını, çok kısa zamanda il topraklarını kolayca doldurdu ve Türkleştirdi. Örneğin; Araplı (İğdebağları) Köyü Suriye Yörükleri tarafından kurulmuştur.

    Balkan Savaşı’nda ordularımız 15-21 Ekim 1912 tarihli Lüleburgaz Savaşı’nda yenilince Çatalca’ya kadar çekildi. 4-20 Kasım tarihinde Çatalca’ya saldıran Bulgarlar bir netice alamayınca iki aylık bir mütareke imzalandı. Bu arada Şarköy ve Gelibolu cephesini 2. Tümen takviyeli olarak savunmakta idi. Mütareke bitince Bulgarlar 22 Aralık 1912 tarihinde 10. Kolordu taburlarını Marmara kıyılarından taşıyarak Şarköy’e çıktılar. 10 Haziran’da ordumuz taarruza geçerek Şarköy, Mürefte başta olmak üzere tüm Trakya topraklarını Bulgarlar’dan kurtardılar.

    I. Dünya Savaşı sonrası gelişen olaylar neticesinde 20 Temmuz 1920 günü Yunanlılar Tekirdağ kıyılarına çıkartma yaptılar.

            Rum ve Ermeniler’in içerden savaşa katılmaları ve Yunan işgal kuvvetlerine yardımcı olmaları sonunda birliklerimiz gerilediler. Şarköy 2,5 yıl kadar Yunan işgali altında kaldı. Şarköy 17 Kasım 1922 günü Yunan işgalinden kurtuldu.

    Şarköy’ün hangi tarihte ilçe olduğu bilinmemekte ise de; 30 Mayıs 1926 tarih ve 877 Sayılı Mülki Teşkilat Kanunu ile bağlı bulunduğu Gelibolu ilinin ilçe olması üzerine Gelibolu’dan bağlantısı kesilerek Tekirdağ iline bağlanmış, bu tarihte ilçe olan Mürefte ise bucak merkezine dönüştürülerek köyleriyle birlikte Şarköy ilçesine bağlanmıştır.

    Şarköy ilçesi idari yönden 3 mahalle (İstiklal, Cumhuriyet, Cami-i Kebir), 2 belde ( Mürefte, Hoşköy) ve 26 köyden oluşmaktadır.

Şarköy, İl Merkezine sahil yolu ile 68 km, E 23 Kara Yolu ile 93 km`dir. Kuzeyinde Malkara, kuzeydoğusunda Tekirdağ, güney ve güneydoğusunda Marmara Denizi ve batısında Gelibolu bulunmaktadır. Yüzölçümü 555 km² ‘dir.

     Şarköy ve Mürefte’ye Ganoz Dağları hakim olup 945 m yüksekliği olmasına rağmen deniz kıyısından itibaren ani yükselme gösterdiğinden ulu bir dağ görünümü arzetmektedir. Marmara Çukurları ile Ganoz Körfezi arasında Muratlı ve Çorlu’dan başlayarak güneybatıya uzanan üç fay bulunmaktadır. Bundan dolayı ŞARKÖY-MÜREFTE-TEKİRDAĞ Türkiye’nin depreme hassas bölgelerindendir. MTA Enstitüsü tarafından bölge birinci derecede deprem bölgesi ilan edilmiştir. Şarköy’ün kuzey, doğu ve batı yöreleri oldukça engebelidir. Şarköy ilçe sınırları içinde kalan kıyılarda denize ulaşan derelerin yataklarında oluşan ova Şarköy kıyı ovasıdır. Şarköy ovası Tekir Dağlarının güney eteklerinde Hoşköy’den Kızılcaterzi’ye kadar uzanan bir alüvyon ovasıdır. Şarköy ovasının gerisinde kıyı taraçaları yer alır. Özellikle Mürefte ve Şarköy kıyılarında bu taraçalar diğer kıyılara oranla daha belirgindir.

     İlçe hudutları içinde kalan topraklarda akan en önemli akarsular şunlardır; Gaziköy, Hoşköy, Gölcük ve Tepeköy dereleri. Dereler yaz mevsiminde ya tamamen ya da kısmen kururlar. Gölcük Deresi ilçenin kuzeyini takip ederek Saroz Körfezine dökülür.

     İlçenin doğal bitki örtüsü: Marmara Denizi’ne bakan yamaçlarda iklim tipine uygun olarak gelişme gösteren makiler ve fundalıklardır. İç kesimlerde ise kışın yapraklarını döken meşe türleri, gürgen, dış budak, ıhlamur, çınar ve karaağaç görülmektedir.

     İlçenin sahip olduğu toprakların büyük bir kısmı tarıma elverişli değildir. Orman bölgesi bakımından oldukça zengindir.(203.090 dekar)

     Şarköy, yarı nemli iklim tipine girmektedir. Akdeniz iklim tipi ile Karadeniz iklim tipi arasında geçiş özelliği gösteren bir iklime sahiptir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. İçerilerde daha ziyade karasal iklimin etkisi görülür. Yıllık yağış ortalaması 550.6 mm'dir.
     Tekirdağ-Malkara yolunun 48. Kilometresinde Karıştıran’dan güneye ayrılan 38 km’lik yolla D-110 Karayoluna bağlantılıdır. İl merkezine uzaklığı 86 km’dir. Ayrıca ilçe merkezi Gelibolu’ya bağlı Kavak Köyü kavşağından 24 km’lik bir asfalt yol ile Keşan-Gelibolu yoluna bağlantılıdır. Şarköy-Gelibolu arası 54 km’dir. Şarköy’ü Tekirdağ iline bağlayan sahil yolu yeterince kullanılabilecek durumda değildir.  Şarköy’e düzenli bir deniz ulaşımı yoktur. Küçük tonajlı ve gezi motorları iskeleden istifade edebilmektedir. Yazları Avşa ve Marmara Adaları’na Şarköy’den motor seferleri düzenlenir.

  • Şizofren Sevdam..
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #21 : Mayıs 26 2008, 18:40:51 »
malkarayı yazmasaydın keşke ortak ben yazmak isterdim onu (6)
ama sağ olsaın özledim memleketimi beeee

  • poison_black!!
  • Ziyaretçi
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #22 : Mayıs 26 2008, 19:12:11 »
Reca ortakım.
Bilsem sana bırakırdım :)

--
Bende biraz önce kendi memleketimi gördüm.
Nasılda özlemişim.
Neyseki haftaya gidiyorum

  • Çevrimdışı +90
  • *
  • İleti: 2474
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutlu gözüksemde kalp taşır azam kayıp..
Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #23 : Ağustos 13 2008, 16:20:48 »
Tekirdağ'ım güzel memleketim :) sağol paylaşım için
lan yüzüme bakma malca konuşmuyorum arapça

Ynt: Tekirdağ
« Yanıtla #24 : Ağustos 13 2008, 16:31:35 »
Çorluda oturuyorum bazı hatta çoğu şeyleri yeni öğrendim saol (=
"Kim o?" deme boşuna,
Benim, ben.
Öyle bir ben ki gelen kapına;
Baştan başa sen..


 facebook  linkedin  myspace  twitter
 


Ziyaretçiler bu sayfayı aşağıdaki kelimelerle buldu:

koyune google kac sarkoy spor iskit pazarcik misinli beyciler alternatifim
dirsekli stadion kaseler tekirdag kavsaktan girilir beldesi giderken yol saroz